TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ                         
 

Türkiye’de Egemenin Gündemi Seçim,
Yoksulun Gündemi Geçim

Efe Kuş 

Bugünlerde Türkiye’nin gündemi seçimler; Parlamento’ya kaç tane parti ve hangileri girecek; propaganda nasıl yapılacak; malzemeleri neler olacaktır.

Küresel güçlerle ulusal güçler arasındaki kavga buraya, yani seçimlere de yansımaktadır.

Bu kavga Kuzey Irak (Kürdistan) [üzerine.] Bu bölgede, küresel sermaye ile ortak holdinglerin büyük çıkarları var. Çok para kazanıyorlar. Diyarbakırlı bir işadamı bakanlık binası yapıyor, OYAK ile Sabancı çimento satmak için kim birinci olacak yarışına giriyorlar. Türk işadamları ile Kürt işadamları büyük inşaatlar yapıyorlar. Kuzey Irak (Kürdistan) yeniden imar ediliyor.

Bir de küresel düzeye yükselememiş sermaye grupları var. Elde ettiği artı değerin büyük bir kısmını faiz ve sigortalama yoluyla küresel sermayeye kaptırıyorlar. Onların gündemi: Sermaye sadece banka kurup, market açmasın; o da fabrika kurup artı değer elde etsin; faizleri minimuma indirsin; istihdam yaratsın istiyorlar.

Bir de devletin (Bürokrasi) gündemi var: PKK. Uzun zamandır planlanan canlı bombalar (Osman Pamukoğlu’nun kitabında geçer) patlatılan bir bomba, yakalandığı söylenen bombalar, Irak’tan çalınan bombalar. Evet, Asker, Polis, Bürokrasi ne istiyor? Her zamanki gibi maaşlarına zam, bütçelerine yüklü para! Bir de en önemlisi yoksulları, işçi sınıfını, mülksüzleri, baskı altına alarak onlara terör estirecek yasalar istiyorlar...

Mahir Kaynak’ın bir sözü aklıma geldi: “Sistemi anlamak istiyorsan paranın gittiği yönü takip et!” İşte polisin elini güçlendirmek için çıkan yasa ile artık polis yeniden fişleme, gözaltına alma, arkadan ceza verme (işkence) [yapabilecek]. Zaten polis kameralar vasıtasıyla herkesi gözetliyor.

Bu yasanın bahanesi hazır: Terör, Hırsızlık, Kapkaç, Gasp! Bunun acısı sonra belli olur. Solcuların, devrimcilerin yasal çalışmaları gittikçe azalacak, giderek minimuma inecek. Birçok örgüt, illegale çekilecek. Bunu hep beraber göreceğiz.

Kapitalizm in krizi büyüyor: “Kriz bir kere başladı mı, önüne geçmek imkânsızdır. Kapitalistler krizi çözebilme gücüne de sahip değildirler.” (Karl Marks)

Hepimizin bildiği gibi MİT’in açıklamaları olmuştu: Devletler küresel düzeye yükselemezse yok olmaya mahkûmdur. Örnek vermek gerekirse, Doğu Avrupa ülkeleri (devletleri) başta gelen örneklerdir. (Bulgaristan, Macaristan gibi) Tabii ki bu sürecin bir bedeli olacak. Bu bedeli de emekçiler ödeyecek.

Bir de Solcuların, Devrimcilerin, kendine Komünist diyenlerin gündemi var.

Yurtseverlik, Özgür Ülke, Vatanseverlik gibi Türkiye’yi koruma sevdası. Bu sevda öyle yüce ki başını topraktan kaldırıp bir türlü insana bakamıyorlar, Köy de, şehir de, ülke de, dünya da insan için vardır. İnsan olmazsa bunların hiç bir değeri olmadığının farkında değiller. Farkında olsalar; önce üzerinde yaşadıkları topraklarda Ezilenlerin, Ezenden kurtulması için; Ezilenlere yardımcı olmak için çaba sarf ederler. Ezilenlerin Kurtuluşu yurdun ve dünyanın da kurtuluşudur.

Bunu bilmediklerini zannetmiyorum, otuz beş yıllık bir deneyim var ortada. Peki, neden yapmıyorlar? Marks’a baksalar bunu görecekler. Peki, neden bakmıyorlar? Çünkü kafalarında iktidar düşüncesi yok

Leninist olduklarını söylerler, ama Lenin’i tanımazlar. Baksalar, Lenin’in iktidarla yatıp, iktidarla kalktığını açıkça görecekler.

Marksçı oldukların söylerler; ama yurtçu, ülkeci olmaktan kurtulamazlar. Halbuki Marks işçilerin vatanı bütün dünyadır demiştir. İşçiler bulundukları yerde devrim yapmakla görevli oldukları için ulusaldır. İşçi sınıfının başka bir ulusal karakteri yoktur demiştir. (Bkz.: Gotha Programının Eleştirisi, Karl Marks)

Ama bizim solcuların bahanesi çok tabii. Yurtseverlik, ülke severlik vatanseverlik ulusalcılık değildir onlara göre. Peki nedir? Onlarca devrimciliktir. Bu olay bana şunu hatırlattı; biz yetmişlerde Atatürk’ün başına kalpak giyilmiş resmine devrimci; asker şapkası giyinmiş resmine ise diktatör diyorduk. Bu şunu gösteriyor: Bahanesi yok, Atatürk’ten vazgeçemiyorduk demektir açıkçası.

İşte, Vatan Ülke Yurt Severlik de Kapitalizm’den vazgeçemiyoruz demektir. Biraz hayatın gerçeğine bakalım. Bir atasözü vardır, “Doğduğun yer değil, doyduğun yerdir vatan.” Avrupa’ya giden işçilere bak. Orada yaşlandılar; çocukları orada kaldı; torunları orada doğdu; bazılarının ölüsü geliyor; bazılarının gelmiyor bile, çünkü karınları orada doyuyor, orada mutlu oluyorlar. Her gün binlerce yoksul insan Avrupa’ya kaçmak için risk alıyor, bedel ödüyor! Tek kaygıları karınları doysun, yaşamları devam etsin diye.

İşte işçilerin, emekçilerin, ezilenlerin, devrimcilerin, komünistlerin görevi bu dünyayı silah tüccarlarından, zehir tacirlerinden, insanı köle, meta, müşteri ve kobay gibi gören iğrenç vahşi kapitalistlerden kurtarmak [olmalıdır.] Yerine mülkiyetin bütün insanlığın olduğu; Savaşın, Pazarın, Paranın, Devletin olmadığı; insanın bilinçli, kâmil olduğu; bilimin egemen olduğu; insanın kendi kendini yönettiği; özgür bireyler topluluğuna giden yolun önündeki engelleri yıkıp, komünizme varmak olmalıdır.

23 Temmuz 2007