| |
Günümüzde komünist hareketin bazı hayati sorunları üzerine notlar
S
Can
Hrant Dinkin öldürülmesini protesto etrafında Türkiye Sol Hareketinin anka
kuşu gibi kendi küllerinden doğabileceği üzerine yorumlar var.
Olabilir de olmayabilir de. Biz olabilirliği üzerine
akıl yürüterek bu yükseliş nasıl olursa bundan işçi sınıfı ve sınıf
mücadelesi yarar görür üzerine birkaç önemli noktaya vurgu yapmak
istiyoruz. Bunlar dünya komünist hareketinin başta gelen canalıcı
sorunlarıdır ya da olmazsa olmazlarındandır diyoruz.
Komünist hareketi öteki emekçi-yoksul kökenli
hareketlerden ayıran özelliği teorisidir. Yani özüyle, Marksın
çeşitli yapıtlarında dünya toplumlarının evrimine ve kapitalizmin işleyişine
ilişkin olarak getirdiği yorum ve açıklama-çözümlemeler, Marksın yöntemi ve
Komünist Manifestoda berraklaşan
programatik yaklaşımıdır. Bu yaklaşımın çeşitli yönlerini hatırlamak için
bazı alıntılar vermek istiyorum:
"Dünyanın karşısına yeni bir ilkeyle çıkıp doktriner
bir havada 'doğru budur, önünde diz çökün' demiyoruz. Dünyanın kendi
ilkelerinden hareketle dünya için yeni ilkeler geliştiriyoruz. Dünyaya dönüp
'savaşımlarınızı kesin, aptalcadır, biz size mücadelenin doğru sloganını
vereceğiz' demiyoruz. Biz sadece dünyaya gerçekte ne için mücadele ettiğini
gösteriyoruz. Ve bilinç, dünyanın istemese de kazanmak
zorunda olduğu bir şeydir."
(K. Marks, "Arnold Ruge'ye Mektup", Eylül 1843,
Marxists' Internet Archive.)
"Komünistlerin
vardığı teorik sonuçlar, hiçbir biçimde, şu ya da bu sözde evrensel reformcu
tarafından icat ya da keşfedilmiş fikir ya da ilkelere dayanmaz.
"Komünistlerin vardığı teorik sonuçlar, yalnızca,
mevcut sınıf mücadelesinden, gözlerimizin önünde cereyan etmekte olan
tarihsel hareketten kaynaklanan fiili ilişkilerin genel ifadeleridir."
(K. Marks, F. Engels, "Komünist Manifesto", Aralık 1847
- Ocak 1848, MESY, (İng.),
c. 1, s. 120.)
"Bizim
için komünizm kurulacak bir düzen,
gerçeğin kendisini uydurması gereken bir ideal
değildir. Biz, bugünkü durumu kaldırıp atan
gerçek harekete komünizm
diyoruz. Bu hareketin koşulları, şu anda varolan öncüllerden çıkar." (K.
Marks, F. Engels, "Alman İdeolojisi", Kasım 1845 - Ağustos 1846,
MESY, (İng.), c. 1, s. 38.)
"İşçi
sınıfı Komünden mucizeler beklemiyordu. İşçi sınıfının kararnamelerle
uygulamaya konulacak hazır ütopyaları yoktur. İşçi sınıfı, kendi kurtuluşuna
yol bulmak için, mevcut toplumun kendi ekonomik gelişmesiyle karşı
konulmazcasına yöneldiği o daha yüksek toplumsal biçime yol bulmak için uzun
mücadelelerden, koşulları ve insanları baştan başa dönüştürecek bir dizi
tarihsel süreçlerden geçmek zorunda olduğunu biliyor. İşçi sınıfının
gerçekleştireceği idealleri yoktur, fakat, çökmekte olan eski burjuva
toplumun kendi bağrında taşıdığı yeni toplum ögelerini özgürleştirme
yükümlülüğü vardır." (K. Marks, "Fransa'da İç Savaş", Nisan-Mayıs 1871,
MESY,
(İng.),
c. 2, s. 224.)
