TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ                         
 

MARKS GERÇEKTE NE DEDİ

Diyalektik Özünde Eleştirel ve Devrimcidir

S. Akdeniz - K. Karagülle

“Akla uygun biçimiyle diyalektik … özünde eleştirel ve devrimcidir

Karl Marks, Kapital, Cilt 1.

Almanca İkinci Baskıya Sonsöz,

24 Ocak 1873, Londra.

 

Yusuf Zamir’in üçüncü kitabı bu yılın Şubat ayında Alev yayınlarından çıktı. Sitemizde S. Can ve Doğrudan Demokrasi sitesinde Leon duyurusunu yaptılar.

“Marks Gerçekte Ne Dedi” adlı kitabında Yusuf Zamir kendine özgü görüşlerini ‘yeni’ bir bakış anlayışı ve yeni bir ‘yöntemle’ sunuyor. Kitabın başlangıç noktasını ve temel eksenini Lenin’in “MarksizminÜç Kaynağı ve Üç Bileşeni” adlı yazısındaki doktrin sözcüğü oluşturuyor. Kitabında, Lenin’in marksizm anlayışını, üç bileşeni ve Sovyet deneyimini ‘eleştiriyor’. Komünist (sosyalist) toplum anlayışını yaşanmış deneyimlerin eleştirisi yoluyla ortaya koymaya çalışıyor.

Eleştirisinin düşünsel temelini Marksın eleştiri anlayışına dayandığını göstermeye çalışan Yusuf Zamir, karşımıza diyalektik-eleştirel bakış anlayışı ile çıkıyor. Biz bu dizide, takdir hakkımızı saklı tutarak diyalektik-eleştirel bakışın ne anlama geldiğini Marks Gerçekte Ne Dedi temelinde irdelemeye çalışacağız.

Önce, Marksizmi Marks’tan öğrenmenin ne anlama geldiğini ve işin kotarılmasında zorlukların ve zorunlulukların ne olduğunu kısaca anlatacağız. Daha sonra, Eleştirel Okulların ortak özellikleri, kalkış ve varış noktaları konusunda kısaca görüşlerimizi aktaracağız. En sonunda da Diyalektik-Eleştirel Bakış’ın eleştirisini yapacağız.

Marksizmi Marks’tan Öğrenelim

Post-Sovyet dönemi Marksist araştırmacıların ve sosyalist akademisyenlerin, kendi politik ideolojik özgeçmişleri ile ilgili kısıtlı itiraf çerçevesinde, yürüttükleri çalışmalarda giderek yeni bir eğilim ön plana çıkıyor. Bu yazarlardan bir bölümü samimi olmayan içeriksiz ‘özeleştirileri’ ile durumu kurtarmaya çalışırken, diğer bir bölümü ise geçmişin tüm günahını ve kendi beceriksizliklerini ‘ikinci el’ diye değerlendirdikleri devrimlerin ve komünist önderlerin eylem ve yapıtlarına yüklüyorlar.

‘İkinci el’cilerin pozitivizmden arınma ve yeni paradigmalar yaratma çabası, onları ister istemez ana kaynağa yönelmeye zorluyor. “Marks’a dönelim!”, “Marksizmi Marks’tan öğrenelim!” belgileriyle insanlığın kurtuluşunun teorisini yaratmaya çalışıyorlar.

İlk bakışta göze kulağa hoş gelen, doğru görünen bu çağrı veya istek içerik yönünden aynı güzellikteki değeri taşımıyor ve anlamını vermiyor. Marks’tan öğrenelim girişimi çoğu yerde Marks’sız Marksizm oluşumuna doğru yol alıyor.

Kuşkusuz Komünizmi ilk elden, ustalardan öğrenmek kendini ve hareketi geliştirmenin en bilinçli ve en doğru yoludur. Ancak bu yolu izlerken bazı ilkeli gerçekliklere uymak gerekir. Diğer faktörlerle birlikte Marks’ı anlarken ve Marksizmi geliştirirken bilincimize çıkarmamız gereken zorunluluklar şunlardır.

Birincisi ve en önemlisi, Marks’ı Marks’ın anladığı gibi veya anlattığı gibi anlamaktır. Marks’ı Marks gibi okumak, söylediği gibi söylemek, eylediği gibi eylemektir.

Birincisine bağlı olarak ikincisi, Marks’ı bir bütünsellik içersinde tarihselliğinden koparmadan ele almaktır.

Üçüncüsü, bir bilim işçisinin titizliğinde Marks’ı ciddi ve bilimsel çalışarak analiz etmektir.

Dördüncüsü, yalıtık olarak değil sınıflar mücadelesinde işçi sınıfının yanında tavır alarak işçi sınıfı hareketinin içinde örgütlü bir duruş sergilemektir.

Karl Marks, anlama ile değiştirme arasındaki ilişkinin mekanik olduğunu söylemez. Önce anlayalım sonra değiştirelim diye bir öneri sunmaz.

Teori ile pratik birbirinden bağımsız kendi içinde devinen iki ayrı alan değildir. Önce teoriyi kuralım sonra pratiği gerçekleştirelim mantığı sol çevrelerde oldukça popüler, bu yüzden ortalıkta sürüsüne bereket yeni teorisyenler kol geziyor.

Anlama ile değiştirmenin diyalektiği iki ayaklıdır. Bir ayağı eleştiridir. Diğer ayağını küçümseyen, görmezlikten gelen veya yok sayan eleştiri okulu topal ördek pozisyonundadır.

