|
|
TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ | |
|
MARKS GERÇEKTE NE DEDİ? Markstan ve Marksizmden habersiz komünistlik olmaz. Yusuf Zamirin Alev Yayınları tarafından yayınlanan son kitabı Marks Gerçekte Ne Dedi bunu anlamaya yönelik önemli bir katkıdır
Yusuf Zamirin son kitabı, Marks Gerçekte Ne Dedi, Şubat ayında Alev Yayınları tarafından yayınlandı. Adından da anlaşılacağı gibi, Yusuf Zamir bu kitabında da, kendisini komünist olarak tanımlayanları Marksın özgün teorisine yeniden eğilmeye ve Marksı yeniden, dikkatle okumaya çağırıyor. Alev Yayınlarının Marksın çeşitli tarihlerdfe çekilmiş resimleriyle zenginleştirdiği Marks Gerçekte Ne Dedi kitabı alışıldık bir önsözle değil, okuyanın kafasına çekiç gibi vuran şöyle bir girişle başlıyor: Marks'ı Marks'tan öğrenmenin zor olduğuna ilişkin yanlış bir kanı vardır. Biraz da bu nedenle, Marks'ın ne söylediğine dair bilgileri naklen edinme kolaylığı tercih edilmiştir. Ne var ki, nakli bilgiler nakledenlerin yorumunu içerir. Her yorumun arkasında nakledenlerin, liderlerin, siyasal çizgilerin moral otoritesi durur. Bu durum, Marks'a nüfuz etmeyi daha da zorlaştırmıştır. Marks'ın düşüncesine dair bilinenler ağırlığıyla Marks'ın pozitivist açıdan yorumudur. İkinci Enternasyonal'de oluşan bu yorum, çeşitli kollara ayrılmış ve yer yer sahici Marks'la buluşarak çeşitli renklerde Marksizmlere yol açmıştır. Her kol kendi mücadele tarzını, kendi mücadele birikimini yaratarak sol düşünceyi kendince etkilemiştir. Ağırlığıyla pozitivist yöndeki bu etkilenmeler yüzünden, Marks'ın gerçekte ne dediğini anlamaya karşı zihinsel direnişler vardır. Zamir, İkinci Enternasyonal kuşağının iki önemli aydını olan Kautski ve Plekhanovun Leninin Marks yorumunu nasıl etkilediğini ise şu sözlerle anlatıyor: Lenin'in 1913 Mart'ında kaleme aldığı Marksizmin Üç Kaynağı ve Üç Bileşeni başlıklı yazısı, İkinci Enternasyonalin etkisi altında biçimlenen Marks yorumunu ortaya koyan önemli bir belgedir: Onun doktrini, felsefenin, ekonomi politiğin ve sosyalizmin en büyük temsilcilerinin öğretilerinin doğrudan ve dolaysız bir devamı olarak doğmuştur. ... Marksist doktrin, Alman felsefesi, İngiliz ekonomi politiği ve Fransız sosyalizminin temsil ettiği, insanlığın 19. yüzyılda yarattığı en iyi ürünlerin meşru mirasçısıdır. İşte kısaca ana hatlarını vereceğimiz, Marksizmin üç kaynağı ve aynı zamanda üç bileşeni bunlardır. (V. İ. Lenin, Marksizmin Üç Kaynağı ve Üç Bileşeni, Mart 1913, Toplu Yapıtlar, (İng.), c. 19, s. 23-24.)
Yukarıdaki Marks yorumu, Karl Kautski'nin 1908 tarihli Marksizmin Üç Kaynağı adlı yazısıyla aynı çizgidedir:
19. yüzyılda modern uygarlığı üç ulus temsil ediyordu. Sadece her üçünün de ruhunu özümsemiş ve böylece kendi yüzyılının tüm kazanımlarıyla silahlanmış bir kişi, Marks'ın ürettiği devasa eseri üretebilirdi. Bu üç ulusun düşüncelerinin sentezi, -ki bu sentezde bu üç düşüncenin tekyanlı yönleri kaybolmuştur-, Marks ve Engels'in tarihsel katkısının başlangıç noktasını oluşturur. ...
Marks ve Engels, İngiliz, Fransız ve Alman düşüncelerinde varolan tüm yüce ve bereketli yanları kaynaştırarak modern bilimsel sosyalizmi yarattılar. (Karl Kautski, Marksizmin Üç Kaynağı, 1908, (Fr.), Marxists' Internet Archive.)
