TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ                         
 

SORUNUN CEVABI KENDİ İÇİNDE

 

MK Sekreteri  Bektaş YALÇIN imzalı yazı siteden  yayınlandı. Yazının yayınlanması bir durumu ifade ediyor,içeriği başka bir durumu .

            Öncelikli olarak bu yazının ağırlıklı bölümü daha önce yazılmış ve söylenmiş,konuşulmuş konuların yeniden kaleme alınışı olarak almak lazım.Üstelik  henüz kongre kararı ile legal bir çalışma kararı almamış illegal bir partinin Wep sitesinden doğru örgütsel çalışmaları kamuoyuna duyurma mantığının ,bir sıkıntılar zincirinin , ACİL alınması gereken tutum ve davranışların olduğunun da gösteresi olması açısından yazıyı ve mantığını önemsediğimi belirtmek bu konuda fikirlerimi yazmak istedim.

            Öncelikli olarak bu metnin  özellikle “bakın kim demiş bir şeyler yapmıyoruz,bak bir dizi acil kararlar aldık ve bunu var olan örgütlere de(bir yolla-bilinen)gönderdik”anlamını taşıyan duyuruya gerek olduğunu sanmıyorum. MK tabi ki ACİL,hemen yerine getirilmek üzere kararlar alır,aldığı bu kararları bir biçimde var olan kadrolarına ulaştırır ve ulaştırdığı kararları da gerek ajite olsun diye gerek moral değer açısından kamuoyuna propaganda da eder. Bu tür yazılar ve çalışmalar TKP’nin tarihinin,en karanlık dönemlerinde de,cezaevi şartlarında da,ülkede  kitleselliğe ulaştığı dönemlerde de yapılmıştır. Fakat bu ACİL pek yapılanlara benzemiyor.

            Neden benzemiyor?Yazının başında “Son birkaç aylık dönemde daha önceden planlamış bazı işlerin türlü olumsuzluklar nedeniyle gerçekleşmemesi, örgüt yaşamında bazı olumsuz sonuçları, en başta güvensizlik ve belirsizlik sorunlarını ön plana çıkardı.”deniliyor. Oysa hepimiz biliyoruz ki bu güvensizlik ve belirsizlik öyle iki üç aylık bir zaman dilimi ile anlatılacak bir durum değil. Bu konuda daha açık ve samimi olmak lazım. Bir kere R. Yürükoğlu yoldaşın İşçinin Sesi dergisinde ve Londra toplantılarının ana başlığını taşıyan “İşçinin Sesi neden büyüyemedi” konusunun verdiği mesajdan hareketle düşünmeye başlarsak hatta o Londra toplantılarının başladığı ve web sitesinden yayınlandığı sıralarda gerek parti sıralarında gerekse Partiden ayrılmış fakat parti dostları dediğimiz yoldaşların kendi içlerinde de içeriye kadar yansıyan tutum ve davranışlarını göz önüne getirirsek belirsizlik-güvensizlik türü tutumların öyle birkaç aya sıkıştırılarak olayların ve yaşananların olumlu yönde adım atlatılması sağlanamaz.

            Yoldaşın  beklenmedik ölümünün hareketimiz ve örgütümüzde bıraktığı büyük boşluk doğrudur. Fakat bu boşluğun bugün fark edilmesi ya da boşluk olacağının anlaşılması asıl boşluktur. Yoldaşın kendi sohbetlerinde, en sıkıntılı anlarında söylediği sözlerden birisi “bu partiye TKP’ye ideolog dışarıdan ithal edemezsiniz” bu sözü o günün şartlarında kendisi bugünler için hepimize söylüyordu. Bu söyleyiş şeklinde de birçoğumuzun bildiği kırgınlıkla, üzüntü ile söylüyordu. Çünkü o günün şartlarında “gitsin kitaplarını yazsın” diyen sesler henüz kulaklarımızdan gitmedi. Bunu söyleyenler de bulundukları yerlerden geriye gitmedi.

            Yazının  baştan üçüncü paragrafında “Bazı yoldaşlardan iki farklı tür soru gelmektedir. Birincisi “partinin ideolojik lideri öldü, ne söylediğimiz belirsiz, MK yön gösterici görevini yerine getiremiyor, ülkedeki ve dünyadaki gelişmelere ilişkin önümüzü açan görüş getirmiyor” türü yorum ve sorulardır”denilmektedir.

