|
|
TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ | |
|
Bir Dosta ve Okuduğunu Anlayan Diğerlerine Yanıtlar Esen Uslu Geçtiğimiz günlerde İsmail Onarlı can, bir yoldaşımıza yolladığı aşağıdaki metni, görsel vurgularla bezeli bir kopya olarak sitemize de yolladı. Belli ki yayınlanmasını istiyor: [isim] Abi, Benim bildiğimden beri, ömrünü Aleviliğe ve sola adamış bir tarihin var. Lütfen bu geçmişine sahip çık! Yazdıklarının arkasında dur! Bunları niye yazıyorsun diyeceksin. Anlatayım. Dergiyi başından beri takip ediyorum. Son 10. Sayısına da baktım. Gözlemlerimi yazayım: 1. Dergi programınıza 180 derece zıt bir görüşte. TKP üyesi veya sempatizanı olup da, nasıl böyle bir dergi çıkarıyor ya da yazı yazıyor, aklım almıyor. 2. Serçeşme adı kirletilmiştir. 3. Yayın yönetmeni veya sorumlu müdürü, en az konuya vakıf bir kişi olması gerek ki, anladığım kadarı ile öylelerde, birisi, A.H.Celasun'un adamının kitabını basıyor. Diğeri, Zerdüştlüğü ve sahtekar birini methediyor, vs. ... 4. Sol'a ve Alevi toplumuna zarar veren, böyle bir derginin çıkmaması daha iyidir. Dost acı söyler, ama her kesimden insandan aynı şeyleri duyuyorum. Bir misyon taşıyorsun, biraz soyun gibi davran. Selamlar... Siteye gelen iletilerin çoğunda olduğu gibi bu iletiye de sitede yayınlanan bir yazı ile yanıt verilmesi gerekli olmayabilirdi. Ancak mali ve teknik sıkıntılar nedeniyle derginin Haziran sayısının basım ve dağıtımı geciktiği için kimse yanlış anlamasın diye bir yanıt zorunlu oldu. Onarlı can, ciddi bir hastalıkla, sağlık sorunuyla karşı karşıyadır. Bu nedenle de son dönemdeki yazıları ve çalışmaları ne yazık ki ondan beklenen zihinsel kapasiteyi gösterememektedir. Bu nedenle bu yazıyı üzülerek yazıyorum. Ancak yazısının içerdiği fikirler ve yönelttiği eleştiriler, Alevi-Bektaşi hareketi içinde, sol içinde kapı arkasında söylenen, sahibi belli olmadan kulaktan kulağa yayılan görüşlerle örtüşmektedir. Onarlı can ise, her zamanki açık yürekliliğiyle yüksek sesle konuşmaktadır, sağ olsun. Serçeşmenin İşlevi Bu eleştirilere yanıt verirken önce Serçeşme dergisinin kendi önüne koyduğu görevi, işlevi bir kez daha hatırlatmakta yarar vardır. Derginin bu görevi ve işlevi nasıl gördüğünü, genel yayın yönetmenin birinci sayının arka kapağında yayımlanmış olan, Çıkarken Canlara başlıklı yazıda görmek olanaklıdır: Serçeşme, hiçbir zaman tek boyutlu bir yayın-düşünce çizgisi izlemeyecektir. Serçeşme düşünce çeşitliliğini zenginlik olarak algılayacak, genelde tüm demokrat-laik güçlerin, özelde Alevilerin-Bektaşilerin eli-dili-gözü olacaktır. Serçeşme ülkemizde ve dünyamızda nerede bir insanlık sorunu varsa, onu kendi sorunu gibi yaklaşacak, kör-sağır-dilsiz olmayacaktır. Serçeşme, sorunları ortaya koyacak, ödünsüz tartışarak en doğru çözümlerin üretilmesine katkı verecek[tir.] Serçeşme, ırk, din, dil, cinsiyet vb., bir ayrıma gitmeksizin tüm insanları eşit görecek; her türlü ayrımcılığı yadsıyacak[tır.] Serçeşme Alevi-Bektaşi felsefesini/inancını her koşulda tartışmayı vazgeçilmez