Lenin'in İkinci Enternasyonal'den devraldığı bu bakışı, en azından 1918'e kadar sürdürmüş olduğunu aşağıdaki alıntıdan anlıyoruz:
Marksizm, Marks'ın görüş ve öğretilerinin sistemidir. Marks, insanlığın en ileri üç ülkesince temsil edilen, 19. yüzyılın üç temel ideolojik akımını sürdüren ve tamamlayan bir deha idi: klâsik Alman felsefesi, klâsik İngiliz ekonomi politiği ve genel olarak Fransız devrimci doktrinleriyle birleşmiş olan Fransız sosyalizmi. Dünyanın bütün uygar ülkelerinin işçi sınıfı hareketinin teorisi ve programı olarak modern materyalizmi ve modern bilimsel sosyalizmi oluşturan ve karşıtları tarafından da dikkat çekici tutarlılığı ve bütünlüğü teslim edilen Marks'ın görüşleri, Marksizmin esas içeriğinin, yani Marks'ın ekonomik doktrinin bir sergilemesini yapmadan önce, genel olarak onun dünya görüşünün kısa bir özetini vermeye bizi zorlamaktadır. (V. İ. Lenin, Karl Marks, Temmuz - Kasım 1914'de yazılmış ve Lenin'in 14 Mayıs 1918 tarihli önsözüyle tekrar basılmış, Toplu Yapıtlar, (İng.), c. 21, s. 50.)
Yukarıdaki satırları Ekim Devrimi'nin en önemli lideri Lenin'in yazmış olması, bu satırların Marks'ın düşüncesini doğru yansıttığına delâlet etmez.
Popüler bilinçte, Marks'ın ekonomik bir doktrin getirdiğine dair yanlış bir izlenim vardır. Marksizmin esas içeriğinin, yani Marks'ın ekonomik doktrininin ifadesi bu popüler izlenimi hem yansıtır, hem de besler. Marksizmin esas içeriği Marks'ın ekonomik doktrini değildir. Çünkü Marks'ın ekonomik doktrini diye bir şey yoktur, Marks'ın ekonomi politiği eleştirisi vardır. Marks'ın ekonomi politiği geliştirmiş olması, onun ekonomik bir doktrin bıraktığı anlamına gelmez. Marks, bütün o bilimsel geliştirmeleri ekonomi politiğin eleştirisini ilerletmek için yapmıştır.
Doktrin, insanlara doğruların ne olduğunu ilân ve tebliğ eder. Marksizm insanların kendilerini uydurmaları gereken bir doktrin değildir. Marksizmin esas içeriği insanlığın kurtuluşu teorisidir...
Marks, klâsik Alman felsefesinin, İngiliz ekonomi politiğinin ve Fransız sosyalizminin doğrudan ve dolaysız bir devamı ya da onların meşru mirasçısı değildir. Marks, 19. yüzyılın üç temel ideolojik akımını sürdüren ve tamamlayan değildir. Klâsik Alman felsefesi, İngiliz ekonomi politiği ve Fransız sosyalizmi, Marksizmin üç bileşeni, üç mütemmim cüzz'ü değildir. Marks, bu üç kaynağı, yanlışlarını düzelterek kendi düşüncesinin içine almış değildir.
