|
Karacaahmet Sultan Dergisi'nin OCAK 2002
tarihli 71.Sayısında R.Yürükoğlu ile ilgili yazıyı bilgi babından size
gönderiyorum. Aleviyol Web sitesine de yazı konulmuştur. Selamlar.
İsmail Onarlı
OKUNACAK EN
BÜYÜK KİTAP İNSANDIR
İSMAİL ONARLI
Alevi inanç ve felsefesinin, toplumsal yaşam
biçiminin odağında insan vardır. Alevi inanç sistematiğinde her şey insani
değerlere bağlı olarak dizayn edilmiştir. İnsan; evrenin mikro düzeyde bir
boyutu ve yapısal benzeridir. Tanrının yani İrade-i Külliyenin bir
parçası İrade-i Cüziyyeolan insan, evrenin en akıllı yaratılanıdır. Allah;
insanı kendi ruhumdan yarattım ve Ona şahdamarından daha yakınım, İnsan
yeryüzündeki halifemdir, demektedir. Bu bağlamdan Hacı Bektaş Veli; OKUNACAK
EN BÜYÜK KİTAP İNSANDIR demektedir. 11 Aralık 2001
günü sabahı 56 yaşında yitirdiğimiz ve esas adı İsmail Nihat Akseymen olan
Rıza Yürükoğlu mahlaslı yazar: Hacı Bektaşın bu özlü sözünden hareketle
Tarihte ve Günümüzde Alevilik kitabının ana başlığını, okunacak en büyük
kitap insandır koymuştur. Şubat 1990da ilk kez yayınlanan andığımız kitap,
bu güne dek 25. 000 (yirmi beş bin)in üzerinde satılmıştır. R.Yürükoğlu
kitabının önsözünde 1962-1968 arasında devrimci harekette yer alanlar
Aleviliğin, Türkiyede sosyalist hareketin gelişmesinde oynadığı büyük rolü
iyi bilirler. Bizler okul sıralarında, şimdi kimilerin dinci, gerici, yobaz
dedikleri Alevi türküleriyle sosyalizmi bulduk. O türkülerle devrimci
harekette yer aldık. O gün bugündür Aleviliğin dostu bir devrimciyim.(1)
Demektedir. Aleviliğe söylemlerinde pek sıcak bakmayan eski Dev-Genç
başkanı Ertuğrul Kürkçü ise; 1968de... (gençlerin kıyafetlerini ve
biçimlerini tanımlarken) popüler kültürden devralınan tıraşlanmamış Alevi
bıyıkları tamamladı (2) diyerek kısmen de olsa Alevi etkisini
kabullenmektedir. 1960 sonrası ülkemizdeki toplumsal mücadelede Aleviler ve
alevi felsefesi önemli bir rol oynamıştır. Türk demokrasisinin gelişiminde
Alevilerin payı büyüktür.
Sovyetlerin çöküşü ile Türkiyedeki konjoktürel durum değişmiş Siyasi
İslam ve Kürt hareketine karşı Alevi hareketi devlet tarafından destek
görmüş ve defacto olarak Cemevleri açılmıştır. Alevi hareketinin ve
örgütlülüğün atağa geçmesinde R.Yürükoğlu ve öncülük ettiği Kervan Dergisi
kadrolarının çok büyük katkıları vardır. 1990
sonrası 10 yıl içinde yaşanan ALEVİ UYANIŞIda R.Yürükoğlunun fikri
öncülüğünün yanında Avrupa ve Türkiyedeki siyasi kadrolarıyla örgütlü
eylemsel etkinlikleri vardır. A.Yürükoğlu ve İ.Kaygusuzın zihni
üretimleriyle Kervan Dergisi Alevi hareketinde önemli bir işlev
üstlenmiştir. Örgütlü güçleriyle Alevi Toplumunda dinamizm sağlamışlardır.
Bugün geldiğimiz noktada kendi iç çekişmeleri sonucu; Alevi örgütlü
hareketinden uzak duran Kervan Dergisi kadroları toplumsal bir boşluk
bırakmıştır. Bu gün bu boşluk Alevi toplumsal zemininde hissedilmektedir.
