TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ                         
 

“Yürükoğlu Yoldaşımızı Saygıyla Anıyoruz”un Anlamı

Kemal Karagülle - 23 Aralık 2003

 

Bir komünist önderi anarken üzerinde dikkatle ve titizlikle durulması gereken noktalar vardır. Bu noktaların ciddiyetle ele alınması ve incelikle uygulanması anma eylemine işlevsellik, tutarlılık ve anlam kazandırır.

Anma toplantısının düzenlenmesinde, bu toplantıda yapılacak konuşmalarda, anma günü için yazılacak yazı ve bildirilerde; üslup biçim ve içerik yönünden doğruluk ve içtenlik en önemli bir tutumdur.

Konuşmalarda yazılarda dinsel ritüellerden vazgeçmek, kişiyi aziz mertebesine yükselterek onu kavgadan ve bilimden kopartacak girişimlerden kaçınmak zorunluluktur. Anısına saygıyla sahip çıktığımız kişinin yapıtlarını yazılarını onun anladığı gibi anlayarak anımsamak, peşin hükümlerden ve acele kararlardan sakınmak kaçınılmaz yükümlülüktür.

Türkiye işçi sınıfı ve komünist hareketinde başlı başına bir ekol olan İşçinin Sesi’ni yaratan, defalarca kapanan TKP’mizi kuran, Marksizm konusunda bilimsel teorik tespitler ve tezler ile siyasal -pratik stratejik ve taktik belirlemelerde her zaman ilk ve tek olan R. Yürükoğlu yoldaşımızı yalnızca saygıyla anmak yetmez aynı zamanda sevgiyle de anmak gerekir.

Başka ‘mekanlarda’ anma toplantısı yapıldı mı? Buradan yalnızca bir ‘mekanda’ bir toplantının yapıldığını anlıyoruz, bir konuşmacının yazısından başka bir yazının olmadığı sonucuna varıyoruz. Oysa daha kapsamlı daha yaygın yoldaşın anısına layık toplantılar yapılabilirdi, yazılar bildiriler yayınlanabilirdi. Belki gelecek sefere buna tanık olabiliriz.

Özet bir girişten sonra, isimsiz imzasız yayınlanan 13 Aralık 2003 tarihli “Yürükoğlu Yoldaşımızı Saygıyla Anıyoruz” yazısında sıkıştırılmış hatta dondurulmuş gerçekliklere yeri gelmişken değinmek istiyorum.

TKP tarihini ve Yürükoğlu yoldaşın yaşamını betimlerken parti içinde yaratılan kavgaların nedenleri ve doğurduğu sonuçları daha objektif ve bilimsel temelde yapılmalı. Serinkanlı husumetten uzak yapıcı birleştirici bir duruşu sergilemek en doğru tavırdır. O günleri bugünkü anlayışımızla yeniden değerlendirelim. Kin tutmak komünistlere yakışmaz ve yabancı bir duygudur.

Elbette ideolojik-teorik ilke ve anlayışımızda taviz vermeyeceğiz. Ne dün ne de bugün sistemleşmiş netleşmiş ve programlaşmış bir düşünce ve yapı içersinde değiliz. Bu acı gerçeklik yalnızca Türkiye işçi ve komünist hareketinde değil dünya çapında da hükmünü sürdürmektedir.

Marksizmin sorunlarının teorik-pratik çözümlenmesi uğraşında Yoldaşımız ve yapıtları doğruya en yakın durmaktadır. Elinde böylesi güçlü bir silahla sınıf savaşımına dalacak olanların işçi sınıfını ve partisini ayağa kaldırması işten değildir.

O yüzden diğer komünistlerle devrimcilerle olan tartışmalarımızda ilişkilerimizde hoşgörülü, önyargısız, eylemde birleştirici olmak demokrasi ve sosyalizm mücadelesinde başarılı olmanın sırrıdır.

Yukarıda adı geçen imzasız yazıda bir başka yanlış anlama daha ortaya çıkıyor. Yazının akışı içersinde yinelenen eksiklikler ve zaaflar ve varılan sonuç birbirine karışmış vaziyette. Ve yeni bir olmaz teorisiyle karşı karşıyayız.

Aslında bu isimsiz yazının ana fikri, bir grup yoldaşın iki yıldır ‘Sosyalizm’ üzerine sürdürdüğü eğitim çalışmalarından söz eden paragraftan sonra gelen cümlelerle çok açık bir biçimde anlatılmaktadır.