Marks, klâsik Alman felsefesini, İngiliz ekonomi politiğini ve Fransız ütopik sosyalizmini eleştirmiştir. Marks, bu üçlüyü eleştiriye tabi tutarak, onların insana aykırı ilişkilerin ötesine geçemediğini ortaya çıkarmıştır. Marks, düşünceyi eleştirel bir mecrada ilerleterek, zihni içine hapsolduğu sapkın ilişkilerin ötesine taşımayı, böylece, insan faaliyetini kurtuluşa doğru yönlendirmeyi amaçlamıştır... (Y. Zamir, Marks Gerçekte Ne Dedi, Şubat 2006, Alev Yayınları, İst., sf . 1-4)
Yusuf Zamir, bu başlangıçtan sonra, Marksın gerçekte ne dediğini, ne yapmaya çalıştığını Marksın kendi yazdıklarına başvurarak açıklamaya girişiyor. Kitabın ana vurgularından biri, positivizmin Marksın İkinci Enternasyonal zihniyeti tarafından yorumlanmasını önemli ölçüde zehirlediği ve de bundan Lenin kuşağının da kendine düşen payı aldığı yönündedir. Kimi çevrelerce hemen tehlikeli(!) olarak niteleneceğinden kuşku duymayacağım yorumunu Yusuf Zamir özetle şöyle bağlıyor:
Lenin'in düşüncesi, çok doğaldır ki, pratiği izleyen bir değişim göstermiştir. Ancak, pratiğin reddettiği düşüncelerden Lenin'in zaman içinde ayrılmış olması, o düşünceleri tedavülden kaldırmamıştır. Reel sosyalizm, Lenin'in son yıllarında geliştirdiklerinden ziyade, İkinci Enternasyonal'i yansıtan eski görüşlerinden esinlenmiştir. Reel sosyalizm, Lenin'in düşüncesinin çeşitli dönemlerini harmanlayarak ve her daim değişen reel politiği meşrulaştıran yorumlar katarak, Leninizm ya da Marksizm-Leninizm dediği bir ideoloji yaratmıştır. Bu ideolojinin oynadığı rolü daha iyi açıklamak için şöyle bir analojiye başvuralım: Osmanlı kültüründe kitapta yerini bulmak diye özel bir deyim var. Kitapta yeri varmış denince, yapılanı meşru kılacak bir ifadenin kutsal kitapta yer aldığı söylenmiş oluyor. Osmanlı toplumunda, yaptığı sıradışı dünyevi işin kılıfını hazırlayan, yani kitapta yerini bulan yakayı sıyırıyor. Kitapta yerini bulamazsa, vay haline! İslam fıkıhı, başta kitaba, sonra sünnet ve hadise, daha sonra da büyük din alimlerinin içtihatlarına bakarak, din ve dünya işlerini düzenleyen kuralları belirliyor. Bir dünyevi davranışın ya da uygulamanın dinen caiz olup olmadığı, fıkıh uzmanı anlamına gelen fakihlerden soruluyor. Şeyhülislam'ın başında bulunduğu ilmiyye teşkilatına mensup fakihler, medreselerde istihdam edilen hocalar, ilmi derin diye şöhret bulmuş sarıklılar, egemenlik ilişkileriyle içiçe tarikatlar, Osmanlı toplumunun düşüncesel jandarmaları olarak zihinleri zapturapt altında tutuyorlar.
Padişahların irade ettikleri dünyevi tasarrufları meşrulaştırmada fakihlere büyük iş düşüyor. Kitapta padişahın istediği yönde yorumlanabilecek bir ayet bulan, ya da fıkıh külliyatını harmanlayarak günü kurtaracak bir içtihat kotaran fakih makbul oluyor. Böylece, makbul fakihler marifetiyle fıkıh külliyatı yeni yeni içtihatlarla şişkinleşiyor. Güne uymadığı düşünülen fikirler hasıraltı ediliyor.
Padişahı siyaseten rahatlatacak şer'an caizdir fetvasını verme kıvraklığını gösteremeyen şeyhülislam, bir punduna getirilerek cellada teslim ediliyor. Siyaseten gerekenlerin kitapta yerini bulup buluşturarak sarayın gözüne giren fakihlere ise ikbal yolu açılıyor. Sistem böyle işliyor. Reel politik, kendi varlığını, kutsal söylem haline getirerek yığınların beynine kazıyor.
Reel sosyalizm, işte böyle kendi gerçekliğini meşrulaştırmak için, Marksizm-Leninizm diye bir devlet ideolojisi yarattı. Reel sosyalizm gitti, ama hurafeleri miras kaldı. Hurafelerin ayıklanarak pratiğin önünün açılması, dünya işçi sınıfının devrimci, pratik-eleştirel mücadelesinin gelişmesine bağlıdır.
Tarihin yorumu, bir doğa olayının sırrını başarılı bir deneyle çözüp işi orada bitirmeye benzemez. Dönemler değiştikçe, geçmiş hakkındaki düşünceler de değişir, bu nedenle tarih defalarca yeniden yazılır. İnsan faaliyeti gelişip evrenselleştikçe, insanın dünyayı anlama iktidarı daha da geliştikçe, yaşanmakta olan ve yaşanmış gerçeklik doğruya daha yakın yorumlanır.
