Hüseyin Balkanlı

h.balkanli@btclick.com

Bu yazımı biraz gecikerek gönderdim. Yapılan ikinci toplantıda görüşlerin yayınlanması konusunda ortak fikir oluşması üzerine kendi konuşmamı toparlayıp, düzeltip göndermeye karar verdim. Umarım okuyucu köşesinde yayınlanır ve umarım diğer konuşmacılar da gönderirler ve birinci toplantının konuşmaları derlenmiş olur.

Keşke daha fazla toplantı yapabilsek ve bu konuyu daha fazla tartışabilsek. Endişem oldu bittiyle karşı karşıya kalmaktır. Anladığımız kadarıyla yakında bir kongre var ve anlaşılan legalleşme sorunu bu kongrede bağlanacak. Kongre bu tartışmalar olmadan ve belirli bir aşamaya gelmeden bağlanırsa daha önceki kongreler gibi havada kalır, bir yere gitmez.

TKP’nin bugün en önemli görevlerinden birisi kendisini sorgulamadır. Nedense bundan sürekli kaçılmaktadır. Örgüt kendisini eleştiri masasına yatırmalı ve en tepe yöneticisinden en alt üyesine kadar üzerimizde taşıdığımız kir ve pislikten arındırmalıdır. Bunlar yapılmadan ‘ortam bugün çok müsait, legalleşelim’ demek soruna sadece bir yanıyla bakmak demektir. Nesnel olanı görüp, öznel olanı görmezden gelmek, en hafif deyimiyle oportunizmdir.  Nesnel olan ortam ise öznel olanda Parti’dir.  TKP  bu şekilde kendini legale çıkaracaksa bu partinin peşinden kendi üyeleri bile gitmez. Bu parti sanki güvensizliğin simgesi. Yakın tarihimizde o kadar çok hata ve tutarsızlık varki, tek tek yazmak herhalde koca bir kitap işidir.  Fakat kısaca özetlemek gerekirse, İşçinin Sesi olarak başlayıp daha sonra partinin ana kanadının TİP ile birleşip adını TBKP olarak değiştirmesiyle ‘TKP benim’ diye kendisini açıklamiş, fakat ne yazıkki daha öncesinde olduğu gibi, bu karardan sonrada söyledikleriyle yaptıkları hep ters olmuştur.  Sonuçta ne Türkiye İşçi Sınıfı nede diğer sol hareketler bize güvenmemiş, dolayısıyla TKP (İS) öncü olamamıştır.  Bunun nedeni, bugün eleştirilen ‘Stalinist Parti’ tiplemesinin en keskin örneklerinden biri olmasındandır.  Örgütün üst yönetimi sanki kıyma makinası gibi çalışmış ve onlarca değerli kadroyu değişik yöntemlerle örgüt dışına atmıştır.  Sanki bir matah’mış gibi bu durum Emine Engin’in yazılarına ‘Arındıkça güçleniyoruz’ saçmalığıyla yansımıştır.  Veli Dursun yoldaş’ın bütün bunların ana sorumlusu olarak dürüstçe kendisini ‘dara’ çekmesi gerekmektedir.

Ben 70’ lerin ortasınden beri kendimi TKP üyesi  olarak görüyorum. TKP, 12 Eylül Cuntası gelinceye kadar Türkiye İşçi Sınıfı içinde ve toplumun önemli bir kesiminde azımsanmayacak bir örgütlenme ağı oluşturdu.  Hatasıyla sevabıyla yığın hareketi olmaya çalıştı ve belirli ölçüde de oldu. TKP o günlerde illegaldi ama sanki legalmiş gibi çalışıyordu ve güçlü yığın bağları oluşturmuştu.  Zaman zaman Türkiye gündemini silkeleyebiliyordu. Demekki illegalite örgütün önünü tıkamıyordu.  Örgüt var olan bütün kollarıyla zaten legal hayatın içinde idi. Bu günkü durum da bazı yönleri ile benzeşiyor.  Elbette Türkiye o günden bu yana önemli bir yol kat etmiştir. Avrupa birliğinin kapısından içeriye girmek üzeredir.  Fakat burjuvazinin bugunkü durumunu tek ölçü alıp kendi durumumuzu görmezden gelmek bizi daha kötü bir yanlışa götürebilir. Bununla legalleşmeye karşı olduğum anlaşılmasın. Geçmişte TİP örneği var, tarihte örnekleri var, legalleşilir. Eğer gerçekten nesnel ve öznel koşullar olgunlaşmışsa neden olamasın. Fakat bu karar (yada değerlendirme) birilerinin öznel dürtü yada kaygı ve duyguları için ise, bu yolun sonu yoktur.

