|
|
TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ | |
|
ŞAKA BİR YANA... BAM TELİ! S Can
Geçenlerde siteye şöyle bir mesaj gelmiş:
Anladığım kadarıyla gittikçe troçkizan bir yöne evriliyorsunuz. antistalinizm kokan yazılar okudum sitenizde. ...
Bu mesajı gönderen Mustafa Akal, iyi ki müstehzi diliyle uyardı bizi. Yoksa, az daha uçuruma gittiydik hani... Henüz Troçkist değilmişiz ama troçkizanmışız çünkü anti-stalinist kokuyormuşuz. Sağolsun! Bu kavrayış düzeyi, Türkiye solunda çok belirgin olan teorik kabızlığın en yalın örneklerinden birini sergilemektedir.
Şaka gırgır bir yana, Marksizmin doğrularını yeniden ve sürekli gündeme getirmeye yönelmiş bir topluluğuz. Bunu gizlemiyor saklamıyoruz. (Yusuf Zamirin çalışmaları bu konuda yeterince açıklayıcı olmalıdır.) Gerçeği ararken gözümüze ket vuracak değiliz. Bırakın Troçkiyi Stalini, en burjuva araştırmacıya da göz atar, Greenspanden bile yararlanırız, kimden çekineceğiz. Kuştan korkan darı ekmesin.
Marksizmin - komünist harekette çoktan unutulduğu ayan beyan olan - doğrularını yeniden günışığına çıkarmaya çalışırken, Marksı Troçkiden sormak, herhalde başvurulacak en doğru yöntem olmazdı. Görüşlerinin doğruluğu kendinden menkul olan Troçki esasen Stalinin hem fikir anasıdır, hem de alteregosu! Doğrularımızı temele, Marksa bakarak ortaya koymak daha akılcı bir yol olur. Bu, ayrıca zamandan da tasarruftur.
Eğer bize ille de bir kulp takmak isteyen olursa, Marksa yönelmeciler demek çok da yanlış olmazdı. Bugün ne geçmişteki kadrolara, olanaklara ne de güce, örgüte sahip değiliz. Ancak, kadrosu gücü örgütü olanların haline bakınca, insanın ah ne gam diyesi geliyor. O örgüt şöyle diyor bu örgütün şurası eğri gibi yorumlarla zaman yitirecek değiliz. Uluslararası komünist ve işçi hareketi bir bütün olarak bugün teorik (ve tabii ki siyasal) bir KRİZDEDİR. Meraklısı yazdıklarına göz atabilir (www.solidnet.org). Anti-Amerikan (pro-yerli burjuvazi, kimi yerde pro-Rus, ama nedense pro-Çin değil), her ne pahasına olursa olsun devletçi (pro-yerel burjuvazi) ve özelleştirme karşıtı, küreselleşme karşıtı, yerelci bir güruh halindeler...
Bizim, her ne olursa olsun Marksist komünist teorinin geleceği pırıl pırıl aydınlattığına dair inancımız var ve bu yöndeki kanımız Marksı okudukça daha da kuvvetlenmektedir. Komünist ve işçi hareketinin siyasal söylemlerine değinmek şimdilik amacımıza hizmet etmeyecek. Teorik körlüğün bam teline ISRARLA dokunmak istiyoruz: Tek ülkede sosyalizm olmaz; sosyalizm komünizmden ayrı yaşanacak bir aşama vb. değildir; Ekim Devrimi sosyalist devrim değildi, Sovyetler Birliği de sosyalist (komünist) hiç olmadı. Yıkılan sosyalizm değildi, Marksizm hiç değildi.
Tek ülkede sosyalizm olmayacağı görüşü, Troçkinin, birçok konuda aynı anlayışı paylaştığı Stalinden temel ayrılık noktasıdır. Öte yandan, biz tek ülkede sosyalizmin olmayacağını onyıllardır söyleriz. Ama bunun için Troçkiye başvurma dangalaklığında hiç bulunmadık. Çünkü hem dünya devrimi hem de tek ülkede sosyalizm (komünizm) olmayacağı görüşünün kaynağı ve sahibi Karl Markstır.
Marksın doğrularının yeniden öne çıkartılmasına ilişkin bir çaba içindeyiz. Bu alandaki teorik sığlıktan kurtulmadan komünist teoride ve pratikte zırnık ilerleme kaydedilmeyeceği düşündesindeyiz. Beğeneni olur, beğenmeyeni olur, kimseye görüşlerimizi zorla kabul ettirmeye niyetimiz yoktur, tek doğru bizim doğrumuzdur gibi psikopatlıklarda da bulunacak değiliz. Ancak, ısrarla üzerinde durduğumuz görüşlere pozitif bakan arkadaşlardan, yoldaşlardan beklentilerimiz vardır:
Marksın felsefesine ve yöntemine ilişkin önce Marksı (ve mümkünse Almanca aslından, ya da İngilizce, Fransızca çevirilerinden) okumalarını ve tartışmaya açtığımız konularda Markstan yola çıkarak yazmalarını bekleriz. Unutulmasın, kafada oluşan soruların dillendirilmesi bile yardımcı olur.
Neden Türkçe çevirileri okuyun diye ısrar etmiyoruz? Çünkü teorik gerilik Türkiye Solunda o denli derindir ki, çevirilerde inanılmaz fahiş (hatta bilinçli) yanlışlar, atlamalar, eklemeler vardır. Bir örnek verelim: Komünist Manifestonun bir zamanlar yapılan bir çevirisinde Marksın çok önem verdiği bir kavram olan çağ yerine dönem denilmiştir. Kitap hâlâ ortalıkta dolaşmaktadır. Bir başka örnek: Marks-Engelsin 1850de yazdıkları Merkez Komitenin Komünist Birlike Çağrısı başlıklı ajitatif yazının son satırındaki Sürekli Devrim çağrısı, bilinçli denilebilecek bir müdahaleyle Devrimin Sürekliliği olarak değiştirilmiştir. Herhalde Menşevik çevirmen Ahmet Kardam, Marksla Engelsin Troçkizm propagandası yaptığını düşünmüştü!
Marksı Marksın kendisinden okumak, anlamak! Günün ana halkası budur. Karl Marksın Emek Değer Teorisi üzerine yazdıklarını okumak, özellikle Ekonomi Politikin Eleştirisine Katkıya Önsözünü dikkatle değerlendirmek, Komünist Manifestonun teorik önermelerine ağırlık vermek, ulaşılabiliyorsa Grundrisse, Alman İdeolojisi, Felsefenin Sefaleti, Gotha Programının Eleştirisi gibi metinlere yoğunlaşmak... Bu birikimin inanılmaz olumlu sonuçlar doğuracağını biliyoruz.
Bugün komünist ve işçi harekete hakim olan aymazlığın üstesinden gelebilmek için ona dayatılan paradigmayı kırmak gereklidir. Bu ise ancak Marksizmi kaynağından, yani Markstan (ve Engelsten) yeniden öğrenmekle başlayabilir. Devrimci siyasetçi Leninin tuttuğu yeri ve önemi böyle daha doğru kavrayabiliriz. Günümüzün nasyonal komünistlerinin neden sırtlarını Staline dayadıkları da, Marksın teorik gözüyle bakınca, anlaşılır bir şeydir.
Son olarak bir sorumuz olacak: Günümüzün Nasyonal Komünistleri Markstan acaba neden kaçıyorlar? 06 Şubat 2006 |