Bunda kızılacak, bir zaaf olarak kadroları suçlayacak ne var? Olsa olsa bu tür sorulardan memnuniyet duymak lazım. Üstelik kaç kişi söylüyor bunları, onları da korumak lazım. Asıl önemli olan hala konuşmayan hiç eleştirmeyen, katkı vermeyen, MK’sini göreve çağırmayanlara dikkat etmek lazım. Çünkü bir taraf “partinin ideolojik lideri öldü, ne söylediğimiz belirsiz, MK yön gösterici görevini yerine getiremiyor, ülkedeki ve dünyadaki gelişmelere ilişkin önümüzü açan görüş getirmiyor.”diyor ve MK’sine  net, anlaşılır, mesajların verilemesini, dünyada ve ülkemizde her gün gelişen olaylara daha duyarlı olmaya çağırıyor.

 Bu tutum da her parti üyesinin, her parti örgütünün hakkı ve görevidir. Üstelik MK’sini bu tür göreve davet etme cesaretini göstermeyenlere dikkat edilmesi lazım. Çünkü MK önüne Acil görevler koyarsa bu tür insanların işi gerçekten zorlaşacak .O zaman MK üyesi mi, Parti Üyesi mi, bir Parti örgütü kurma niyeti var mı, Partinin Programını ve Tüzüğünü hangi düzeyde nasıl işler hale getiriyor? Tüm bunlar aynı zamanda bir cevap olarak muhatabını da bulmuş olur. Bu nedenle soru saranları zaaflı olarak almak ve kızgınlığımızı dile getirmek, başka bir boşluğun ve gerçekten bir ACİL durumun olduğunu gösteriyor. Üstelik MK’nin iki ayrı 1 Mayıs bildirisinin yayınlandığı şu günlerde belirsizliği dile getirmek pekde kızılacak bir durum olmasa gerek.

 

Bir Zaafın Yansıması başlığı altında yazılan “Yürükoğlu yoldaşın kaybının parti açısından ciddi bir boşluk yaratması kaçınılmazdır. Bugüne kadar parti ideolojik konularda esas olarak onun çalışmalarını izliyor, taktiklerini onun siyasi değerlendirmeleri temelinde belirliyordu.

Bu nedenle kendi başına düşünmek ve parti kolektifi içinde birlikte düşünmek alışkanlıkları zayıf yoldaşlarda Yürükoğlu yoldaşın kaybının böyle endişeler yaratması anlaşılır bir şeydir. Bir güvensizlik belirtisi gibi görünen bu sorular aslında özgüven eksiğini yansıtmaktadır. Doğal olarak bu tür endişeler iyi niyetli olsa da bir zaaftır. Yukarıdaki alıntı eleştiri yapanları haksız kılmıyor tam tersine doğruluyor. Tabii ki Yoldaşın ölümü ciddi bir boşluk yaratmıştır. Bunun bugün söylenmesi bile çok erken, asıl boşluk yarın önümüze çıkacak zorlu mücadelede anlaşılacaktır .O nedenle bugünden boşluk vb sözlerini söylemekle boşluk dolmayacağını hepimiz bilmemiz gerekiyor hatta çok erken gibi gelebilir ülkedeki Komünist Hareket için ne kadar boşluk olduğu da ileride daha çok anlaşılacaktır. Bu konu aynı zamanda örgütün kollektivizm konusunun da yeniden gözden geçirilmesine önemli katkı sağlayacak ve olumsuzundan olumlu dersler çıkarmamıza yarayacak duruma gelmemize sağlayacaktır, sağlamalıdır.

Üstelik  kadrolarda  bu tür endişeler varsa da en kısa sürede bu duyguyu hem açıklayacak hem de giderecek tutumun sergilenmesi güven,moral,coşku verici bir işlev görmesi açısından önemli bir uyarıcı tutum olarak algılanmalıdır.

....“Yürükoğlu yoldaşın katıldığı 2001 Ağustos ayında yapılan MK toplantısı, parti örgütünün durumunu değerlendirmiş, belirli yönetim sorunlarını ortaya çıkarmış, gerekli kadro değişikliklerini gerçekleştirmiş ve yapılması gereken görevleri belirlemişti.

