|
Türkiyeli Komünistler ve Kıbrıs
Kemal
K.
Toplumsal
gelişim surecinin tarihsel-maddi dinamiklerini kavramadan ve bu dinamiklerin
dönüştürücü gücüne dayalı parametrelerin belirlediği politikaların bilimsel
üretimi ve uygulaması olmadan hiç bir sorun ilerici insancıl olarak
çözümlenemez, siyasal ve toplumsal devrimler gerçekleştirilemez. Bu gerçek
Türkiye ve Kıbrıs için de geçerlidir.
Sovyet
Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin yıkılmasından sonra bilim ve
teknolojideki devrimci ilerlemelerle son on yıl içersinde yayılma olanakları
bulan Yeni Dünya Düzeni, emperyalist -kapitalist sistemin yeniden
yapılanma sureci devletler üstü finans-kapitalin tekelinde tarihin
hiç bir döneminde görülmemiş bir barbarlıkla dünya çapında yürütülüyor.
Emperyalizm yeni dünya düzeni ve küreselleşme kavramlarını anlamadan, bu
kavramların arasındaki ilişkiyi sorgulamadan gerçek bir sınıf mücadelesini
yürütemezsiniz.
Bugün
globalleşmenin problematiğini kavramadan, ister yerel olsun isterse evrensel
olsun herhangi bir sorunu anlayıp anlatamazsınız. Yerele evrenselin
diyalektiği küreselleşmenin nesnel mantığında yatıyor. Küreselleşmenin
nesnel-tarihsel eğilimine uygun olmayan siyasal öneriler ve eylemler son
tahlilde karsı tarafın isine yarar. Bu gerçeklik Türkiye ve Kıbrıs için de
geçerlidir.
Kısa öz ve
yoğun bir biçimde saptadığım genel durumun belirlediği çerçevede
a)
Tarihsel zorunluluğunun diyalektik yasallığında Kıbrıs coğrafyasının
nasıl bir sosyo‑ekonomik ve politik-kültürel süreç izlediğini,
b)
Ve bu surecin bölgedeki ülkelerle bağlarını, özellikle de Türkiye
gerçeği ile olan çelişkili ilişkisini,
c)
Türkiye gündeminde yer alan demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde
Kıbrısın yerini ne derece ve ağırlıkta stratejik-programatik öneme sahip
olduğunu,
göstermek
Komünistlerin önünde önemli bir görev olarak durmaktadır.
Ancak bu
görev bilimsel ve kollektif bir çalışmayı gerektirir. Bu yazının amacı
böylesi bir görevi tek başına yüklenmek değildir. Yola çıkan yolda kalmaz
diyerek ciddi titiz militan çalışmalara katkı içindir.
Her şeyden
önce Kıbrıs başını İngiltere ve Amerika Birleşik Devletlerinin çektiği bir
emperyalist blok tarafından işgal edilmiştir. Bu bloğun içersinde
Yunanistan ve Türkiye egemenleri kendi güçleri ve Kıbrıstaki uzantılarıyla
birlikte yerlerini almışlardı.
Bu işgalde
öne çıkan, göze batan Türkiye burjuvazisidir. Payına düşenden fazlasına el
koymuştur. Çıkıntılık yapmıştır, güvenilmez ve tehlikeli ortak imajını
yaratmıştır. Buna rağmen daha fazlasına sahip olmak ve emperyalist
hiyerarşideki yerini daha yukarılara çıkarabilmek için Kıbrısı değerli bir
araç ve stratejik askeri üs olarak kullanmak istiyor.
82
Anayasası ile resmileşen militarist Türkiye emperyalistleşme istemini savaş
ve politik zorbalıkla gerçekleştirmek için adına Ulusal Güvenlik Projesi
denilen bir strateji izlemektedir. Kıbrıs UGP içersinde en temel
belirleyicilerden biridir.
İşgalci
blok içersinde anlaşmazlığın, itişip kakışmanın ana nedeni paylaşım, yeniden
paylaşımdır. Bu paylaşımda taraf olmak, destek vermek ne kadar ulusal ve
veya "sol" söylemli olursa olsun gericiliktir, emperyalizmle
işbirlikçiliktir.
Komünistler bu gerçeği bir an bile akıllarından çıkarmadan kendi
burjuvalarını yayılmacı işgalci ve sömürgeci istem ve politikalarına tüm
olanakları ve güçleriyle karşı çıkmalıdır. Bunu yaparken diğer ülkelerin
komünistlerinden kendi burjuvalarına direnmelerini istemek, birlikte örgütlü
mücadeleyi yürütmek hem görevimiz hem de hakkımızdır.
