MAZDEKİZM KAYNAKLI ALEVİLİK
TOPLUMSAL MUHALEFET / BAŞKALDIRI HAREKETLERİ
İsmail
Kaygusuz İslam
Tarihi iki büyük koldan oluşmaktadır: 1) Ortodoks İslam (Sünnilik
ve Şiilik) iktidar tarihi, 2) Heterodoks İslam Tarihi
muhalefet tarihidir; Alevilik tarihini oluşturur ve birbiriyle
eşdeğerdir. Ortodoks İslam Tarihi devletlerin, hükümetlerin ve savaşların tarihidir; memleketleri istila etmeğe, yayılmacılık
, kırım, sömürü ve köleleştirmeğe zafer adı veren
iktidarlar azınlığının tarihidir. Burjuva tarihçilerin büyük
çoğunluğu Heterodoks İslamı, Ortodoks İslam tarihi içerisinde
inceledikleri ve onların çıkarları açısından baktıkları
için, heterodoks inançlı halkları sapkın, bölücü, düzen
bozucu, kafir, ahlaksızla suçlayıp hor görmüşlerdir. İslam
Tarihi içerisinde toplumsal muhalefetin egemenliğe ya da
egemenlere karşı direnişlerinde Aleviliğin rolü, tek sözcükle
önderliktir.
Hemen hemen tüm
toplumsal muhalefet hareketlerinin inanç ve düşünce kuramlarıyla
temelini, inananlarıyla ise bünyesini oluşturan, Heterodoks
İslam olarak Alevilik ve Alevi halklardır. Aleviliğin taşıdığı
bu özelliğin kaynağı büyük ölçüde Mazdekizmdir. Öyleyse
Mazdekizmi tanımamız gerekiyor.
1.
Mazdekizmin İnanç ve Toplumsal-Ekonomik Boyutlarının Kısa
Tanımı Bu bölgelerdeki
ihtilalci inanç ve düşüncelerin kaynağı hiç kuşkusuz
Mazdekizm, yani Mazdek inancıydı. Sasaniler döneminde İranda Neşeli Din anlamına gelen Khurramdin denirdi. Arapça
ise Khurramiya. 6.yüzyılın
ilk yarısında İranda ortaya çıkmış olan Mazdekizm üç
aşamalıdır. 1957lerde Mazdek adlı kitabında
Klima, Sasani tarihi
ve Orta Doğu dinleri kapsamı içerisinde incelediği
Mazdekizmi, din örtüsü altında sosyal bir hareket olarak açıklamıştır.
O, Mazdeki bir sosyal reformcu militan, Sasani kralı
Kawayı (488-531) da bu hareketi kendi yönetimsel çıkarına
çevirmeye çalışan enerjik ve muktedir bir siyasetçi olarak değerlendiriyor. Bandad
oğlu Mazdekin özel yaşamı hakkında fazla bilgi yoktur. Mazdekizm inancının
daha çok toplumsal, ekonomik ve teolojik yönleri Sünni
heresiograflar tarafından kendi anlayışlarına uygun parça
bilgiler halinde günümüze gelmiştir. Bu bilgilerin İbn al-Mukaffa
(Ö.760) tarafından Arapçaya çevrilmiş olan Khwday-namag (Mazdak-namag=Mazdekname)
adlı yapıttan kaynaklandıkları anlaşılıyor. Hem
heterodoks İslamın oluşmasında ögesel katkılarını,
hem de İrandaki inanç örtüsü altındaki toplumsal muhalefet
ve başkaldırı hareketlerini daha iyi anlamak bakımından
Mazdekizmi kısa da olsa tanıtmakta yarar görüyoruz. Mazdekizm, kimi araştırmacılara
göre kökeni İ.Ö.6-7.yya inen Zerdüşt dininin,
kimilerine göre ise 3.yyda Mardin çevresinde ortaya çıkan
Mani dininin heterodoks, yani aykırı inancıdır. Kısacası
Mazdekizm, her ikisinden de ögeleri alarak oluşmuş; toplumsal,
siyasal ve ekonomik içeriği
bulunan kuramsal bir inanç sistemidir. Taalibide şu
tanımlamayı görüyoruz: Mazdek diyordu ki: Tanrı
topraktan yiyeceği ve tüm gereksinimleri, halk onları aralarında
eşit bölüşsün diye
yaratmıştır. Hiçbir kimse diğerinin payından fazlasını
alamaz. İnsanlar biribirleine karşı yanlış davranmış ve
biri diğeri üzerinde egemenlik kurmuş. Kuvvetli zayıfı ezmiş;
hem malını hem de yaşama hakkını elinden almış
Herkesin
varlık bakımından eşit olması için, kesinlikle birinin
ortaya çıkıp zenginden alarak fakire vermesi gerekiyor.
