TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ                         
 

Şanssız Bir Provokasyon Belgesi

H. Erdal                                               İşçinin Sesi, sayı: 230, 11 Nisan 1983

 

Uzun bir süredir TKP örgütlerinde “çok gizli” biçimde okutularak geri alınan bildiri, her nasılsa Batı Almanya'da yayınlanan Seçenek adlı derginin Şubat 1983 tarihli yirmi ikinci sayısında yayınlandı.

İ. Bilen imzasıyla dağıtılan ama asıl olarak Partizan silahşörlerinin görüşlerini yansıtan bu bildiride yeralan birçok temelsiz karalamaya şimdilik kısaca değinip geçmek istiyoruz. Bu çeşit karalamaların sürmesi durumunda ise dosta komşuya zarar verir kaygularını bir yana bırakmışlar demektir. O zaman bizim de aynı kayguyu bırakmamız ve birçok şeyi kanıtlarıyla sıralamamız gerekecek.

Şimdi sırası ile bu karalamaların belli başlı noktalarına bir göz atalım:

“H. Erdal görevli olduğu yerden gizlice kaçıp bir Batı ülkesine sığınmış.” Şu esrarengizliğe bakın. TKP’nin Politbüro üyesi bir yerde görevliymiş, o yer nasıl bir yerse oradan çıkması olanaklı değilmiş ve kaçmak zorunda kalmış. Bir Batı ülkesinde yaşamak zorunda kalması ise Batı’ya sığınmakmış. Bildiriyi kaleme alan, “gizli kaçış” ve “sığınma” kelimelerinin arkasında insanları ürkütmeye çalışıyor. Bir yandan açık konuşmaktan korktuğu, öte yandan bu esrarengizlik havası ile bazı yoldaşları ürkütebileceğini sandığı için böyle yapıyor.

Daha önce yayınlanmış iki broşürde açıkça yazdım. TKP’de 1981 Temmuz’unda bir Bizans darbesi oldu. Bu darbe sonucu bir göreve deyim yerinde ise sürüldüm. Bizans darbesinin gerçekleştiği plenumda PB’den istifa ettim. İstifam İ. Bilen tarafından geri çevrildi. Göreve gittikten sonra göstermelik PB üyesi olarak bu görevde kalmamın olanaklı olmadığını tüm PB üyelerine 1982 Plenumu da dahil olmak üzere en az üç kere götürdüm. Yine reddedildi. 1982 Eylül ayı ortalarında katıldığım bir uluslararası toplantı vesilesiyle bazı kardeş partilerinin yetkili temsilcilerine artık bu sorumsuzluğun sorumluluğunu taşıyamayacağımı açıkça ifade ettim. Şimdi soralım: Gizli olan ne?

Söz konusu bildiride yer alan esrarengiz iddialardan bir tanesi de “partiye polis sızmasının ortamını yaratmıştır” veya “partiyi polis sızmasına açık hale getirmiştir”. Önce bu ifadeleri soyutluktan kurtarmak gerekir. Partiye polis sızmış mıdır, sızmamış mıdır? Önce bu soru cevaplanmalıdır. Bu konuda ne dendiğini bu cümlelerden anlamak mümkün değil. Eğer bu ifadeleri “partiye polis sızmıştır” biçiminde anlarsak derhal şu soruyu sormak gerekir: Kimdir bu polisler? Bu iddiayı ortaya atanlar önce kendileri bu sorulara açık yanıt ve kanıt getirmelidirler. Bu arada bir özeleştiri yapmadan geçemeyeceğim. Partiye bazı şeylerin sızmasına ben de olanak verdim. Sanırım bunlardan en önemlisi 1975 yılında şahsen partiye üye aldığım yeni genel sekreter Haydar Kutlu ve şürekasıdır.

Bildirideki inciler arasında parti çalışmasının sorumlu olduğum alanı ile ilgili bazı iddialar var. Partinin bu aygıtının çöktüğü iddiası. Bundan daha provokatif, haince öne sürülmüş bir iddia olamaz. Şimdi şunu yapmam mı gerekiyor? Hangi çalışma alanlarının sorumluları kimdi ve şimdi bu yoldaşlar nerededirler? Şimdilik okur için söylemekle yetineyim. Tutuklamalarda olsun 1973’ten 1981 Temmuz’una kadar bütün dönemde olsun söz konusu çalışma alanlarından bir tek kişi ele geçmemiştir ve bu kişilerin istisnasız tümü polisin kollarının uzanamayacağı yerlerde yaşamaktadır. Hatta o kadar ki, ben bu görevi bıraktıktan sonra bile oportünistler bu yoldaşlardan bazılarına aynı görevleri yaptırtmaya devam etmişlerdir. Kısacası, 1973 ile 1981 Temmuz döneminde söz konusu çalışma alanlarının yürütümü sırasında bir tek fire verilmemiştir. Ama kendileri 1981 Temmuz’undan sonra öylesine yanlış işler yaptılar ki birçok soruyu onlara yöneltmenin gereği vardır.

Bunlardan yalnızca bir olayı örnek verelim. 1981 Temmuz darbesinden sonra bir yakın arkadaşlarını parti üyelerini ayıklayacak komisyona üye yaptılar. Bu kişinin partisiz olan karısını da birçok PB üyesinin muhalefetine rağmen merkeze getirmek istediler. İşi öylesine “başarı” ile örgütlediler ki, söz konusu partisiz kişi elindeki parti evrakı ile Batı Alman polisine gidip kocasının TKP’de yönetici olduğunu, kendisinin de onun yanına geldiğini, yardımcı olmalarını istedi ve Batı Alman polisi ve nereden karıştığı belli olmayan TKP-ML yanlısı kişiler sanıyorum yardımcı (!) oldular... Böyle örnekleri Türkiye ve Avrupa'dan başka örneklerle genişletmek mümkün.

