TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ                         
 

İŞÇİNİN SESİ, sayı: 201-202, 28 Haziran 1982  

Bir yoldaşın partililere açık mektubu 

17.6.1982, Batı-Berlin  

Dostlar,

Gazetenizi zaman zaman okuyorum. Açık konuşalım, şu anda tartışmaya, eleştiriye açık oluşunuz önemli. Bu açık mektup belki benim durumumda olan birçoğunun problemini partimize, partililere daha yakından tanıtacak. Politik ve örgütsel kargaşalığın. özellikle politik kargaşalığın, son günlerde içindcn çıkılmaz hale getirilişi, birçok militanın ideolojik tavrını etkilediği gibi, onları düşünemez hale getiriyor. Bu politik-örgütsel kargaşalığa son verilmesi için yazıyorum. Bizi bu çareye itenler utansın.

Önce politik kargaşalığa değinelim. Düğüm noktası bu.

ABD’ci NATO’cu cuntanın bu niteliğini darbeden birkaç ay sonra kaldırdık. “NATO’nun her arzusunu yerine getirmiyor”. “ABD’ci de değil, olsaydı Mısır İsrail gibi olurdu” dedik. Bu arada cuntanın barışçı olduğunu, SSCB ile, sosyalist ülkelerle dost olduğunu anlattık, anlatıldı. “Cunta işkenceci değildir” dendi. “İlericilere karşı cuntanın terörü - devlet terörü - vardır denemez” dendi. “Çünkü Türkiye’de devlet terörü her zaman vardı”. Anlayacağınız yavaş yavaş cuntayı savunur, ulusal çıkarlardan yana olduğunu. vb. vb. söyler durumuna geldik. Hem kendi iç toplantılarımız, hem de kitle toplantılarımız birçok kötü, yakışık almayan olaylara sahne oldu.

Sonraları cuntanın NATO’cu. ABD’ci politikası gözler önüne çıkınca “biz cunta ABD’ci NATO’cu değil demiyoruz, biz politika yapıyoruz” dendi (Ne politikasıysa). Yavaş yavaş cuntanın eliyle devlet terörü uygulandığı da kabul edildi. Sonraları Atılım’da cuntaya karşı daha açık yazılar yazılmaya başlandı. Bu nasıl olur diye sorduğumuzda “e, biz söylemiştik, zaten bu cunta daha kötü gelişebilir, bizim söylediğimiz çıkıyor tek tek” dendi. Nisan ayında bir plenum yapılmış ABD’ci, NATO’cu cunta diyebileceğiz artık. Nedeni sorulduğunda, “biz politikacıyız, politika yapıyoruz” deniyor. Halk nasıl inanır bize, değil halk, parti militanları inanmıyor bu politikaya. Cunta değişebilir, gelişme gösterebilir ama bizim ödevimiz, en başta politbüronun ödevi, onun sınıfsal içeriğini, özünü açık tanımak, tanıtmak idi. Bu tersine işledi.

Burjuvazi, cunta, anlatılırken “onların tırnaklarının dibinde Atatürkçülük vardır” deniliyor. Tabii öyle, ama niye onların tırnaklarının dibi bana anlatılmaya çalışılır? Tırnaklarının ucu neyi hedef almışsa bana o anlatılmalı. Türk burjuvazisini Atatürk’ten yola çıkarak anlatmaya kalkarsak, Türk burjuvazisine ayrışımlı yanaşım oluyor. Emperyalist çelişkiler gözönüne alındığında bu da yapılabilir ama biz neyin savaşını veriyoruz?

Mazaret hazır, “bilinçsiz yığınlar cuntayı destekliyor onun, için”. Destekler elbet, imam bir halt ederse cemaat daha büyüğünü eder. Burjuvaziyi Atatürkçü olarak, Atatürk’ü halk kahramanı olarak ele alır, yavgınlaştırır. “Atatürkçülükten anti-emperyalizmi çıkardın mı geriye cunta kalır” dedik mi, yarın sosyalistlere, komünistlere de Atatürkçü deriz. Öyle ya Atatürkcülüğe birşeyler katmak da mümkün.

