|
ALEVİLERE
RÜÇHAN HAKKI TANILABİLİR Mİ?
İSMAİL ONARLI
Biz SOSYALİSTLER ALEVİLİĞE NASIL BAKMALILAR
yazımızda; emeğiyle hak etmeyen hiç kimseye, öncelik, üstünlük ve bir sıra
hakkı tanımadık. Sadece tarihsel kriterlerden hareket ederek, gerçekleri
dillendirdik. Objektif olarak sınıf örgütlenmeleri ve kadroları, ne yapmalı
ve ne yapması gerekir onun üzerinde kısaca durduk.
Biz kimseye bu saatten sonra;
strateji-taktik-çalışma
tarzı-proğram-proje-parti-örgüt-hareket-plan-katagori-nüve-ekip gibi
konularda ders ve akıl verecek değiliz, öyle bir düşüncemizde yok. Üzerimize
düşen sadece tarihsel sorumluluğu yerine getiriyoruz.
Kendilerine Alevim diyen kesimin büyük çoğunluğu
laiktir. Yine bu kesimin çoğunluğu sisteme entegre olmuşlardır. Söylediğimiz
bu. Bu ve benzeri nedenlerle koskoca bir kitleye de rüçhan hakkı tanınamaz,
tanımakta hatalı olur. Toplumları tarihsel mecrasından çıkarmak, sahip
oldukları kendi ideolojilerine göre yönlendirmek tutarlı olmaz. Sosyalizm
toplumsal bir dönüşüm olduğuna göre, ülke sathında 3000 çıvarında
örgütlenmeye sahip Alevi yapılanmasını yok sayarak yola devam edilemez.
Doğal olarak bu cemaati de çağdaş normlara göre kendi içinde evrimsel ve
evrensel olarak, geleneksel kimliğini sulandırmadan, yeniden yapılandırmak
gerekir. İşte tam bu noktada, sosyalistlerin yeri ve rolü nedir? Bunu
tartışmak ve sorgulamak gerekir kanısındayım. G8 zirvesinde GOP uygulaması
kesinleşmiştir.
Emperyalizmin 21.Yüzyıl Haçlı Seferine ve YDD nasıl karşı
konulabilir. Sosyalistler bu durumu iyi düşünmelidirler...
Aleviliği ısrarla ve inatla bir komünist
hareket içerisinde ağırlık merkezi olarak kullanma ve yazısının sonunda hala
tarihsel geçmişinden dolayı adeta bir diyet borcu ödeme psikolojisinin
kendisini göstermesidir. Diyen ve benim
üzerimden politika yapan A.Şefik dostumuz ne demek istediğimizi anlamamakta
direndiğinden, bizim tarihten gelen somut tahlilimizi de 25 Mayıs 2004
tarihli yazısında kendine göre yorumlamıştır.
Varsılı olsun, köylüsü olsun, yoksulu olsun kim
olursa olsun " Dün Aleviler doğuştan muhalifti"
bilimsel tarih metodolojisine göre bu somut durum böyledir. Bu tarihsel
olguyu ve süreci kimse değiştiremez. Baba İlyas - Şeyh Bedreddin gibi Alevi
Halk Hareketleri ve Başkaldırılardan da korkmamak, tam tersi sahiplenmek
gerekir. Bu tip tarihsel gerçekleri de görmek gerekir...
Alevilik tasavvufi felsefi olarak,
kamutanrıcılığını kapsasa da inanç boyutu semavidir. Yani
eklektizm vardır. Hakk-Muhammed-Ali üçlü bütünlüğü Tanrı-Evren-İnsan
tümlüğüyle özdeş gözükse de; inanç alanından tamtamına çıkıp
bilimsel-laik-akılcı bir temele oturamıyor.
Alevilik bir inançtır bir dinin versiyonudur.
Alevilik düşün-uygulama- sosyal boyutunun yani madalyonunun; bir yüzü
İdealist felsefe-Metafizik yöntem, öbür yüzü Materyalist felsefe-Diyalektik
yöntemdir. Bu nedenle Alevilik doğma-nas-
inanç alanından tamtamına çıkıp maddeci, bilimsel ve akılcı bir temele
oturamıyor. Bundan dolayı da çoğu alanında metafizik bir anlayış hakimdir.
Bu nedenle Alevilik bilimsel yöntemlerle tartışılamaz. Ama, Marksizim bir
doğma olmadığından, gelişen ve çağa göre uygulanabilir bir bilim ve
metodoloji olduğundan tartışılabilinir...
Biz Aleviliğe Nasıl Bakılmalı dır
derken birilerine Rüçhan Hakkı tanıyarak yola çıkalım demiyoruz.
Hiç kimseye veya bir zümreye, öncelik, üstünlük ve sıra hakkı tanımak gibi
bir düşüncemiz, diyet borcumuz veya ön yargımız da yoktur. Sadece tarihsel
gerçeklerden hareketle böyle bir saptamada bulunuyoruz. Pragmatik olarak
öneriyoruz. Eski dönemlerde; Kalıtım ve Genetik Bilimi bu denli gelişmemişti
hatta yok denecek kadar azdı, diğer bilimler ve teknolojiler de bu denli
gelişmemişti. Bilimsel dallar bu yoğunlukta gelişip ihtisaslaşmamıştı.
