| |
BİZİM BEYGİR
Salih Can
Şu legal TKPcilerin
yayınladığı fikir kırıntılarını okudukça bir garip oluyorum. Partimizdeki en
menşevik fikirliler bile bunlar gibi yazmazdı. Sovyetler tek kurşun atmadan
çöktüğünden beri dünya sınıf mücadelesinde dengeler değiştiği için, bunlar
da yeni dengelere uydular. Eski, köhnedikçe köhneleşen görüşleri en çıplak,
en utanmaz biçimleriyle pervasızca savunmaya başladılar.
Yurtseverlik böyle bir konu. Devletçilik desen keza. Ya
ülke çıkarlarının savunmasına gösterdikleri hassasiyete ne demeli? Ülkeyi
böldürmeyiz türünden açıklamalarını, yeni şeyler yaratacaklarına ilişkin
döktürdükleri de cabası.
Bu arkadaşlar bizim ekolden değil, biliyoruz. Bunların
dilleri, üslupları, herşeyleri komünizme yabancı! Legal TKPcilerin kendi
görüşlerini ortaya atmalarına, kendilerine ortak aramalarına fazlaca
itirazımız yok. Zaten olamaz, çünkü herkes kendi bildiklerini savunur. Tabii,
sol, sosyal demokrat, ilerici vb. kılıf altında her bir görüşü
savunabilirler de, kendilerine komünist dedikleri zaman durum ayıp oluyor.
Buna izin vermemek gerekir. Çünkü legal TKPcilerin komünist kılıf altında
kendi görüşlerini kamuya yutturmaya çalışmaları gerçekten sahtekarlıktır.
İleri sürdükleri abuk sabuk görüşlere Marksı ortak etmeye çalışıyorlar.
Yaptıkları Marksizm kalpazanlığıdır.
İlkokul çocukları bile anlıyor ki, son elli yılda, otuz
yılda, son onbeş yılda yerkürede büyük ekonomik, toplumsal, siyasal
değişiklikler ortaya çıktı. Dünya haritası birkaç kez değişti. Daha da
değişeceğinden gayrı. Bilimsel-teknolojik devrim dünya ekonomisinde,
uluslararası platformda bundan elli yıl önce hayal bile edilemeyen muazzam
sonuçlar yarattı, değişimlere yol açtı.
Sovyetler Birliğinde 1917de kurulmaya başlanan,
sosyalizmi hedefleyen yapı, nesnel koşulların ve de öznel nedenlerin sonucu,
komünizmden iyice uzaklaşmış olan KP eliyle çökertildi. 84 yılın
deneyiminden elde avuçta kalan en önemli sonuç, komünistlerin dünyasal
gelişmeler karşısında köklü bir durum değerlendirmesi yapması, çeşitli
pratik meseleleri çözebilmek için kaynağa, Marksa geri dönmeleri gereğiydi.
Buna karşın, hem legal TKPcilerin hem de uluslararası hareketin
yayınlarından görebildiğimiz, bir-iki örnek dışında, müthiş bir
vurdumduymazlık ve bağnazlıktır. Varsa yoksa düşman Amerika, emperyalizm,
emperyalizmin globalleşme saldırısı
Ben böyle güdük düşünmüyorum arkadaşlar. Kendini
komünist olarak adlandıran hareketin, partilerin, bizim gibi topluluk,
hizip, ya da çevrenin adına ne derseniz deyin felsefe ve ekonomi-politik
teoride bugün ciddi sorunları vardır.
Birincisi, önümüzde değerlendirme ve müdahale
gerektiren son derece ciddi güncel durumlar vardır. Ama öte taraftan, daha
da önemlisi, bu durumları algılama ve değerlendirme çerçevesinde, bakış
açısında, kısaca teoride sorunlarımız vardır. İlerici, sol, hatta
devrimci çevrelerin şu aşamada neyi savundukları bizi fazlaca
ilgilendirmiyor. Ama komünist akımların, ya da öyle tanınan çevrelerin
hataları, eksiklikleri, bizim açımızdan fazlaca önemlidir.
Teorik sorunlar her tarafta yaşanıyor. Ama Türkiye
somutunda yaşanan sorunların çeşitli yönleri var. Birincisi, kültüreldir.