Bugünün dünyasında ortaya çıkan bilgi yoğun teknolojiler, komünizmin (sosyalizmin) nasıl bir üretici güçler temelinde yükselebileceğini ampirik olarak gösteriyor. Günümüz gerçekliğinde beliren yeni olgular, dünden miras kalan anlayışlardaki darlıkları, yüzeysellikleri açığa vuruyor. Yaşanmış deneyim, bugünden bakınca, artık eskisi gibi görünmüyor. Çünkü, bugünü ve dolayısıyla dünü doğruya daha yakın yorumlamanın maddi ve zihinsel koşullarına şimdi artık daha çok sahibiz.
Devrimci, pratik-eleştirel mücadele bütün dünya mülksüzlerini kapsayarak dünya-tarihsel boyuta yükselinceye kadar, proletaryanın birbirini izleyen bir dizi kalkışması olacaktır. Her bir kalkışma, bir yandan geçmişteki pratik-eleştirel mücadelenin kazanımlarından yararlanırken, bir yandan da geçmişin teori ve pratiğindeki yetersizlikleri eleştirerek kendi teori ve pratiğini geliştirecektir... (Y. Zamir, Marks Gerçekte Ne Dedi, Şubat 2006, Alev Yayınları, İst., sf . 138140)
Kitabın sonunda, Marksı Markstan öğrenmenin yerinde bir davranış olacağını düşünen okurlar için çok yararlı EKler var. Çok doğaldır ki bu EKler Marksın düşüncesinin tüm boyutlarıyla kavranması için yeterli değildir. Ancak, Yusuf Zamirin titiz emeği ve akıcı diliyle sunulan bu çeviriler, doğru yolda iyi bir başlangıç olarak değerlendirilebilir. Marksın yapıtlarının, herbiri bir siyasi fraksiyona kapılanmış ya da Marksın ne dediğini hiçbir zaman anlamamış kimi çevirmenlerin elinde nasıl iğdiş edildiğini bildiğimiz için, bu arkadaşımıza teşekkür borçlu olduğumuz kanısındayım. Keşke genç kuşaklardan hem yabancı dile hem Türkçeye hem de Marksa hakim olan, namuslu çevirmenler, daha fazla Marks yapıtını doğru ve anlaşılır çevirileriyle toplumumuza sunsalar.
Yusuf Zamirin Ya Sosyalizm Ya Barbarlık kitabını okuyan yoldaşlar kitabın hatır gönül dinlemeyen üslubunu hatırlayacaklardır. Bu kitapta da böyeledir. Bence bu üslup bugün doğru bir üsluptur. Geçmişin Sovyet ve Rus devrimcilerine saygıda kusur etmemekle birlikte, Marksın gerçekte ne demiş olduğu konusunu sorgularken hatır gönül dinlememek gerekir. Onların anlattığı Marksda bir sakatlık olduğunu düşünüyorsak, ki galiba değil bayağı öyledir, önce Marksı Markstan öğrenmek sonra tarihte olup bitenleri ve getirilen görüşleri yerli yerine oturtmaya çalışmak yerinde bir tutumdur.
Tabii sözümüz, kendisine komünist diyenleredir! (Solcular, ilericiler, demokrat aydınlar vs. de bizim komünistlere hitaben söylediklerimize kulak verirlerse, kendileri açısından iyi birşey yapmış olurlar. O ayrı!)
Hem komünistim diyen, hem de Marksın komünizm, sosyalizm üzerine yazıp çizdiklerinden habersiz olanlar komünist harekete işçi sınıfı hareketine burjuvaziden daha çok zarar veriyorlar. Bugünün en önemli teorik görevi Markstan Marksizmden habersiz komünist(!) aymazlığa dur demektir. Bu da daha iyi teorik çalışma yapmayı gerektiriyor. Biz beceremezsek gençlerden bu görevi devralanlar çıkacaktır umudunu taşıyoruz. Yusuf Zamir bize iyi örnek oluyor. Teşekkür ediyor, ha gayret diyorum.
S Can 08 Mayıs 2006
(NOT: İnternet üzerinden yayın dağıtımında Türkiyede de büyük ilerleme var. Marks Gerçekte Ne Dediyi internetten ısmarlayabilirsiniz. Bazı internet üzerinden kitap satış adresleri şöyle :)
http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=57802
http://www.pandora.com.tr/urun.asp?id=134954
http://www.ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=IX6SVRO23G4GM3OPK9C7http://www.pandora.com.tr/urun.asp?id=134954
|