TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ                         
 

Politik Fırsatçılığa Yeni Örnekler

H. Erdal                                         İşçinin Sesi, sayı: 248, 18 Aralık 1983

 

Politik fırsatçılık oportünizmin doğal bir özelliğidir. Menşeviklerin politik fırsatçılığı son sıralarda üç-dört olayda yine kendini gösterdi.

Ne zaman, kimlerle ve ne için yapıldığı belli olmayan bir toplantının TKP’nin kongresi olarak radyodan yapılan duyurusu, Türkiye radyolarındaki “radyo tiyatrosu” ya da “devamı yarın” programlarını aratmayacak bir içerik ve üsluptaydı. Toplantının inandırıcılığından kendileri bile tereddüde düşmüşler ki "kanıt" göstermek için yine pazarlamacı uygulamalara başvuruyorlar.

Bunlardan biri, birdenbire Mehmet Bozışık’ın TKP yöneticisi olarak radyolarda gerçek adı ile ortaya sürülmesidir. Hepimizin bildiği gibi, 1951 tutuklamalarında parti yöneticisi olarak hapse düşmüş olan Mehmet Bozışık, 1951’den sonra yirmi beş yıldan fazla bir zaman politik yaşamdan uzak kalmış bu süre içinde TKP’nin yurt içindeki ve yurt dışındaki hiçbir fraksiyonu ile hiçbir ilişkisi olmamış eski bir yoldaştır. 1973’te TKP yeniden kurulurken kendi aramızda yaptığımız konuşmalarda, aralarında Mehmet Bozışık’ın da bulunduğu eski yoldaşların durumu üzerinde durduk. En başta Bilen (Marat) yoldaş, Mihri Belli hariç onların hepsinin poliste çözüldüklerini, partiden uzun yıllar uzak kaldıklarını ve partili sayılamayacaklarını ileri sürdü. Marat yoldaşın bu karşı çıkışı daha çok bu eski yoldaşların kendisinin otoritesini tanıyıp tanımayacakları konusunda duyduğu kuşku nedeniyle idi. Bunda da haksız sayılmazdı. Özellikle bazı sosyalist ülkelerde yaşayan eski TKP üyeleri İ. Bilen’in parti liderliğini o dönem tanımıyorlardı.

Bu durum 1977’ye dek sürdü. Ne zaman ki İ. Bilen’in resimleri her yerde görülmeye başlandı, kendisine popülarite kazandırmak üzere bazı sosyalist ülkeler ona madalyalar vermeye başladılar, adı duyulur oldu ve bu arada parti örgütleri de gelişti, eski yoldaşların bu yeni parti etrafında toparlanmaları yeniden bir sorun olarak önümüze geldi. O dönem tüm Türkiye parti örgütlerinin sorumlu sekreteri olarak eski yoldaşları toparlama görevi benim üzerimdeydi.

Bu amaçla, Boz Mehmet’le bizzat ben bağ kurdum. İstanbul Boğazı kıyısında bir yerde kendisi ile buluştum. İlk görüşmelerde yeniden politik yaşama dönmekte tereddütlü davrandı. Daha sonra gizli çalışmalara katılmamak koşulu ile partili olacağını bildirdi. Kısacası 1951’den yirmi altı yıl sonra Mehmet Bozışık TKP’ye geri döndü. Kendisi ile ilişkiyi sürdürme görevini PB üyesi başka bir yoldaş üstlendi.

Boz Mehmet’in deşifre olmuş, polisçe iyi tanınan biri olmasını hesaba katarak ona yalnızca eski yoldaşları parti etrafında gevşek bir veteran örgütü olarak toparlama görevi verildi.

12 Eylül’den sonra polis M. Bozışık’ı içeri aldı. Kendisi önce Beşiktaş inzibat merkezinde, sonra emniyette bir süre kaldı. Polisten çıktıktan sonra yurt dışına geldi ve partizan kliğinin parti içinde gerçekleştirdiği bölücü darbenin yapıldığı toplantıya katıldı. Seksen iki yaşında olduğunu, bir daha Türkiye’ye dönmek istemediğini ve ömrünün geri kalan günlerini daha sıkıntısız bir ortamda geçirmek istediğini belirtti. İ. Bilen önce buna karşı çıktı. Partizan kliğinin dayatması ile daha sonra bu kabul edildi ve gerçekleştirildi.

Şimdi, Dördüncü Kongre’den kalmış tek delege olarak M. Bozışık ortaya sürülüyor. Partizan kliği kendine inandırıcılık kazandırmak için M. Bozuışık’tan medet umuyor ve onun yerini, rolünü pazarlamacı bir yanaşımla şişiriyor.

