|
|
|
||
|
Kıbrıs sorununa çözüm beklentileri Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere’nin Kıbrıs özel temsilcileri Ekim ayı sonu ve Kasım ayı başlarında Kıbrıs’a gidiyor. Afganistan konusunun durgunlaştırdığı Kıbrıs sorununa çözüm bulma çalışmalarında yeni bir aşamaya girileceği kesin. Çünkü Avrupa Birliği geçtiğimiz günlerde Belçika’da gerçekleştirdiği bir toplantısında, genişleme sürecinin kesintisiz devam edeceğini duyururken, Kıbrıs’a özel yer ayırdı. Bu özel yer ayırılması kapsamında, Türkiye’ye Kıbrıs’ın üyeliğini engelleyemeyeceği hatırlatılırken, “Seni de istiyoruz ama şu Kıbrıs’ı hele bir çöz” uyarısı da yapıldı. Afganistan konusu nedeniyle Amerika ve İngiltere’nin Türkiye’den bazı beklentileri (Asker katkısı gibi) olduğu söylenirken, Türkiye’nin de “Destek veririm ama karşılığında isteklerim” var demesi şaşırtıcı olmasa gerek.... Türkiye’nin istediği “Karşılıklar” arasında Kıbrıs konusu da yer alıyor. Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB üyeliğinin durdurulmasını veya bekletilmesini talep ediyor. Bu talebini dile getirirken de “Doğu Akdeniz’de dengele bozulacak” tehdidini savuruyor. Bu tehdidi Dışişleri Bakanı, Savunma Bakanı çeşitli defalar kullandı. Son olarak Cumhurbaşkanı da aynı doğrultuda bir demeç verdi. Ancak kimse “Dengeler bozulursa ne olacak?” sorusuna açık ve elle tutulur bir yanıt vermedi. Örneğin Türkiye, AB’ye, AB üyeliğine rağmen Kıbrıs’a yeniden saldırabilir mi? Askeri güç kullanabilir mi? Bence Türkiye’nin şu andaki ekonomik ve sosyal ilişkileri gereğince Kıbrıs’a “Dengeler bozuldu” deyip saldırmayı düşünmesi hayal bile değil. Bazı diplomatik çevreler türkiye’nin Kıbrıs’ta ısrarla çözümsüzlüğü savunmasını “son bir koz” olarak kullandığını iddia ediyorlar ve sonuna kadar direneceğine işaret ediyorlar. Bu direniş AB üyeliği için olacak. Bu arada AB’li yetkililer de Türkiye’ye, eğer AB üyeliğini istiyorsa, kesinlikle Kıbrıs konusu başta olmak üzere, Kürt sorunu ve demokratikleşme konularına da kabul edilebilecek bir çözüm bulması şartını koşuyorlar. Gelinen aşamada eğer Kıbrıs sorununa çözüm bulunmadan, Kıbrıs Cumhuriyeti AB üyesi olursa, Kıbrıslı Türklerin geleceğinin ne olacağı konusu karanlıkta kalacak. Denktaş ve Türkiye’deki “Ulusal Politika”cılar, ısrarla çözümsüzlüğü savunuyor. Hedeflerinin ne olduğunu açıkça söylemekten çekiniyorlar. “KKTC yaşayacak, yaşatılşacak” gibisinden hamasi nutuklar atıyorlar o kadar. Ancak asıl amaçlarının, Kıbrıs’ın Kuzeyi’nde Türkiye’nin tüm kirli çamaşırlarını temizleyecek, gerektiğinde askeri üs olaak, gerektiğinde kumarhane merkezi olarak kullanılabilecek bir “Non state state”yi ellerinin altında bulundurmak. Kıbrıslı Türklerin kendi kaderlerini tayin hakları ellerinden alınmış durumdadır. Kıbrıs’ta “Ben Kıbrıslıyım” demek yasaklanmıştır. Kıbrıslı olmakla vatan haini olmak aynı kefeye konulmaktadır. Kıbrıs Cumhuriyeti Pasaportu taşıyanlar sorgulanmakta, her türlü tacize uğratılmaktadır. Bu arada Kıbrıslı türklerin göçü de devam etmektedir. Ekonomik durum ise tam anlamıyla içler acısı durumdadır. Güney Kıbrıs’taki Kıbrıs Cumhuriyeti ise AB ile bütünleşme çerçevesinde yasal, sosyal ve ekonomik düzenlemelerinin tamamına yakını gerçekleştirmiş, Avrupa’nın en gelişmiş üyelerinden biri olmak yolunda emin adımlarla ilerlemektedir. 2002 yılı ortalarında Kıbrıs’ın tam üyelik görüşmeleri tamamlanacaktır. 2004 yılı başlarında bu ülke, AB’nin ilk genişleme dalgası içerisinde yer alacaktır. Mehmet Mustafa Rago 25 Ekim 2001
|