ilkesi sayacaktır. Serçeşme köktendinciliğe ve her türden milliyetçiliğe karşı bir kanalda insanlık üzerine ya da Alevilik-Bektaşilik üzerine yazı yazan/düşünce üreten her yazara/araştırmacıya sayfalarını açacaktır. Serçeşme sayfalarını bir tartışma platformuna dönüştürerek seçenekler üretmeyi temel amaç görecektir. Serçeşmenin görevi, işlevi ve yazarları ile ilişkisi birinci sayının arka kapağında Açıklık Kendi Açtığı Yarayı İyileştiren Kılıçtır başlıklı küçük yazıda da aşağıdaki gibi belirtilmiştir: Serçeşme, Alevi-Bektaşi toplumunu ilgilendiren tüm fikirlere açıktır. Serçeşme, Alevi-Bektaşi hareketinin farklı kesimlerini, görüşlerini, örgütlerini temsil eden yazarlara açıktır. Serçeşme, farklı görüşlerin yan yana yer aldığı, hoşgörü, tartışma ve eleştiri platformu olacaktır. Serçeşme, imzasız yazılara, kişisel ve örgütsel çekişmelere yer vermez. Serçeşmede yayımlanan yazıların içerdiği fikirler yalnız yazarlarını bağlar. Serçeşme, yollanan yazıları içerdiği fikirler nedeniyle sansür etmez. Serçeşme, bilimsel çalışmaya, araştırmaya dayalı nitelikli yazılar ağırlık verir. Serçeşme, tartışmalı konuları gündeme getirmekten kaçınmaz. Serçeşme, kısa ve özlü söze öncelik verir, boş sözlerden ve bilinenlerin tekrarından kaçınır. Onarlı canı yanıltan, Serçeşme dergisinin TKPye yakınlığı bilinen yoldaşların katkısı (ve özverisi) ile çıkmasıdır. Ancak bu katkı nedeniyle Serçeşmeyi TKPyi özdeşleştirmeye çalışmak, bu dergiyi TKP yayın organı gibi göstermek anlamsız ve boş bir çabadır. Serçeşme dergisinin yayına başlarken, herhangi bir tek boyutlu yayın-düşünce çizgisini izlememeye kararlıydı. TKP de, bu derginin bir TKP yayın organı olmasını istemedi. Bu nedenle TKPye dönüp, bu dergi sizin programınızı, görüşlerinizi yansıtmıyor demek anlamlı değildir. Onarlı canın, Nasıl böyle bir dergi çıkarılıyor sorusu ise solun içinde bulunduğu ruh halini yansıtmaktadır. Her örgüt, eğilim ve grubun kendi kalesi olarak gördüğü yasal bir örgütlenmenin ya da derginin arkasında dimdik durduğu, buradan en keskin eleştiri oklarını düzene ve düzenin yardakçısı olarak gördüğü diğer siyasi örgüt, eğilim ve gruplara yağdırdığı bir yapı günümüzde egemendir. Sol içinde tartışma ve ortaklaşa bir teorik-ideolojik çalışma yapma ortamı yoktur. TKPye göre ise bugün her siyasi çalışma alanında platform dergisi olacak, farklı görüşlerin sözde değil işte dile getirilebileceği; tartışma ve hoşgörü ile birlikte yoldaşça çalışılabilecek yayın organlarına gereksinim vardır. Sendika, gençlik, kadın, Kürt ulusal hareketi, ekonomi, felsefe, çeviri, sanat, barış, vb., her alanda platform türü yayına gereksinim vardır. Yerleşmiş ezberlerin bozulması, tartışma platformu olacak yayın organlarında birlikte çalışarak sağlanabilir. TKPye yakın yoldaşların Serçeşme çalışmalarına katkısı bu anlayışın yansımasıdır. Serçeşme Adı Kirletilmiş mi? Onarlı canın, Serçeşme adı kirletilmiştir sözleri bir yanılsamadıır, çünkü kendi değerlendirmesi ile gerçek olguları birbirine karıştırmaktadır. Serçeşme dergisinin