Türkiyeli
egemenlerin bu küçücük adanın bir bölümünü işgal etmesini ve onun kültürlü
ve onurlu halkını zorla yok etmesine karşı Türkiyeli Komünistlerin gerektiği
kadar tepki gösterdiklerini, sonuna kadar direndiklerini, diğer ülke
komünistleri ile örgütlü eylem yaptıklarını kim söyleyebilir?
Kıbrısta
41 örgütün oluşturduğu Bu Memleket Bizim platformunun eylemleri yeterince
destek bulamamıştır. Avrupa (şimdiki adı Afrika) gazetesine yapılan
saldılar, ölüm işkence tehditleri ve yazarlarının hapsedilmesi karşısında
bir kaç onurlu tepkinin dışında ya sessiz kalınmış yada öznesi nesnesi
belirsiz demeçlerle ve veya turistik gezilerle yetinilmiştir.
Kıbrıs
konusunda bilimsel araştırma ve inceleme yapan, yazı yazan, kitap basan,
medyada doğruları korkusuzca söyleyen kaç kişi ve örgüt var.
Sayıları
elliyi gecen devrimci sosyalist komünist legal-illegal ve grupların
yayınlarında, program ve tezlerinde Kıbrıs konusu doğru dürüst ele alınmamış
bile!
Bazıları
Kıbrısı yok saymış. Yalnızca ilhaklara ve sömürgeciliğe karşıyız
belgisini programına koyarak sorunu halletmiştir.
Hepimizin
bildiği gibi Türkiye burjuvazisinin tarihten gelen stresli bir
batılılaşma histerisi var. Türkiye kapitalizmi 200 yıldır çağdaşlaşma
tutkusu ile yanıp tutuşmaktadır. Avrupai olmak her zaman gündeminin ilk
sıralarında yerini aldı. Türkiyenin Avrupalılaşması ve Avrupa
birliğine kendi kimliği ile girmesi Türkiye finans-kapitalinin uzun yıllar
hiç değişmeyen en yakın amacıdır.
Türkiyeli
egemenlerin Çağdaşlaşmak Batılılaşmak ve Avrupalılaşmaktan murat ettikleri,
temel hak ve özgürlüklerin kısıntısız, kesintisiz kullanılması veya burjuva
demokrasisinin tam ve genişletilerek uygulanması değildir. Aksine sömürüyü
derinleştirip yayılabilmektir. Kuskusuz bunu yapabilmesi için bir takım
hakları ve özgürlükleri biçimsel de olsa tanımak ve uygulamak zorundadır. Bu
durum politik yasama yeni olanakları tehlikeleriyle birlikte getirecektir.
Avrupanın
ortaklık için Türkiyeye dayattığı 3 önemli koşulu var. İnsan Hakları, Kürt
Sorunu ve Kıbrıs. Bunları burjuva anlamda da olsa çözmeden Türkiye Avrupa
Birliğine giremez. Türkiye için Kıbrıs Avrupaya girişte diğer taleplerle
birlikte ciddi bir engeldir.
Militarist
Türkiye kapitalizminin içeride derinleşip, dışarıda yayılabilmesi yalnızca
ABD -İngiltere Bloğunun dayatmalarına değil ayni zamanda Avrupa ile olan
ilişkilerinin düzeyine ve istikrarına da bağlıdır. Bu yüzden Kıbrıs hem
engel, hem de bir araç olma ikilemini yaşamaktadır.
Kıbrısın
paradoksal konumu dayalı Türkiye ve Denktaşın 1974ten beri yürüttükleri
çözümsüzlük çözümdür politikasının bugün Yeni Dünya Düzeninin militarist
Türkiye kapitalizmine sunduğu fırsat ve olanaklar yüzünden sürdürülmesi
olanaksızdır.
11
Eylül ikiz
kulelerin yıkılması bu bahaneyle Afganistanın işgali Saddamı yok etme ve
Bağdat seferinin gündeme gelmesiyle Kıbrısın çözümü KAÇINILMAZDIR.
Kıbrısın engel olmaktan çıkarılıp, araç olarak kullanılması gerekmektedir.
2002 yılının sonuna kadar Kıbrısta barış ve çözümü istemelerinin nedeni,
varolan durumu uluslararası ilişkiler düzeyinde meşrulaştırmak, kanlı
ellerini yıkamak ve yeniden paylaşıma daha güçlü katılmaktır.
Bu oyunu
bozmak için savaşa karşı gerçek bir barış ve çözüm yolunda Kıbrısta, Kıbrıs
halklarının yürüttüğü demokrasi, barış ve özgürlük mücadelesine omuz
verelim, son sözü Kıbrıslıların söyleyeceğini bilerek, her alanda destek ve
dayanışmamızı yükseltelim.
23/09/2002 |