TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ                         
 

1 Mayıs’ta Dünya ve Mücadelemiz

Yaşasın 1 Mayıs

Yaşasın İşçi Sınıfının Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü

Yaşasın Proleter Enternasyonalizmi

Bütün Ülkelerin İşçileri Birleşiniz!

 

2005 yılının 1 Mayıs’ına girerken komünistlerin ve işçi sınıfının önünde şöyle bir tablo var:

  • Sovyetler Birliği’nin ve Varşova Paktı ülkelerinin yönetimdeki komünist partileri eliyle çökertilmesiyle birlikte şimdilik rakipsiz kalan ABD, kapitalist-emperyalist sistemin ekonomik ve askeri süper gücü olarak kendi siyasal istemlerini dünyaya adım adım dayatmaya devam ediyor. Irak ve Afganistan’da halk işgal ordularının zulmü altında hızla kapitalist dünya pazarına entegre edilmenin acılarını çekiyor.

  • Komünist partinin yönettiği Çin ve yine komünist partinin koalisyon hükümetini dışarıdan desteklediği Hindistan, kapitalist dünya pazarına yeni taze kan vermeyi hızlandırmakta, güney Asya’da alt-emperyalistleşme basıncı altında askeri çekişmeler, itiş kakış artmaktadır.

  • Ortadoğu’da eski dengelerin bozulması ile birlikte Türkiye’nin emperyalist iştahı kabarmakta, başta ABD olmak üzere daha güçlü emperyalist ülkelerin basıncı Türkiye burjuvazisinin sağlı-sollu yurtseverlerini/milliyetçilerini ayağa kaldırmaktadır.

  • Rusya, Putin yönetimi altında devletçi yapıya yeniden dönme nazları yapmakla birlikte dünya pazarına oldukça entegre olmuş durumdadır.

  • Karşımızda, Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne üye olmasıyla birlikte daha da bütünlenmiş bir dünya pazarı gerçeği vardır. Dünya pazarı internetin gelişmesiyle ve eşzamanlı elektronik işlem yapmayı olanaklı kılan bilgi sistemlerinin hızla yaygınlaşmasıyla inanılmaz ölçüde birbirine bağlanmış ve birlikte çalışmakta olan sektörlerden oluşmaktadır.

  • Sermaye, bir yerden bir başka yere transferinin önündeki tüm bürokratik, ulusal, siyasal engelleri hızla ortadan kaldırmakta ve dünyasal görevlere, kapsama ve kadrolara sahip kurumları buna uygun yasal ortamları oluşturmaya hız vermektedir.

  • Bu ekonomik-teknolojik gelişmelerin giderek derinleşen ve toplumsal planda büyük altüst oluşlara gebe olan sonuçları vardır. Sınıf mücadelesi, en gerisinden en ilerisine dek tüm kapitalist ülkelerde dipten yükselmekte, toplumsal huzursuzluk büyümektedir. Küreselleşmenin derinleşmesi ölçüsünde küresel rekabet, kapitalist firmaları küresel düşünmeye ve küresel sonuçları hesaba katarak karar almaya yöneltmektedir. Bunun sonucu, sermayenin herhangi bir ülkede herhangi bir sektörde yatırım garantisi, hatta yapılmış yatırımın orada kalması ihtimali giderek azalmaktadır. İş güvencesi ortadan kalkmakta, toplu sözleşme uygulaması giderek azalmaktadır. Kalifiye elemanlar arasında rekabet azarken, kalifiye olmayanların iş bulma, işte kalma olanakları giderek daralmaktadır. Emeklilik hakkı kazanılmış bir sosyal hak olarak ortadan kalma tehlikesi altındadır.

  • Küreselleşen dünyada sermaye kendi serbest dolaşımını güvenceye almaktadır ama, aynı madalyonun öteki yüzü olan emeğin serbest dolaşımının yerel toplumsal küçük çıkarlar, gelenekçi siyasal yapılar tarafından engellenmekte oluşu kapitalist süreçlerde geleceğin büyük darboğazlarını yaratmakta, bu temelde bunalımları yoğurmaktadır. Günümüzde herşeyin efendisi ve tanrısı olan sermaye, kendi kaçınılmaz sonunu yakınlaştıran süreçleri hızlandırmakta, bu süreçte işçiler tüm dünyada inanılmaz acılar çekmektedirler. Küresel ölçekte ortaya çıkan ve küresel sonuçları olan gelişmelere yerel ulusal çerçevelerde yanıt getirilmesi giderek imkansızlaşmaktadır. İşçi sınıfının eylemleri yerel, ulusal kaldıkça sönümleneceği ve yenilgiye uğrayacağı Allah’ın emri gibidir.