Herkim olursa olsun, kimsenin bir başkasından daha fazla varlık,
mal-mülk ve kadına sahip olmaya hakkı yoktur
Mazdekizmin
toplumsal, siyasal ve ekonomik kuramlar geliştirerek oluşturduğu
yaşam biçimi ve felsefesiyle, içinden çıkmış olduğu
egemen devlet dini Zardüşt-Mazda inançlarına aykırı olması
yüzünden baskıya uğramıştı. Sasani yönetimindeki İranda
bulunan çok sayıda Kutsal Ateş (Zerdüşt) tapınaklarını
ve tapınaklara ait geniş arazileri kullanan Rahipler sınıfı,
hem toprak sahipleri dikhanlar,
hem de İran sarayı üzerinde etkiliydiler. Mazdekin inançsal
öğretisinin insan eşitliğini, toprağın ve gelirinin
ortaklaşa kullanılması, varlığın bölüşülmesi gibi
komünistik ilkeleri dayatması, elbetteki bu kesimlerin çıkarlarına
aykırıydı. Zerdüşt rahipleri Mazdeklere Zındık
diyorlardı. Daha sonra Abbasi Sünni ulaması da aynı deyimi
kullanacaktır
Fidevsi, bu inancın
ahlak felsefesi üzerinde daha ileri birkaç ayrıntı
vermektedir: İnsanlar, gıpta, azap, öç, yoksulluk, hırs
gibi beş şeytan tarafından doğruluktan uzaklaştırılır.
Bunları yenmek ve iyi bir inanç yolunda yürümek için
zenginlik ortak ve kadın-erkek eşit haklara sahip olmalı...
Bu kısa ayrıntılarda sözkonusu olan, Mazdek kozmolojisinde
Zerdüşt ve Mani dinlerinde olduğu gibi bazı kötü ahlak alışkanlıklarını,
karanlığın şeytanları olarak kişileştirilmesidir. ( Ehsan
Yarshater, Mazdakism, Cambridge History of Iran Vol. 3 (2),
Cambridge-1983, s.991-998) Mazdek inancında
iki öncül ya da başlangıç ilke vardır: Aydınlık (Işık)
ve karanlık. Işık bilgiyi, duyguyu, düzenlenmiş olaylar ve
özgür iradeyi tanımlar. Başka bir deyimle bütün bunlar
ışıkla, aydınlıkla sağlanır. Karanlık ise bilgisizliktir,
körlüktür ve yönü bilinmeyen tesadüfi olaylardır. Ya da
bunların yaratıcısıdır. Mazdekizmde üç asıl öge vardır:
Su, ateş ve toprak. Işığı ve ondan oluşanları yaratan
tanrı, karanlığı ve ondan olanları yaratan şeytandır.