Bugün birden bire babasız kalmış çocuk gibi safça sorulan yukarıdaki soruların bir bölümünün yanıtları o toplantıda verilmişti. Ağustos 2001 MK’nın örgütsel değerlendirmeleri ve kararları bugün de geçerlidir. Ağustos 2001 MK kararları ve ondan sonra yapılan MK toplantılarında kararlar partinin bu günkü hattını ve yapılması gerekenleri belirlemiştir. deniliyor. Yapılan toplantılar,alınan kararlara rağmen bugün Parti MK’sinin, kadrolarla karşılıklı bir güvensizlik,belirsizlik görülmüş ve bu tespit yapılmış ise tekrar dönüp “Ağustos 2001 MK kararları ve ondan sonra yapılan MK toplantılarında kararlar partinin bu günkü hattını ve yapılması gerekenleri belirlemiştir”deniyorsa; o zaman yapılan bu açıklamaya ne gerek vardı? O günün kadro değişikliği ve yoldaşın ölümü, öne koyulan hedef, kadro seçimi ve görevlerin yerine getirilmesinde etkili olmuş, alınan kararlar hayat bulmamıştır. Asıl çocuklar babasız kalmış değil; baba hem babasız hem çocuksuz kalmıştır. Bu durum ikili bir zorluk yaratmıştır. Bu aynı zamanda da bugünkü dışa vuran belirsizlik-güvensizlik nedeni olmuştur.

İdeoloji ana halkadır başlıklı bölüm de “Ağustos 2001 tarihli MK, parti örgütünün durumunu değerlendirmiş ve “partinin kritik bir noktaya geldiği” belirlemesini yapmıştı. Sonraki gelişmeler de olumlu yönde olmadı. Kritik durum değişmedi, daha da kötüye gitti. deniliyor. “beterin beteri var” “gelen gideni aratır” sözü kulaklarımıza küpe olması lazım. Çünkü hayatın önümüze ne tür zorluklar çıkaracağını yaşadıkça anlıyoruz. O nedenle özellikle ideolojik alandaki olumlu yanımızı, en önemli silahımızı elden bırakmamak gerektiğinde anlaşıyorsak. Yoldaşın ve onunla birlikte emek vermiş birçok yoldaşın ortaya çıkardığı olumlu mirası gelecek kuşaklara aktarmanın yol yöntemini geliştirebiliyorsak, mutluluğumuzun bugünden iyi olacağı kesindir. Bu da söylendiği gibi sebatla ve kararlılıkla sürdürülerek uzun dönemde bu boşluğu dolduracaktır.

“.... Ancak kısa vadede kritik durum sürecektir. Geleceğin başarıları için bugün yalnız yorulmak bilmez ve özverili çabaya değil, zamana da gerek var. Zaman gereksiniminin altını özellikle çiziyoruz.”deniliyor. Tabi ki kimi konular zaman içinde oturacak,çözülecek ve sonuç alınacaktır. Bunlar  kısa ve uzun vadeli planlamalarla ilgilidir. Aynı zamanda  MK’si ve  Parti üyelerinin aynı noktaya ,aynı anda, aynı amaçla bakmasıyla başarılacaktır.

Bu durumu; TKP’den , Partiden yana, onun  ideolojik mirasını utanma, sıkılma psikozundan kurtararak başarıya gideceğimizi bilmek gerekmektedir. Ne yazık ki bu psikoz şimdilik tepe noktaya kadar ulaşmıştır. Buradan netleşerek kimi durumlarımızı yeniden gözden geçirerek ve zamanı iyi kullanarak altından kalkabiliriz.

Yayın Çalışması üzerine başlıklı bölüm gerçekten canalıcı ve pratik konuları ve samimi parti çalışmasının en dışa vuruş noktasını belirliyor. Şunu hepimiz biliyoruz ki MK’si üyeleri dahil tüm parti üyeleri bulundukları noktalardaki tüm gelişmeleri(haberleri,gelişen olayları,yapılan çalışmaları,deneyimleri,varsa grev vb.eylemleri,mitingleri) Parti web sitesine göndermekle yükümlüdür. Aynı zamanda görevidir.