Türkiye değişiyor dedik, biz bu değişimin neresindeyiz bunada bakmak lazım. Örgütün kendini arındırıp halka açılması gerek. Dar görüşlü olmadan Türkiye toplumu –artık işçi sınıfı yerine toplum lafı kullanılıyor nedense- buna hazırmı dan önce biz kendimize bakmalıyız. Partinin bugünkü programı legalleşmeye uygunmudur? Yoksa yeni bir program mı gerekmektedir? Komünist partilerinin olmazsa olmaz bazı kavramlarından vazmı geçilecek? Yeni (!) TKP mi olacağız?  Daha önce bazı yoldaşlar değindiler, ‘Proleterya Diktatörlüğü’ ve ‘Ulusal sorun (Kürt halkına ayrılma hakkı)’ hakkında ne yapacağız? Bir dönemlik dolaba mı kaldıracağız? Bütün bunların iyice tartışılması lazım.  Yani görüldüğü gibi sorun ‘Nasıl bir Parti?’ sorusuyla yakından bağlantılıdır.

TKP, ayrıca kendisine olan güveni geriye kazanmalıdır. Yakın geçmişte yoğun bir güce tapınma duygusu gelişti. Kürt hareketini ve sorununu PKK’ya indirgedik. Bir sürü karanlık işlerin içinde cirit atan bazı ‘sol’ hareketlere devrimci dedik. Bir kaç soytarı, koca örgütü köşeye sıkıştırıp tehtid edebildi. Alevilik konusunda bir dolu yazı yayınladık, bu kesim ile daha yakın ilişkiler kurmaya çalıştık. Ama burada da dediklerimizle yapılanlar arasındaki ilişki ters orantılı oldu. Örgütün tepesi ‘Eline,Beline ve Diline Hakim’ olamadı. Bütün bunların sonunda örgüt kendine güveni kaybetti. İlişkide bulunduğumuz toplumsal kesimler zaten bize olan güvenlerini katbetmişlerdi. Biz önce kendimize olan güveni sonrada sınıfın ve toplumun güvenini tekrar kazanmalıyız diyorum.

Bazı yoldaşlar burjuvazinin elindeki teknik olanaklar yüzünden illegalitenin zaten çok zor, imkansız hale geldiğini savunuyorlar. Devletin güvenlik birimlerinin zaten herkesi bildiğini, kimsenin illegal olmadığını söylüyorlar.  Bu çok sakat ve teslimiyetçi bir düşünce.  Burjuvazi tabiiki elindeki bütün olanakları kullanıp kendisi için tehlikeli olacak unsurları yok etmek, en basit biçimiyle zararsız hale getirmek istiyecektir. Bu onun doğasına uygundur. Sorun Komünist Partisinin kendisini her koşulda nasıl koruyacağıdır. Legal olduğu zaman bu görev pertinin üzerinden kalkmıyor, tam tersine daha da artıyor. Örgütün bu güne kadar illegal olarak kavga etmek zorunda kalması, legal mücadele olanaklarının sınırlı kalmasından dolayıdır. İllegalitenin örgütün önünü tıkayan ana sorun olarak konması, bu sorunu baş aşağı çevirmektir. Örgüt eğer bugün iş yapamaz hale gelmişse bunun sorumlusu illegalite değil, örgüt üst yönetimidir. Buradaki keyfi davranışlar parti ilkesi gibi dayatılmış, diğer yönetici kesim kişilik erazyonuna uğradığı için bu gidişi durduramamıştır.  Bu nedenle topu burjuvazinin ‘gücüne (!)’ atacağımıza, dürüstçe aynaya bakalım ve kendimize doğru soruyu soralım. Unutmayalım ki yakın ve orta gelecekte de burjuvazinin bu alandaki üstünlüğü devam edecektir. Komünitlerin görevi bu durum karşısında  havlu atıp ağlaşmak değil, gerekli yöntemleri geliştirmektir.

Bir yoldaş, bugün Türkiye’de dinci kesimin yaptığı yığın çalışmasını örnek verdi. Fakat unutmamak gerekirki bu çalışmaların çok daha iyisini TKP 80 öncesinde yapmıştır. Hemde elinde dincilerin elindeki yeşil sermaye ve devlet olanaklar olmadan yapmıştır. TCK’nın 141-142. maddeleri tepesinde Demoklasin kılıcı gibi sallanırken yapmıştır. Bütün bu gerçekleri unutup illegaliteyi iş yapamamanın sorumlusu olarak görmek, en hafif deyimiyle kendi geçmişimize karşı ayıptır.

Son olarak söyleyeceğim şudur, ben ilke olarak legalleşmeye karşı değilim. Eğer koşullar dayatıyorsa-kişiler değil- legalleşilir. Fakat bunun bir oldu bitti olarak hayata geçmesini değil, organ içinde olsun organ dışında olsun kendisini TKP’li olarak gören bütün kişilerin katkılarıyla olmasını dilerim. Bu nedenle yaklaşmakta olan kongrenin aceleye getirilip daha öncekiler gibi biz yaptık oldu havasıyla sonuçlanmasından endişe duyuyorum.

Ayrıca Türkiye’de Partiler yasasının yeni kurulan partilerden istediği taşınır ve taşınmaz mal varlıkları ve sermayesi gibi bazı teknik ayrıntılar varki, bunlarıda yeri geldiğinde tartışmak gerekir.  Dinlediğiniz için teşekkürler. 

Hüseyin Balkanlı