"Ekonomistler
nasıl burjuva sınıfın bilimsel temsilcileri iseler,
sosyalistler ve
komünistler de
proleter sınıfın teorisyenleridirler. Proletarya kendisini bir sınıf olarak
oluşturacak kadar henüz yeterince gelişmediği sürece, bunun sonucunda,
proletaryanın burjuvaziyle mücadelesi henüz siyasal karakter almadığı sürece,
üretici güçlerin burjuvazinin bağrında, proletaryanın kurtuluşu ve yeni bir
toplumun kurulması için gerekli maddi koşulları (ücretli
emek - sermaye ilişkisini reddetmeye başlayacak nitelikteki üretici güçleri,
yani canlı
emeğin yerini almakta olan, değeri çöküşe uğratmakta olan bilgi yoğun
teknolojileri
- YZ) bir an için görmemizi sağlayacak kadar olsun henüz yeterince
gelişmediği sürece, bu teorisyenler, ezilen sınıfların sıkıntılarını
gidermek üzere sistemler uyduruveren ve yeniden doğurucu bilim arayışına
giren ütopyacılardır ancak.
"Ama
tarih ilerledikçe ve onunla birlikte proletarya mücadelesinin çizgileri daha
da belirginleştikçe, sosyalistler ve komünistlerin zihinlerinde bilim
aramalarına artık gerek kalmaz. (Çünkü, olgular
büründüğü mistik örtülerden gerçek hayatta sıyrılmaya başladıkça saydamlaşır.
Olgular saydamlaştıkça, olguların içyüzünü görmek için bilime gerek kalmaz.
O zaman olgular bütün nitelikleriyle olduğu gibi bilince yansır.
- YZ) Gözlerinin önünde olup bitenleri saptamaları ve olanların sözcüsü
durumuna gelmeleri yeterlidir. Bilim aradıkları ve yalnızca sistemler
kurmakla uğraştıkları sürece, mücadelenin başlangıcında kaldıkları sürece,
sefaletin içinde sefaletten başka bir şey göremezler. Sefaletin içinde eski
toplumu devirecek devrimci, yıkıcı yanı göremezler. Tarihsel hareketin ürünü
olan bilim, bu andan sonra, kendisini bilinçli olarak tarihsel hareketle
birleştirmiş, doktriner olmaktan çıkmış ve devrimci olmuştur."
(K. Marks, "Felsefenin Sefaleti", 1847, METY,
(İng.), c. 6, s. 177.)
Şimdi, bu alıntıların ışığında, teorik alanda
günümüz komünistlerinin en başta yapması gereken, gözlerinin
önünde olup bitenleri saptamaları ve olanların sözcüsü durumuna
gelmeleridir. Bu en başta, yaşanan SSCB deneyiminin karakteri ve çöküş
nedenleri üzerine değerlendirme yapmayı gerektirir. Bu da uzun süredir
unutulmuş olan Marksın komünizm anlayışını yeniden hatırlamayı,
kavramayı öngörür.
Özetle söylersek;
-
Marksta sosyalizm diye komünizmden ayrı bir toplumsal aşama yoktur.
Sosyalizm, Marksda komünizmin ilk aşamasıdır, kapitalizmden devralındığı
haliyle komünizmdir. Burada hatırımızda kalması gereken, sosyalizmde (komünizmde)
sınıfların, değer yasasının kategorilerinin (değer, meta, ücretli emek,
sermaye, vb) ve devletin olmadığıdır. Komünist devrim yabancılaşmış
emeği ve onunla birlikte yabancılaşmanın tüm tezahürlerini ortadan kaldırır.
-
Komünist Manifesto
sosyalizmin değil kapitalizmden sosyalizme (komünizme) geçiş
döneminde komünist devrimin sorunlarını ele alır ve proletarya
diktatörlüğünün siyasal programıdır.
Çerçeveyi kabaca böyle koyduktan sonra bugüne dönüp, bugünkü bilgilerimizin
ve kavrayışımızın ışığında SSCB hakkındaki hükmümüzü vermek durumundayız.
Yukarıdaki kavrayış ışığında değerlendirilirse açıktır
ki, Ekim Devriminin ülkesi Sovyet Rusya (sonra SSCB) hiçbir zaman
sosyalist olmadı. Lenin zamanında da sosyalist değildi, sonra da olmadı.