Bırakalım Atatürk’ü, kurtuluş savaşının öznesi halk yığınlarıdır. Ulusal burjııvazi bu savaşın subjesi olarak ilerici konumdadır. Bu doğal seyridir ulusal kurtuluş savaşlarının. Sonra, sonra Atatürk'le beraber burjuvazinin bir kesimi ilericilere, aydınlara yüklenmişlerdir. Toplumsal ilerlemeye köstek olmuşlardır. O zaman ilerici olan burjuvazinin bu yanı da vardır. Atatürk’ü ve Türk burjuvazisinin bu yanlarını da ele. almayıp “böyle Atatürkçülük, olmaz” diye cuntayı halka şikayet ettik mi bu burjuvaziyi. topyekün aklamaya yarar. Türk burjuvazisinin, Atatürkçülüğün, kapitalizmden, tekelcilerden, uluslararası, emperyalizmden etkilenmelerini ele almazsak, yeni yeni Atatürkler, Atatürkçüler çıkarırız. Bunun sonu neye varır, onu söylemeye dilim varmıyor.

“Cunta Atatürkçü mü değil mi, şurası Atatürkçü, şurası değil” diye sürüp gidiyor tartışma. “Cuntanın süngüsü ulusal sorunumuzu çözemedi” diyoruz. Bırakalım Marksist-Leninist parti olnıayı, doğru dürüst yurtsever olmak bile böyle bir gözlem yapmamaya yeter. Biz cuntayı OYAK’ları ile, NATO’ları ile ABD’cileri ile tanımazsak cuntanın süngüsünden ulusal sorunumuzu çözmesini bekleriz. Cuntanın elindeki süngü kimin süngüsü bilememek de, kafayı toprağa gömmektir. Öncü, hele hele temsilci hiç olunmaz. “Halkımız cunta süngüsü ile terörizm arasına sıkıştı” diyoruz, “cuntanın iki yüzlü politikası” diyoruz. Cuntanın politikası tek yüzlü apaçık ortadadır, geniş halk yığınlarına karşı tekellerden yanadır. Çelişkili politika olabilir, her zaman vardır, o nedenle “halkımız cunta süngüsü ile terörizm arasında sıkıştı” diyemeyiz. Sokak terörünün yerini daha düzenli devlet terörü almıştır.

Uzatmaya lüzum yok. Buraya kadar herkesin bildiği şeyler. Önemli olan, bir politik başıbozukluk var, bu örgütsel başı bozukluğu, örgütsel baskıyı getiriyor, güveni, saygıyı, özveriyi kaldırıyor. Bir kısmı bunları düsünmeye üşenir hale getiriliyor. bir kısmı dağılıyor, işlerin bürokratik çözümü dayatılıyor. Böylece herşeye “evet” demeye alışan, alıştırılan, sormayan, düşünmeyen bir kadro oluşturuluyor. İtiraz ettin mi, “ama şu şu böyledir” dedin mi - hasta - lığa geçer adın. Rapor verirsin almazlar, veya yırtarlar. İsrar ettin mi defterini dürerler. Cezalandırma başladı mı da hiç bitmez. İsterse burnun sürtmesin. Çevrene hakkında yalan yalnış adice dedikodu yayılır, toplantılarda eğlencelik olursun. Gene baskı kurulamadı mı, görüşmek konuşmak yasaklanır herkese. Gene baskı kurulamadı mı selam vermek de yasaklanır, herkes garip garip gözünü kaçırır. Kimileri içten güler, kimileri içten ağlar. Gözden düşürmek için iyice alçalırlar. Örgüt toplantılarında gerçekleri saklayıp - hasta - dedikleri yoldaşlarını karikatürize etmeye çalışırlar. Artık burnunun sürtmesi lazım. Bir daha cunta, halkımız, ulusumuz, NATO, düşman, emperyalizm, Atatürkçülük, Marksizm-Leninizm gibi laflar etmemek, bunları tanımamak, tanıtmamak gerekir bu kavgada kalmak için veya yol görünmüştür. Bunun böyle olduğu herkesce görülür, bilinir. O yüzden ses çıkartılamaz, yoksa sana da selamı sabahı keserler. Seni de partiden koparırlar.

Bunun önü nasıl alınır? Kongre. Kongre nasıl yapılır, erkeksen sor. Zaten sekreter de bilmez, “sor” dersin o da sormaya korkar, israr ettin mi “40 senedir yapılmadığını bilmiyordun da şimdi mi aklın başına geldi” “bunun amacı başka, bozguncu”, vb. vb. derler. Ne fraksiyonculuğun, ne bilmemneciğilin kalır.

Ben bu açık mektupla yoldaşlarıma şunu iletmek istiyorum, Bu savaşta onurlu yerini almak, burjuvaziye karşı zafer, burjuva oyunlarına karşı zafer, yürekli çıkışlara bağlıdır, kendine güvenmeye bağlıdır. Gün hem burjuvaziye karşı daha tutarlı savaşı, hem parti içinde burjuva oyunlarına karşı savaşı dayattı.

Görevini yapmayanlar utansın.