Bildirideki incilerden bir tanesi de liberal bir yönetime sapmış, yaptığım işler üstüne partiye bilgi vermekten kaçınmış, görevimi kötüye kullanmış olmam. Bırakalım bu iddiaların soyutluğunu, kanıtsızlığını ve kendi içindeki tutarsızlığını, bir an için onların deyimi ile konuya “esnek” yaklaşalım.

1977 yılının sonuna kadar tüm Türkiye’deki parti örgütlerinin sorumlusu idim. Bildiride sözü geçen görevi benim katılmadığım bir PB toplantısında kendi aralarında işbölümü yaparken bana uygun görmüşler. Çünkü o tarihte onların kafalarına göre fazla işlevi olmayan bir alandı.

1979 Plenumu’nda, 1980 Plenumu’nda, 1981 Ocak sonu PB toplantısında benim hatırladığım en az üç kere söz konusu çalışma alanının kollektif bir yönetime kavuşturulması ve olmayan alanların örgütlenmesi için girişimde bulundum. Hepsinde de başarısız oldum. Hepsinde İ. Bilen iki gerekçe ileri sürdü. Birincisi, “diğer PB üyelerine güvenilmez”. İkincisi “bu işler teke tek örgütlenir, kollektif yönetim olmaz”.

Bildirideki tutarsızlıklardan bir önemlisi de beceriksizce ileri sürdükleri anlaşmazlık ideolojik miydi, değil miydi tartışması. Bu soruya önemli ölçüde yayınlanan broşürler cevap verdi. Ama biz yine bu soruya bildirideki tutarsızlıkları da teşhir etmek amacıyla bildiriden alıntılarla, kendi ifadeleriyle cevap verelim.

Bildiriden anlaşıldığına göre partinin çizgisine içten içe karşı çıksam da ideolojik politik eleştirilerden hareket etmiyormuşum. Bu nasıl iş? Hem belli bir oportünist-likidasyonist çizgiye karşı çıkacaksın, hem bu karşı çıkış ideolojik-politik bir karşı çıkış olmayacak. Yine bildiriden anlaşıldığına göre, İşçinin Sesi hareketi ortaya çıktığında bu gurupla ideolojik-örgütsel ilişkiye geçmişim. Bu nasıl mantık? Örgütsel ilişkiyi anladım. Ama ideolojik ilişki nasıl olurmuş? Yok eğer kıt Türkçeleri ile İsçinin Sesi’nin düşüncelerini paylaşıyordu diyorlarsa, bu sadece, o zaman yeterince hak etmediğim bir övgü olur.

Örgütsel ilişkiye gelince, PB üyesi olarak İ.Bilen’in PB’ye almak üzere Veli Dursun yoldaşı Batı Berlin’e getirip o esrarengiz yardımcısının evinde misafir ettiği dönemde yönetici sorumluluğum içinde elbet ilişkim oldu. Kaldı ki pek çabuk unutur göründükleri bir başka gerçek var. O dönem Atılım gazetesi yurt dışında yalnızca Veli Dursun yoldaşın sekreterlik yaptığı parti örgütünce basılmaktaydı. Ve bu işin koordinasyonunu yapan da benden başkası değildi.

Bu muhalefet nasıl bir ideolojik bir muhalefet değil ki Hasan Kutlu’nun sekreterlik yaptığı parti örgütünde görülen sağ eğilimleri ta baştan görmüşüm. Bu nasıl ideolojik-politik muhalefet değil ki 12 Eylül’den sonra yeniden sözde ideolojik eleştiriye yönelmeye yeltenmişim? Kısacası baştan sona ideolojik ve politik eleştirilerimin yüzsüzce varolmadığını söylüyorlar.

Bildiride sözümona bir de soru sormaya yeltenmişler. Kararlara evet demişim de şimdi onları suçluyormuşum. Bu sorunun cevabını yayınladığım broşürde verdim. Bilmeyenler için yineleyeyim. PB’de tartışmalar olurdu. Her tartışmadan sonra şöyle bir karar alınırdı ve bu gelenek haline gelmişti: “Politbüro üyeleri düşünceleri ne olursa olsun, MK önünde PB’nin kararı dışında düşünce açıklayamazlar.” Halbuki PB’nin MK’nın içinden çıkmış bir organ olması, ona hesap vermesi gerekir. PB içinde çözümlenemeyen sorunların MK içinde çözümlenmesi gerekir. Bizde ise böyle değildi. Parti birliği adına PB’deki tartışmaları MK’ya götürmediğimiz açıktır.

Bildiride daha bir dizi tutarsızlıkların ve karalamaların üzerinde tek tek durmak mümkün. Ancak böyle bir tutum söz konusu provokasyon belgesini gereğinden fazla ciddiye almak olur. Bu konuyu şimdilik burada kapatmadan önce son bir tutarsızlık üzerinde daha duralım.

Bildiride bir dizi imalarda bulunuluyor. Söz konusu kişileri tanımıyor olsak irkilmemek (!) mümkün değil. Ama öte yandan bu esnek kişiler kendi sözüm ona korkunç iddialarına bile esnek yanaşıyorlar ve H.Erdal’ın bütün bu kusur ve hatalarına rağmen Politbüro’da kalmasını sağlıyorlar ve uluslararası komünist ve işçi hareketinde TKP’yi resmen temsil edeceği bir göreve getiriyorlar. Türkçede bir söz var: “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?”

Sizin ya TKP PB üyeliğinin ve TKP’nin komünist hareketin uluslararası bir örgütünde temsilinin ne olduğundan haberiniz yok, ya da siz bilinçli olarak bir başka işin peşindesiniz.