TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ                         
 

Seçimler  Üzerine Okur Mektubu

 

22 Temmuz’da Türkiye’de erken genel seçimler  yapılıyor. Seçimler, kılıcını iki de bir sallayan, ordunun gölgesinde yapılıyor. Seçimler, Anadolu halklarını ve özellikle Kürtleri düşman gören Genel Kurmaybaşkalığının muhtıra ve darbe tehditlerinin gölgesinde yapılıyor. Böylesi bir ortamda, seçim, seçim olarak kabül edilmez. Yüzde 10’luk baraj ve daha bir çok anti-demokratik nedenlerden dolayı, Türkiye’de yapılacak seçim, seçim olarak kabül edilmez. Bu bir seçim değil, bu Kürtlere, Ermenilere, Araplara, Laz ve diğer Anadolu halklarına karşı yapılan bir hakaret seçimidir!

 

Türkiye seçim cephesine bakalım. Türkiye seçim cephesinde her türden insan var. Ama Türkiye işçi sınıfı yok! Emekçiler yok! Ezilenler yok! Ama kana susamış ilkel insanlar var. Meydanlarda, ”kan, kan, daha çok kan!” diye bağırıyorlar. ”Bizler daha fazla kan dökeriz” diyerek, kitlelerden oy talep ediyorlar. İlkeldirler! Bellidir, ilkel insanlarda utanma olmaz, sıkılma da!

 

Peki böylesi bir ilkellik dünyanının neresinde görülmüştur?

 

Böylesi bir ilkellik ortamında seçim, seçim olarak kabül edilebilir mi?

 

Açıktır, yapılacak olan bu seçim, seçim değil. Bu bizlere, Anadolu halklarına karşı açık aşağılama ve hakaret seçimidir. Bunu böyle bilelim. Bunu böyle not edelim.

 

Ama doğu cephesinde, sevindirici bir damarımız var: Kürtler!

 

Kürtler, çarelerin tükendiği  bir ortamda, öne geçtiler. Akıllarıyla hareket ederek, bu anti-seçim ortamında bizlere moral ve siyaset dersleri vermeye başladılar. Kürtler, ”baskı, tehdit ve seçim barajınız, vız gelir bize, vız!” diyerek, zılgıtlar eşliğinde temsilcilerini seçmek için yola koyuldular. Kürtler, ”bir mevzi, bir mevzi daha!” diyerek, siyasetin siyasetini ve sanatını yapıyorlar. Sevinçtir!

 

Kürtler, Türk halkına karşı yapılan bu ” hakaret ve aşağılama seçimi”ni tersine çevirerek, bizlere moral veriyorlar. Siyaset budur. Siyaset, bizleri boğdukları sandıkları bir ortamda, tekrar canlanmak demektir. Siyaset, bizleri, denizin dibine batırdıklarını sandıkları bir ortamda, tekrar denizin üzerine yükselmek demektir!

 

Siyaset budur. Siyasetin bir sanat olmasının anlamı da sanırım budur.

 

Şu an Türkiye’de olan da budur. Türkiye, bu seçimlerle birlikte ikiye bölünmüştür: Bizler ve onlar!

 

Bizler, Türkiye’de kilit sorun olan, Kürt sorunu çözülmeden, hiç bir sorunun çözülemeyeceğine inanan Anadolu halk cephesiyiz.

 

Onlar, bu sorunu görmezden gelen, askerlerini bile bile ölüme gönderen ve kan dökmekten zevk alan ilkel Türk cephesi.

 

Ama ne mutlu ki, bir direniş damarımız var: Kürtler!

 

Kürtler olmasaydı, bu seçim, seçim olur muydu?

Kürtler olmasaydı, bu ”hakaret ve aşağılama” seçimini ”boykot” etmekten başka çare kalır mıydı?

 

Ama ne mutlu ki, akıllarıyla hareket eden ve bizlere siyaset dersleri veren, Kürt kardeşlerimiz var.

 

Bu yüzden, umutluyuz. Bin umuduz. Mutluyuz.

 

Mutluyuz, çünkü umutluyuz.

 

Bu umutla,  22 Temmuz’da oylarımız ”Bin Umut” bağımsız adaylara gitsin diyorum!

 

Bu umutla safımızı ve yerimizi belli edelim, diyorum.

 

18 Temmuz 2007

 

Demir Bilgin