Sosyalizmin kurulmakta olduğu, sosyalizm kuruculuğu, vb. Rusyadaki
devrimcilerin kendilerini tanımlamaları, kendi
yakıştırmalaraıydı. Oysa Marksın da vurguladığı
üzere:
Gelişmelerinin
belirli bir aşamasında toplumun maddi üretici güçleri, o zamana kadar içinde
hareket ettikleri mevcut üretim ilişkilerine, ya da bunların hukuki
ifadesinden başka bir şey olmayan mülkiyet ilişkilerine ters düşerler.
Üretici güçlerin gelişmesinin biçimleri olan bu
ilişkiler, onların engelleri haline gelirler. O zaman bir toplumsal devrim
çağı başlar. İktisadi temeldeki değişme, kocaman üstyapıyı, büyük ya da az
bir hızla altüst eder. Bu gibi altüst oluşların incelenmesinde, daima,
iktisadi üretim koşullarının maddi altüst oluşu ile ki, bu, bilimsel
bakımdan kesin olarak saptanabilir, hukuki, siyasal, dini, artistik ya da
felsefi biçimleri, kısaca, insanların bu çatışmanın bilincine vardıkları ve
onu sonuna kadar götürdükleri ideolojik şekilleri ayırdetmek gerekir.
Nasıl ki, bir kimse hakkında, kendisi
için taşıdığı fikre dayanılarak bir hüküm verilmezse, böyle bir altüst oluş
dönemi hakkında da, bu dönemin kendi kendini değerlendirmesi gözönünde
tutularak, bir hükme varılamaz, tam tersine, bu değerlendirmeleri maddi
hayatın çelişkileriyle, toplumsal üretici güçler ile üretim ilişkileri
arasındaki çatışmayla açıklamak gerekir. İçerebildiği bütün üretici
güçler gelişmeden önce, bir toplumsal oluşum asla yok olmaz; yeni ve daha
yüksek üretim ilişkileri, bu ilişkilerin maddi varlık koşulları, eski
toplumun bağrında çiçek açmadan, asla gelip yerlerini almazlar. Onun içindir
ki, insanlık kendi önüne, ancak çözüme bağlayabileceği sorunları koyar,
çünkü yakından bakıldığında, her zaman görülecektir ki, sorunun kendisi,
ancak onu çözüme bağlayacak olan maddi koşulların mevcut olduğu ya da
gelişmekte bulunduğu yerde ortaya çıkar. (K. Marks,
Ekonomi Politikin Eleştirisine
Katkıya Önsöz, Marxists Internet Archive, Türkçe)
Rusyada sosyalizm olamazdı, çünkü devrimci (KP)
iktidarın önündeki görevler onlar adını nasıl koyarsa koysun, kapitalist
çağın görevleri idi; yani ulaşım, iletişim, taşımacılık gibi sorunları
çözme yolunda adım atmak, endüstrileşmeyi başlatmak, başlamış ise o alanda
süreci hızlandırmak, tarımda mekanizasyonu sağlamak, bunun gerektirdiği
enerji sorunlarını çözmek ve böylelikle değer yasasının işleyişlerini KP
iktidarında geliştirmekti. Rus devrimcileri buna farklı adlar verdiler
ama kuşbakışı bakıldığında, endüstrileşmenin, değer yasasının işlediği en
sonuncu üretim tarzı olan kapitalizmin asli görevi olduğu açıktır. Yani
demokratik devrimin görevi!
Burada komünist (ya da sosyalist) görev olarak
adlandırılmaya en yakın görev, emekçi yığınların her alanda ve her düzeyde
yönetimde söz yetki ve karar sahibi olabilecekleri mekanizmaları yaratmak ve
geliştirmekti. Yani aktif yığın demokrasisi organlarını, işleyiş ve
süreçlerini. SSCBde KP iktidarı hem parti içinde hem de toplumda bunu
gerçekleştirdiği ölçüde sosyalist görevlere yaklaştı, bundan uzaklaştığı
ölçüde - ki burada proletarya diktatörlüğünün proletarya adına KP, KP adına
MK, en sonunda hepsi adına genel sekreter diktatörlüğü ile özdeşleştirilme
süreçleri, Sovyet organlarının fiiliyatta ortadan kaldırılmaları,
sendikaların devlet organlarına dönüştürülmeleri önemli momentlerdir
kapitalist çağın kahredici görevlerine teslim oldular. Ama batı
ülkelerinden belli farklarla. Kapitalist görevleri, kapitalizmin
öngördüğünden farklı siyasal - ekonomik çerçeveler altında yerine
getirdiler. Değer yasasının işleyişlerini farklı gömlekler altında
sağladılar, yasanın çeşitli kategorilerini
anlayışları gereği baskı altına aldılar.
