Ali Düzgün

Adil Sakaryalıya Yanıt

Yoldaşın siteye gönderdiği 1. Yazıya yanıt verme ihtiyacı duymamıştım. Nedeni içindekileri hele bir yazsın, bekleyelim, eninde sonunda doğruya ulaşır diye. Ancak son gönderdiği yazıyı okuduğum zaman yanıt yazma ihtiyacını duydum. Yoldaşın pek çok konuda kafası karışık. Bu yanıtın ona yardımcı olması dileğiyle. 

1.      Sitenin partililere ve sempatizanlara görüşlerini aktarmaları için açtığı sayfa için teşekkür etmek gerek. Başka örgütlerin bunu yapıp yapmadığını bilmiyorum. Ancak bu sayfanın açılıp, tartışmaların yayınlanmasına da içimizden çok tepki gelmişti. Hatta sorumlularını görevden alma önerileri bile vardı. Şimdi A.Sakaryalı yoldaşımızın da sitenin bu tutumunu onaylaması güzel birşeydir. 

2.      A.Sakaryalı ‘bizim yobazlarımız kuranı kerim yobazlarından daha takıntılı’ diyor. Komünistlerin arasında yobaz olabildiğini duymamıştık. Komünistleri tutucu olmakla suçlayan sıfatlar ya genellikle anti komünistlerden ya da sözde ‘demokratlardan’ gelir. Bunlardan bolca antikomünist fıkralar da dinlersiniz. Bu türler genellikle komünizmi ilkelerinden taviz vermeye zorlayan ya düzenin adamları ya da düzene şurasından ya da burasından yamanmaya çalışanlardır. Aslında komünizmle, komünistlikle de sözde ‘demokratlık’ adına ilişkilerini hızla koparanlardır. A.Sakaryalı yobazlığın nerede yapıldığını göstermesi gerekirdi. Boş konuşarak mücadele kazanılamaz. 

3.      ‘Son 10 yılda kızıl kalarak ne yaptığımızı sorgulayalım’ diyor yoldaş. Sen kızıllığı ne olarak anlıyorsun yoldaş. Ayrıca son on yılda kızıl kaldığımızı kim iddia edebilir. Partideki yapısal bozukluk 10 yılında ötesine gidiyor. Sen bir kez bunu göremiyorsun. On yıl önce partinin durumu bugünden çok farklı değildi. O dönemde  sorumlu makamda bulunanlar bunu söylüyor. Belli ki tartışmaları iyi izlemiyorsun. Ayrıca komünistler tabii ki her zaman kızıl kalacaklar ve bundan gurur duyacaklardır. Komünizmin kızıllığından taviz verenlere bilimsel literatürde revizyonist denir. Son on yılda yapılanların kızıllıkla  bir ilgisi yok. Kızıllıkla ilgisi olsaydı bu duruma düşmezdik. 

4.      Yolu bulma ve dürüstlük konusu. Daha önce kızıllık konusuna takılmışsın. Şimdi de devrimci ağızla ahkam kesenlerden söz ediyorsun. Devrimci hareketin acınacak durumundan konuşuyorsun. Tartışmalarda doğru tutumları, sorgulamaları ahkam kesmek olarak anlaman anlaşılamıyor. Ayrıca devrimci hareket katılalım-katılmayalım, mücadelesini sürdürüyor. Biz önce kendimize bakalım. Daha ne yapacağımıza karar verememişiz. Bu tutumu eleştireceğine devrimciliğimizi hatırlatanlara ve devrimci hareketi küçültmeye çalışmak doğrumu? Örgütün geçmişe yönelik değerlendirmesi sana niye küfür gibi geliyor. Yapılan bunca hata, yanlış yıllarca sineye çekilmiş, pekçok değerli kadro telef olmuş, bunların senin için bir anlamı yokmu? Bunlar konuşulmamalı mı? Eski sorumlu tarafından, farklı görüşlere yer vermek değil, farklı fikir belirtenlerin bile geçmişte dışlanmaya zorlandığı yazıldığı halde niye böyle yapıldı, ne hakla bunu yaptınızı sorgulamak yerine bu durumdan zarar görmüş eski yoldaşlarına kızıyorsun. Doğru tutum bu mu? Ayrıca ‘sormazlar mı adama tüm bunları’ diyorsun. Tabii ki sormak lazım. O soruyu sormadan önce söylenenleri de iyice anlamak ve ona göre soruyu sormak gerekmez mi? 