Eleştiri-Özeleştiri Komünist Partisinin olmazsa olmaz ilkelerinden biridir. Burada Başta MK üyeleri olmak üzere varsa ülkedeki MK üyesi yoldaşlar,Ülkedeki tek tek yoldaşlar, ya da var olan parti örgütlerinin çalışmalara ne kadar pratik destek verdiklerini samimice sorgulamak lazım. Örneğin  MK’dan başlamak üzere tüm üyeler kadar web sitesi son şeklini aldığından bu yana (yaklaşık 2.5 yılda) kaç yazı yazılmış, bulunduğu bölgeden kaç haber, yazı göndermiş, ya da MK’nın ya da MK sekreterliğinin açıkladığı yazıları  ne kadar kişiye ulaştırmış.

 Bunları kendi içimizde sıkılmadan, gocunmadan, samimiyetle sormak lazım. Sormak lazım ki en başta söylediğimiz şeyler yerine otursun. Bu konuda kendi görev sürem boyunca kimin ne kadar katkı yaptığını biliyorum. Bu durumun bugün de sıkıntı yarattığını bu yazının bütününden anlıyorum. O zaman işin burası çözülmesi gerekiyor. Kadro politikası ve kadroların yerli yerine oturtulması iş olsun diye değil, adam yokluğundan değil. HERŞEY GEREKTİĞİ İÇİN olması diyerek mücadele başlatmamız gerekiyor. Bu olmaz ise ülkede Yayın çıkarmak hayal olur.

Yayın çalışmasına bağlı olarak  yapılan haftada iki gün yapılan yazı kurulu toplantılarının bizlere olumlu yansıyacağının ilk işaretlerini, ilk pratik adımlarını görüyorum bundan da duyduğum memnuniyeti belirtmek isterim. Bu alanda çalışma yapan yoldaşlara başarılar diliyor bu konuda bizlerde elimizden gelen katkıyı yoldaşlara sunmanın çabasına girdiğimizi ifade temek istiyorum.

Program tartışmaları konulu başlıkta  belirtilen özellikle dışımızdaki çevrelerin program konusundaki tutumları hepimizin de bildiği gibi yeni değil. Üstelik bu tür davranışlar yaşanan tüm çalışmalarda kendini göstermiştir. Fakat şunu hepimiz de bilmeliyiz ki parti bilincinin ve ideolojik yetmezliğin zayıf olduğu kadrolar(hangi düzeyde olursa olsun) niyetlerine rağmen sezgi olarak bunu anlamamaktan dolayı yer yer o taraflarla ilgili alınacak tavırda yanlış tutumlar sergiledikleri de görülmüştür.

Ayrıca;Yürükoğlu yoldaşın bu çalışmasının ikinci ve üçüncü ciltlerinin yayına hazırlanması, özellikle Mehmet Kurtalan yoldaşın özverili ve övgüye değer hızda çalışmasıyla, sonuçlanma aşamasına geldi. Olağanüstü bir aksilik dışında bir kaç ay içinde üç cilt bir arada yayınlanacaktır. Bu kitaplar, program taslağının temel anlayışlarını döşeyen kapsamlı çalışma olduğu için önümüzdeki dönemde partinin ideolojik çalışmalarının ana eksenini oluşturacaktır.”denilmektedir. Ben de yapılan bu özverili çalışmadan dolayı Mehmet Kurtalan yoldaşı kutluyor başarı dileklerimi iletmek istiyorum.

 

İyi niyet yoksunu sorular bölümünde “Günümüzde bazı yoldaşların sorduğu ikinci tür sorular arasında “parti çalışması sürecek mi, yoksa parti tasfiye mi edilecek” benzeri yorum ve sorular vardır.

Bu sorularda tüm hoşgörümüze karşın iyi niyet bulmak zordur. Bu soruları soranların bir bölümü zaten kendi yanıtlarını daha önceden vermiş gibi görünüyor. Örneğin “parti tasfiye mi edilecek” sorusu öncelikle kafada “ben ve parti” ayrımının yapılmış olduğunu gösteriyor. Bu bilindiği gibi tek tek yoldaşların örgütlü komünist siyasetten uzaklaşmasının ilk adımıdır.