SSCBde, Ekim Devriminin müdahalesi sonucunda,
ikinci dünya savaşına kadar batı kapitalizminde olağan bilinen değer
yasası süreçleri, işleyişleri müdahalenin yönüne ve şiddetine bağlı
olarak şu ya da bu ölçüde deforme edildi. Ama 80 yıllık uzun dönemde
bakılırsa, SSCBde KP eliyle kapitalizmin görevlerinin yerine getirilmesi
diyebileceğimiz bir süreç yaşandı. SSCBnin tek kurşun atmadan
şerefsizce dağılmasını izleyen 17 yılda yaşananlar, bugün Rusyanın içinde
yaşadığı toplumsal ekonomik koşullar, vardığı nokta da bunu doğrular
niteliktedir.
Demek ki, bir yandan ABDnin emperyalist
yayılmacılığına karşı çıkarken, bir yandan da bugünün devlet tekelci
kapitalist Rusyasının özünde ABDden hiç de farklı olmayan
yaklaşımlarının
bence dikkatle izlenmesi gerekmektedir. Yakın bir gelecekte Gazprom
yayılmacılığı siyasal lugata girecek gibi görünüyor.
Yani bugün, SSCB komünistlerin kabesi zaten değildi, SSCBnin devlet
siyasetinin eleştirisinde belli bir haklılık varmış, diyebilmeliyiz. Bir de,
kimi çevrelerde şimdilerde tekrar KP iktidara gelirse Rusyanın sosyalist
olabileceği gibi ham hayallerden uzak durmak, komünist harekette
toparlanmanın teorik ilk adımı olacaktır. Komünist hareket tarihsel
deneyimin ışığında voluntarizmden uzak durmayı öğrenmek zorundadır. Ben
yaptım oldu ile fazla yol alınamıyor.
Bu tartışma içinde zımnen yer alan bir diğer canalıcı öneme sahip konu da,
Troçkinin ve Stalinin, kapitalizmin artık üretici güçleri
geliştiremediğine ilişkin değerlendirmelerinin gerçekdışılığının,
dolayısıyla anti-Marksistliğinin teslim edilmesidir.
Troçki II. Dünya Savaşından hemen önce şöyle yazıyordu:
"İnsanlık belli
bir aşamaya kadar, aşağı yukarı Dünya Savaşı'na kadar kesimsel ve genel
krizlerin içinden geçerek büyüdü, gelişti ve kendini zenginleştirdi. Üretim
araçlarının özel mülkiyeti o çağda göreceli olarak ilerici faktör olmaya
devam etti. Fakat şimdi, değer yasasının kör kontrolü daha fazla hizmet
etmeyi reddediyor. İnsanlığın ilerlemesi çıkmaz sokağa saplanmıştır. ...
Teknik düşüncedeki son zaferlere rağmen, maddi üretici güçler artık
büyümemektedir." (L.Troçki, "Zamanımızda Marksizm", Nisan 1939, (İng.),
Marxists' Internet Archive,
aktaran Y Zamir, agy)
Stalin de II. Dünya Savaşından sonra şöyle demekteydi:
Leninin 1916 ilkbaharında açıkladığı tezin yani
kapitalizmin çürümesine karşın, bir bütün olarak kapitalizmin eskisinden
çok daha hızla geliştiğinin hâlâ geçerli olduğu iddia olunabilir mi? Bence,
edilemez. İkinci Dünya Savaşının ortaya çıkardığı yeni koşullar
düşünülünce, ... (bu tez) geçerliliğini yitirmiş addedilmelidir. (J Stalin,
SSCBde Sosyalizmin Ekonomik Sorunları,
(Şubat 1952),
The Essential Stalin, Anchor
Books, 1972)
Bunlar, olsa olsa yaşamın bugün dalga geçtiği düşünce kırıntılarıdır.
Bunların üzerine inşa edilen strateji ve taktikler ise trajiktir.