Krallar kralı olarak nitelendirilen Mutlak Tanrı en üst dünyadaki
tahtında (kursu)
oturur. Onun önünde dört kuvvet vardır: 1) Yargılama (Tamyiz), 2) Anlayış-Anlama (Fahm)
3) Saklama-koruma (hıfz), 4) Sevinç-keyif (sürur) Krallar kralı, bu kuvvetleri önündeki şu dört kişiye
vermiştir: 1) Mobada mobad (başyargıç) 2) Herbad (anlamayı,
fehmi yönlendiren) 3) Serpahhad (başkumandan), 4) Ramishgar (sevinç,
eğlence ustası) Bu dört gücün
sahipleri, 12 ruhsal gücün çevirdiği dairenin içindeki 7
vezirle dünyayı yönetirler. Bu dört güç, yediler ve
onikiler bir kişide toplandığı takdirde o kişi tanrılaşır
ve artık dinsel görevlere bağlı kalınmaz. Mutlak Varlık,
mutlak adını (İsm-i Azam) oluşturan harflerin gücüyle
krallığını sürdürür. Bu harflerden bazı şeyler
anlayacak duruma erişen insanlar, büyük sırrı (al-sırr
al-akbar) keşfetmiş olurlar. Bundan yoksun olanlar körlük,
bilgisizlik, sıkıntı-kasvet ve ihmalkarlık içinde
kalacaklardır. (Ehsan Yarshater, agy. s.1008) E.Yarshater, Nawbakhti, İbn al-Nadim, Makdısi ve Şehristaniden derlediği bilgilerle aynı makalesinde Mazdekizmin genel bir özetini çıkarmış: Cosmology: Aydınlık ve
karanlığın iki başlangıç ilkesi olduğu inancı ve
ışığın biçiminin silinmişi karanlık
Theology(Tanrıbilim-İlahiyat):
Tanrının ilahi takdir, mutlak gücünü yadsıma. Bütün
peygamberler, veliler ve meleklerin görünüm alanına çıkışındaki
esas birlik
Gaybı bilme veya tanrısal önderlerin dönüşü.
Dinin özü olarak İmamın tanınması
Kutsal yazıların
içsel (batıni) anlamı olduğu. Tanrısal ruh olarak İmamların
(Abu Müslim gibi) yeniden doğuşuna inanma
Eschatology(Ölüm sonrası
bilimi): Kıyamet günü, ölümden sonra dirilme ve son
yargılamayı yadsıma. Gerçek kıyamet gününün anlamı ise,
yeniden doğuş ve ruhun başkasına geçmesidir
(reincarnation). Ethics(Ahlak
kural ve anlayışları): Haksızlığa başkaldırı-isyan
zamanları dışında kandökmenin kesinlikle yasak oluşu. Geniş
bağlılık çerçevesi içinde bireysel din görüşlerine hoşgörü.
Başkalarına iyi dilekte bulunma, yardım etme. Başkalarına
zarar vermeksizin her türlü zevki tadma, eğlenme
Ritual (Tapınmaetkinliği): İç ve dış temizliğe önem verme.
Bağlılık-andiçme ve evlilik törenlerinde, inançsal-ruhsal
liderleri kutsama toplantılarında
şarap ve ekmek kullanma
Abu Müslimle
birlikte İranda başlayan Heterodoks İslam, Alevi toplumsal
başkaldırı hareketlerini, Batılı İslam araştırmacıları
üçüncü dönem ya da Mazdekid
halk hareketlerinin üçüncü aşaması olarak değerlendiriyorlar.
Aşağıda kısaca incelemeye çalışacağımız ne Sunbat, hatta ne
Mukanna ne de Babek al-Hurrami hareketlerini hiçbiri de tam bir
Mazdek hareket değildir. Kabul etmek zorunda olduğumuz İslami
siyaset örtüsü, bu söylemi engellemektedir. Zaten
Engelsin Köylüler Savaşında dediği gibi, Sınıf
mücadelelerinin o çağda dinsel nitelik işareti taşımaları,
çeşitli sınıfların çıkarları, ihtiyaç ve taleplerinin
dinsel perde ardına gizlenmesi işin aslından hiç birşey değiştirmez
ve çağın koşullarıyla açıklanabilir
Genel feodalizme (yönetime)
yöneltilmiş bütün saldırıların, herşeyden önce kiliseye
karşı olacağı, bütün devrimci toplumsal ve siyasi öğretilerin
de aynı zamanda ve esas dinbiliminden sapmış mezhepler olacağı
açıktır. Ortaçağ boyunca koşullara göre kah mistik biçimde,
kah açık mezhep biçiminde, kah silahlı ayaklanma biçiminde
ortaya çıkıyordu.(agy.s.61-62) Buradaki sınıfsal
mücadeleler de, önderlerin adına bağlı açık mezhep biçiminde
başlayıp, silahlı ayaklanma biçimine dönüşerek,
genelde (Mazdek ağırlıklı) heterodoks İslam örtüsü altında
sürdürülmüş halk hareketleriydi. Bu üçüncü dönem
Mazdekid hareket İslamın İrana girişiyle başlıyor,
deniliyor. Aslında Sasani krallığının yıkılıp,
Halifelik(Ortodoks İslam yönetimi) egemenliğinin baskısı
kendisini tam hissettirdiğinden itibaren başlamıştı. İrandaki
halklar baskı ve cizye yüzünden görünüşte İslam olmuşlardı.
