TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ                         
 

Olanaklar Artıyor, Baskı Azalmıyor

H. Erdal                                          İşçinin Sesi, sayı: 269, 15 Ekim 1984

 

Türkiye’deki siyasal hava koyu bulutludur. Anti-demokratik, gerici bir rejim hüküm sürüyor. Yasaklar baskılar durup duruyor. Daha bir iki hafta önce yirmi iki solcu genç idama mahkum edildi. On binlerce devrimci, demokrat zindanlardadır. Halkın siyasal hakları prangalar altındadır. Ve binlerce ilerici, solcu sürgündedir. Kısacası, Türkiye’de Batı tipi demokrasiye dönülmediği gibi, bu doğrultuda kaç arpa boyu yol alındığı tartışma götürür bir konudur.

Gel gelelim, tüm bunlara rağmen, gerçekliği yakından izleyen herkes için şu soruları sormak ve doğru yanıtlamak da, yine yaşamın dayattığı bir zorunluluktur. Türkiye’deki siyasal durum bundan diyelim bir yıl öncesiyle aynı mıdır? Eğer değişiklikler olmuşsa bunlar rejimin kendi içinde mi kalmıştır yoksa rejim değişti dedirtiyor mu? Daha başka bir deyişle, hâlâ Türkiye’de faşizm var diyebilir miyiz?

Hayır, Türkiye’deki siyasal durum, bundan diyelim bir yıl öncesiyle aynı değildir. Durum aynı olmadığı gibi, rejim de aynı değildir. Yukarıda sıraladığımız tüm gerici, baskıcı, anti-demokratik özellikleri bir an bile akıldan çıkarmadan, ama bilimsel olacaksak, bugün Türkiye’de faşizm var diyemeyiz. Zira her gerici, baskıcı rejim faşizm değildir.

Anayasanın kabulünden sonraki sürece baktığımız zaman görüyoruz ki, siyasal yapıdaki monolitiklik giderek dağılmıştır. Özellikle siyasal partilerin kurulmasıyla bu dağılma daha da hız ve açıklık kazanmıştır. Evet bugün Türkiye’de batı burjuva demokrasilerindeki gibi bir çoğulcu siyasal sistem yoktur. Ama faşizmin ayırıcı bir özelliği olan monolitiklikle bağdaşmayacak denli bir çok seslilik de yaşamda, fiilen işlemektedir.

Monolitikliğin giderek dağılmasıyla ortaya çıkan durumda faşist klik yine güçlü bir konuma sahiptir ancak eskiden olduğu gibi tek ve sınırsız hakim değildir. Devlet faşist değil, faşistler devlet içinde etkindir. Bu ikisini karıştırmak, savaşımın koşullarını yanlış belirlemeye getirir ve savaşıma zarar verir.

Monolitikliğin giderek dağılmasına paralel olarak, toplumsal siyasal yaşamın çeşitli alanlarında da değişmeler olmuştur. Sendikal alan buna bir örnektir.

Türk-İş üst yönetimi ne denli gerici olursa olsun, faşizm tek bıraktığı bu sendikayı korporatif bir devlet sendikasına dönüştürmeyi başaramamıştır. En karanlık günlerde bile faşizmin ulaşabildiği en ileri nokta, Türk-İş’e ilişkin yaptığı hesapların işleyeceğinden umudunu kesmemek oldu. Ama yaşam onun umudunu giderek kesti. Türk-İş tabanındaki durumla bağlı olarak, her zaman etkin ve örgütlü bir muhalefet Türk-İş’te varlığını sürdürdü. Faşizmin planları geri tepti.

Bugün, toplu sözleşme gibi normal sendikal uygulamalar yönünde güçlü bir istek ama yavaş bir gidiş var. Yine de, dört yıldır ilk grevin yapılması çok önemli bir dönemeçtir ve gidişi hızlandıracaktır. Bu ortamda, Türk-İş’in işleyişlerini demokratikleştirmek, DİSK’in devrimci geleneklerini Türk-İş tabanına aktarmak, böylece Türk-İş’i, sınıf çıkarlarına hizmet eden gerçek bir işçi örgütüne dönüştürmek çok önemli bir savaşım odağıdır.

Sol hareketin durumuna bir göz atarsak, ilk görülen ülke içi ve ülke dışı diye ayrılabilecek iki odağın doğmuş olmasıdır. Yurt dışındaki sürgünler arasında ana vurgu eskinin bazı adlarına, örgütlerine sarılma yönündedir. Bunlar arasında yeni durumları görmeme, göğüslememe eğilimi ağır basıyor. Kuşkusuz eskiyi bir kenara atmak doğru değildir. Eskiye sahip çıkmak, geçmişten dersler çıkarmak çok önemli ve yararlıdır. Ancak tüm bunlar, bugünkü koşulları dikkate alarak, yeniye uyarlanarak yapılırsa anlamlı olur. Yoksa tutuculuktan öteye gidemez.

Yaşam sürüyor, koşullar değişiyor. Ve bunu solun ülke içindeki parçaları daha iyi görüyor. Onların ana vurgusu yeni durumlara yöneliktir. Türkiye’deki ortamla, gerçeklerle bağlı sol güçler, ister ülke dışında, ister ülke içinde olsunlar yeni durumun getirdiği soruları yanıtlamaya çalışıyorlar. Gerçekte sorun ülke-içi, ülke-dışı ayrımı değildir. Sorun ülkedeki nabzı elde tutma sorunudur ve ülke dışında oluşan sol odak şimdilik nabzı elde tutmada geri kalıyor. Bunu değiştirmek gerek.

Bugün Türkiye çok değişkenli bir ara dönem yaşıyor. Bir yandan bugünkü rejime faşist denemez, öte yandan faşizm yeniden bir tehlike olarak ortadadır. Mevcut rejim faşist değildir ama demokratik olmaktan da uzaktır ve demokrasi kavgası bugün can alıcı önem taşımaktadır. Bir yandan finans kapital emperyalistleşme amacına doğru faşizm altında bile dişe dokunur bir adım atamamıştır ama öte yandan bölgede yayılmacı girişimlerde bulunma olasılığı kalkmamıştır, tam tersine belki ek bir hırçınlıkla birlikte gündemdedir. Kısacası ara dönemin faşizmle neyin arasında kalacağını savaşım belirleyecektir. Bu ise tüm sol harekete görev çağrısı anlamına geliyor.