Gidecek adam partide durmaz ama dahası kötüsü partinin içinde partiyi tasfiye edecek, parti örgütünden ve Kongresinden başka bir yapı varmış gibi bir çarpıtmayı yaymaya çabalıyor. deniliyor. Daha açık konuşursak bu tür sorunları getiren yoldaşların içine kendimi katarak söylemek istiyorum ki; gelen yazılar ve eleştirilerden hatta sohbetlerin yukarıya yansıyış şekilleri TKP MK’nin kadrolara güvensizlik yaratmasının en önemli nedenlerinden birincisi; Kadrolar yılardır uğrunda mücadele ettikleri, fedakârlık gösterdikleri kurumun kendilerine daha açık daha samimi ve dürüst davranmasını beklemektedir. Aynı zamanda kendilerine her koşulda güvenilmesini arzu etmektedirler.

            Ben de dahil olmak üzere görev yaptığım sürede tanıdığım tüm yoldaşların yukarıda belirtilen çocukça tutuma girecek ne niyetleri vardır, ne de boşa harcayacak enerjileri. Ama şu bir gerçek ki enerjilerini doğru akıtmanın yolu bulunmaz ise doğaldır hepimiz insanız hayat enerjiyi değişik kanallara akıtmaya zorlar. Bu yeni bir TKP vb. değil. Daha çok mesleki çalışmalar, kitle örgütleri, değişik tartışma grupları vb. Bunlar hayatın pratiğinde yok değil var. Hiç kimse de olmayan bir şeyi yapmıyor. Tam tersi olan şeyler tekrarlanıyor. Fakat işin tersliği TKP MK’si de tarihi boyunca tekrara düşmüştür, hala da düşmektedir. Sorun bence bu tür davranışlar yazıda belirtildiği gibi “ben ve parti”ayrımını yapmış,örgütlü komünist siyasetten uzaklaşma davranışları değildir. Diyelim ki kimi yoldaşlarda bu durumu MK tesbit etti, o zaman da yapılması gereken ve verilmesi gereken cevap bu olmamalıdır. Derdimiz  Partiye, komünizme bir damla katma ise.

            ....” Gidecek adam partide durmaz ama dahası kötüsü partinin içinde partiyi tasfiye edecek, parti örgütünden ve Kongresinden başka bir yapı varmış gibi bir çarpıtmayı yaymaya çabalıyordeniliyor. Eğer partinin içinde partiyi tasfiye edecek durumda bir güç var ise tasfiye etmesine gerek yok, partiyi yönetiyor demektir .O zaman da MK’si oturup kırk defa düşünmesi gerekiyor. Kişisel olarak şunu belirtmeliyim ki ülkedeki özellikle İ.S kadroları dahil, TKP’nin dünden bugüne var olan kadroları da içinde olmak koşuluyla kimsenin bu saatten sonra böyle tasfiye vb gibi konularla uğraşacak ne zamanı ne enerjisi var. Eğer Parti toparlanır da coşku ve moral havası yakalatırsa inanın herkesin bir parça da olsun yapacağı şeyler vardır düşüncesiyle davranmak gerektiğine inanıyorum. Eğer tasfiye söz konusuysa bu, partimizde bugüne kadar hep yukarıdan olmuştur. O günleri görmemeyi ümit ediyorum. Partili herkes bilir Parti örgütünden ve Kongresinden başka bir  yapı yoktur. Fakat hepimiz biliyoruz ki  yıllarca da kongre yapmamış bir partinin devam eden kadrolarıyız. Hepimiz biliyoruz ki TKP’si 3 Yılı hariç 78 Yılını illegal olarak bugünlere taşımıştır. Savaş Yolu’nda belirtildiği gibi “En ağır terörü,ölümleri,işkenceleri yaşamış kadroların partisidir. TKP’nin defalarca MK’si dağılmış, il komitelerini kaybetmiş ama yeniden kurmuş bir partidir.

            Bugün önemli olan partimizin tarihini “tarih hırsızları”ndan çekip alma değil “TKP’nin saflarına yeni savaş erleri almayı amaçlıyor muyuz?” sorusunu kendimize tekrar sorma zamanıdır.