Marks Komünist
Manifestoda şöyle diyor: "Burjuvazi, üretim araçlarını,
ona uyarak üretim ilişkilerini ve onunla birlikte toplumun bütün
ilişkilerini sürekli devrimcileştirmeksizin varolamaz." (abç)
Kapitalizmin tek bilinçli işleyişi (buna yasası da
diyebiliriz)
tekil kapitalistin kârını maksimize etme
uğraşısıdır. Yusuf Zamir Marks
Gerçekte Ne Dedi adlı güzel çalışmasında bunu şu sözlerle anlatıyor:
Kâr oranının düşme eğilimi, üretici güçleri geliştirici, sermaye - ücretli
emek ilişkisini yaygınlaştırıp derinleştirici bir etki yaratır. Sermaye kâr
oranının düşüşünü telâfi etmek, rakiplerine üstünlük sağlamak için
teknolojiyi geliştir. Ama böylece, nispi artı-değer zamanını artırarak,
daha yüksek bir üretim tarzının maddi gereklerini bilinçsizce
yaratır. (K. Marks, Kapital, (İng.), c. 3, s. 259.) Demek ki,
kapitalizmin kâra yönelik işleyişinin nesnel bir sonucu, daha yüksek bir
üretim tarzının maddi gereklerini bilinçsizce yaratmak, yani üretici
güçleri bilinçsizce geliştirmektir.
Ne var ki, kâr oranının düşme eğiliminin yol açtığı üretici güçleri
geliştirici etki, dikkat edelim, kâr tarafından sınırlanan bir etkidir.
Kapitalizmde üretici güçlerin gelişmesi, ancak sermayeye kâr sağladığı
ölçüde, bu sınırlılıkla boğuşarak ilerler. (Y. Zamir, Kapitalizm
Üretici Güçleri Geliştirir mi, Marks
Gerçekte Ne Dedi, Şubat 2006, Alev Yayınları) (abç)
Kapitalizmin bu çelişkili doğasını, bir yandan üretici güçleri dolu dizgin
geliştirmek zorunda kalırken, öte yandan da bu gelişmeyi kâr yasasının
imbiğinden geçirerek, kârın çıkarıyla sınırlayarak yapmasını Markstan
okuyalım:
"Sermaye
hareket halindeki çelişkinin ta kendisidir. Çünkü bir yandan, emek süresini
(yani değerin kaynağını - YZ) en aza indirmek için bastırırken, öte
yandan, aynı zamanda, emek süresini zenginliğin (yani değerin - YZ)
tek ölçüsü ve kaynağı olarak alır. Sermaye gerekli emek süresini artı-emek
süresini artırabilmek için azaltır. Dolayısıyla artık emeği, giderek artan
bir ölçüde, gerekli emeğin bir koşulu (bir ölüm-kalım meselesi) haline
getirir. Bir yandan, bilimin ve doğanın bütün güçlerini, aynı zamanda
toplumsal işbirliğinin ve toplumsal ilişkilerin bütün olanaklarını, harcanan
emek süresinden nispeten bağımsız bir zenginlik üretimi için seferber eder.
Öte yandan, böylece yaratılan bu dev toplumsal güçleri, emek süresi ile
ölçmeye ve onları hâlihazırda yaratılmış değerlerin değerini korumanın
sınırları içine hapsetmeye çabalar." (K.
Marks, Grundrisse,
Ağustos 1857 - Mart 1858, (İng.), çev.
Martin
Nicolaus, Penguin Books, s. 706., aktaran Y. Zamir,
agy, s. 69)
Yani,
kapitalizm altında üretici güçlerin kaderi kimi aklıevvel entelin inandığı
gibi geliştirilmemek ve kapitalizmin böylece çöküşü değildir. Sermaye
bizzat varoluşunun emrettiği üzere, üretici güçlerin (komünizm altında
olacağı gibi) özgürce gelişmesini engeller. Sermaye kâr, kazanç görmediği
yere genel kural olarak yatırım yapmaz, kaynak ayırmaz.
