1951 – 1960 DÖNEMİ PARTİ ÇALIŞMALARI

       TSEKP’nin kapatılmasından ve yöneticilerinin tutuklanmasından sonra TKP illegal olarak faaliyetlerini sürdürmeye devam etti. Ancak kitlelerle kısıtlı bağlara sahip olan parti, arka arkaya tutuklanmalar yaşayan parti yeni kadrolar yetiştirme olanağından büyük ölçüde yoksun kalmıştır.Ayrıca,yetişen kadrolarının çoğu da polis tarafından izlenmektedir.Bir diğer olumsuzluk, polisin bazı illegal örgütlere sızmış olmasıdır.Bu olumsuz koşullar altında 1951’e gelinir.

 

       Demokratik vaatlerle iktidara gelen Demokrat Parti’nin ilk işlerinden biri 141. ve 142. maddeleri daha da ağırlaştırmak ve sonra da yeni tutuklamalara başlamak olur.İki yüz civarında solcu tutuklanır.Sirkeci’deki meşhur Sansaryan  hanında ve Harbiye’deki hücrelerde tutuklulara işkence yapılır.Bu tutuklamaların sonucunda TKP’nin teşkilatlarının büyük bir kısmı açığa çıkar.1950 affıyla bırakılan Şefik Hüsnü de bu tutuklamalarda tekrar tutuklanır.Sanıklar yargılanmaları sonucunda 10 yılla 1 yıl arasında ceza alırlar.Bu kez TKP önderliği aşağı yukarı bütünüyle hapse atılmış ve TKP’nin örgütlü varlığı sona ermiştir.

 

      Bütün bu olanlara rağmen, dışarıda sol kesimin mücadelesi devam etmektedir.1950 yılında Türkiye’nin Kore savaşına katılmasına karşı çıkan ve içlerinde Behice Boran’ın da bulunduğu Türkiye Barış Cemiyeti yöneticileri tutuklanır ve üçer yıl hapse mahkum edilirler.1950 yılında yeniden kurulan TSP, 1952 yılında kapatılır ve yöneticileri yargılanır.1954 yılında Dr Hikmet Kıvılcımlı tarafından kurulan Vatan Partisi ise 1957’de kapatılır ve yöneticileri tutuklanır.

 

     1920-1950 arası dönem kısaca özetlenmesi gerekirse,TKP’nin her türlü olumsuzluğa rağmen Türkiye topraklarında kök salma ve gelişme mücadelesini sürdürmesidir diyebiliriz.Parti bu otuz yıllık illegal çalışma döneminde çok kısa aralar dışında büyük kitlelere seslenme, ulaşma olanağı bulamamıştır.Ama işçi sınıfının yoğun olduğu yerlerde sınıfın öncülerini saflarında toplama çalışmasını inatla sürdürmüştür.

 

     TKP’nin bu ilk otuz yıllık mücadelesi,savaşımı hemen hemen tamamıyla tek partili dönem içinde geçmiştir.Bu dönemde Parti, ulusal burjuvazinin emperyalizmle uzlaşma eğilimlerine ve milli şef  iktidarının anti demokratik baskılarına karşı mücadele etmiştir.Bu dönemde kemalizm, milli burjuvaziye fazla kredi açan tutum içinde olmuştur.TKP önderliği bu uzlaşma siyasetini eleştirmiş ve hiç bir zaman sınıf işbirliğine eğilimli siyaset izlememiştir.

 

     TKP, bu dönem boyunca işçi-köylü ittifakının gerekliliğini savunmuş,fakat böyle bir ittifakın gerçekleşmesi için başarılı adımlar atılamamıştır.Köylü kesim içindeki çalışmalar oldukça güdük kalmıştır. İşçi kitlelerini peşinden sürükleme olanağını elde edemediği için,işçilerin köylülere önderliğini sağlayamaması kaçınılmaz olmuştur.

 

     Bu dönemde Parti,toplumu etkileyebilecek,kitlelere siyasetini geniş ölçüde ulaştırabilecek olanağa ulaşamamıştır.Buna rağmen, kısıtlı gücüyle de olsa, somut koşullara uygun siyasetler geliştirebilmiş ve bunları yaşama geçirebilmek için mücadele etmiştir.

 

     TKP, ulusal azınlıklar sorununu doğru olarak tahlil etmiş ve uygun çözümler önermiştir.Fakat yukarıda belirtilen güçsüzlük nedeniyle bu siyasetlerini yaşama geçirme olanağı bulamamıştır.Yine o dönemde, Doğu’da çıkan Kürt isyanları konusunda izlediği siyasetin genel Marksist ideolojiye uygun olduğu söylenebilirse de, isyanların gerici rolü vurgulanmış, ulusal zulüm, baskı yönüne gereğince dikkat çekilmemiştir.

 

     TKP bütün tarihi boyunca enternasyonalist bir parti olma niteliğini korumuştur.O günün dünya koşullarında, 1920’li yıllarda SSCB’nin emperyalist ablukaya karşı savunulması ve 1930’lu, 1940’lı yıllarda faşizmi yok etme siyaseti bu enternasyonalizm anlayışının zaman zaman Komüntern karşısında oldukça pasif  kalmıştır.Ayrıca, SSCB’nin izlediği siyasetleri tartışmasız kabul etme gibi bir zaaf taşındığı da vurgulanmalıdır.Genel olarak, o zamanki dünya komünist partilerinin SSCB’ye enternasyonalist dayanışmasının ötesinde bir bağımlılık içinde olmaları şeklindeki hatayı TKP’nin de paylaştığı söylenebilir.Bu durum, anti-komünist güçlerin, solcuları,devrimcileri bir dış devletin uydusu gibi gösterme propagandasını güçlendirmiştir.

 

     TKP, bu dönem boyunca,legal olanakları en geniş biçimde kullanmak için mücadele etmiş,fakat her defasında hakim iktidar tarafından yeraltına(illegale) inmek zorunda bırakılmıştır.TKP’nin legal olanakları kullanmak konusundaki bu sınırsız isteği, yalnızca daha geniş kitlelerle bağ kurma çabasının ifadesidir.TKP bu anlayışına rağmen,hiçbir dönem parlemantarist umutlara ve burjuva kurumlarının cazibesine kapılmamıştır.

 

     Yine bu ilk otuz yıllık dönemde, illegalite koşullarının dayatması sonucu, örgüt içi demokrasiyi bir hayli kısıtladığını söyleyebiliriz.Partinin iç fikir hayatı ve farklılıklar konusundaki tutuma ise, o zamanki dünya komünist hareketinin monolitik anlayışının yansıdığı anlaşılmaktadır.

 

Nazım Çelik