|
|
TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ | |
|
Yusuf Zamirin Diyalektik-Eleştirel Bakışı S. Akdeniz K. Karagülle aynı ırmakta değil düşgücümde yıkanıyorum aynı anda iki kez K. Karagülle, İnsanım adlı şiirinden.
Her diyalektik kelimesini kullanana biz Marksist veya komünist diyemediğimiz gibi, her Marksist veya komünistin kullandığı diyalektik kavramına yüklediği anlam, öngördüğü biçim ve belirlediği özellikler bakımından Marksla uygunluk ve benzerlik gösterdiğini ileri süremeyiz. Marksın diyalektiğini anlamak, komünizmi ve Marksizmi anlamanın anahtarıdır. Diyalektik sözcüğünü, düşünce sisteminin içersine koyan, analizlerinde bir yöntem olarak kullanan, bakış açısını veya dünya görüşünü eleştirici kavramı ile birlikte belirleyen herkesi, diğer koşul ve nitelikler söz konusu olmaksızın, biz komünist veya Marksist sayabilir miyiz? Bir başka açıdan, kendisini komünist veya Marksist adlandıran kişi veya öbeklerin hepsini, düşünce sistemlerinde, analizlerinde, bakış veya görüşlerinde yer verdikleri diyalektiği Marksın anladığı ve kullandığı anlam içerik ve biçim olarak ele aldıklarını söyleyebilir miyiz? İki sorunun da yanıtı hayırdır. Özünde eleştirel ve devrimci olan Karl Marksın diyalektiği, Eleştirel okulun mezunları ve mensuplarınca çeşitli vesile, türlü biçim ve ifadelerle reddedilir. Çok önem verdikleri Marksın erken yapıtlarında var olan bazı kavram ve kategorilere dayanarak Marksın diyalektik anlayışı, Hegelci veya Kantçı biçim ve içerikte yeniden üretilir. Bu gurubun içersine Mevlanacı [1] ve Aristocu [2] diyalektikçileri de katabiliriz. Marksın gençlik yazıları, eleştirmenler tarafından kendi operasyonları için bir başlangıç noktası, bir geçit, bir kanal veya bir köprü olarak kabul edilir. Marksın daha sonraki yapıtlarında değişmiş, gelişmiş ve netleşmiş olsa bile bu kavram ve kategorilerin determinist veya bilimci oldukları iddia edilir. Terimlerin, tanımların ilk ortaya çıkış biçim ve nitelikleri üzerinden yorum ve gerekli değiştirmeler yapılır. Böylece kendi model, paradigma ve teorilerine Marksist temel sağlamış olurlar. Bu işleyişin farkında olan Althuser, tepkisel olarak Marksın ilk yapıtlarında yer alan fikir ve konuların Marksın daha sonraki yapıtlarında derinliğine işlendiğini veya birçok yönden değişime uğradığını ileri sürerek, erken yazıların önemsiz olduğunu söyler. Çok önemli-hiç önemsiz ikilemi çerçevesinde değerlendirilen Marksın gençlik eserleri, bize göre, tarihselliğinden ve bütünselliğinden, sınıfsallığından ve devrimciliğinden dışlanmadan ele alınmalıdır. Hangi konuda ve ne zaman yazılırsa yazılsın, Marksın bütün eserleri tıpkı bir canlı organizma gibi gelişen dönüşen bir devingenlik ekseninde, biri birini tamamlayan, biri diğerine bağlı, biri diğerini etkileyen veya diğerinden etkilenen, biri diğerinin nedeni veya sonucu bir dinamik süreç olarak ele alınmalıdır. Bu cins eleştirel diyalektikçi görüşü savunanların amacı, Marksın kesinkes reddettiği, eleştirdiği, teori ve pratiğinden kovduğu idealist, ilkel materyalist, pozitivist, vb., burjuva düşüncesini Marksa eklemlemektir. Marksı revize etmek, devrimcilikten uzak, reformcu ve mistik bir Marksı