Sermaye düzeninde teknolojik geliştirmelere, ancak ekstra kâr
sağlama ihtimali varsa kaynak ayrılır. Bunun öteki yönü de şudur. Ekstra
kâr kapısı olarak görülüyorsa sermayenin yatırım yapmayacağı, teknoloji
geliştirmeyeceği bir alan yoktur. Son iklim değişikliği tartışmalarından
çıkan o ki, kapitalizm buzulların erimesini bile kendisi için ekstra kâr
elde edeceği bir alan olarak ele almaktadır. Zaten böyle düşünmeseydi çöp
endüstrisi diye birşey olamazdı.
Kapitalizm
koşullarında teknolojinin gelişmesi, "kâr"a odaklandığı için, insanın
mutluluğunu, insan - doğa dengesini amaçlamadığı için tek yönlü, sapkın ve
ufuksuzdur. Kapitalizm altında gelişmekte olan üretici güçler bu tek yanlı,
sapkın halleriyle komünizm (sosyalizm) için yeterli değildir. Üretici
güçleri bütün insanlığın hizmetine sunacak şekilde çok yönlüleştirmek için
dünya çapında birleşmiş işçilerin müdahalesi gerekmektedir.
(Y. Zamir, Marks Gerçekte Ne Dedi,
Şubat 2006, Alev Yayınları, s.70-71)
Üretici güçlerin başında insan gelmektedir. Son yüzyıla
baktığımız zaman görüyoruz ki, hem insan, hem üretim araçları ve bilim hâlâ
(bence dev adımlarla) ilerlemekte, gelişmektedir. Ama yukarıda verdiğimiz
çerçevede! Yani, aynı zamanda toplumda yabancılaşmanın inanılmaz boyutlarda
ilerlemesiyle birlikte. Toplumsal yaşamda insanlıkdışı denilecek
uygulamaların, yabancılaşmanın binbir tezahürünün alabildiğine ortaya
çıkmasıyla birlikte. Marksın işaret ettiği gibi, kapitalizmde her gelişme
bir üst aşamada yarattığı çelişkisini de yanında taşıyarak geliyor. Olgular
kendi çelişkileriyle birlikte gelişiyorlar. Emeğin toplumda söz yetki ve
karar sahibi olması isteminin hemen her alanda öne çıkıyor oluşu, bunun
bir ifadesidir.
*
Küreselleşmenin vardığı son aşamada, (tabii ki kapitalist küreselleşmeden
bahsediyoruz) MK eliyle kapitalizmin bir başka, cevval örneği olan Çinin
ardından sosyalist Vietnamın da en nihayet Dünya Ticaret Örgütü (WTO)
üyesi olmaları; buna ek olarak şimdi de kapitalist Rusyanın buraya üyelik
için üyeliğine artık gün sayıyor olması ne ifade etmektedir?
-
Dünya pazarında toplumların birbirlerinden yalıtıklık düzeylerinin iyice
ortadan kalkmakta olduğunun, bununla bağlı olarak üretici güçlerin yerellik
ve yalıtıklığının da artık dünya kapitalizminin gelişmesinin önünde hakiki
engeller oluşturduklarının ifadesidir;
-
Hammadde kaynaklarının yerel / yalıtık varoluşları da ortadan kalkmaktadır.
(Benim ülkemdeki yeraltı ve yerüstü kaynakları yalnızca benim milletime
aittir tekerlemesi, milli sınırların ortadan kalkmakta olduğu dünya pazarı
koşullarında artık gerici, darkafalı burjuva milliyetçiliğinin, ve de onun
kadar gerici, nasyonal komünist akımların kendi milliyetçi burjuvazilerine
yalaklık yapmalarının ifadesidir);
-
Dünya kapitalizmi tarihinde ilk kez Marksın
modelindeki koşullara yaklaşmıştır. Dünya pazarının DTÖ kanalıyla tescil
edilmiş kapsamı müthiş büyümüştür. Bu, Marksın kapitalizmi çözümlemesini ve
sınıf mücadelesinin objektif koşullarına ilişkin değerlendirmesini
yeniden öne çıkarmak gibi bir görevimiz olduğunu bize hatırlatmaktadır.
Komünist hareketin asli görevi, yaşanan tüm ezgi ve sefaletin içinde,
sefalet edebiyatına kapılmadan, sefaletin içinde eski toplumu devirecek
devrimci, yıkıcı yanı görme ve bunu proletaryanın sınıf mücadelesini
yükselterek tüm topluma göstermektir.
