TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ                         
 

Büyük Britanya Komünist Partisi Geçici Merkez Komitesi Genel Sekreteri

Jack Conrad Yoldaşın Konuşması

 

 

Bugün yalnız Büyük Britanya Komünist Partisinin Geçici Merkez Komitesinin değil aynı zamanda Sosyalist Birliğin (Socialist Alliance) Yürütme Kurulu ve Komitesinin de başsağlığı dileklerini sizlere iletmek istiyorum. Bugün benim konuşmam merkez komitesinin değil kişisel olarak benim saygılarımı sunmayı amaçlıyor.

 

Sanırım ilk kez Yürükoğlu yoldaşla bir kitabı aracılığıyla karşılaştım. İngilizce yayınlanmıştı ve adı “Emperyalizmin Zayıf Halkası-Türkiye” idi. Bu kitap o tarihte benim üzerimde çarpıcı bir izlenim bıraktı.

 

O dönemde Yeni Komünist Partisinin üyesiydim ve sanırım ilk kez yöredeki örgütleri ziyaret etmek için otobüsle Yorkshire bölgesine gitmekteydim. Kitabı okumam bana söylenmişti. O günlerde bizlere  hangi kitapların okunması gerektiği söylenirdi. Okunmasının önemli olduğu söylenen bir dizi kitabı okumuştum ve onları çoğunlukla ilgimi çeken, tatmin edici ya da önüme yepyeni bir çevren açan eserler olarak görmemiştim.

 

Zayıf Halka-Türkiye’yi elime bir kez alınca, yolumun sonu olan Leeds kentine varıncaya kadar elimden bırakamadım. Tüm açık yürekliliğimle söyleyebilirim ki bu benim siyasi yaşamımda bir dönüm noktası oldu.

 

Elimde, kelimenin tam anlamıyla çağdaş, resmi komünist hareketin normal olarak yayınladığı kitaplardan son derece farklı ve çarpıcı olmakla kalmayan, kendine özgü Leninist bir kitap vardı.  

 

Bu kitap kendine özgü diliyle bana yalnız Türkiye üzerine bilgi vermekle kalmıyordu, aynı zamanda beni ve çevremdeki yoldaşlarımı, birer komünist olarak yalnız kendi ülkemizde karşılaştığımız sorunlar üzerine değil, tüm komünistlerin dünya çapında karşılaştıkları ortak sorunlar üzerine de gerçekten derinden düşünmeye itiyordu.

 

Yürükoğlu yoldaşla kişisel ilişkilerimin zor bir ilişki olduğunu söylemek sanırım bir sırrı değildir. TKP örgütü ve Yürükoğlu yoldaş, beni ve bir dizi diğer yoldaşımı TKP’ye katılmaya davet etti. Bir toplantıda Yürükoğlu yoldaşın, bana sunduğu son derece güçlü fikirleri ve aynı derecede güçlü içkiyle beni kendilerine katılmaya ikna ettiğini hatırlayabiliyorum. Takdir edeceğiniz gibi toplantının diğer ayrıntılarını pek hatırlayamıyorum.

 

Ben ve diğer yoldaşlarım TKP’ye katıldık. Kafalardaki ana fikir, dünyanın daha ileri deneyimlerini özümsemek ve bu dersleri İngiltere’ye uygulamaktı. Üyeliğim sanırım bir yılı aşkın bir dönem sürdü. Bence Yürükoğlu yoldaş yalnız güçlü bir karizmatik kişilik değildi, söylemesi zor ama, aynı zamanda zorlu bir kişilikti. Sanırım, büyük kişilerin böyle bir kişilik sahibi olması bir anlamda kaçınılmaz.

 

TKP’den ayrıldıktan ve “Leninist” diye tanınan örgütlenmeyi kurduktan sonra da yoldaşla ilişkilerimiz kesilmedi, aksine bazı açılardan daha da derinleşti. Yürükoğlu yoldaş Büyük Britanya Komünist Partisinin Leninist kanadının birinci konferansına katıldı. Misafir olarak değil, konferansa söz hakkı sahibi olarak katıldı. Yoldaş ayrıca Yunanistan’ın bir adası olan Andros’ta düzenlediğimiz uluslararası okula da katıldı.

 

Benim ve Büyük Britanya Komünist Partisindeki yoldaşlar açısından 1990’lı yıllarda ilişkilerimizin azalarak kopması çok yazık oldu. Bunun bizim açımızdan büyük bir kayıp olduğuna inanıyorum.

 

Yürükoğlu yoldaş hakkında düşündüğüm zaman, onunla aramızda olan farklılıklara karşın esinlendirici ruhunun aramızda yaşadığına inanıyorum. Yalnız benim örgütümün etkin çalışkanlığında, komünizme ciddiyetle ve adanmışlıkla yanaşımında değil, aynı zamanda bana kazandırdığı sosyalizm vizyonunda yaşadığına da inanıyorum.

 

Bir toplantıya gidişimi hatırlıyorum. Sanıyorum İslington’da, eski ilaç fabrikasındaki örgüt binasının toplantı salonundaydı ve onun bir konuşmasını dinlemiştim. Sanırım TKP’nin kuruluş yıldönümüydü ve bu konuşma daha sonra “Sosyalizm Üstün Gelecektir” adıyla yayınlandı.

 

Sovyetler Birliği ve Polonya’da büyük zorluklarla karşı karşıya idik. Yürükoğlu yoldaş, ‘Zayıf Halka-Türkiye’ kitabı ile yaptığı gibi, bu konuşması ile de yepyeni bir çevren açıyordu. Tabii ki tüm sorunlara yanıt getirmiyordu, kimse böyle bir şey yapamaz. Ancak bu konuşmasıyla bir çevren açıyordu ve sosyalizmin demokrasi ile el ele yürüdüğünü, bunun bir lüks değil, tarihsel bir zorunluluk olduğunu, “sosyalizmin bir demokrasi olduğunu” gösteriyordu.

 

Ve bu, Yürükoğlu yoldaşın bana öğrettiği ve benim bir daha asla unutmayacağım bir ders oldu.