yeniden yaratmaktır. Marksı mistik ve reformcu göstermek ise, Engelsi bilimcideterminist, Lenini diktatörvolunterist ilan etmenin ilk ve önemli adımıdır. Marksa ve Marksizme karşı açıkça sürdürülen ideolojikteorik savaşın ve bu savaşın komünist ve işçi sınıfı hareketi üzerinde doğurduğu veya doğuracağı tahribatı Yusuf Zamirin görmek istememesi, bu duruma kayıtsız kalması üzücü olduğu kadar düşündürücüdür. Aynı tutum, komünist (sosyalist) yazar ve teorisyenlerin birçoğunda daha beter konumdadır. Aslında sözümüz onlaradır. Karşılaştırmaların kolaylıkla yapılıp söylediklerimizin daha iyi anlaşılması için Yusuf Zamirin son kitabı, Marks Gerçekte Ne Dedinin 8. sayfasını buraya aktarmayı uygun bulduk: Marksist eleştiri, mistik olguları saçmadır diye kaldırıp atmaz. Marksta eleştiri, toplumu bir muammaya çeviren mistik olguların kabuğunu kırıp içinde ne olduğunu bulmaya, mistik görünümlerin arkasına saklanan maddi gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışır. Marksın eleştirisi, insanın kendi yarattığı yabancılaşmış toplumsal ilişkiler içinde insanın nasıl reddedildiğini göstermek içindir. Marksist eleştiri, toplumun ve tarihin diyalektik kavranışına dayanır. Diyalektik bakış eleştirel bakıştır. Diyalektik-eleştirel bakış, olguları bütünsellik içinde alır. Olgular, olguların nitelikleri, iç çelişkileri, birbirleriyle ilişkileri, dahası olguların zihinsel yansımaları, kavramlar, bunların birbirleriyle iç bağlantıları sürekli bir hareket, sürekli bir dönüşüm içindedir. Tek değişmeyen değişimin kendisidir. Marksist Eleştirinin amacı, değişmekte olanı ayıklayıp bilince çıkararak, değişimi insandan yana gerçekleştirmenin yolunu göstermektir. Marksist eleştiri, bu amaçla, önce olguları mevcut haliyle pozitifinden ele alır. Mevcut durumu oluşturan dinamik unsurların birbiriyle mücadelesini soyutlayarak analiz eder. Bu mücadele dinamiğinin, mevcut durumu inkâr potansiyeli taşıdığını tespit eder. Böylece Marks, mevcut durumun kalıcı olmadığını, toplumun sürekli bir akışkanlık içinde olduğunu gösterir: Mistikleştirilmiş biçimi ile diyalektik (Hegeldeki diyalektik-YZ), şeylerin mevcut durumunu yüceltip göklere çıkarıyor gibi göründüğünden Almanyada moda olmuştu. Oysa akla uygun biçimiyle diyalektik, burjuvazi ile onun doktriner profesörlerine bir skandal ve nefret uyandırıcı gibi gelir. Çünkü diyalektik, bir yandan şeylerin mevcut durumunu pozitifinden tanıyıp kavrar, bir yandan da bu durumun inkârını ve kaçınılmaz çöküşünü içinde barındırır. Çünkü diyalektik, tarihsel olarak gelişmiş her toplumsal biçimi akışkan bir hareket içinde görür. Bu nedenle onun geçici doğasını, onun anlık varlığından daha az olmamak üzere hesaba katar. Çünkü hiçbir şeyin dayatmasına izin vermez, özünde eleştirici ve devrimcidir. Bu alıntıda, Yusuf Zamir, Eleştiri ile Diyalektiği kombine eder ve yeni bir bakış yaratır ve adını Diyalektik-Eleştirel Bakış koyar. Ve bu diyalektik-eleştirel bakış iki temel önermeyi içerir. 1. Marksist eleştiri, toplumun ve tarihin diyalektik kavranışına dayanır. 