Yine aynı bölümde “Bu, daha önce çok duyduğumuz ve kötü sonuçlarını hep birlikte yaşadığımız “yurtiçi-yurtdışı,” “merkez-yerel örgütler,” “merkez komitesi-bölge örgütleri sorumluları (!)” gibi sahte ikilemlerin arkasına gizlenen fraksiyonculuk zıpçıktılığından başka bir şey değildir.”deniliyor. Ülkenin ve Komünist Hareketin içinden geçtiği süreci değerlendirdiğimizde eğer tek tek kadro olanlar bile bulunduğu yerlerde kendilerine bölge sorumluları sıfatını yakıştırmışlarsa ve partiye bağlılığını da ifade ediyorsa bunda telaşa kapılacak ne var.?Memnun olmak lazım, MK’sinin olarak kendisine bölge sorumlusu diyen yoldaşların bölge olmaları için gerekli tüm desteği vermesi lazım.

Bugün ülkede TKP’ne üye olmanın ne kadar zor olduğunu, üye almanın, illegal çalışmayı tercih ettirmenin ne kadar zor ve uzak olduğumuz görülüyor. Bu, ülkeden uzaklığımızın da kanıtı oluyor. Bunu hissetmediğimiz sürece ya da hissedenlerle aynı düşünmediğimiz sürece doğal olarak kimi sorunlar yaşanacaktır.

Varsın bugün bir yoldaş A bölgesinin sorumlusuyum desin. Bu sözü söyleyen, yazan yoldaşın eğer kişi olarak partinin ideolojik hattıyla ilgili bir eksikliği varsa hemen eğitime almak lazım, genel olarak insan kazanma ile ilgili zorlanıyorsa o konuda kafasını açmak lazım, yöneticiyim diyorsa ve yöneticilik ve liderlik konusunda eksikli varsa bu yanlarını geliştirmek lazım. MK’nin ve içindeki görev bölüşümünün amacı ne ki?

Üstelik geçmişte yurtiçi-yurtdışı(dış büro) kullanımlarının da işin nesnelliğinden doğduğunu tarih yazıyor. Niye dış büro denildiğinin belgeleri var. Niye Nazım Hikmet’in ayrı toplantı düzenleyerek Genel Sekreterliğe getirildiği belgelerle ortaya çıkıyor. Bunlar mücadelenin pratik yaşamda önüne koyduğu görevlerin yerine getirilip getirilmemesiyle ilgilidir.

İnsanoğlu genel olarak bulunduğu yere çabuk ısınıyor. Bunu yıllardır yazdık çizdik. Burjuva partilerine kızıyoruz da, kendimiz farklımı davranıyoruz. Bir çok yoldaş bulunduğu yerde yetmediğini bildiği halde, başka noktada belki daha faydalı olacağını neden düşünmez de illa bulunduğu yeri koruyayım, hatta daha da yukarıya çıkayım diye neden direnir. Örgütsel ayrışmanın ilk davranışlarını, ideolojik ve politik farklılıklarımızı herkes göz önüne getirirse ortaya şu çıkıyor: neye karşı çıkmış isek ona dönüşmüşüz. Bugün kimi tahammülsüz, aceleci karar verişimizin de altında bunlar yatıyor.

Bu nedenle başa dönersek yoldaşların kendilerini A-B-C bölgelerinin sorumluları olarak tarif etmelerinden telaşa kapılma, “tek kişilik örgüt mü olur?” mantığının terk edilmesi gerektiğini savunuyorum. Ve şunu söylüyorum, kendisini üst düzeyde görevli sayan yoldaşların kendilerini bulundukları bölgelerin  sorumluları olarak neden partiye deklere etmediklerinin hesabının sorulması lazım. Çünkü bu mantık “MK’si olup parti değiliz”e gelir ki asıl  tasfiyeyi böyle davrananlar yaratmaktadır. Ayrıca bu tür yanlış davranışlara kadroların dikkatini çekmek isterken dildeki düzeyi düşürmemeyi de öğrenmemiz gerekiyor. Çünkü düne kadar yoldaş dediğine bugün başka bir şey diyorsan o zaman kimin nereye kaydığını da zamana bırakmak gerektiğini söylemekten başka bir şey gelmiyor aklıma.