adı da, taçtaki özlü söz de kasıtlı olarak seçilmiştir. Bu, TKPye yakın yoldaşların Serçeşme dergisine daha ilk günden yaptığı katkılardan biridir. Bu isim, TKPnin Alevilik-Bektaşiliğin derlenip toparlanmasında Dergâhın rolüne verdiği özel önemi yansıtmaktadır. Onarlı cana derginin Aralık 2004 tarihli 5. sayısında kısaltılmış olarak yayınlanan R. Yürükoğlunun Alevi Toplumunun Derleniş Yolları adlı yazısını bir kez daha okumasını öneririz. Yürükoğlu yoldaşın teorik mirasının önemli bir köşe taşını oluşturan bu anlayış, TKPnin belge ve kararlarında da yerleşiktir: Alevilik dernekler eliyle örgütlenemez. Aleviliği günümüz koşullarına uyarlama konusunda derneklerin büyük yardımı olabilir. Ancak Alevi toplumu bir inanç toplumudur. Kendi tarihi içinde, çıkardığı kurumlar eliyle örgütlenir. Dergâhı ve dedeleri eliyle örgütlenir. Derlenişin tek yolu; tarihsel olarak da kanıtlanmış Dergâh ve Çelebilerdir. Dergâh, 750 yıldır Aleviliğin serçeşmesidir, serçeşme Hacıbektaştadır. (Sayfa 19) Serçeşme dergisinde yazısı yayımlanan yazarların hiç biri serçeşmeye karşı konuşmamaktadır. Alevi-Bektaşi örgütlerinin yöneticileri de öyle. Sözde herkes serçeşmeye saygı duymaktadır. Ama bu konuda atılması gereken somut adımlar söz konusu olduğunda, Alevi-Bektaşi örgütlerinin yöneticileri de içinde olmak üzere Alevi-Bektaşi hareketinin aydınlarında genel bir isteksizlik olduğu dikkatlerden kaçmamaktadır. Bu nedenle, Onarlı canın Serçeşme dergisine yönelttiği eleştirilerde serçeşmeyi kendine siper etmesi ilginçtir. Olgulara bir kez daha bakalım. Günümüzde Alevileri-Bektaşi hareketini birleştirmek üzere kurulmuş dernek ve vakıf bolluğundan geçilmezken, harekette ne birlik, ne de dirlik sağlama yönünde olumlu adımlar atılamamış olması, bizce TKPnin yıllardan beri savunduğu anlayışın ne denli doğru olduğunun bir kanıtıdır. Dahası örgüt, dernek, federasyon, konfederasyon ve vakıf bolluğundan geçilmezken farklı görüşleri, ak kağıt üzerine kara mürekkeple Alevi-Bektaşi canlara ve tüm ilerici topluma düzenli olarak ulaştıran Serçeşme dergisinden başka bir yayın organının yokluğu da bir olgudur. Serçeşme dergisi bir boşluğu doldurmaya talip olmuştur. Bu boşluk, Serçeşme dergisini çıkaran canların olanaklarıyla kıyaslandığında devasa kaynaklara sahip derneklerin, federasyonların, konfederasyonların ve vakıfların yapmaya cesaret edemediği ya da yapmayı beceremediği uzun soluklu ve kaliteli, düzenli süreli yayın çalışmasıdır. Serçeşme dergisini çıkaran canlar, dergi çıkmadan bir yıl önceden başlayarak, Alevi-Bektaşi örgütlerinin yöneticilerine yayın alanındaki boşluğun sürmesinin doğru olmadığını söylemiştir. Bu boşluğa daha fazla izin verilemeyeceğini, ancak bu görevin aslında Alevi-Bektaşi kuruluşlarına düştüğü defalarca dile getirilmiştir. Serçeşme yayına başladıktan sonra sorumlu yöneticilere, aynı ilkelerle (yani örgüt yönetimlerinin keyfi kararlarından bağımsız ve yetkin bir dergi yönetimini koruyarak, farklı görüşleri sansür etmeden ve tartışmayı boğmadan) yayını sürdürmeleri