Yürükoğlunun ideolojik görüşlerine burada değinmeyeceğiz. Onun Alevi
öğretisine ve tarihine yaklaşımını bu makalemizle değerlendirmek oldukça
zor. Çünkü makale boyutunu aşmaktadır. Onun perspektifi, Aleviliği tarihsel
süreç içinde toplumsal boyutuyla ve mücadelesiyle ele alıp incelemek
olmuştur. Aleviliğe otantik bir yaklaşım olan Av. Ali Yıldırımın Ali Özsoy
dede ile yaptığı söyleşiyi kitap olarak yayına hazırlayan R.Yürükoğlu;
Alevilik Dedelik Kurumuna da verdiği önemi belirtmektedir. Cemevi bazında
örgütlenme olmadan ve Dedelik Kurumu yaşatılmadan Aleviliğinde yarınlara
taşınamayacağını bu eserde vurgulamıştır. (3) Yürükoğlu hep Hacı Bektaş
Dergahı ve Cemevleri Alevilerin hareket noktası olması gereği üzerinde
durmuştur ve ömrünün sonuna dek de bu görüşü savunmuştur.
R.Yürükoğlu kendisini Aleviliğe verdiği önemden dolayı eleştiren sol ve
Marksist çevreler için; Onlar Marksist Tarih Yöntemini de bilmiyorlar,
İslam ve Türk Tarihini de bilmiyorlar diye bir sorumu yanıtlamıştı.
Gerçekte öyle aşağıda vereceğim örnek, Alevi kökenli yazarlar bile; Sünni
bakış açısıyla Alevili Tarihini ele alıyorlar. Bizde geçmişte yazdığımız
makalede Marksistlerin Aleviliğe nasıl yaklaşım içinde olacaklarını
anlatmıştık (4)
Aleviliği İslam Dışı gören Prof.Dr.Fuat Bozkurt için Yürükoğlu: Kitabını
okudum ve okudukça yazarın profesörlüğünden de Aleviliğinden de kuşku
duydum(5) demektedir ki; babasını inkar eden ABDnın Bilirkişisi bu
zattan bizde kuşku duymaktayız.
Yarın
yanağından gayri her şey ortaktır diyen Şeyh Bedrettin gibi Yürükoğluda
Alevilikte Musahiplik Kurumu üzerinde yoğunlaşmıştır. Musahiplik; canı
cana malı mala katma anlayışıdır ki, bu kurum çağımızda nasıl hayatiyet
kazanacaktır. Bu kuruma Yürükoğlu teorik olarak sınıfsal bir veçhe
kazandırmaya çalışmıştır.
Velayet makamı olarak da Hz.Aliden Hacı Bektaş-ı Veliye kadar uzanan
çizgide son halka olarak da bugünkü Hacı Bektaş dergahını görmekte ve
Çelebilerin önemini vurgulamaktadır.
Peygamber 632de ölümünden önce Veda-Haccından dönerken Gadir-i Hummda
Hz.Alinin kendisinden sonra halife olacağını duyurur. Peygamberin ölümü
üzerine cenazesinin defini ile Hz.Ali, Abbas, Fazl, Kusem, Usame, Salih, Evs
ilgilenir. Bekir, Ömer, Osman yandaşları Peygamberin cenazesine gelmeyerek
Arap Bedevi geleneğince pazarlıklar sonucu Ebubekiri halife yaparlar. Bu
oldu bitti olayı karşısında; Hz.Ali yanlıları; Ebubekirden sonra aynı
yöntemle halife olacak olan Ömer ve Osmanı tanımazlar. İslamın erkan-ı
erbaası (dört direği) denilen Selman-ı Farisi, Ammar, Mikdad, Ebu Zerr
Gafaride bu şahısları halifeliklerini kabul etmezler. Bunların yanında
sahabelerin çoğu ve Ensar ile Muhacir kitlede üç halifeyi kabul etmezler.