2. Diyalektik bakış eleştirel bakıştır. [3] Bu iki tespit ikinci paragrafının ilk iki cümlesidir. Birinci cümlede diyalektik bir kavrayış olarak değerlendirilir. Marksist eleştiri bu kavrayışa dayanır ve diyalektik olmadan ayakta kalamaz. Marksist olsun veya olmasın eleştiriciler diyalektiksiz bir eleştirinin güçsüz olduğunu bilirler. Bu yüzden önerdikleri diyalektiğin, Marksın dışında Hegel, Kant, Aristo gibi düşünürlerin diyalektik anlayışı esinlenerek yeni bir görünümle tanımını yaparlar. Bununla yetinmezler, kullandıkları diyalektiğin Marksın diyalektiğine uygun ve anlamdaş olduğunu iddia ederler. Bazıları bu iddialarını tam bir saçmalıkla sonuçlandırırlar. Bugünlerde savunmaya başladıkları kendi görüş ve yöntemlerini, ilk kez Marksın daha o zaman 19. yüzyılda kendilerinden daha iyi kullandığının pazarlamasını yaparlar. 21. yüzyıl için kendilerine bir misyon biçerler. Bazıları ise esin kaynaklarını belirtmeksizin, Marksı da açıkça inkâr etmeksizin, kendi özgün diyalektik bakışlarını, Marksın bakışı olarak Markstan ödünç aldıkları düşünsel giysilerle sahneye çıkarır. Yusuf Zamir tam da böyle yapar. Yine birinci cümlede ele alınan biçimiyle diyalektik, bir yöntem olmaktan çok bir kavrayış anlayış görüş ve/veya bakış anlamını taşır ve bu yüzden ikinci cümlede bakışın önünde yer alarak diyalektik bakış olarak sahnede yerini alır. Birinci cümlede yöntem yerine kavrayış olarak ele alınan diyalektik, her ne kadar Markstan esinlendiğinin izlenimini verse bile, Marksın diyalektiği değildir. Marksist diyalektik değildir. Yusuf Zamir aksini düşünseydi, tereddütsüz diyalektiğin önüne Marksın veya Marksist sözcüğünü koyabilirdi. Diyalektikle birlikte kullanmaktan kaçındığı Marksist sıfatını, eleştiri kavramının her geçtiği yerde rahatlıkla kullanabilen Yusuf Zamir, bu tutumunu, o kadar çok kullandım ki elimin altında Marksist kalmadı gibi bir itirazla açıklayamaz. Birinci cümlenin mantıksal devamı olarak ikinci cümle Diyalektik bakış, eleştirel bakıştır olarak yazılır. Eleştiri sözcüğünü tamlayan Marksist kavramı, hemen hemen eleştirinin geçtiği her yerde kullanıldığı halde burada kullanılmaz. Tıpkı birinci cümlede olduğu gibi ne diyalektiğin nede eleştirinin önünde Marksist kelimesi yer almaz. Böylece birinci ve ikinci cümlede yer alan diyalektiğin önünde Marksist kavramına yer yoktur. Oysa Marksın veya Marksist sözcüğünü diyalektik ile birlikte kullanılmasının bizim açımızdan hiçbir sakıncası ve çekincesi olamaz. Bir Marksist, bir Komünist olan Yusuf Zamir için de bu böyle olmalıdır. Aynı paragrafın 3. cümlesi Diyalektikeleştirel bakış ile başlar, 4. ve 5. cümlelerle bu bakışın tanımı verilmeye çalışılır. Olgular ve bunun yansıması olan kavramların ilişki ve çelişkileri diyalektik olarak anlatılır. Bu bakış, sürekli bir hareket ve dönüşüm içinde bulunan olguların ve kavramların diyalektiğinden başka bir şey değildir. Bu değerlendirme Tek değişmeyen değişimin kendisidir veciz tümcesiyle taçlandırılır. Hareket, dönüşüm hatta değişmeyen değişimin kendisi var fakat devrim veya devrimci sözcüğüne yer yok, sahneye çıkmasına izin yok. Üçüncü paragraf ta Marksist eleştiri amaçsal olarak anlatılır. Birinci cümlede sınıf yerine soyut ve genel insan kavramı devreye girer. Marksın akla uygun biçimiyle dediği diyalektiğin işleyiş ve