TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ                         
 

Grev Hakkının Yirminci Yılında
Grev Hakkı İçin Savaş

H. Erdal                                        İşçinin Sesi, sayı: 239, 1 Ağustos 1983

 

Yeni Türkiye devletinin 1920 yılında kurulmasından ve özellikle 1925 yılında çıkarılan Takriri Sükun Yasası’ndan sonra Türkiyeli işçiler ilk kez 1946 yılında sınıf temelinde örgüt kurma olanağına kavuştular. 1946’da ve özellikle 1947’de kurulan sendika adlı örgütler grev hakkından ve toplu sözleşme yapabilme olanağından yoksundular. Bu yönleri ile, çağdaş anlamda sendika olmaktan çok, bir işçi dayanışma derneğine benziyorlardı.

Türkiye işçi sınıfı ve sendikal hareketi ilk defa yasal olarak grev ve toplu sözleşme yapabilme hakkını bundan yirmi yıl önce, Temmuz 1963’de kazandı. Bu yönü ile Temmuz 1963, Türkiye sendikal hareketi için önemli bir yıldönümüdür.

1960’lı ve 70’li yıllarda burjuvazi ve gerici sendika yönetimleri, grev hakkının alınışına duyulan ilgiyi kullanarak, 24 Temmuz’u 1 Mayıslara karşı işçi bayramı olarak kabul ettirmek istediler. Ama bu sökmedi. Türkiye işçi sınıfı hem 1 Mayıslarına sahip çıktı, hem de grev hakkına, toplu sözleşme yapabilme hakkına sahip çıktı.

Bu yirmi yıllık dönem içinde, zaten çok sınırlı olan grev ve toplu sözleşme yapabilme hakkı, iki kez toptan yasaklandı. Birincisi 1971-1973 askersel yönetim döneminde, ikincisi 1980’den bu yana gelen faşist yönetim döneminde. Bu ara vermeler yirmi yıllık dönemden düşülürse, Türkiye işçi sınıfı çağdaş anlamıyla sendikal haklara yalnızca on dört yıllık bir süre için sahip olabildi. Bugün, görünüşte, Türkiye’de sendikalar var, ama Türkiye işçi sınıfı en temel sendikal haklarını kullanamaz durumda. Faşist cunta bir dizi yasal değişiklikler yaparak Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi, Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu ve ILO gibi uluslararası kuruluşların kabul ettikleri asgari sendikal hakları bile yok etti.

Bu değişikliklerin başlıcaları şunlardır: Nisan 1983’de yürürlüğe giren bir cunta kararnamesi, Türkiye işçi sınıfının ve emekçilerinin çok büyük bir bölümünü devlet görevlisi ilan ederek sendikalaşma haklarından yoksun bıraktı. Öğretmenlerden, posta memurlarından, buharlı lokomotif makinistinden, fabrika işçisine kadar çok geniş bir işçi ve emekçi kitlesi bu kararname kapsamına girdi. Türkiye’de, devletin ekonomik yaşamda oynadığı kapsamlı rol dikkate alınırsa görülecektir ki Türkiye’de sendikalaşabilir emekçilerin ezici çoğunluğu bugün yasal olarak sendikalaşma hakkından yoksundur.

Cunta sendikalaşmasına olanak tanıdığı işçilere de sınırlamalar getirdi. 7 Mayıs 1983’de yürürlüğe giren 2821 sayılı yeni Sendikalar Yasası bir dizi anti-demokratik hüküm taşıyor. Bu yasanın belli başlı yenilikleri şöyle sıralanabilir:

-       Sendika kurmak güçleşmiştir.

-       Sendika yönetimine seçilme güçleştirilerek sendika bürokrasisinin güçlendirilmesi amaçlanmıştır.

-       Check-off sistemine sınırlamalar getirilmiş ve check-off’un uygulanabilmesi için yüzde onluk bir alt sınır konmuştur.

-       Sendikaları mali açıdan zayıf tutacak hükümler getirilmiştir.

-       Bu yasanın getirdiği geçici maddeler, bütün sendikaların 1 Ocak 1984’e kadar kongrelerini yaparak tüzük ve yönetimlerini yeni yasaya göre düzenlemelerini zorunlu kılmıştır. Bunu gerçekleştiremeyen sendikalar kendi kendini feshetmiş sayılacaktır.

Cunta, grev ve toplu sözleşme yasasını da değiştirmiştir. Bu yasayla:

-       Zaten sınırlı olan grev hakkı iyice sınırlanmış, grev hakkı bazı işkolları için tamamen yasaklanmıştır.

-       Politik grev, dayanışma grevi ve hak grevleri yasaklanmış, yalnızca toplu sözleşme aşamasında uzlaşmazlık grevine olanak tanınmıştır.

-       Sınırlı da olsa greve gitmenin önüne bir dizi yeni engel, bu arada devlet-işveren-sendika üçlüsünün zorunlu hakemliği getirilmiştir.

-       Cunta bir kararname ile sendikalaşmaya temel olacak işkollarını yeniden düzenlemiştir. Bu düzenleme, işçi sınıfını daha da bölmenin, sendikaları daha da devlet kontrolü altına almanın iyi bir örneği olmuştur.

-       Uluslararası standartlarda ve ILO standartlarında on altı olan işkolu sayısı faşist cunta tarafından yirmi sekiz olarak belirlenmiştir.

-       Dünyanın hiçbir ülkesinde örneği olmayan bir Milli Savunma işkolu ihdas edilerek otomotiv, tekstil, gıda, kimya vb. işkollarını kapsayan çok geniş bir alan grev hakkından mahrum bırakılmıştır.

Bugün Türk-İş bünyesindeki göreceli ilerici eğilimli sendikaları bölecek şekilde işkolları parçalara ayrılmıştır. Bunun en yeni örneği Petrol-İş Sendikası’nın bölünme zorunluluğudur.

Türk-İş bünyesinde, birbiriyle ilişkili işkollarındaki sendikalarda, ilerici eğilimleri gerici eğilimlere katacak şekilde birleşmeler zorunlu kılınmıştır. Bunun da en iyi örneği Kristal-İş Sendikası’nın Çimse-İş’e katılma zorunluluğudur.

Bugünkü koşullarda Türkiye sendikal hareketinin en önemli sorunu, çağdaş anlamda sendikal hakların yeniden elde edilmesi savaşıdır.

Bu savaş, aynı zamanda DİSK’li, Türk-İş’li, bağımsız sendika üyesi ya da sendikasız tüm işçilerin sendikal birliğini gerçekleştirecektir.