....”İyi niyet yoksunu sorular içinde bir de “parti legale çıkacak mı, çıkmayacak mı” konusunda kafa karışıklığını yansıtan sorular vardır. Bu soruyu soranların niyetleri ne olursa olsun, yarattıkları kafa karışıklığı ve örgütsel atalet nedeniyle yukarıda andığımız iyi niyet yoksunlarının ekmeğine yağ sürmektedirler.”denilmektedir. Şimdi bu tartışmaların başladığı anda kendimin de birinci dereceden yönetici olmamdan dolayı kendi kendime şüpheye düşmeye başladım. Bunları kaleme alan kim? O dönemde özellikle gerek ikili sohbetlerimizde gerekse genel yanyana gelişlerde oldukça hararetli tartıştığımız Partinin 1.Maddesi durumuna yükselmiş, Londra toplantılarının ana gündemini oluşturmuş bir tartışmanın yapay ikilem olarak lanse etmek ACİL görevlerin altında kalmakla eş anlama gelir.

Öncelikli olarak daha cesaretli olmanın zamanıdır diye düşünüyorum. R.Yürükoğlu yoldaşın TKP 10.Kongresinden başlayarak dünya ve ülke değerlendirmesi yaparak legal yayında “Büyük Dönemeç”adlı yazısıyla dışa vuran, ana mantığının oluştuğu parti-örgüt modeli ve örgütlenmesi üzerine yazılan ve tartışılan konuların tümü hatta bugün nedenini hala anlayamadığımız (!)sıkıntıların kaynağı suni-yapay bir tartışma olmadığıdır.

....”Kongre toplanıp legal parti tartışmalarını karara bağlayıncaya kadar çalışmaların bugünkü biçimiyle sürmeye devam edeceğini belirtmişti.”deniliyor. Doğrudur. Olması gereken de budur. Fakat bunu başta MK üyeleri olmak üzere tüm parti kadrolarının bilgisi,bilinci, Partiye ve onun MK’ne, MK sekreterine olan güvenine dayanıyorsa yerine oturur. Yoksa bilicin,yerde gezdiği, MK düzeyinde bile “ne oluyoruz”(sanki bu kararlar başka yerlerde alınıyormuş)gibi soruların sorulması, özellikle kapı arkalarında alınan kararların çekiştirildiği, güvensizlik tohumlarının ekildiği ortamlarda herhalde yapay ve sahte bir tartışma gibi gelebilir. Üstelik bunu söyleyenlere daha samimi olmalarını tavsiye ederim. Bu tartışmanın babası ben değilim, R.Yürükoğlu yoldaştır. Bunu da sağır sultan biliyor. Bugün yoldaş ile ilgili ağzımızdan çıkan sözleri seçerek konuşmamız gerekmektedir .Bu konuda aslında samimiyet yoksunu olduğumuz açığa çıkıyor. Daha çok samimiyete ihtiyaç var. Bu aynı zamanda kendi eksiklerimizi hareketin bugün geldiği noktayı daha iyi görmemizi de sağlayabilir.

 

Kararlar temelinde çalışma başlığı ile söylenecek en önemli söz zannediyorum. MK aldığı kararları hayata geçirmede göstereceği disiplin ve özveri Ülkedeki kadrolara da aynı oranda yansıyacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.

Zor görev, elbirliği ile çalışma gerektirir başlığını aynen alıyorum. “Durumumuzu ve önümüzde duran acil görevleri sıralamaya çalıştık. Belli ki önümüzde zor günler var. TKP’li olmanın onurunun, bu zor günleri aşmada her yoldaşa yardımcı olacağına inanıyoruz. Ancak zor günlerden başarı ile çıkmak için, elbirliği ile yoğun bir çalışma göstermek gerektiğini unutmayalım.

MK’nın çevresinde, partiyi yüceltmek isteyen yoldaşların çevresinde derlenmek, örgütlülük düzeyimizi yükseltmek ve elbirliği ile günün en önemli görevlerine yoğunlaşmak gerekiyor. Bizi geri çekmek isteyen her etkiye ayak diremek, partiyi ileriye taşımak üzere seferber olmak gerekiyor.

Komünistler sınıf içinde siyasi çalışmaya yoğunlaşmak, yeni yetişen devrimci kuşaklara ulaşmak, günün görevlerini başarmak için partiden başka bir araca ve ideolojiden başka bir silaha sahip değildir.”deniliyor. Bu düşüncelere katıldığımı belirtiyor saygılar sunuyorum.

 

M.Bayraktar

4/5/2002