TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ                         
 

Küresel Isınmaya Dair

A. Kızıltoprak  

Son zamanlarda çok fazla duyduğumuz bir sözdür küresel ısınma ve yarattığı sorunlar. Evet, çok fazla şey duyduk ki artık bu sözcükler (küresel ısınma) bile anlamını yitirdi neredeyse insanların beyinlerde. Sermaye o kadar çok konuştu ki bunun üzerine belki de yakında insanlara, “Bakın, dünya ısınıyor; artık ısınma sorununuz yok!” diyecek yüzsüzce. Ve küresel ısınmayı da küresel çıkarları için kullanmayı ihmal etmemiş olacak. Bizler küresel ısınmanın, çevre sorunun sadece bir ayağı olduğunu unutmayalım, ama yine de içinin boşlukların doldurulup yanlış sapmaları engelleyelim kapitalist düzenin vahşetini göstermek için. Gerçi küresel ısınmanın varlığı yaşamımıza acı bir şekilde yansımış olsa da (yetmeyen su ihtiyacı gibi) buna dair hala söyleyecek sözümüz var mı bilmiyoruz biz toplum olarak? Sanırım hayır, yok.

İşte biz bu yazıda kısaca, “Küresel ısınma nedir; Küresel ısınma olgusunun ortay çıkış nedenleri nedir; Küresel ısınmanın yaratacağı sonuçlar nedir?; Küresel ısınmadan kimler çıkar sağlıyor?; Küresel ısınmaya karşı sermaye örgütünün hazırladığı protokolün altında yatanlar nelerdir; Komünistlerin çevre sorununa, küresel ısınmaya karşı geliştirmeleri gereken tavır ne olmalıdır?” sorularını sorarak bir sonuca varmaya çalışacağız. Bunu yaparken kapitalizmin vahşi yüzünü de bu soruların cevaplarında deşifre etmeye çalışacağız.

Küresel Isınma Nedir

İnsanlar tarafından atmosfere salınan gazların sera etkisi yaratması sonucunda dünya yüzeyinde sıcaklığın artmasına küresel ısınma deniyor.

Bu basit tanımda bile açıklanması gereken birçok nokta vardır. İlk önce unutmayalım ki “insanlar tarafından” değil; “aşırı kar hırsı ile saltanatlarını sürdürüp, milyonlarca canlının neslinin devamlılığını vahşice göz ardı edenler” denmesi gerekmektedir.

Küresel ısınmaya sebep olacak düzeyde kirliliğe, yaşama mücadelesi veren ve lüks tüketimden pay almayan milyonların sebep olması mümkün değildir. İnsanlık muhakkak ki bu işin paydasıdır, ama dünyayı bugünlere sürükleyen ve yok olması pahasına kirletmeye cesaret edebilecek bir yapıya sahip değildir. Çünkü insanoğlu dünyanın yok olması karşısında yaşama sorunundan başka bir şeyle karşılaşamaz.

Küresel Isınmanın Ortaya Çıkış Nedenleri

Daha profesyonel bir araştırmanını konusu olmasına rağmen, küresel ısınmanın nedeni, atmosferde karbondioksit ve metan gazlarının seviyesinin artışının güneşten gelen ışıkların geri yansımasını engellemesi ve böylece yerkürenin normalin üstünde ısınmasına sebep olmasıdır diyebiliriz

Atmosferde aşırı derecede karbondioksit ve metan gazı birikmesi, yıllar yılı fabrikalarında uygun baca arıtma filtreleri kurmaktan kaçınan, fabrikaların katı ve sıvı atıklarını hiçbir arıtma işlemine tabi tutmadan doğaya direkt olarak salan ve arıtma tesisi kurulmasını gereksiz bir maliyet olarak gören sermaye takımının, yani kapitalistlerin, açgözlülüğünden dolayıdır.

Bunun yanında ucuz enerji üretim hammaddeleri de bu gazların atmosferde birikmesinde etkili olmuştur. Açgözlü ve utanmaz sermaye takımı bugün yaşanan bu sorunu, daracık evlerinde ısınmak için üçüncü sınıf katı yakıt kullanan emekçi halka yüklemekten zerre kadar utanç duymamaktadır.