Muhafazakar ve marjinal kalmamak için,
aklı yeniden kurarak düşünce üretmek gerekir. Çeşitli
bilimlerin ve nörolojin en yeni bulgularından yola çıkarak, kuruluşları ve
faaliyetlerini yönetme ve yeniden yapılandırma, köklü dönüşüme yönelme
konusunda tabi ki bu
nesnel olguları ve durumu diyalektik yöntem ve mantıktan ayrı düşünmüyoruz.
Gelişen bilim kollarını da yatsımadan kısa-orta- uzun evrelide olsa düşün
hayatına ve gündelik yaşama uygulamak gerekir kanısındayım...
"Marksizmin etkilendiği üç ana kaynağı ya
da kökenini şöyle saptamışlardır: İngiliz burjuva ekonomi politiği, Fransız
sosyalizmi ve Alman felsefesi. Toplumsal Mücadele Tarihi ise; sınıfsal
açıdan çok derinlere gitmektedir."
Yazımdan bu cümleleri cımbızla alan
A.Şefik dostumuz şöyle
demektedir: Şimdi öncelikle bu yazının bir
yerlerinden kırpıldığını, yumuşatıldığını ya da içindeki sertliğin dozajının
azaltıldığını
düşünüyorum.
Sen düşünmeye devam et.
Biz Marxın düşüncesini
etkileyen kaynakları bir kez daha tekrarlayarak ve Marksizme katkılar
sunanları da ilave ederek yazımıza devam edelim:
1.
Fransız
Sosyalizmi,
2.
İngiliz
iktisadı,
3.
Alman felsefesi.
Marx-Engels; Bilim Dışı ve Ütopik Sosyalizmi red
ve inkar ederek, yerine, Devrimci Sosyalizm ihdas etmişlerdir. Bunlara
ilave olarak da, V.İ.Lenin:
4.
Rus
atılganlığını,
5.
Amerikan
pratikliğini,
6.
Branşlara
göre (ana dalda, ihtisaslarına göre, mesleklere göre) insanların katılımcı
tarzda ve çoğulcu olarak örgütlenmesi, Halklar ayrı örgütlenerek eşit
düzeyde ve aynı düzlemde temsili, Şuraları, devlet sistemi organsal yapısı /
aygıtı olarak da Sovyetleri eklemiştir.
Ayrıca Lenin (22 Nisan 1870
21 Ocak 1924) Felsefe Defterleri adlı yapıtıyla ve
Ekim Devrimi öncesi ve sonrası yazdıklarıyla da Marksizme teorik ve
pratik ilaveler getirmiştir.
J.Stalin (1879-1953)in:
Tek Ülkede Sosyalizm uygulaması yeni bir olgudur. Stalinin iğdiş
edilmiş bile olsa Diyalektik ve Tarihi Materyalizmin kitlelerce
okunmasının sağlaması ve yaygınlaşması önemli bir çabadır.
Troçki, (Lev
Davidoviç Bronştayn, 7 Kasım 1879-20 Ağustos 1940); Sürekli
Devrim kuramı ile Marksizme katkı sağladığı varsayılmakta ve kabul
görmektedir.
Dimitrov, (Georgi
Mihailoviç, 18 Haziran 1882-2 Temmuz 1949): Faşizme Karşı
Birleşik Cephe ve Anti-Faşist Mücadele konusunda tam zamanında
Marksizme katkı
sağlamıştır.
Mao Zedong (26
Aralık 1893 9 Eylül 1976) ise, Teori ve Pratik adlı
eseriyle felsefi katkı sağladığı gibi Çin Devrimi ile de uygulama
alanında yenilikler getirmiştir.
İtalyan Marksist
Düşünür, felsefeci, tarihçi, siyaset adamı Gramsci
(Antonio Gramscin, 23 Ocak 1891-
27 Nisan 1937)de Sivil Toplum, Hegemonya, Sosyal Bloklar, Konseyler
ve Komitelerin Oluşumu konusunda Marksizme
katkı sağlamıştır. Bilimin gelişimiyle sosyalist teoride aşama kayıt ederek
ilerleyecektir.
Marx-Engels-Lenin-Maonun
eserlerinde 16 çelişki ve karşıtlık kavramlarını nicelik ve nitelik
boyutuyla saptadık. Her devrimin neden ve sonuçları, uygulamaları; Marksist
Düşünürlerce: Marksizme
yenilikler ve ilave ilkeler sağlamışlardır veya öyle kabul
edilmiştir. Kim ne düşünürse düşünsün öyle olmaya da devam
edecektir...
Sonuç olarak; kuyuya değil, göle bir taş atınca
etrafında dairesel-çembervari dalgalar oluşturur. Kitle içinde parti
çalışması da böyledir. Çeşitli katmanlar halkalar halinde sınıf partisinin
etrafında zırh gibi, kalkan gibi hareketler-daireler meydana getirir.
Sendikalar, Meslek örgütleri, DKÖ ve STKlar da böyledir. Aleviler çeşitli
etnisiteden, katman ve sınıftan teşekkül ettiği için, Alevi kimliğini
dejenere etmeden, bir hareket olarak devrimci sosyalist sınıfsal mücadeleye,
ilerici değişim ve dönüşümlere veya dünya ölçeğinde bir toplumsal muhalefete
katılabilirler. Özetle, dediğimiz budur...
---- 13 HAZİRAN 2004 PAZAR---- İSTANBUL----
|