Khusrevin uzun
saltanat yılları boyunca Mazdekizme yaptığı ağır baskı
ve mensuplarını sürekli takip, onları yeraltına indirmişti.
Pratikte İranın
her yanında İslamın girişini izleyen ilk yüzyıl boyunca,
Mazdeklerin varlığı sürmüştür. Özellikle Jibal, Azerbaycan,
Khorasan, Sogdiana, Tabaristan ve Gurganda olduğu kadar,
Isfahan ve Akhvazda da bulunuyorlardı. Nizamülmülk,
755deki Sunbat hareketi sırasında Jibal ve Irak halkının
neredeyse yarısı Rafızi ve Mazdekid idi derken, aslında
ikisini birbirinden ayırmıyordu. E.Yarshater,
Masdakism incelemesinin başlarında Üçüncü dönem
Mazdekid hareketler İslamın İrana girmesiyle başlıyordiyordu.
Bir süre sonra düzeltiyor: Sasani iktidarının yıkılması
ve Zerdüşt tapınaklarının gücünün sürekli zayıflamasıyla
Mazdekler yeniden nefes alma fırsatı buldular. İlk yüzyıl içerisinde
bunların eylemleri üzerinde kaynaklar susmaktadırdedikten
sonra şöyle açınımı getiriyor: Ancak aşırı Şiilerin
(Heterodoks müslümanlar,
yani proto Aleviler İ.K.) karekteristik inanç ögeleriyle
sık sık bağlar kurarak açıklamaya girişiyorlar. Şöyle ki:
Tanrısallığın peygamberlere ve imamlara geçmesi (incarnation, hulul), ruhgöçü
inancı (reincaanation,
tenasuh), gaybı, geleceği bilme (occultation, gayb), İmamın
geri yaşama dönüşü (reca)
ve kutsal yazıların, Kurannın içsel (ésotérique, batıni)
anlamlarının oduğu ve onlara başvurma inancı
Mazdeklerinkiyle aynıdır
Şehristaniye göre çeşitli
isimler taşıyan bu aşırı Şiilerin İslamla ilgisi yoktur,
Mazdekididiler: Bunlar İsfahanda Khurramiyya ve Kudakiyya;
Reyde Mazdakiyya,
Sunbadiyya; Azerbaycanda Dhaquliyya; bazı
yerlerde Muhammira (Kızılsarıklılar);
Transoksiyanda Mubayyida
(Beyaz giyimliler) adlarıyla anılıyorlardı.(E. Yarshater,
agy. s. 1001) 2. Sunbadiyya,
Mubayyida-Mukanna Hareketleri Abu Müslim Şii
terminolojisinde bir İmama eşdeğer gösterildiği halde, Müslimiyye
genel adıyla onu izleyen daha sonraki yandaşları, Mazdek düşüncesini
temel alarak, heterodoks inançlı siyasal ve toplumsal hareket
dizisi geliştirdiler. Bunlarden sadece üçü üzerinde kısaca
duracağız. Birincisi Abu Müslimin silah arkadaşı
Sunbadın başını çektiği hareketti. 755de Abu Müslimin öldürülmesi üzerine Reyde başkaldırmış.