“Bu eğitim çalışması içinde Sosyalizm yapıtının getirdiği son derece devrimci fikirlere karşın eksik ve zaaflar taşıdığını yakından gördük. Yürükoğlu yoldaşın, bu çalışmasının tümünü tamamlayamadan ölmesi, yapıtın bütünlüğünü etkilemiştir. Yapıtın birinci cildi ‘belki geri kalan iki cildi yayınlayamam’ düşüncesiyle acele içinde ilk plandan farklı olarak yayınlanmıştır. İkinci ve üçüncü kitapları yayına hazırlayan yoldaşlar, haklı olarak ‘yoldaşın var olan metinlerini değiştirmeyelim’ yaklaşımını izlemişlerdir. Bu nedenlerle yapıtın bütününe bakıldığında, kimi yerlerde Yürükoğlu yoldaşın eski anlayışlarıyla, yeni vardığı anlayışlar bir arada durmaktadır.”

Bazen ‘bence’ bazen da ‘biz’ diye hitap eden ve belki adını yazmayı unutmuş konuşmacı yoldaş neden ve hangi sebeplere dayanarak Sosyalizm yapıtında var olan eksik ve zaafları bir iki cümleyle de olsa beyan etmek zahmetinde bulunmuyor da bizleri hikmetiyle aydınlatmıyor.

Ortada imzalı bir yazı yok, ortak bir metin yayınlanmamış iki senenin sonunda hidayete erdik diye bir sevinme var. Bu nasıl bir komünist anlayış ki ortada yazılı belge olmaksızın ve belgenin Marksizm temel ilke ve yöntemleri ile devrimci fikirlere karşın eksik ve zaafları anlatan bir içeriği var mı, yok mu bilinmesin ve sen bunu herkese kabul ettirmek için uğraşasın. Siyasette insaf yok ama bu kadarı da fazla yoldaşlar.

Hem de bu yakından gördüğünü söylediği eksik ve zaafları tam da Yürükoğlu yoldaşımızı saygıyla anıyoruz toplantısında dünyaya ilan et. Bu eksikler ve zaaflar neymiş bugüne kadar hiç bir şey söyleme, bir sır gibi sakla ve anma toplantısında bomba gibi patlat. Düşünsel öndere saygı dediğin de böyle oluyor demek ki.

İkinci ve üçüncü kitapları yayınlayan yoldaşların yaklaşımı bu yazara göre haklıymış. Haklı yaklaşım doğru yaklaşım mı demektir. Haklılıkla doğruluğu aynı kabul ediyorsan, yapılanın doğru olduğunu nereden kabul ediyorsun. Yok eğer haklı olan ile doğru olan ayrı ayrı şeyler diyorsan, o zaman her haklı olan doğru olmayabilir de.

Yürükoğlu yoldaşın ne maksatla dosyasına koyduğunu bilmeden o yazıyı kitap içersine neden koyarsın? O yazı hakkında bir yorum veya yanıt bile yokken, sırf dosyada var diye, o yazıyı kitaba koymak doğru mudur? Ve bu yazıyı okuyanın eline bir olanak vermek haklı bir yaklaşım mıdır?

Alec Nove kimdir ve yoldaş bu adamın yazısını niçin dosyasına koydu bir bileniniz var mı? Biliyorum, yaşasaydı cevabını kendi verirdi. Ama ikinci ve üçüncü kitapları hazırlayan yoldaşlar bunun yanıtını bilmeden bu yazıyı kitaba koymuşlarsa, bu haklı bir davranış olur mu ve doğru mudur?

Yine Yürükoğlu yoldaş eski yazılarını dosyasına koydu diye o eski yazıları olduğu gibi basmak haklı ve doğru bir yanaşım olur mu? Olmaz, çünkü eğer o eski yazılar kitaplara konmasaydı, eski fikirlerle yeni fikirler bir arada olamazdı ve bizim konuşmacı yoldaş da eski anlayışlarla yeni anlayışlar bir aradadır demeden, saygıyla anma konuşmasını yapabilirdi. Çürütme meraklısı okuyuculara da fırsat verilmezdi.

Tüm bu olumsuzluklara eksikliklere, zaaflara, sistemsiz ve bütünsellikten yoksun olmasına rağmen, bir grup yoldaş bu kitapların eğitimi sonucu olgunlaşmış ortak görüşe sahip olmuştur. “Tek Ülkede Sosyalizm Olmaz”, “Sosyalizmde Devlet Olmaz”, “Sosyalizmde Demokrasi Olmaz’ belgileriyle ifade edilen olmazlar yazının genel akışı içersinde kime ait olduğu belli olmayan bir kargaşaya dönüşmüştür. Bu tür anlayışlar Yürükoğlu yoldaşa mı ait, yoksa iki yıllık çalışmalar sonucu elde edilen yeni anlayışlar mı, pek belli değil.

Açıklık ve netlik işçi sınıfının önünü açıcı bir program için tartışmada ilk adımdır. Marksizmi bir bilim kabul etmek ve marksizmin epitomolojisi olan diyalektiğin temel ilke kavram kategori ve yöntemleri ile hareket etmek en haklı ve doğru yaklaşımdır.