niteliklerinden bazıları Marksist eleştirinin amacı olarak ifade edilir. Mevcut durumun pozitifinden ele alınması, mevcut durumun inkar potansiyeli taşıması hep diyalektiğe ait söylemlerdir. Üçüncü paragrafın son cümlesini Böylece Marks, mevcut durumun kalıcı olmadığını, toplumun sürekli bir akışkanlık içinde olduğunu gösterir diye yazan Yusuf Zamir bu tümcenin sonuna iki nokta üst üste : işaretini koyarak Markstan yaptığı alıntıyı ekler. Diyalektiğin öz ve biçim olarak Marks tarafından anlatılan nitelik, işleyiş ve değerlendirmelerin birçoğunu kendi Marksist eleştiri ve diyalektikeleştirel bakış kategorilerinde gelişi güzel dağınık bir tarzda kullanılır. Fakat Marksın diyalektiğinin özsel öğelerinden biri olan devrimci sözcüğü hiç kullanılmaz. Nedeni ne olursa olsun böylesi bir tavır biraz olsun tuhaf değil midir? Bu tuhaflık sonuç olarak devrimci özden yoksun bir diyalektik (ki bu anlayışın Marksla ilgisi yoktur ) devrim veya devrimcilikle ilişkisi olmayan bir ucube Marksist eleştiri ve diyalektik-eleştirel bakış yaratır. Marksın özünde eleştirel ve devrimci diye tanımladığı diyalektiği, devrimci niteliğinden kopararak teori veya politikada kullanmak, Marksı revize etmek değilse, nedir? Devrimci olmayan bir diyalektiği Marksın görüşü olarak savunmak, Marksı reformcu nitelemekle aynı anlama gelmez mi? Reformcu bir Marksın ve revize edilmiş bir Marksizmin, teoride ve politikada doğurabileceği zararları öngörebilmek için Cinci Hocaya gitmek gereksizdir. Bir örnek olması için, Yusuf Zamirin Marks Gerçekte Ne Dedi kitabının 132. ve 133. sayfalarında yer alan Beyaz Muhafız Muamelesi adlı bölümü bir ev ödevi olarak yeniden okuyalım. Okuma sırasında: 1. Devrim veya devrimcilikle ilintisi olmayan Marksist Eleştiri ve Diyalektik-Eleştirel Bakış açısını temel alalım. 2. 1917 ile 1924 arası dünya konjonktürünün ne olduğunu unutalım. 3. Büyük Ekim Sosyalist Devriminin objektif ve sübjektif koşullarının kitaba uygun olduğunu düşünelim. 4. O dönem Sovyetler Birliğinde varolan sınıf mücadelesinin boyutunu ve şiddetini yok sayalım. 5. Devrim Karşı Devrim ikilemini, emperyalistler tarafından asker, para ve silah olarak desteklenen milyonluk katil sürüsü beyaz orduları görmeyelim. 6. Parti içi muhalefet ile karşı-devrimci muhalefeti aynı kefeye koyalım. 7. Parti içi muhalefete karşı tahammülsüz tavırlara örnek olacak hapis öldürme sürgün gibi cezaların ve bunlara ait belgelerin olup olmadığını hesaba katmayalım. 8. Leninin özleştirisi ve savurduğu tehditler üzerinden düşünceyi harekete geçirelim, Yusuf Zamirin kurguladığı faraziyelerle fikri takip olsun diye Lenini sorgulayalım. Böylece, komünist harekete sonradan musallat olmuş, farklıya beyaz muhafız muamelesinin Leninde ne anlama geldiğini, Yusuf Zamirin kaleminden öğrenelim.
Notlar: [1] Cyrus Bina Mo Vaziri, On Dialectic of Rumis Discourse, [internet sitesi-pdf]. [2] Norman Fairclough Phil Graham, Marks as a Critical Discourse Analyst: The Genesis of Critical Method and its Relevance to Critique of Global Capital, [internet sitesi-pdf] [3] S. Akdeniz K. Karagülle, Yusuf Zamir Gerçekte Ne Dedi, Diyalektik Bakış Eleştirel Bakıştır, [internet sitesi-html]. |