Onun ruhunun kendisine geçtiğini ileri sürerek hareketi başlatmıştır.
Kendisi Mazdekid; sefahat ve eğlenceyi teşvik eden biri olarak suçlanmıştır.
Abu Müslimin öcünü almak için harekete geçenlere Müslimiyye
deniyordu. Sunbattan sonra İshak al-Turki hareketi ele
aldı. Abu Müslimin Zardüşt tarafından gönderilmiş
peygamber olduğunu ileri sürüyor Reyde saklıolduğunu ve
ortaya çıkıp kendilerini kurtaracağını yayıyordu.
(Henri Laoust, Les
Schismes dans lIslam, Paris-1983, s.63) 761de İshak öldürüldüğü
halde yandaşları Horasan ve Transoksiyanda 2 yıl başkaldırı
hareketini sürdürdüler. İkinci büyük Müslimiyye
toplumsal başkaldırısı,
777de Abbasi halifesi Mehdiye karşı ayaklanan
Horasanın peçeli peygamberi olarak ün yapmış al-Mukannadan
geldi. Hareket Horasandan Aralın batısına kadar genişledi.
Mubayyida bölgesinde yaşayan bazı Türk boylarının da içinde
bulunduğu Mazdekler tarafından desteklenen Mukanna, 785-6 yılına
dek 8 yıl mücadele verdi. Halife ordusu tarafından kuşatılıp
yenilince, esir olmamak için kendisini ateşin içine atmıştır. Mukanna,
Narshakhinin verdiği bilgilere göre, tanrısallığın
bizzat kendisinde görünüm alanına çıktığını söylüyordu.
Bu, şöyle bir devridaim (dönüşüm) ile gerçekleşiyor:
Tanrısallık ilkönce Ademe, Ademden Nuha, İbrahim, Musa,
İsadan Muhammede ve Muhammeden de doğrudan Abu Müslime
geçiyor. Mukanna, Mazdekin bütün kurumları ve yasalarının
uygulanmasını zorunlu kılmış, eşitlik ve ortakçılığı
yaşama geçirmişti. (E. Yarshater, agy. s.1003) 3. Babek ve Babek-Hurremi
Devrimci Halk Hareketi Abu Surayyanın
başkaldırısı bastırıldıktan sonra, Azerbaycanda, diğerleriyle
karşılaştırılmayacak biçimde gelişen Babek ve yandaşlarının
başkaldırı hareketi patladı. Öyle ki, bu büyük toplumsal
hareket, Mamunun (813-833) saltanatının sonuna dek sürecek
ve Mutasımın (833-842) da başına dert olacaktır. Babekin kişiliği
belirsizlikler içindedir. Geleneksel söylemlerden bazıları
onun asil bir
soydan geldiğini, bazıları ise tam tersine halktan biri olduğunu
(babasının zeytinyağı satıcısı, anasının keçi çobanı)
belirtmektedirler. Yetişmesi ve mesleği hakkında bilgiler (sığır sürüsü çobanlığı, paralı askerler arasında
davulcu vb.) karanlık olmasına rağmen, Hurremi lideri Cavidan
b. Sahlın özgüvenini kazanmış olması önemliydi. Ölümünden
sonra da partizanları Cavidanın ruhunun onda cisimlendiğine inanarak Babeki
başlarına geçirdiler. Babek-Hurremi
hareketi, yaklaşık beş yıl sürmüş olan Abu Müslim
hareketinden sonra, bölgede en uzun süren toplumsal başkaldırı
hareketidir. 516 yılından 537ye kadar 21 yıl boyunca, iki
halifeye saltanatlarını kaybetme korkusu yaşatan
Babek-Hurremi hareketi üzerinde, idealist bakış açısına rağmen
en geniş araştırmayı, Gulam Hüseyin Sadıki, 1938da bastırdığı
Les Mouvements
Religieux Iraniens IIme et IIIme Siécles en İran (Hicri
ikinci ve üçüncü yüzyıllrda İrandaki dinsel hareketler)
isimli yapıtının kapsamı içerisinde yapmıştır. Abbasi dönemi tarihçilerinden
gelen bilgilere göre, hemen hemen çeyrek yüzyıllık
Babek-Hurremi hareketi süresince 550 bin insanın öldüğü söylenmektedir.