Bu grup Hz.Alinin yanında yer alarak muhalefet başlatır. Bu nedenle,
Hz.Alinin daha yaşadığı döneminde, Ali yandaşlarının Halife
Osman-Muaviye-Mervan taraftarları rafizi olarak suçlamışlardır. Çünkü
devletin gelirlerini akraba ve taraftarlarına peşkeş çeken Halife Osmana ve
iktidarına; muhalefet ederek karşı gelen Hz.Ali yandaşları doğal olarak
suçlanacaktı. Bu kısa tarihi olayı verme nedenimiz, Hz. Muhammedin Hakk
yürüyüşü ile birlikte Mekkeli eski varsılların iktidarı ele geçirerek
İslamiyeti yozlaştırmaların başlanıcı olmasıdır. Bundan sonra İslamiyet
evrenselliğini Alevilikte devam ettirmiştir. Bekir-Ömer-Osman-Muaviyenın ve
devamcılarının topluma dayattığı Emevi İslam Arap milliyetçi öğretisinden
başka bir şey değildir. Egemen iktidara muhalif olan Aleviliğin; din dışı
ve sapkın bir inanç olduğu tarihin her döneminde söylene ve yazıla gelmesi;
ezilen ve sömürülen kesimlerin öğretisi olmasından kaynaklanmaktadır.
Osmanlı ve Cumhuriyet Türkiyesinde de aynı suçlamalar Aleviler için
yapılmış ve halen yapılmaktadır.
Büyük
bir araştırmacı olan Abdülbaki Gölpınarlı dahil Aleviliği İslamın bir
yorumu olarak görmemektedir. Gölpınarlı 1963de yazdığı Alevi-Bektaşi
Nefesleri adlı kitabında; Alevilik, bir tarikat değildir. Fakat bu yola,
tam manasıyla mükemmel bir mezhep de diyemeyiz, çünkü usûlü, fürûu, hiçbir
vakit tesbit edilmiş sayılamaz. Alevilik, olsa-olsa, iptidaî bir mezheptir,
yahud iptidaî bir DİNDİR. (6)Demektedir. Halbuki, Hz.Muhammedin bizzat
yazdırdığı ve Medinede uyguladığı ilk İslam Anayasası olan Medine
Vesikasını uygulayan Alevilerdir. İlk İslam Fıkıhını yazan Zeynel
Abidindir. Alevilik; inanç, kültür, yaşam biçimi olarak sistematik
toplumsal bir öğretidir. Önemli bir araştırmacı olmasına karşın Gölpınarlı;
Sünni bakış açısından hareketle Abdullah İbn Sebayı da redetmekte hatta
varlığını dahi kabul etmemektedir. Bazı Alevi yazarlarda Gölpınarlıyı doğru
kabul ederek; büyük bir sahabe ve Hz.Aliye taparcasına inanan Abdullah İbn
Sabanın varlığın yadsımaktadırlar. Yine Nejat Birdoğan ve bazı yazarlar
Gölpınarlı gibi Alevlik ayrı bir dindir ya da Faik Bulut gibi Alisiz
Alevilik diyerek, bilimsel tarih metodolojisinden yoksun olduklarından
sapkınlık göstermektedirler. Rıza Yürükoğlu tüm bu aymazlıklara güzel bir
tarih dersi vermiştir.
Aynı
ekolden olan Dr.İ.Kaygusuzun Alevilik Tarihi konusunda çeşitli kaynaklardan
gün ışığına çıkardığı önemli araştırmaları vardır. Biz de yazardan
alacağımız aşağıdaki alıntıyla bazı yazarının bilinçsizliğini ortaya
koyacağız: Hintli Prof.K. Alinin satırlarından Abdullah İbn Sabanın
rolünü okuyalım:
Osmanın
ölümüyle her şey çığırından çıktı. Medine kentinde anarşi ve kargaşalık
egemen oldu. Üç isyancı takımdan en güçlüsü Mısır birliğiydi. Mısırlı
isyancıların önderi Abdullah İbn Saba, beş gün süren anarşinin ardından,
Peygamberin onun adına vasiyet ettiği Halifeliğin Alinin hakkı olduğu
temeli üzerinde Ali davasını destekledi. 23 Haziran 656da Ali, isyancılar
tarafından Halife olarak selamlandı ve halk tek tek ona biat yemini etti.
Alinin Halife seçilmesiyle İslam tarihinde yeni bir dönem açılıyordu. ((Prof.