Bunun yanında kapitalizmin insanlığı bir tüketim toplumu haline getirip, daha sağlıklı bir yaşam ve daha güzel bir doğa bilincinden uzak yığınlar yaratması da bu sonuçta etkili olmuştur. Bu insanlığın büyük çoğunluğu motorlu araçlarla yaşar hale geldi. Ama havadaki karbondioksitin beşte birini, havada bulunan partiküller ve uçucu organik bileşiklerin üçte birini, azot oksitlerin yarısını ve karbon monoksitin hemen hemen tamamını karayolu trafiğinin egzoz gazları yayar. Yani, insanlığın kapitalist tüketim bağımlılığı da küresel ısınmaya sebep olan etkenler üzerinde dikkate değer etkiye sahiptir.

Tüm küresel ısınmanın ve diğer çevre sorunlarının merkezinde yatan şey kapitalizmin doymak bilmez kar hırsıdır. Kendi kar güdülerini tatmin etmek adına doğayı vahşice katledip bir üretim anarşisi içinde dünyayı içten içe yiyen kapitalist sistemdir. Ye yüzünde ki çevre kirliliğinin ana sebebi kapitalizmdir.

Küresel Isınmanın Yaratacağı Sonuçlar

Konu ile ilgili Birleşmiş Milletler raporu, Fransa’nın başkenti Paris’te yapılan Hükümetler ürası İklim Değişiklikleri Paneli’nde açıklanmıştır. Raporda küresel sıcaklık artışının olası etkileri aşağıdaki biçimde özetlenmektedir.

İki derece artışta: Su sıkıntısı başlayacak. Kuzey Amerika’da kum fırtınaları tarımı yok edecek. Deniz seviyeleri yükselecek. Peru’da on milyon kişi su sıkıntısı çekecek. Mercan kayaları yok olacak. Gezegendeki canlı türlerinin yüzde 30’u yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak.

Beş derece artışta: Denizler 5 m. Yükselecek. Deniz seviyesi ortalaması 70 metre olacak. Dünyanın yiyecek stokları tükenecek.

Altı derece artışta: Göçler başlayacak. Yüz milyonlarca insan uygun iklim koşullarında yaşamak umuduyla göç yollarına düşecek.

Leeds Üniversitesi öğretim üyesi Profesör Chris Thomas tarafından Nature (Doğa) dergisinde yayınlanan bir yazıda ,“Küresel ısınma 2050’ye kadar bitki ve hayvan türlerinin dörtte birini ya da 1 milyondan fazlasını yok edecek” denmektedir.

Yerkürede 1992 verilerine göre 12,5 milyon tür yaşamaktadır. Bu türlerin insan marifetiyle yok olma hızları doğal yok olma hızlarının yüz ila bin katı olarak tahmin edilmektedir, bu eğilim devam ederse elli ilâ yüz yıl içerisinde mevcut türlerin %10-50’sinin yok olacağı hesaplanmaktadır. Bugün doğadaki kuş türlerinin yaklaşık %15’i –ki bu bin türe karşılık geliyor– tükenme tehdidi ile karşı karşıya bulunmaktadır. Doğadaki besin zincirinin bir kez kırılması inanılmaz sonuçlara yol açacağından canlı türlerinin bazılarının ortadan kalkması, diğer canlı türlerini de doğrudan etkileyecektir.

Dünya besin üretimi giderek sınırlı sayıda bitki türü ve çeşidine bağımlı hale gelmektedir. Balık stoklarının %47’si tamamen tüketilmiştir; %18’i aşırı tüketildiği için yok olmaktadır, %10’u ise aşırı tüketildiği için verimliliğini yitirmiştir. Okyanuslarda birikmiş olan karbon miktarları yüzünden okyanusların asitliği artmıştır. Bu, balıkların yaşamını doğrudan etkileyecek bir durumdur. Hepsi birer karbon emme makinesi olan mercanların yavaş yavaş ortadan kalktığı görülüyor. Böyle bir durum doğadaki karbon zincirinin kırılmasına ve buna bağlı olarak karbondioksit emisyon miktarlarının inanılmaz boyutlarda artmasına sebep olabilir.

Yapılan araştırmalara göre, dünya yüzeyinin ortalama sıcaklığı yirminci yüzyıl boyunca 0,6ºC kadar artmış, son kırk yıldır atmosferin sekiz kilometrelik alt kısmında sıcaklıklar yükselmiş, kar örtüsü ve buzlanma ise %10 civarında azalmıştır.