Hareket, birçok batılı tarih araştırmacılarının
ileri sürdüğü gibi, özellikle İranlıların Arap egemenliğine
karşı başkaldırısı
değildir. Azerbaycanlı halktan birinin, yani sırtında fıçısıyla
dolaşan kandil yağı satıcısının oğlu Babeki, zamanın
nesnel koşulları ön plana çıkarıp, bu kişinin önderliğinde
dünyayı değiştirmeye yönelmiş geniş kapsamlı toplumsal
ve siyasi bir harekettir. Sadıkinin kitabını temellendirdiği,
İran halkının dinsel hareketleri, yani eski dinlerini geri
getirme İslam dinini kovma mücadelesi de değildir. Babek
hareketi bizce, ekonomik
ve siyasi anlamda Mazdek komünizmi(Bu söylem,
1925 yılında A.
Christensenin, monografi biçiminde özel konu olarak
incelediği eserinin adını oluşturmaktadır: Le Régne du roi Kawadh et communisme mazdakite)
temelli ve Mazdek-mani-şaman,
hristiyan gnostik inanç ögelerini özümsemiş olarak
heterodoks İslam (Alevilik) örtüsüne bürünmüş. Baskıcı Ortodoks İslam
Abbasi halifelik merkezi Bağdada yönelen, yani iktidarı
devirmeyi amaçlamış, köylü ayaklanmalarının ötesinde,
devrimci halk hareketiydi. Bir kere hareketin içinde değişik
inanç ve halk toplulukları (Pers, Türk, Kürt, , Bizans
Rumları, Ermeniler-Paulikienler, Arap, Arami vb.)
bulunmaktaydı. Babek önderliğindeki
bu büyük hareketin yüzbinlere ulaşan askeri kuvvetinin
kumandanları arasında sağ kolu sayılan Tarkan adında bir Türk;
Halife ordusundan ayrılıp 20 bin askeriyle Babeke katılan
Noktay adlı bir başka Türk
daha bulunuyordu. Ayrıca Bizans İmparatoru Theophilosla
yaptığı karşılıklı yardım anlaşmasına uyarak, 2 bin
Hurremi savaşçının başında gönderdiği bilinen Nasr Theophobos da Babekin Bizans asıllı kumandanlarından
biriydi. 837de Abbasi Halifesi Mutasım ile Theophilos arasında yapılan
Sozopetra (Doğanşehir) savaşında N. Thophobos önemli rol oynamıştı.
Yine yardımcılarından Marand şefi İsma Kürt ve önemli
kumandanlarından biri olan Muaviya da Arap idi. Ayrıca kendisine ve davasına
bağlı Tabaristan prensi Mazyar ve Ermeni prenslerinden Sonbat
oğlu Sahl da vardı.
Ancak sonuncusu ona ihanet etmiş. Kalesine sığınan Babeki
yakalatarak, Halife Mutasımdan 1 milyon dirhem gümüş ödül
almıştır. Şimdi Collége de
France Profesörlerinden Şii-İslam araştımacısı Henri
Laoustdan kaynaklanarak hareketi özetleyelim: Başkaldırı
Bilal Abadhda, İranda kıtlık ve otorite boşluğu olduğu,
Amenia valisi Hatim b. Khartamanın bölgede yarı bağımsızlık
ilan edip, yönetimi sıkıntı içine soktuğu bir dönem olan
816 yılında başladı. Dağlık bölgelerdeki boğaz ve geçitlerde
istihkam kurmuş olan Babekiler uzun süre bütün hücumları püskürtmüş
ve kısa zamanda Jibal, Azerbaycandan Horasan ve
Tabaristandan Kuhistana kadar birçok bölgeleri etki alanına
almıştı. Birçok Abbasi emirinin ordusunu yoketmiş.