Orta Asyadan 1400 küsur yıl önce yola çıkıp yüzlerce yıl süren bir
eksodüsün sonucunda Anadoluya çakılıp kalan Türk kavimlerin beraberlerinde
taşıdıkları özellikler arasında ne yazık ki, okuryazarlık / yazılı gözlem
yapma alışkanlığını sayamıyoruz. Anadoluda 1000 yılı aşkın yerleşim
geleneğine sahip olan bu kavimlerden başka yerleri merak edip de giden,
seyahatname çıkartan insan sayısı, hatırlamaya çalışın, kaçtır? Kendini
Galata kulesinden aşağı uçurmaya çalışan Hezarfen Çelebi dahil mucitlerin,
yapılan icatların sayısı kaçtır? Hadi onları geçtik, son elli yılda, son
yirmi yılda ne çıkmış kaç felsefecimizi, felsefe alanında yazı, kitap yazmış
ve topluma sunmuş kaç aydınımızı sayabiliyoruz?
Bu soruları varolanları küçümsemek için değil,
toplumsal eksikliklerimize işaret etmede yardımcı olur diye soruyorum.
Gelelim Marksist çevremize: Marksist felsefe, ekonomi, siyaset, hukuk vb.
genel konular dahil, kendi yaşadığımız toplumun sorunlarına ilişkin özgün
yazmış kaç Marksist aydın sayabiliyorsunuz? Benim aklıma R Yürükoğlu geliyor.
RYye ek olarak bulduklarınız sayısını yapılmış çevirilerin sayısıyla bir
karşılaştırın.
Son onbeş yılda Sovyetlerin çökmesiyle birlikte gelişen
dünya ortamı üzerine Türkiyede Marksist çevrelerde yapılan araştırma,
inceleme vb teorik denebilecek çalışmalara bakın. Örneğin genetik
bilimindeki son gelişmelerle ilgili yılda kaç kitap yayınlanmış? Ya da, işçi
sınıfının niceliği, niteliği, toplumdaki ağırlığı üzerine Marksist çevrede
yapılmış kaç bilimsel çalışma sayabiliyorsunuz? İngilizce, Almanca, Rusça,
ya da Fransızca bilen ve Marksist yapıtları öz kaynaklardan okuyup
anlayabilen Marksist aydınlarımızın sayısı ve tuttukları yer nedir?
Hadi bunları da geçtik. Komünizm nedir, sosyalizm nedir
konularında kaç yerli çalışma hazırlanmış son yıllarda? Marksın değer
teorisi ve günümüz kapitalizmindeki işleyişler konusu; emperyalizm, dünya
pazarı, devrim, devrim sonrası görevler, demokratik görevler konusu,
sosyalist görevler konusu,.. Kaç tane teorik çalışma sayabiliyorsunuz? Sahi,
çağımız ne çağı? SSCB sosyalist miydi? Kanıtı neydi? Değildi ise kanıtı ne?
Sorular sorular
Yoldaşlar, arkadaşlar, legal
TKPcilerin abuk sabuk fikirleri, günahları bunların yanında enik boku
gibidir
Legal TKPcilerin (ve de başkalarının) Marksizm dışı görüşlerinin
ipliğini pazara çıkarabilmek için teorik anlayışımızı yetkinleştirmemiz
gerektiği gün gibi açıktır. CPGBnin Komünist Üniversitesinin olanaklarını
bu anlayışla değerlendirmeliyiz.
Biraz daha fazla merak etmek gerekiyor! Ne olmuş, nasıl
olmuş, görünen nedenler nelerdir, gerçek nedenler neler olabilir? Biraz
işçileşmek, biraz aydınlaşmak, bolca okumak ve kafa yormak gerekiyor. Soru
sormak gerekiyor, cesaretle... Bize atılabilecek
çamurdan, araştırmanın sonucundan korkmadan... Marksist gibi... Marks gibi
derinliğine çalışmak gerekiyor.
Şunun şurası denizin içinde bir damlayız ama doğru
fikirlerin korkunç gücüne yaslanan bir azınlık olmak zorundayız. Bakın
Engels konuda ne diyor:
Burjuva sağduyusunun sakat beygiri, varlığı olaydan, nedeni
sonuçtan ayıran çukur önünde elbette ki ne yapacağını bilmeyerek durur
kalır; ama insan, soyut düşüncenin engebelerle dolu alanında dörtnala at
sürüp avlanmaya çıktığı zaman, kötü bir beygire binmemeye dikkat etmelidir.
(F. Engels, Marksın Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkısına
Önsözden)
İtiraf edelim ki, bizim cephede durum iç açıcı değildir. En
azından bugün böyle. Ama şu anda dörtnala at koşturanların beygirlerine
bakınca, bizim beygirin yarışı mutlaka kazanacağına olan güvenim daha da
artıyor.
14 Haziran 2005 |
|