5.      ‘Gelelim legal parti çalışmalarımızdaki son noktaya’diyorsun. Hangi legal parti çalışmamızdan konuşuyorsun. Bu partinin bizim bildiğimiz kadarıyla henüz legal parti kurma kararı yok. Sen bunu nereden çıkarıyorsun. Legal parti kurulmalıdır diye birisi bir yazı yazmış. Başkalarıda buna destek yazıları yazmış. Bu yazılar tüm örgüt gerçeğini yansıtmadığı gibi, bu konu hiç bir yetkili organdada bağlayıcı karar alınmış bir konu değil. Ayrıca  WEB’de izlediğin tartışmada da bu konu o kadar açık ki sen sanki karar varmış gibi davranma hakkını nereden buluyorsun? 

6.      ‘AB sürecinde savaş veren bir Türkiye gerçeği var’,  Bu Türkiye Yunanistandan daha güçlü olduğu halde, boyun eğiyor diyorsun. Yoldaşım sen bazı konuları karıştırıyorsun. Boyun eğmişse, başka burjuva güçler karşısında Türkiye burjuvazisi boyun eğmiş. Bundan biz niye rahatsız olalım. Anlamıyormusun, anlattığın şey, burjuvalar arası bir it dalaşı. Bizim görevimizse bu it dalaşında taraf tutmak değil, kendi burjuvazimizi alaşağı etmek için mücadele etmek, ona uygun örgüt yaratmak için mücadele etmektir. Siyasi mücadele günün koşullarında silahlı mücadeleden daha fazla başarı diyorsun. Burası iyi anlaşılamamış. Burjuva siyasetinden ve güç kullanımındanmı konuşuyorsun?, yoksa komünistlerin siyasal mücadelenin yüksek aşaması olan silahlı mücadeleden mi konuşuyorsun? Komünistler, siyasi mücadelenin bu aşamasını kullanmayı henüz hayal bile edemiyor, nerede kalmış pratiğe geçirmesi. Burjuvazi ise her zaman tetikte, hangisi gerekiyorsa, durumun uygunluğuna bakıp kullanıyor. Örneğin işçi sınıfının şanlı direnişlerine karşı, örneğin kürt halkının mücadelesine karşı, örneğin devrimcilerin cezaevi eylemlerine karşı kullanılan ne? Şiddet ve terör. Bizleri kör ve aptal mı sanıyorlar?. Düşman bu işte. Komünizmi benimsemek, komünist olmayı, komünizm savaşçısı olmayı kabul etmek, her duruma karşı da hazırlıklı olmayı kabul etmeyi de gerektirir. Bunu bir an olsun akıldan çıkarmamak,  çalışmayı ona göre düzenlemek gerek. Günümüzde burjuvazi demokrat değildir, demokrat da olamaz, demokrasi şampiyonluğu da yapamaz. Demokratik haklar da lütfedilmez, ancak savaşımla kazanılır. Bu yüzden de savaşmayana komünist denmez diyorlar. 

7.      Legalite konusundaki tartışmalarda ‘bugün ne kadar illegaliz’i sorgulayalım’ diyorsun. Sorgulayalım bakalım. Örgütte illegalitenin bozulması, bozuk algılanması eski sözkonusu hatalardan ayrı düşünülemez. Önce bunu sorgulamak gerek. Geçmiş anlayıştaki bozukluk örgütün her çalışmasına yansımış ve her tarafı bozmuş. Anlaşılması gereken bizdeki bozukluğun sebebi illegalite değil.

8.      Tabiiki senin iyi niyetle yazdığını düşünüyoruz. İlk mektubunda yazdığını uslüp bozukluğu olduğunu kabuk etmişsin zaten. Biz de öyle algılamıştık. Bayrak ağırlığıyla Türkiye’de taşınıyor bir anlamda doğrudur da, bu bayrağı doğru zeminde taşımak için mücadele görevide önünüzde duruyor. Ona buna sataşmak yerine komünizmin ilkelerini yükseltmek, komünist partisinin kızıl bayrağını hakkıyla taşımak için çabayı yoğunlaştırmak gerek. Başta işçi sınıfının ve halkın içinde komünist örgüt olmak için çalışmalıyız. Her tür haksızlığa karşı mücadele etmek için uğraşmalıyız.Bunu da ancak, bilimin ilkelerine bağlı kalarak, eylem birliğimizi bozmadan, elbirliği ile yapabiliriz. Bu zemindeki çalışmalarınızda başarılar dileği ile. 

Ali Düzgün

25/11/2000