Kendilerini de esir etmiş ya da öldürmüş bulunuyorlardı.
824de Bağdaddan gönderilen
Halife ordusu yenilerek geri döndü. Muhammed al-Tusi
829-30da yaptığı büyük operasyonlar sırasında öldürüldü.
Ordusunun döküntüleri geri çekilirken yokedildi. İzleyen yıllar
içinde Horasan valisi Abdullah b. Tahirin
Babek-Hurremiler üzerine hücumları da başarısız kaldı.
H. Laoust bu başarısızlıkları, Halifenin Mısırda
karşılaştığı güçlükler ve Babekileri destekleyen Bizans
İmparatoru Theophilosla yaptığı savaşlarda aldığı
yenilgilere bağlıyor. İsyanı bastıran
halife Mutasım (833-844) oldu. Halifenin hizmetine girmiş
İslam örtülü Mani inançlı (Usrusana) Türk prensi Afşin,
büyük ve günün koşullarında eksiksiz donatılmış büyük
bir ordunun başına geçirilerek 835te Babekilerin üzerine
gönderildi. Afşin yetkin bir kumandan olmasına rağmen iki yıl
boyunca birçok yenilgi aldıktan sonra, çeşitli savaş
hileleriyle Babeki ele geçirmeyi başarabildi. Önce
Babekin en gözde kumandanı, kendisi gibi Türk olan
Tarkanı tuzağa düşürüp ortadan kaldırdı. Böylece
biri zalim ve baskıcı yönetimin yanında, öbürü mazlum ve
ezilen halklarını isyancı temsilcisi olarak iki Türk
kumandan karşı karşıya gelmişlerdi. Afşin Ortodoks İslam
örtüsü altında ezen egemen sınıfın yanındaydı, Tarkan
ise heterodoks İslam örtüsüne bürünüp ezilen sınıfların
yanında yer almıştı. Çok değil üç yıl sonra Abbasi
halifesi, Babeki tüm azalarını kestirip gövdesini darağacına
astırdığı kentte, Samarrada, Afşinin ortodoks İslam örtüsünü
kaldırıp, altındaki Mani inançsal kimliğiyle açlığa mahküm
ederek zindanda öldürttü. (H.Laoust, Les Schismes dans lIslam,
Paris-1983, s.95vd) Anlatıldığına göre,
Babek Mutasımın
önünde eğilip af dilememiştir. Elleri ayakları kesilirken,
sağlam kalanıyla fışkıran kanını yüzüne sürermiş.
Mutasım, neden öyle yaptığını sorduğunda: Kendi kanımla
boyuyorum ki, yüzümün sararmaya başladığı görülmesin.
Zira senden korktuğumu sanırlardiye yanıtlamış.(H.Hossein
Sadıghi,agy.s.275) Acaba Afşin de, Halifeye hizmetlerinin karşılığı
olarak açlıkla ölüme giderken, sararan yüzünü kapatmayı
düşündü mü, dersiniz?