Bilim adamlarının yaptığı araştırmalara göre, 11 bin 700 yıl önce Afrika’yı etkisi altına alan hava dalgasıyla oluşan Afrika’nın en yüksek dağı Klimanjaro’nun zirvesindeki buzul erimeye başladı. Science (Bilim) dergisinde yayımlanan araştırmada, “uydu verilerine bakılırsa, 2020 yılında Klimanjaro’nun beyaz şapkası yok olacak” deniliyor. Yok olacağından söz edilen Klimanjaro’nun tepesindeki buz tabakası, şu anda bile susuzluk çeken Tanzanya’nın nehirlerini besleyen ana kaynaktır. 2025 yılı itibariyle dünya nüfusunun neredeyse yarısının su kıtlığıyla karşı karşıya kalacağı tahmin edilmektedir

Yukarıda kürsel ısınmanın sonuçlarına dair alıntılara baktığımızda karşımıza çıkan, kapitalizmin yaşayabileceğimiz tek mekanımızı, yeryüzünü, daha fazla kar hırsıyla yok etmek için dur durak bilmeden an be an çalışmakta olduğu gerçeğidir.

Kapitalizmin diğer kirli yüzlerinin yanında yukarda değindiğimiz sadece çevre sorunundan sadece birisi olan küresel ısınma bile yeryüzünün, insanlığın yok olması için yeterlidir. Eğer dünyanın besin zinciri bir kere kırılırsa birçok canlı türünün sonunun gelecektir.

Küresel Isınma Kimlere Çıkar Kapısı Sağlıyor

Küresel ısınma sonucunda yeryüzünün tahribatının hızlanması hangi emperyalist ülkelere fayda sağlayabilir? Küresel ısınmanın sonuçta bir dizi emperyalist gelişmiş ülkeye hizmet ediyor.

Nasıl mı diye merak ediyorsunuz? Hemen bakalım emperyalist ülkelerin bu işte nasıl çıkarları varmış:

A. Madenler ve Petrol

Öncelikle Kanada ve Rusya, bir ölçüde de ABD ve Danimarka şimdiye kadar aşırı soğuk nedeniyle kullanamadıkları bir kaç milyon kilometre karelik alanı kullanıma açıyorlar. Altın, gümüş, petrol, doğal gaz, kurşun, elmas, çinko kaynayan bu bölgenin yeraltı zenginlikleri Kuzey Kutbu’na kıyısı olan ülkeler için son derecede önemli bir gelir kaynağı olacak. Birçok maden için dünya rezervlerinin üçte birinin bu bölgede bulunduğunu söyleyebiliriz. Meselâ, Rusya’nın Sibirya’daki kömür, petrol ve doğal gaz yatakları, enerji karşılığı olarak dünya rezervlerinin %30’unu teşkil ediyor.

B. Kısalan Ticaret Yolları

Batı Avrupa, Doğu Asya ve Kuzey Amerika limanları birbirlerine yaklaşacak. Eriyen buzlar “sayesinde” yaklaşık olarak 5 ilâ 15 bin kilometre kadar daha kısalmış bir ticaret yolu kazanacak kapitalistler.

3-4 bin konteynır taşıyabilen bir yük gemisinin günlük maliyetinin on bin dolar olduğunu dikkate alınırsa bu çok önemli bir kazanç.

C. Strateji

Panama Kanalı, ABD Deniz Kuvvetlerinin ve Amerikan ticaret filosunun yumuşak karnıdır. Bu kanalın işlemesine mani olabilecek bir deniz kazası veya saldırı, hem deniz kuvvetlerinin ikiye bölünmesine hem de iki okyanus arasındaki ticaretin kilitlenmesine yol açabilir. Ayrıca Panama Kanalının genişliği (ya da darlığı) Nimitz sınıfı uçak gemilerinin bu suyolunu kullanmasına engel. Gene aynı sebeple ABD ile ticaret yapan ülkeler panamax denen boyutlardaki (yani Panama Kanalı’nın havuzlarına sığacak azami boy ve genişlikteki) ticaret gemileri ile taşımacılık yapmak zorunda. Panamax gemiler sadece 4.500 konteynır taşırken bu boyuttan büyük (post-panamax denen) gemiler 12 bin konteynır taşıyarak maliyeti düşürebiliyorlar.