Ayrıca M. Bozışık radyodan yaptığı konuşmalarda H. Kutlu’yu daha önceden, memleketten tanıdığını söylüyor. Böyle bir şey söz konusu değildir. Birbirlerinin varlıklarından bile haberdar değildiler. Birbirlerini ancak, M. Bozışık’ın ilk kez yurt dışına çıkıp katıldığı bir toplantıda gördüler. Yani Bozışık’ın adını kullanmak için böyle yalanlara da başvuruyorlar.

Pazarlamacı uygulamalara ikinci örnek, parti adı Deniz olan Mustafa Asım Hayrullahoğlu ile ilgilidir. Partizan kliğinin yakın arkadaşı olan Mustafa yoldaş, gözaltında iken işkence altında öldü. En başta Deniz yoldaşa saygısızlık anlamına gelir bir biçimde partizan kliği onun adını da ölümünden sonra istismar etmeye başladı. Onun MK üyesi olduğunu iddia etti.

O zaman biz İşçinin Sesi’nde yazmış ve “ya bunlar yalan söylüyorlar, MK üyesi olmayan birisinin MK üyesi olduğunu iddia ediyorlar, ya da parti içinde gizlice oluşturdukları fraksiyon örgütünün bir üyesinin o fraksiyonun, yani partizan fraksiyonunun yöneticisi olduğunu şimdi utanmadan açıklıyorlar” demiştik. Her iki durumda da yaptıkları politik namussuzluktan başka bir şey değildi. Buna kendi tabanlarından tepkiler öyle yoğun oldu ki, işleri kılıfına uydurabilmek için kongre adını verdikleri toplantıda bir yıl önce ölmüş bir yoldaşı MK üyeliğine seçtiler. Bunu yaparak, Deniz yoldaş eskiden MK üyesi miydi, değil miydi sorusunu akıllarınca gömdüler.

Pazarlamacılığa bir üçüncü örnek, Bilen yoldaşın ölümüyle çıktı. Bir kez, 1973 sonrasında İ. Bilen tekrar parti yöneticisi olarak sahneye çıkınca ondan önceki yönetici yoldaş Y. Demir çok kısa bir süre içinde ölmüştü. Şimdi de İ. Bilen görevden alındı, yerine H. Kutlu geçti ve İ. Bilen birkaç gün içinde öldü. Sanıyorum ileride partili tarihçiler bu iki olayın benzerliğini araştırma gereğini duyacaklardır. Ama bu bir yana, partizan kliği, İ. Bilen’in ölümünden sonra, arkasından çeşitli dalaverelerle "ölülerin yer ve sandalye hesapları olmaz" noktasından hareketle İ. Bilen’in adını da istismar ediyor. "Bilen yoldaş çok yaşa" sloganını atıyor. Bu da çirkin bir pazarlamacılıktır.

Partizan kliğinin bu tür yöntemlere başvurması doğaldır. Bu kliğin parti içinde kökü yoktur. Nitekim, kongre dedikleri toplantı şu gerçeği açığa çıkarmıştır ki, bu klik parti dışı bazı guruplarla bağlaşıklık kurarak, ayakta, durmaktadır.

Bu guruplardan biri eski TİP’in bir kanadını oluşturan, Behice Boran’ın başını çektiği gurupçuktur. Anlaşılan partizan kliği ile bu gurupçuk her düzeyde anlaşmışlar ama nedense bu gurup dışa karşı hâlâ TİP adını kullanıyor.

Partizan kliğinin uzlaştığı belli olan bir başka gurupçuk da bir Ortadoğu ülkesinde üslenmiş bir oportünist guruptur.

Partizan kliğinin uzlaşamadığı guruplar esas TKP içinde, menşevik kanadın gövdesini oluşturan çeşitli muhalif guruplardır. Görüldüğü kadarıyla, bu yoldaşlar “5. Kongre”ye ne katıldılar, ne de orada temsil edildiler. Şimdi tutumları ne olacak bunu birlikte izleyeceğiz.

Kutlu’nun kongre kapanış konuşmasında ve İ. Bilen’in ölümü üzerine yaptığı konuşmalarda “biz de yanlışlar yaptık, siz de yanlışlar yaptınız, hepimiz yanlışlar yaptık” demesi ve tüm “yanlış yapanları” partiye geri çağırması onların gayri memnun parti tabanını toparlayamadıklarının somut göstergesi ve partizan kliğinin çaresizliğinin ifadesidir.

Özetle, partizan ekibi bazı bağlaşıkları ile bir toplantı yaptı. Bu toplantıya kongre diyor, diyebiliyor. Bu onların hakkı. Bu “kongre” olsa olsa partizan partisinin kurucu kongresi olur. TKP’nin kongresi asla olamaz.