İslam
heresiografisi, Babekileri İslam toplumu dışında görme eğilimi
göstermektedir diyor H. Laoust. Doğrudur. Çünkü onlar yönetimin
dini olan Ortodoks İslam(Sünnilik) dışında bir İslamı,
ezilen halk çoğunluğunun sıkı sıkı sarıldığı
Heterodoks İslamı kabul etmiyorlar. Abu Bakr al-Khallal
Babekileri, geniş anlamda Hariciler gibi görmekte. Yani ona göre,
ellerinde silahlar yasal yönetime karşı başkaldıran ve yeryüzüne
karışıklık ve fitne-fesat tohumları ekmiş isyancılar
olarak düşündüğü Haricilere benzetmektedir. Öylesine yönetimle
özdeştir ki al-Khallal, Onlarla savaşmak devletin görevidir,
demiş; onlara karşı herkim, şahsını, ailesini veya malını-mülkünü
savunurken ölürse şehit olur. Al-Bagdadi,
Babekileri Mubayiya,
yani dinsel yasakları kaldırmış; vahiy yoluyla gelen tanrısal
yasa ve buyrukları yadsıyan sapkınlar olarak görmektedir. Bu
Abbasi uşağı tarihçi, 1030 yıllarında Hudud adlı eserinde,
hala gerici dinci kesimin aynı gözle baktığı Alevilere atılan
yüzkızartıcı iftiraları ilk yazan adam olarak şunları söylüyordu:
Babekiler, yaşadıkları dağlık bölgelerinde, kadınlar
ve erkekler birarada toplanarak gece boyunca bir tören yapıyor
ve içki içip şarkılar söylüyorlardı. Mumlar-çıralar söndürülünce
erkekler kadınların üzerine atılıyor ve herbiri istediği
kadını yakalayıp, onları aralarında paylaşıyorlardı
Bu
topluluklar dağ başlarında ezan okunan camiler bile yapmışlar.
Hatta çocuklarına Kuran öğretiyorlar, ama ne namaz kılıyorlar,
ne bir ay ramazan orucu tutuyorlardı. Kafirlere karşı yapılan
Cihada (Kutsal savaş) inanmıyorlardı.(G. Hossein Sadıghi,
agy. s.278-279) Şehristani onları
Mazdekilere yaklaştırır. Ona göre tıpkı diğer Hurremiler
gibi Babekiler de, aşırı Abu Muslim partizanlarının devamıdır.
Tanrısal buyrukları ve görevleri kaldırarak tek kişiye
itaatla dini basitleştirmişlerdir. (H.Laoust, Les Schismes dans lIslam,
s.96) Babekin inançsal
kuramları öz olarak yaşadığı çevrenin sahibolduğu akımlardır.
İnancının ana ögesi, bir insanın ruhunun başka birinin vücuduna
geçmesi (hulul) dogmasıdır. Bunun ıspatı, Cavidanın
ruhunun Babeke geçmiş olduğunun onaylanması olarak görülüyor.
Cavidanın söylediklerini İbn al-Nadimin Fihrist yapıtından
okuyoruz: Hurremilerinin şefleri Babek-Hurremi idi. İnandırnak istediklerine Tanrı olduğunu söylüyordu. Hurremiler arasına öldürmeyi, şiddet, savaş ve işkenceyi o soktu; daha önce bunları bilmezlerdi. Yani, bu biçim altında Tanrı olduğunu kabul etmelerini istiyordu. Öbür yandan Mazdekizmin ışık ve karanlık ikilemi öz ilkesi de onun doktrininin konusu olduğu da biliniyor. Belki diyor Sadıghi, ona, otoritesinin insanüstü bir görünüş vermesi, kendisinin dünyaötesi kökenden gelmiş olabileceğine inanıyordu.(G.Hossein Sadıghi, agy. s.268-269) Bizce bu, yukarıda
açıkladığımız Mazdekizmin teolojisindeki, üç elemana hakim
olan dört güç, yediler ve onikiler bir kişide toplandığı
takdirde o kişi tanrılaşır ve artık dinsel görevlere bağlı
kalınmaz inaç ilkelerinin somut yaşama geçirilmesidir. Görüldüğü
gibi, Babekilerin daha önce açıkladığımız proto
Alevilerden Sabailer, Mugiriler, Mansuriler, Hattabiler vb.den
özde hiçbir farkı yoktur. Fazladan olarak, Mazdek inancının
siyasal-ekonomik ve toplumsal ögeleri, ağırlıklı bir biçimde
öne çıkmış ve ezilen halkların dünya görüşü olmuş.
Tam anlamıyla sınıfsal nitelik kazandırılarak İslam
imparatorlukları içerisinde komünistik ihtilallerin
leitmotifi görevi yüklenmiştir. Babeki toplumsal hareketi
40-50 yıl sonra Karmati ihtilalleriyle hedefine ulaşacak iki yüzyıla
yakın süren Karmati sosyalistik devletini kuracaktır.
|