Küresel ısınma sonucu, yani kapitalizmin bugüne kadar doğaya yaptığı tahribat nedeniyle eriyen buzlar, kullanılamayan bakir alanları kapitalizmin kullanımına açıyor. Yeni kaynak avcıları, kapitalist sistemin devamı adına küresel ısınmaya kayıtsız kalacak. Milyonlarca insanın yaşamına mal olmasına rağmen buzulların erimesine göz yumarak, yeni kaynakları üretime dahil edecekler.

Bir yanlış anlamaya sebep vermeyelim. Bizler yeraltı kaynaklarını kullanmayalım ya da bu kaynaklar atıl kalsın demiyoruz. Teknolojinin ilerlediği, hatta bilimsel teknolojik devrim çağı diye anılan günümüzde kapitalizmin maliyetleri azaltma içgüdüsünden dolayı doğal kaynakların milyonlarca insanın yaşamına mal olacak şekilde üretime dahil edilmesi cinayetten başka bir şey değildir.

Gerek askeri stratejileri, gerekse kısalacak olan ticaret yolları için bile milyonlarca insanın yok olmasını göze alabilen bir dünya sistemi var karşımızda. İnsanların ölümüne rağmen sermayelerine sermaye katma içgüdüsü ile hareket ederek hem insanlığı hem de doğayı katlediyor.

Küresel Isınmaya Karşı Sermayenin Sahte Protokolü

Uluslararası sermaye sözde doğanın daha az kirlenmesi ve ülkelerin doğaya saldıkları sera gazı miktarlarını %5’lere çekmek için bir protokol imzalanmış. Bu protokolün yükümlülüğü de sadece gelişmiş ülkeler için söz konusu imiş. Gelişmiş ülkelerin ağır sanayileri doğayı daha çok tahrip ediyormuş ve gelişmekte olan ülkelerin doğayı kirletecek kadar kirli gaz üreten ağır sanayisi yokmuş.

Aslında burada çok gizli oyunların dönüğü açıktır. Küresel sermaye bir yandan günah çıkartır gibi gözükürken yeni bir sektör yaratıyor. Protokole göre her ülkeye konan gaz salınım kotasını dolduramayan ülkeler, kendi kotalarından artanı alternatif ülkelere pazarlayabilecekler.

Kapitalizmin pazarlamacı mantığı sözde doğayı koruma protokolüne bile alış verişi sokuyor. Yazıya dökülen bu anlaşmalar bile sermaye sınıfının ne kadar samimiyetsiz davrandığı ortaya koyuyor.

Komünistler ve Çevre Sorununa Karşı Mücadele

En önemli sorunlardan biri olarak karşımıza çıkan çevre sorunu karşısında komünistlerin tavrı ne olmalıdır? Aslına bakarsak yıllar yılı ne çalışma programımızın içine girebilen bir konu olmuş ne de dikkat çeken bir konu olmuştur çevre sorunu. Yıllarca dar kalıpçı baktığımız ve çevre sorunun bir küçük-burjuva çalışma alanı olarak gördüğümüz için bu alanı boş bırakmışız. Bu alandaki olayları akışına bırakmışız. Ama unutmayalım ki bizler alanlarda savaşa çıkarken amacımız, yeryüzünde yaşamını sürdürenler için daha iyi bir dünya yaratmaktı.

Ne var ki artık elimizde iyi yaşam sürülebilecek bir dünya kalmıyor. Bu nedenle artık çevre sorununa enine boyuna eğilmek zorundayız. Marks, “İnsanların ilk sorunu yemek, barınmak ve giyinmektir.” dediğinde doğanın da tahribatını göz ardı etmemiştir.

Yukarıda bahsettiklerimizin ışığında diyebiliriz ki kapitalizme karşı komünizm mücadelesinde bugün kapitalizmin acil sorunlarından biri ve zayıf karnı çevre sorunudur. Bunu unutmamalıyız. Sermaye çok geniş alanlara nüfuz edip tüm bu alanları kirletmiştir. Sermayenin sistemi olan kapitalizme karşı mücadele açarken de bu alanların hepsinde savaş vermek komünist mücadeleye hizmet sayılır.