koşuluyla dergiyi hiçbir hak talep etmeden ve bugün gösterilen özveriyi aynen göstermeyi taahhüt ederek kendilerine devredilebileceği defalarca belirtilmiştir. Bırakalım sahip çıkmayı, adı geçenler ne Serçeşme dergisine verdikleri sözleri, ne de üstlendikleri sorumlulukları layıkıyla yerine getirmiştir. Bu nedenle Serçeşme dergisi ulaşması gerekenlerin henüz çok azına ulaşabilmektedir. Peki, öyleyse serçeşme ismi nasıl kirlenmiştir? Onarlı can, bu konuda da açık konuşmak zorundadır. Serçeşmenin Yöneticilerinin Yetkinliği Onarlı can, Serçeşme dergisinin yayın yönetmeni ve sahibi kendi işlerinde yetkin kişiler mi diye soruyor ve sonra alaylı bir yanıt veriyor. Biri A.H.Celasunun adamlarından birinin kitabını basmış. Diğeri Zerdüşlüğü ve sahtekar bir kişiyi methediyormuş. Demek ki yetkin kişiler değillermiş. Bunları konuşuyor olmak bile ayıptır, ama madem bir kez söylenmiş, yanıtını vermek zorunlu. Serçeşme dergisinin ve Alev Yayınlarının sahibi olan şirketin müdürü Ahmet Koçakın yetkinliğinin ölçütü nedir? Koçak can ayrıca Serçeşmenin yazı işleri müdürüdür. Yani kendi görüşlerinden farklı görüşlerin de dile getirilebilmesi için sorumluluk üstlenmiş, koç kurban yola düzülmüş bir candır. Hem sol çevrelerde, hem de Alevi-Bektaşi çevrelerde yeterince tanınan Koçak cana dil uzatmaya açıktan cesaret eden ilk kişi olma onursuzluğu Onarlı cana düştü. Yazıktır. Ama asıl eleştirilen şey Koçak canın, nice anlı-şanlı yayıncıların yayınlamayı reddettiği bir Kürt Kızılbaşın iddialı bir kitabını yayınlamasıdır. Kadın gibi yakıcı bir soruna değinen bir kitaptır bu. Birçok kalıplaşmış görüşü de tartışmaya açmayı amaçlamaktadır. Yani Koçak can, hem Türkiye solunun belirli kesimlerinde, hem de bazı Alevi-Bektaşi çevrelerde yerleşik olan milliyetçi ve devletçi gerici görüşlerle çelişen cesur bir adım atmıştır. Bizce bu onun yetkinliğinin kanıtıdır. Ama ne yazık ki Onarlı, milliyetçi-devletçi hatta ırkçı gerici görüşlere kendini fena kaptırmıştır. Onarlının bu görüşleri örneğin Ali Kenanoğlu ile birlikte yaptıkları, Beğdili Türkmenleri ve Rakka Mezâlimi adlı çalışmada görülebilir: Oğuz Türkmenleri tarih boyunca münferiden yaşamamışlardır. Töre/tüzelerine uygun, tarihsel gelenekleriyle örtüşen, dikey örgütlü bir sosyal yapı kapsamında toplu olarak yaşamışlardır. Bu sosyal ve siyasi yapının coğrafi çerçevesi içinde El (il) sözcüğünü kullanmışlardır. Belirli dönemler El yerine Budun ya da Ulus kavramlarını da kullandıkları olmuştur. Elin, boyun, oymağın, obanın, ailenin yerleşim alanına yurt denilmiştir. Bu bağlamda; eline, beline, diline sahip ol özdeyişini, somut biçimde yaşama geçmesi için Tüzeleştirmişlerdir. Eline: Yurduna sahip ol. Beline: Türk soyuna sahip ol. Diline: Türkçeye sahip ol. Bu üç maddi ve manevi değere Türkmenler canları pahasına da olsa tarihin her döneminde sahip çıkmışlardır. Bu üç ilke Türkmen Tasavvufu açısından erdemliliği ve etik bir duruşu da ifade etmektedir. Orta-Asya Türk Ellerinde Arapların yüzbinlerce katliamlarına, soylarına yabancılaşan