K. Ali, M.A., A Study of Islamic History, Delhi (India), 2.Basım,
1980 s.125) (7)
İşte
yok denen Abdullah İbni Saba böylesine önemli bir Alevi önderidir.
Türkistan-Horasan hattıyla gelen Alevilik öğretisi;
Mezopotamya, Anadolu ve Balkanlarda çeşitli kültür ve kült motifleri
eklemlenerek zenginleşmiş, Heterodoks İslam-Türk sentezi haline
gelerek; synétique bir inanç sistemi ve bu sistemi yaşatan bir toplumsal
yapı organizasyonuna dönüşmüştür. İşte; R.Yürükoğlu eserlerinde ve
makalelerinde Aleviliğin bu toplumsal yapısını anlatmaya çalışmıştır.
İslâmi daire içinde olan Aleviliği (heterodoks
İslâm) diğer İslamın versiyonları olan, Ortodoks (Sünni ve Şii) İslâmdan
ayıran temel inanç şunlardır:
1) Hulûl (incarnation): Allahın insan suretinde
tecelli etmesidir.
2) Tenasüh (metempsycose): Öldükten sonra ruhun
bir başka bedende yeniden doğması.
3) Don değiştirme (metamorphose): Ruhun, sağken
bir biçimden başka bir biçime, yahut bir kalıptan başka bir kalıba
geçmesidir.
Yürükoğluda Aleviliğin bu inancından Dar-ı
Bekaya hareket etmiştir.
Bir insanda öncelikle üç temel anlayış vardır:
Evrensel insan aşkı, Bilim aşkı, İnanç aşkı. Bu üç aşk bir potada
eridiğinde ancak eyleme dönüşür. Yürükoğlundaki bu üç aşk ölümüyle de
eyleme dönüşmüştür.
Yürükoğlu siyasi ideolojik inancının ötesinde
yukarıda anlattığımız felsefe gereği öldükten sonra naışını; Hindu ve
Budistler gibi yaktırmıştır. Orta-Asya eski Türk inançlarında da ceset yakma
geleneği vardır.Küller Tanrı dağlarına savrulur. Şukar olur. Gökyüzüne
doğru uçar, Gök-Tanrı ile bütünleşmek için....
Yürükoğlunun vasiyeti gereği bizde Londradan getirilen küllerini; 23
Aralık 2001 Pazar günü; Heybeli Adası tepesinden batan güneşin kızıl
ışıklarının mavi Marmaraya vurduğu sularda arkadaşları olarak denize
serptik. Kızıl karanfiller mavi suların üzerini kaplarken, gümüşi küller de
yüzerek okyanuslara kulaç atıyordu. Hava da martılar cıvıldaşırken,
sahilde alkışlarla donuk bakışlı hüzünlü yüzler uğurluyorlardı, Onu
sonsuza....
İsmail
ONARLI/İSTANBUL/26 ARALIK 2001
DİP
NOTLAR:
1.R.Yürükoğlu: Okunacak En Büyük Kitap İnsandır: Alev Yay.6. Bas. 1998
s.13
2. Ertuğrul
Kürkçü; 68le Gelen Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi
Cilt:7 İletişim yay. İst.1988 s.2107
3.
Ali Özsoy Dede, Görüşleri ve Şiirleri Alev yay. 1.Bas. Haziran 1991
İst.
4.İsmail
ONARLI: Marksist Açıdan Alevi Tarihine Bakış,Kervan Dergisi Sayı: 69/
Ağustos 1998 ve sayı:70/Ekim 1998
5.
R.Yürükoğlu: age.s.182
6. Abdülbaki
Gölpınarlı; Alevi-Bektaşi Nefesleri Remzi Kitabevi İst.1963 S.4
Abdülbaki
Gölpınarlı; Abdullah İbn Seba (Bir Yalancının Düzmeleri) İst.1974
7.Dr.İsmail Kaygusuz
: İNANÇ, DÜŞÜNCE VE SİYASAL TARİH BAĞLAMINDA: ALEVİLİK;
KAYNAĞI,
KÖKLERİ VE GELİŞİMİ Cilt:I Web Sitesinde yayınlanmış kitabının Abdullah
İbni Saba Bölümü
------------------------------------------------------------------------
|