Can alıcı konulardan biri de artık sermaye sınıfının bulundukları şehirde alternatif yaşamları tecrit edip, yaşadıkları şehirlerin en iyi mekânlarını resmen kendileri için kapatıp kendilerin ait mekânlar haline getirmekleridir. Topluma açık mahalleleri, yalnız zengin mahalleleri haline getirip, yüksek duvarlar ve demir kapılarla çevirip, girişlerine bekçiler nezaretinde koruyarak topluma ait alanları kendi yaşamlarını daha iyi seviyede tutmak için kullanıyorlar. Kenar, kıyı, köşe mahallelerde olduğu gibi çöpten ekmek toplayan, giyecek kıyafeti olmadığı için yarı çıplak eski eşya, kağıt toplayanları görmeye tahammülleri olmadığı için kendilerini böyle tecrit ediyorlar toplumdan.

Sonuç Olarak   

Bugün komünistler bulundukları her alanda, çalışma platformlarında partilerinin sesini yükseltmek zorundadırlar.

Her komünist parti, dernek, profesyonel ve gönüllü örgütler alanlarında oluşturacakları çalışma grupları ile çevre sorununa çalışmalar yapmalıdır

Günümüzde sendikaların kan kaybettikleri bir dönemde, ekonomizme batmış sendikalar biraz toplumsallaşmak istiyorlarsa, toplu sözleşmelerde işyerlerinin doğaya, topluma, yani insanlığa karşı işlediği suçlarını gündeme getirmeli ve toplu direniş örgütlemelidir. Yani, işçi sınıfı devrimci karakteri ile tekrar buluşup savaşımı derinleştirmelidir. Marks’ın dediği gibi “İşçi sınıfı ya devrimcidir ya da hiçbir şeydir.”

Bir başka çalışma alanı, tüm duyarlı devrimci, demokrat, ilerici ve komünistlerin yerel yönetimlerde söz sahibi olmak üzere birlikte örgütlenmeleri ve halk meclisleri eliyle çevre sorununa karşı yerel yönetimleri harekete geçirmeye çalışmaları gerekmektedir. Unutmayalım ki yerel mücadelelerde belde ve mücavir sınırları içindeki kurum ve kuruluşların işyeri açma ve çalıştırma ruhsatları yerel yönetimlerin denetimindedir. Yerel yönetimin ve devletin tüm kurum, kuruluşlarına baskı yapmaz üzere toplumsal gücümüzü sonuna kadar kullanmalıyız.

Bahsettiğimiz sorunlar yalnız Türkiye devrimcilerini, ilericilerini, demokratlarını ve komünistlerini ilgilendiren bir sorun değildir. Bugün sermaye sınırları aşmış ve uluslararası boyuta ulaşmıştır ve saldırısı da küresel düzeydedir. Bu sebeple bu mücadeleyi, tüm dünya halklarının enternasyonal (küresel, uluslararası) mücadelesiyle bütünleştirmek zorundayız.

Bugün Türkiye’de çözeceğimiz herhangi bir çevre sorununun dünyanın herhangi bir parçasında tekrarlanması başarısızlığın işaretidir. Çünkü, biz komünistler bu toprak parçasında yaşayan değil, yeryüzünde yaşam mücadelesi veren her insan için mücadele ediyoruz. Marks’ın ulus konusunda yaptığı örnekleme gibi, “Sadece bulunduğumuz sınırlar içinde devrim yapmaktan başka ulusal karakterimiz yoktur.”

Son olarak şunu açıkça söylememiz gerekir: Komünistlerin insanlık için devrimde öncülüğü kendilerine görev bilirler. Geleceğe yaşanılası bir dünyayı bırakma amacını işçi sınıfının iktidar mücadelesine dahil etmeliyiz.

Dünyayı bu kan, emici doymak bilmeyen, ikiyüzlü, sahtekâr ve vahşi sermaye sınıfının boyunduruğundan kurtarmak için işçi sınıfının öncülüğünde tüm emekçilerin katılımıyla düzenin değişmesi gerek. Bu mücadelede komünistlerin öncülüğü kazanması ve doğru yol göstermesi gerek.

Komünistler için Marksizmin ışığında yürümek bu demektir.

05 Eylül 2007