Buradan çıkan o ki, komünist hareket kapitalist
küreselleşmenin yönünü, getirdiği acıları ve olanakları tespit ederek
işçi sınıfına ileri mücadele hedefini gösterir. Ulaştığı her mücadele
platformunda emekçilerin her alanda her düzeyde söz yetki karar sahibi
olmalarını propaganda eder. Elitist deneylerden çıkarttığı derslerin
ışığında buna uygun örgütsel biçimleri öne sürer, destekler. Emeğin
küresel mücadelesinin yükseltilmesini, uygun örgütsel biçimlerin
yaratılmasını araştırır, özendirir.
*
Proletaryanın en başta gelen görevi, ileri mücadele
hedefinin gerçekleştirilmesidir;
proletaryanın
kendi kaderini tayin hakkını, devrim hakkını kullanmasıdır. Bütün öteki
haklar bu hakka tabi olarak ele alınmalıdır.
Proletarya tüm toplumun vicdanı ve sözcüsü olacaksa, tüm toplumsal
haksızlıklara , bunların başında da ulusal baskıya karşı çıkmak
durumundadır. Bunun bir yönü, UKTHnin tüm toplum önünde savunulması ise,
öteki yönü de, küreselleşmenin bugünkü gelişme aşamasında ulusal
gericiliği, ulusal sınır çizme / varolanı koruma darkafalılığını teşhir
etmek ve emeğin olabildiğince tek bayrak altında toplanabilmesinin
koşullarını savunmaktır. Ne diyordu eski yoldaşlar:
"Milletim nev-i beşerdir vatanım ruy-u zemin!"
Avrupa Birliğine ve öteki birliklere yaklaşımımız da böyledir.
Sermayenin alabildiğine özgürleştiği günümüz
koşullarında işin başka coğrafyalara kaydırılması ya da başka işletmelere
taksim edilerek yaptırılmasının - taşeronlaşma -
(offshoring
/ outsourcing) kapitalizmin geçici ve kısmi bir taktik uygulaması
olmadığı, sermayenin küresel ölçekte stratejik adımı olduğu
anlaşılmaktadır. Burjuvazi tek dünya pazarının koşullarına uygun
davranmaktadır. Öyleyse dünya emekçileri de mücadele yöntemlerini bu
koşullara uygun düşecek biçimde geliştirmek durumundadırlar. Komünistlerin
savunduğu sınırlar kaldırılsın, tüm emekçilere serbest dolaşım hakkı
verilsin sloganı, kapitalist dünya pazarında yurttaşların kendi
kaderlerini tayin hakkı ilkesinin giderek öne çıktığını anlatmaktadır.
Küreselleşmenin şimdiki dalgası muazzam bir ademi merkeziyetçi basıncı da
getirmiştir. Ulusal darkafalılık bu gelişmenin yarattığı acıları gerekçe
göstererek toplumları daha da kapanmaya sevk etmeye, ortamdan ters yönde
yararlanmaya çalışıyor. Nasyonal komünistler de burjuva keşkek döğücüsü hınk
deyicisidirler. Oysa, emekçilerin bu ortamdan savaşımı küreselleştirmek ve
buna uygun yeni güç merkezleri oluşturmak amacıyla yararlanmaları gerekir:
Emekçilerin, yurttaşların kollektif denetimini artıracak organlar,
kollektifler, kooperatifler, emekçi meclisleri, konseyler, Sovyetler...