  • Dünya kapitalizminin Sovyetlerin çöküşünün ardından iyice patlayan küresel sıçrayışı, ticarette DTÖ altında liberalleşme eğilimleri en başta emperyalist ülkelerin işçi sınıflarının tatlı rüyalarına acımasızca son vermekte, bu ülkelerde işçilerin yaşam standartları hızla düşmektedir. İş ve işçi göçü küresel ölçekte hız kazanmıştır ve daha da hızlanması kaçınılmazdır. Savaş dışında hiçbir siyasal yapı, ulusal sınır bu gelişmeyi engelleyemeyecektir. Avrupa Birliği’nin daha yeni genişleyen sınırlarının bile hemen eskimesi bunun  çarpıcı göstergesidir.

  • Alışılmış dünyayı altüst eden, halkları, yerleşik yapı gelenek ve uygulamaları yerle bir eden bu devrimci, “yıkan ve yapan sel”e tepki duyan ve ama kurtuluşunu gelecekte değil geçmişte arayan bir gerici cephe oluşmaktadır. Eski siyasal toplumsal uygulamaları sürdürmek, eski dengeleri korumak, eski sınırlar içinde kendi “rüya”sını yaşamaya devam etmek isteyenler, sınırların ortadan kalmasına, kalksa bile emeğin serbest dolaşımına, bu olsa bile geri ülkelerin işçilerinin kendi ülkelerinde çalışmasına, derece derece yerel / gelenekçi / yurtsever / milliyetçi / şoven / ırkçı / faşist temellerde karşı çıkmaktadır. Ne yazık ki legal-yurtsever TKP başta olmak üzere kimi Komünist partileri gericilik safında yer almaktan memnun görünmektedirler.

  • Modern işçi sınıfının sınırların kalkmasından, işin ve emeğin serbest dolaşımından, daha büyük kapitalist pazarların (AB gibi) oluşmasından korkması, çekinmesi için neden bulunmamaktadır. İşçi sınıfının uzun erimli çıkarları küresel bir dünya pazarını, enternasyonalleşmiş emeği ve de küresel ölçekte devrimci sınıf mücadelesini öngörmektedir. Yerel “yurtsever” salyangozlara böyle bir dünyada yer olmaması ancak doğaldır.

  • Türkiye’de ve dünyada bir yandan toplumsal zenginlik artarken öte yanda gelir dağılımında eşitsizliğin büyümesi, işin ve emeğin dolaşımının artması, sermayenin dünyanın yegane tanrısı olarak kendini kabul ettirmesi, yükselmekte olan sınıf mücadelelerinin müjdecisidir. Yükselen sınıf mücadeleleri ve dünya kapitalizminin yaşayacağı küresel krizler zayıf halkalarda devrimci durumlar ve işçi sınıflarının önünde inanılmaz imkanlar yaratabilecektir.

  • İşçi sınıfının tercihi mücadelede yerel ve “ulusal” kalmak değil, mücadeleyi uluslararası platformlara büyütmek, hakiki uluslararası mücadele örgütlerini yaratmaktır.

  • Bu, en başta, teorik kavrayışı Karl Marks’a dayandırmayı, uzun ve zahmetli eğitim ve yeniden eğitim görmeyi/vermeyi, uluslararası sınıf mücadelesi deneyimi kazanmayı, bu bilgi ve beceriye sahip işçi sınıfı devrimcilerinin içinden bu görevlere talip örgüt çıkartmayı gerektirmektedir.

  • Dünya düne göre komünizme daha yakınlaşmıştır, ama örneğin “tarımın mekanizasyonu” ve “endüstrileşme” gibi kapitalizmin iki büyük görevi dünya devrimcilerinin önüne heyula gibi sorunlar getirmektedir. 1917 devrimiyle birlikte gelişen ve 84 yıl yaşadığımız devrimci deneyim, hayatın proleter devrimlere dayattığı kapitalist görevlerin, nasıl dehşetli tuzaklara ve ne gibi problemlere gebe olduğunu, Marksist teorik kavrayışın değerini öğretmelidir.

  • 2005 yılının 1 Mayıs’ı komünistlerin önündeki büyük teorik ve pratik görevleri yeniden hatırlatmalıdır: Komünistler yalnız ve yalnız işçi sınıfına karşı sorumludurlar. Sorumlulukları proleter enternasyonalisttir. Görev sınıfa karşı sınıfın mücadelesini yükseltmektir. Bu görevi yerine getirebilmek için Türkiye ve dünyada komünistlere dayatılmaya çalışılan “yurtsever” sahtekarlıktan uzak durmak büyük önem taşımaktadır. İşçilerin, komünistlerin 1 Mayıs’ını bu anlayışla kutluyoruz.