|
Yoldaşımız Nihat öldü. Acımız büyük. Ama acımızı
paylaşmaktan çok Nihatın, yoldaşımızın yaşamını kutlamak için buradayız.
Her ölüm erken ölümdür derler. Ama bu ölüm gerçekten çok
erken geldi. Yaşamının en verimli, üretken çağında onu buldu. Yazılarını
okuyan herkes onun derin aydın düzeyini, pırıl pırıl zekasını, özellikle
keskin kalemini tanıdı.
Onun yakınında duran yoldaşları olarak, bizler onun insani
yanına da tanıklık ettik. Onun yüksek enerjisini, coşkulu neşesini, kıvrak
mizahını gördük. Birkaç kısa anımı aktarmak istiyorum.
Yıl 1980. 12 Eylül olmuş. Yasadışı yoldan Türkiyeye
gidiyorum. Efendi giyinmek lazım. Nihattan bir gravat ödünç aldım.
Gravatlarına düşkündü. Hiç de kolay şey değildi ondan gravat ödünç almak.
Yapılacak işleri yaptık. Hadi çık dışarı, ben yok, surada
küçük bir iş, ha şunu bitireyim, uzatıyorum. Veli yoldaş açtı ağzını, yumdu
gözünü: hemen çıkmazsan partiden atıyoruz seni. Mecburen tamam tamam dedim.
Bir sonraki haftaya biletimi aldım. Çıkışa iki gün kala yakalanmaz mıyım? Eh
tabii, tekrar görüşmemiz dört yılı buldu. Vardım İngiltereye. Girdim odaya,
tüm yoldaşlar oturmuşlar. Herkes duygulu, özlemişiz birbirimizi. Odada
sessizlik. Ee kaç yıl oldu dedi? Dedim dört. Şöyle bir başını salladı,
peki nerde benim gravat?
Bu gravat yine onun. Söz, bu kez gravatı kaptırmayacağım.
Temkinliydi. Gömleğe dört düğme alır, iki tane de yedek. O
ne? Emniyet payı. Yahu dört düğmeye iki yedek olur mu, endüstri standardı
bile bir yedek. Olsun olsun, ne olur ne olmaz. Ama bu tedbirliliğinin
siyasette çok yararını da gördü.
Bilen yoldaş öldükten sonra İngiliz basınında da çıktı: 12
Martta TİPin parasını yurtdışına çıkarmış, para halâ onda. Bu laf 70lerde
çıkmıyor da nedense 80lerde çıkıyor. Allahtan parayı teslim ettiği TKP
Genel Sekreteri Yakup Demir yoldaştan bir alındı makbuzu almış. İllegal
partide Genel Sekretere bana bir makbuz yazın demek kolay değil ama demiş
işte. Tedbirlilik. Çıkardı makbuzu, şıp diye kesildi söylentiler.
Parayla barışmadı. Aileden kalan 20den fazla mülkünden
bugün geride karısıyla çocuğunun oturduğu bir ev kaldı. Gerisini devrimci
hareket için harcadı. İllegal çalışma nankördür. Televizyon yayınına
girildi, toplam masrafı geldi 24,000 sterline. Dursun yoldaş maliyeti
görünce dedi: Korsan yayının arasına reklam alsan anca kurtarırsın. Her
masraf açıklanmaz. Ama sonuçta bilanço da ortada.
1981de yakalandığımda sekiz bini evde saklı, üzerimde
toplam Nihatın on bin Alman Markı vardı. Hem de o zamanın parası. Heder
oldu gitti. Dört yıl sonra ben dışarı çıktığımda bu parayı unutmuştu. Ben
parayı kaptırdığım için sıkıntılıyım. Fatma ve Veli yoldaşlarla konuşurken
her ikisi de gözünü kırpmadan yahu verseydin ya dediler. Dedim verdim ama
kolay olmadı. Böyle on bin Markı rahatlıkla unutacak, ama bir gravatı hemen
hatırlayacak kadar insancıl, hoş birisiydi.
Türkiye komünist siyasetine kanımca iki büyük katkı yaptı.
Eminim başka yoldaşlar başka şeyler de sayabilirler ama, bana göre bu iki
katkının etkisi çok oldu. Birincisi Leninin açıklık kendi açtığı yarayı
iyileştiren kılıçtır sözünü pratikte Türkiye komünist hareketine taşıdı.
Zayıf Halka, Faşizmin Çözülüşü ve Yaşayan Sosyalizm kitapları, Sosyalizm ve
Demokrasi, Kankun broşürleri bunun güzel örnekleridir.
İkincisi TKPnin kendi toprakları üstünde, başkasının değil,
kendi çizdiği yoldan gitmesinin yolunu açtı. Yaptığı Alevilik çalışması bu
yönde çok önemli bir yapıttır.
Üzerinde çalıştığı Sosyalizm nedir yapıtının sadece
birinci cildi yayımlandı. En az birkaç ciltlik hazır yayımlanacak materyali
geride bıraktı. Ömrü yetmedi. Son yıllarda pratik işlerden uzaklaşmış, adeta
bir fabrika işçisi gibi günde 12 saat bu yapıt üstüne çalışıyordu. Yarım
kalan çalışmasını yoldaşları olarak yayına hazırlayacağız. Bu yapıt onun
adının birlikte anılacağı bir başyapıt olarak kalacaktır.
En büyük isteği TKPnin yeniden toparlanarak derlenmesiydi.
Tüm bileşenleriyle. Cenaze törenlerine onun için tüm bileşenlerin
katılmasını istedi. TKP yeniden toparlanacak. Buna derinden inanıyordu.
Sorun sadece ne zaman olacağı. Bu süreyi kısaltmak için elimizden geleni
yapacağız.
Denizi ve Heybeliyi çok severdi. Denizciliği de fena
değildi. Külleri Marmaradan çıkacak, Boğazdan geçecek, Karadenize,
Suphilerin mezarına yayılacak.
Denizi bol olsun.
Hüseyin Akbulut
Kromatorium
16 Aralık 2001 -London |