Unutmayalım ki, Devlet, kapitalizmden önce ortaya
çıkmış, ama burjuvazinin egemenliğinde
milli, federal vb özellikler altında
yetkinleştirilmekte olan bir örgüttür. Bugün, kapitalizmin önündeki
engelleri kaldırıcı, kapitalist gelişmenin önünü temizleyici, kapitalist
üretim, dolaşım ve dağıtımı hızlandırıcı, geliştirici ve de sınıf düşmanının
önünü kestiği sürece varlığını, önemini korumaktadır. Kapitalizmin doğal
örgütü korporasyon olmakla birlikte ve bugünkü koşullarda şirkette olduğu
türden hire and fire
(işe alırsın, işten atarsın) anlayışına uyan bir
yapıda olmasa da devlete olan gereksinim ortadan kalkmamıştır. Devlet,
egemen sınıfın sınıf düşmanına karşı zoru temsil ediyor olmasının yanında,
özellikle daha geri ülkelerde kapitalizmin altyapısının hazırlanmasında,
üretimin ihtiyaç duyduğu hammaddelerin pazara çıkartılmasını kolaylaştıracak
her türlü teknik, lojistik adımın atılmasında, enerji ve komünikasyon
sürekliliğinin sağlanmasında hâlâ önem taşımaktadır. Önümüzde Rusya, Çin,
Venezüela, Bolivya örnekleri var. Bu durum, devletli sosyalizm
yanılsamasına hâlâ prim vermektedir. Açıktır ki,
komünist hareket, son zamanlarda moda olan ve
21. yüzyıl sosyalizmi adı altında öne sürülen önerileri dikkatle
incelemeli; milliyetçi, nasyonal komünist akımların 21. yüzyıl sosyalizmi
sahtekarlığına kapılmadan, devletin çözümlemesine daha yoğun çaba
harcamalıdır. Devletli bir sosyalizmden söz edemeyeceğimize göre, proleter
devriminin ardından, proleter erki altında emeği sermayenin, yurttaşı
devletin karşısında koruyacak, güçlendirecek ve de erk sahibi yapacak yol ve
yöntemler üzerine düşünmek zorundayız.
Kilit; emeğin her alanda her düzeyde siz,
yetki, karar sahibi olmasını öngörecek yapılanmalar ve hareketlerdir.
*
Kapitalizmin üretim anarşisinden, aşırı kâr
güdüsünden, eşitsiz gelişmesinden büyüyerek bugün çevre sorunları olarak
karşımıza çıkan sorunlar, başta işçi sınıfı olmak üzere halkın, tüm
canlıların yaşamını tehdit ediyor. Yatağana, Afşin-Elbistana, Somaya,
Gebzeye, Körfeze, Marmaraya vb bakan bir göz çok rahatlıkla teslim eder
ki, çevre sorunları, bugün muazzam önemde bir demokratik savaşım odağıdır.
Dahası, bu çağın ana görevi olan endüstrileşme süreci boyunca, insanı, insan
sağlığını bir avuç kâr için hiçe sayan yaklaşımı yüzünden (Batıda da
Doğuda da) kapitalizm bugün dünyanın her yerinde insanlığı hakiki bir çevre
felaketiyle yüz yüze getirmiştir. İnsan soyu tehlikededir. Bu felaketler
zincirinin önünü almak için tüm dünya toplumu çıkarına
adımlar atılması zorunludur. Buradan da çıkar
ki, komünizm kimilerinin anladığı gibi kapitalizmin mekanik bir sonucu, ya
da ilahi Marksist kader değildir. Sosyalizm (komünizm) doğrultusunda
bilinçli adımlar atılmazsa insanlığın sonu yeniden barbarlık olabilir.
Komünistler, çevre mücadelesine ilgi duymak ne söz, onun başını çekmek
durumundadırlar.
*
Buraya kadar anlaşıldığı üzere, sınıf mücadelesinde
herkesin bildiği, birçok sorunu buraya almadım. Sendikal hareketin sorunları
bunlar arasındadır. Bu alanda bizim ilkemiz, Sendikal Birlik, Sendika-içi
Demokrasi, Militan Mücadele. Konuya fazla girmiyorum çünkü sendikal
harekette doğru yönde bir gelişme komünist siyasal harekette canlanmayla
bağlıdır diye düşünüyorum. Emeğin geri kesimlerinin gözü her zaman ileri
unsurlardadır. Ya onlar hazır değilse?
Komünist bir forumda sorunlarımızı tartışalım istiyoruz. Komünist platformda
buluşma, kadroyla programla duruşla olur. Bu duruş komünistler söz konusu
olduğunda pratik olduğu kadar, teorik bir duruştur. Çünkü devrimci teori
olmadan devrimci pratik olmaz. Biz sekter değiliz. Bizim için tek
birleştirici ilke, tüm ezilenlerin yoksulların, haksızlığa uğrayanların
mücadelesini sermayeye karşı emeğin etnisite tanımayan, din farklılığı
tanımayan dil farklılığı tanımayan sınıf mücadelesi potasında
eritmektir.
|
|