Selçuklu ve Osmanlı yöneticilerinin kırımlarına rağmen Türkmenler bu kara sevdalarından vazgeçmemişlerdir. Tüm bu katliamlar Oğuz töresinin yok edilme savaşıdır. Türklerin kültürel genlerine yeryüzüne gelişleriyle birlikte ulus olma bilinci işlenmiş ve Oğuz Atadan gelen töre değişmez yasa haline gelmiş; tarih boyunca da bu siyasi bilinci nesilden nesile aktararak getirmişlerdir. En son bu bilinci yok etmek isteyenlere gereken cevap; Kurtuluş Savaşı ile verilmiştir.(Vurgular bana ait. Yazı, Yol dergisinin Mart-Nisan 2002 tarihli 16. sayısında yayınlanmıştır. Yazının tamamı için bakınız: www.alewiten.com/begdili.htm. Ayrıca bkz.: A.Kenanoğlu - İ.Onarlı, Hubyar Sultan Ocağı ve Beydili Sıraç Türkmenleri, Hubyar Sultan Derneği Yayınları-1) Bu milliyetçi-ırkçı safsataları, Alevi-Bektaşi felsefesinin yetmiş iki milleti bir göreceksin anlayışı ile nasıl bağdaştırdığı Onarlı canın (ve de Kenanoğlu canın) kendi sorunudur. Ancak buraya nasıl gelindiği bellidir. Solculuk adına bu milliyetçi-ırkçı bakış açısına kadar gerilemek, solun bir türlü kendini kurtaramadığı sözde ilerici Kemalist milliyetçi gözlükle çevresine bakan miyop küçük-burjuva aydının, yükselen Kürt ulusal hareketi karşısında panikleyerek kendi burjuvazisinden yana çark etmesidir. Bu safsatalar, bilinç yerine geçmeye başlayınca; Türklerin kültürel genlerine işlenmiş siyasi bilinç yalnız Alevi-Bektaşi toplumu içinde ırkçı-faşist bir zemin oluşmasına yardımcı olabilir. Serçeşme dergisi tam da bu tehlikenin varlığını göstermekte ve bu anlayışa karşı savaşmaktadır. Hala bunu olmaz bir şey sanan aymaz kaldıysa, Abdal Musa şenliklerinin başına gelenlere ya da Dergâhı kuşatma altında tutanlara bakmalıdır. Alevi-Bektaşiler, Kürt halkının çektiği acıları unutamaz. Kürt halkına yönelik baskıların, Alevi-Bektaşilere yönelik baskı ve katliamlarla aynı kaynaktan geldiğini de unutamaz. Ayrıca Kürt Kızılbaşlarına gözlerine hiç kapatamaz. Bu bir yana, Alevi-Bektaşiler, Kürt Kızılbaşları içinden gelen ve Hakka yürümeden önce serçeşmede görev yapmış Koyun Babanın oğlunun yazdığı bir kitaba yabancı kalamaz. Onarlı cana göre Koçak canın suçu budur. Bize göre bu Koçak canın onurudur. Küçük bir nokta daha: Onarlı can sözü geçen kitabın yazarını A.H.Celasunun adamı gibi sunması ise kitabı okumamış olduğunun ve kulaktan dolma sözlerle eleştiri yaptığının bir kanıtıdır, diyelim ve geçelim. Serçeşme dergisinin genel yayın yönetmenine yönelik yetkinlik tartışmasına gelince, ciddiye alınır bir eleştiri yapılırsa, o kendi vereceği yanıtla Onarlı cana ya da meraklı herkese yetkinliğini kanıtlayabilecek bir er kişidir. O nedenle, Onarlı canın Zerdüştlük konusuna söylediklerine değinip geçmek yeterlidir. Onarlı, Alevi-Bektaşi felsefesini, Oğuz Atadan gelen töre değişmez yasa olarak gördüğü için bu üst yapının tarih içinde hangi toplumsal etkileşimler içinde oluştuğunu ve günümüze kadar nasıl değişimler geçirerek geldiğini anlamakta zorluk çekmesi kaçınılmazdır. O nedenle Korkmaz canın bir yazısında Alevilikle-Zerdüşlük