|
YOKSUL
CESETLERİ SAHİLE VURUYOR:
GÖÇ VE
BİRKAÇ NOT
Kaç gündür
asap bozucu haberler ortada dolaşmaktaydı. Nihayet haber gazetelere yansıdı:
''Egede Bir Tekne Battı. 5 Ölü, 33 Kayıp diyor ve devam ediyordu:
''İzmir' in Menderes ilçesinde bir tekne battı... Ölenler Pakistanlı...'' (31
Mayıs-Milliyet)
Aynı gün bir
haber daha geçmiş ajanslar. Bu daha da korkunç: ''Dört ay önce kaçak olarak
girdikleri Türkiyede donarak ölen 19 Afganın cesetleri, karlar eriyince
ortaya çıktı.'' Haberi zorlanarak okuyoruz: ''dokuz tanesi çocuk cesedi,
beşi kadın ve diğerlerinin erkek olduğunu öğreniyoruz.
Bundan 15 gün
önce İngiltere başbakanı Blair'in, bizim yalaka basının 8 sütuna manşet
verdiği açıklaması aklımıza geldi. Blair, ortağı Bush'un dilini kullanarak
ülkelerine akın eden bu açlar ordusundan rahatsızlığını dile getiriyordu.
Blair ''kaçak mülteci akınını engellemeyen ülkeler'' arasına Türkiye'yi de
katıyordu.
Emir büyük
yerden gelince, bizim devlet yetkililerimiz de harekete geçmiş ve Akdeniz
sahilinde bir grup insanı yakalamıştı. Burjuva basının tavrı tek kelime ile
iğrençti. Bu dünyada hiçbir şeyi olmayan 233 mülteci Akdenizde
yakalandığında basın, ''Blair uyardı, biz yakaladık'' diyordu. (23 Mayıs
- Hürriyet) Basınımızın burjuvaziye uşak ruhunu dile getiren bu sözler,
aynı zamanda yoksul emekçi halka olan düşmanlığını da sergiliyordu.
Peki ama
utanmaz devletlilerimizin iki yüzlülüğüne ne demeli? Hepimizin bildiği gibi
devlet yetkilileri yıllardır bu uluslararası göçten payını alıyordu. Bu
işleri bilen bir dostumuzun anlatmıştı: ''Bu insanların geçmesi için gümrük,
jandarma ve polis rüşveti alır, yardımcı olur. Hatta, ne olur bizim nöbete
geçin diye bir birleriyle yarışlar. Yoksa bu akıl almaz göç gerçekleşebilir
miydi?
Yıllardan beri
nüfus ihraç eden, köyleri Almanyaya boşalmış göçmen işçiler ülkesi
Türkiyenin devleti öte yandan da yurt dışından gelecek işçi dövizleri ne
muhtaçtı. Bu dövizleri çekebilmek için Merkez Bankasının bile içinde olduğu
vergi kaçakçılığı, sahtekarlık dolapları çevirmekten bile çekinmemekteydi.
Ama
emperyalist ana ülkelerden gelen mesaj, Türkiye finans kapitalinin sınıf
çıkarlarının, emperyalist ana ülkelerin finans kapitaliyle üst üste
düştüğünü ve devletin onların devleti olduğunu bir kez daha dosta düşmana
gösteriyordu.
Avrupa
burjuvazisi kendi iç dengelerini korumak için dünyanın açlarına set çekmek
gerektiğini belirtiyordu. Globalleşmenin erdemlerinden söz eden finans
kapital, sermayenin uluslararası serbestçe hareketinden yanaydı ama işçi
sınıfının serbest hareketine düşmandı.
Tüm Avrupa
burjuva basını ve televizyonları kısa sürede yabancı düşmanlığı ve mülteci
düşmanlığı haberleri ile doluverdi. Yabancı düşmanlığını diline dolamış sağ
partiler pirim yaparken, sözde ilerci sosyal demokratlar da aynı yola girdi.
Türkiyenin devletlileri de aynı kervana katıldı, son yıllarda bayıldıkları
paralı askerliğe soyunuverdi.
Hedef
kapitalist ana ülkelere akın eden yoksul, ezilmiş, horlanmış, ülkeleri savaş
alanına çevrilmiş proleterleşmiş yığınlardı. On binlerin pasif görünen, ama
son derece etkili olan yoksulluğa karşı göç yoluyla isyanı dünya
kapitalizmine bir tehdit oluşturmaktaydı. Konulmuş tüm yasa ve yasaklara
karşın, milyonlarca işçi ve emekçi sınırları tanımadığını ilan ediyordu.
Burjuvazi ve
sermaye için kalkmış olan, tarihsel olarak gericileşmiş olan ulusal devlet
sınırlarını, yeni proleterlerleşen yığınlar fiili olarak ortadan
kaldırmaktadır.
Gelenlere
bakın, yola çıkılan yerler Senegal, Afganistan, Bangladeş, Hindistan, İran,
Irak ve Kürdistandır. Ülkeleri parçalanmış, horlanmış, ezilmiş ve başka
hiçbir umudu kalmamış olan yüz binlerce yoksu,l yeni umutlara doğru ölümü
göze alarak açılmaktadır.
Uluslararası
burjuvaziyi en çok korkutan şey, proleterleşen yığınların istemleri için
ölümü göze almasıdır. Bugün kurtuluşu burjuvazinin dayatmaya çalıştığı
sınırları atlamakta görenlerin bu uğurda ölümü göze alması, yarın kurtuluşu
devrimde görüp, o uğurda ölümü göze alacaklarını hatırlattığı için
tehlikelidir.
İşte bu
nedenle proleterlerin uluslararası göçü, kar altından çıkan, sahile vuran
cesetlerle bir kez daha hatırlatmaktadır: Bu ölümüne yürüyüş, insanlığın
büyük pastasından yoksulun bir lokma alma kavgasıdır.
O YÜZDEN DE
İLERİCİDİR,
O YÜZDEN DE
ÇAĞDAŞTIR,
O YÜZDEN DE
DEVRİMCİDİR.
SERHAT ÇEPİKLİ
07 Haziran 2002 |