TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ                         
 

Bu Bir Uzlaşma Meclisi’dir

Nihat Yılmaz

Küresel sömürücü sistem ile Türkiye devlet siyasetçileri 2002 seçimlerine kadar birçok problem yaşamaktaydı. Küresel sistemin yoğun basıncı karşısında Türkiye devlet siyasetçileri iki seçenekle karşı karşıya kalmışlardır; ya uzlaşma ya da karşı tutum. Gerek nesnel gerekse öznel nedenlerden karşı tutum alamayacak olan burjuva siyasetçileri uzlaşma seçeneğiyle baş başa kalmışlardır.

Küresel sistemle uzlaşma siyaseti izleyen devlet siyasetçileri, kendi aralarındaki çelişkileri bir kenara itip en büyük uzlaşmayı kendi içlerinde yapmışlardır. İç uzlaşma bir anlamda nesneldir. Dış etmenlerin iç siyasette belirleyici olması iç siyasetinde bütünsellik sunmasına neden olusu bir anlamda doğal sonuçtur.

2002/3 Kasım AKP iktidarının başlangıç startını Devlet Bahçeli vermiştir. Tarihi o belirliyor, kimse tartışmıyor bile o dönem iktidar üyeleri kendilerini önemsizleştirecek 3 Kasım seçimleri ile ilgili ne bir itiraz ne de bir tartışmayı gündemlerine almışlardır.

2002/2007 CHP muhalif AKP iktidar, o süreçte neredeyse tek parti gibiydiler. Ancak yığınlar karşısında önemsiz konularda göstermelik olarak danışıklı dövüş konumunda bulundukları da olmuştur. Ordu ile bürokrasinin zaman zaman itirazı olmuştur, itirazlarda dikkate alınmıştır. Zaman zaman ordu ile çelişkili gibi görünse de gerçekte çok güzel uzlaşmışlardır. Dolmabahçe’de olan ne ki? Gerçekler ne paşanın ağzından ne de başbakanın ağzından dışa vurulmamıştır. Demek ki birbirlerinden çok da farklı değiller. Her ikisi de çok iyi sır saklıyor.

22 Temmuz 07 seçimleri; yine göstermelik bir secim yine bütünsellik içerisinde bir secim kampanyası, yine önemsiz konularda yalandan kavgalar asal konularda ise ortak davranış göstermişlerdir. Sonuçlarını önceden belirledikleri seçim stratejisiyle anlaşılmıştır. Sonuçlarda onlar açısından olumsuz etki yapacak hatalar yapılmaması (Alevilerin solcuların CHP’den uzaklaştırılması) ve benzerleri. Bütün bunlar uzlaşma değil de nedir? AKP’yi yeniden iktidara taşımışlardır, demek ki onlar açısından küresel somurucu sistemle siyaset AKP eliyle daha iyi gitmektedir.

Secim sonuçları yalancı muhalefetin yanına bir yalancı muhalefet daha taşımıştır. Demek ki MHP muhalefetini sokakta bırakmak islerine gelmedi. Kürt meselesi konusunda epeyce sıkışmışlardır. Küresel sistemin dayatmalarına daha fazla dayanamayan Türkiye demokrasisinde Kürdistan siyasetine yer açılmıştır. Üst sınıfların demokrasisi için demokratik cumhuriyet diyebilirler. Ama ezilen sınıflar açısından zerre kadar demokrasi görülmeyecektir.

2002/2007 seçimleri şunu göstermiştir ki burjuva devlet siyasetçilerinin legalitesi giderekten kaybolmaktadır. Devlet siyasetçilerinden boyunduruk altında tutulan yığınlara karşı zerre kadar bile bir insani tutum beklemek bos inançtır.

O nedenle onların o meclisi bir uzlaşmanın ürünüdür. Bir uzlaşma meclisidir. Gerçekleri kitlelerin önünde konuşamaz hale gelmişlerdir ve giderekten illegalleşeceklerdir. Onların meclisindeki göstermelik tartışmalarla ezilen sınıf siyasetçilerinin oyalanmaması, tersine ezilen yığınların kavgasını açıkça meydanlarda yürümesinin önünü açacak siyaset izlemelidir.

Bertolt Brecht’in dediği gibi “Kim kurtaracak seni köle? Ancak senin güçlü kolların;” Ne burjuvazinin sosyal demokrasisi ne de Kürdistan’ın ulusal siyasetçileri...