arasındaki ilintileri göstermesinden rahatsız olmaktadır. Tarih biliminde değişmezliği ilke edinen metafizik anlayış, çoktan yerini değişimin diyalektiğini esas alan yönteme bırakmıştır. Korkmaz can, alçakgönüllü olarak bu yöntemi Aleviliğin-Bektaşiliğin tarihini anlamak için kullanmaya çabalamaktadır. Buradan Onarlı cana bir de haber: Korkmaz can daha önceki sayılardaki yazılarında Alevilik-Bektaşiliğin, Budizm ve Şamanizm ile ilintisini de irdelemiştir. Ayrıca geriye dönüşümle İslam içine taşınma diye adlandırdığı ve Alevi-Bektaşiliğin İslam dışı olduğunu öne sürenlerin pek de hoşuna gitmeyen bir yaklaşımı da içeren nice çalışması vardır. Bu ezber bozan yaklaşımlar Korkmaz canın Serçeşme dergisinin yayın yönetmenliği için yetkinliğini göstermeye yetmiyorsa ya da Onarlı can, gelenekçilerin kıstası ile onu soydan Alevi olmadığı için bu göreve yetkin saymıyorsa, konuşacak ortak bir zeminimiz yoktur. Sola ve Alevi Toplumuna Zarar Umarız Onarlı can Serçeşme dergisinin Sola ve Alevi toplumuna nasıl zarar verdiğini bize gösterir. Ama sol bir bütün değildir ve Serçeşme dergisinin gerçekten Solun bazı kesimlerine zarar vermeye niyeti vardır. Bu sol, milliyetçiliği, ırkçılığı ilericilik diye göstererek, işçi sınıfını, emekçileri ve Alevi-Bektaşi hareketini aldatarak Türkiye burjuvazisinin, onun devletinin ardında sıraya sokma görevine gönüllü yazılmış olan soldur. Bu nedenle Serçeşme dergisinin sayfaları yalnız her türden milliyetçiliğe karşı bir kanalda yazanlara açıktır. Onarlı canın, Serçeşmenin zarar verdiğini iddia ettiği Alevi toplumu da tektürden değildir. Birinci Alevi Bektaşi konferansında bir konuşmacının dediği gibi, İstanbulda yasaları alenen çiğneyerek inşa edilmiş bir gökdelen olan Gökkafesi yapan da, yıkmak isteyen de Alevidir. Yani günümüzde Alevi toplumu sınıflarla bölünmüştür. Cem Vakfı gibi kuruluşların etrafında toplanmış ve devletten maaş bekleyen dedeler de, benim için devletten tek kuruş istemeyin, beni incitirsiniz diyen dede de Alevidir. Bugünkü devletten cemevi, seçmeli din dersi, Alevilik dersi verilmesini isteyenler de; laik devlet seçmeli de olsa din dersi vermemelidir, devlet din eğitiminden elini tümüyle çekmelidir, cemevi yasağını biz kendi gücümüzle kırdık, arsa-su-elektrik parası dilenmeyiz diyenler de Alevidir. Bu nedenle Serçeşme dergisi kendini toplumun bütünlüğünü korumakla görevli göremez. Serçeşme, Aleviliği-Bektaşiliği gericileştirmeye, milliyetçiliğe-ırkçılığa devletçiliğe çekmeye çalışanlara karşı çıkacaktır. Bir kesime zarar verecek, diğer kesimi güçlendirmeye çalışacaktır. Yani taraf olacaktır, doğrudan yana duracaktır. Sorulması gereken soru şudur: Onarlı can bu kavgada hangi kesimden yana durmaktadır? Başkalarına soyu gibi davranmasını önermek gibi ortaçağ artığı ırkçı bir bakışa mı sahip çıkacaktır, yoksa gerçek bir solcu gibi özeleştiri yapıp, (ya da ikrar vermiş gerçek bir talip gibi kendini dara çekip) bulaştığı Aleviliği yabancı milliyetçi ve ırkçılı görüşlerden kendini arındıracak mıdır? 05 Temmuz 2005 |