Bir marksist olarak, bilimselliğinden ve tarihselliğinden koparmadan bir bütünsellik içersinde Marksizmi Marks’tan öğrenerek, geçmiş deneyimlerimizden çıkardığımız dersleri ve yeni bilimsel bulguları da Marksizmin içine katarak, teori ve pratiğimizi zenginleştirmek için elimizde iki güçlü silahımız var.

1. Tarihin materyalist anlayışı,

2. Akla uygun biçimiyle eleştirel devrimci diyalektik.

Eleştirel Okullar

Dünyayı anlama ve dönüştürme eyleminde bu iki önemli bilimsel gerçekliği yeterince kavrayamayanlar veya kavramak istemeyenler arasında Kritikçi Ekol önemli bir yer işgal etmektedir. Geniş bir spektruma yayılan türlü-çeşitli gruplarda öbekleşen Eleştirel Okul, kendi aralarında kıyasıya bir itiş kakış sürdürmesine rağmen çok belirgin ortak noktalara sahiptir.

Eleştirel Teoriciler, Bilimsel Eleştiriciler, Diyalektik Eleştiriciler, Materyalist Eleştiriciler, Kültürel Kritikçiler, Eleştirel Gerçekçiler, Diyalektik Eleştirel Gerçekçiler ve daha birçok isim ve sıfatla Marks’ın ve Marksizmin başına musallat olan sözde bu eleştirmenlerin Komünizme verdikleri zarar suçladıkları Leninizmden, Stalinizmden, Maoizmden ve Troçkizmden daha az değildir.

Eleştirel okulun önde geleni Frankfurt okuludur, diğer Eleştirici Okullarla birlikte hepsinin bazı özellikleri, teorik benzerlikleri ve pratik kalkış noktaları hep aynıdır.

1. Stalin ve stalinizmden başlarlar Lenin’e şöyle bir uğrayıp var güçleriyle Marks’a yüklenirler. Bu yolu izlerken fırsat buldukça Marks’ın ve Marksizmin otoritesi onları sosyalist hatta marksist olduklarını söylemeye iter. Materyalizmi tarihselliğinden, diyalektiği devrimci özünden ayırırlar. Başlangıçta az da olsa belirli bir oranda devrimci pratiğin içersinde yer almalarına karşın daha sonra eleştirel pratik adına teorinin pratiği teorik-pratik ağırlık kazanır. Teori ile pratik arasındaki diyalektik birlik parçalanır, eleştirel teorinin inşası tümüyle pratikleri olur.

2. Amaçladığını bildirdikleri İnsanlığın Kurtuluşu projesinde işçi sınıfının öncelikli ve ağırlıklı yeri ve önemi yoktur. Bilimsel ve teknolojik gelişimi tersinden yorumlayarak Bilgi çağı, İletişim çağı değerlendirmelerine paralel olarak Komünizmi dillerine almadan meta-ötesi, sermaye-ötesi, değer-ötesi vb. teorilere dayanan ütopyalarını kurmayı hedeflerler.

3. Teoride veya anlayışta parçacıdırlar. Bütünü oluşturan parçalar, ister birbiriyle isterse bütünle olan ilişkilerinde özerk bağımsız hatta özgür olgu veya yapı olarak kabul edilirler. Altyapı-üstyapı metaforunda etki, neden ve belirleme ilişkisi tepetaklak durur. Üstyapısal Belirlenimcilik veya Dinsel Üstyapısalcılık günümüz modasının parlak akımlarındandır.[1]

4. Teoride olduğu gibi mantıkta veya yöntemde de parçacı ve indirgemecidir. Diyalektiğin dayanılmaz eleştirel gücü karşısında, diyalektik düşünce yöntemini terketmezler fakat diyalektiğin özünü oluşturan eleştiricilik ile devrimcilikten yalnızca eleştiriciliği koparıp alırlar. Eleştiriyi diyalektikle özdeştirirler. Diyalektiği devrimcilikten yoksun eleştiriye indirgerler. Başını Roy Bashkar’ın çektiği Eleştirel Gerçekçilik bu tiplemenin en uygun örneğidir. Diyalektiğin cazibesi onları uyarır, yetersizliklerini anlarlar, diyalektikle eleştirinin aynı şeyler olmadıklarını sezerler ve diyalektik sözcüğünü anlayışlarını belirleyen isim-sıfat tamlamasının önüne eklerler. Böylece Gerçekçilik, Eleştirel Gerçekçilikten Diyalektikçi Eleştirel Gerçekliğe terfi eder.[2]

5. Kritikçilerin büyük bir çoğunluğunun, kutsal bir ittifak çerçevesinde kabul ettikleri bakış açılarının, yazınsal temelini Genç Marksın yapıtları oluşturur. En popüler olanları, 1844 Ekonomi ve Felsefe Elyazmaları, Grundrisse (1857–1858) ve Alman İdeolojisi’dir (1845–1846). Bu yapıtlar ya farelerin eleştirel kemirmelerine terk edildi ya da Marks’ın sağlığında bazı bölümleri kayboldu, bazı bölümleri parça parça basıldı veya Marks’ın ölümünden sonra yayınlandılar.

Eleştirel teorisyenler, Marks’ı, marksizmi bu yapıtlarda başlatırlar ve diğerlerinin yardımıyla da ‘bitirirler’. Kesinkes kovulan idealizmi ve pozitivizmi, Kant’la ve Hegel’le yeniden içeriye sokmaya çalışırlar. Marksı kendine özgü bir düşünce sistemi olmayan Kantçı veya Hegelci olarak değerlendirirler. Her nedense Kutsal Aile ve Yahudi Sorunu aynı dönemde yazıldıkları halde ve aynı temaları işlemelerine rağmen bu yapıtlara aynı ilgiyi göstermezler.

6. Marksın ilk yapıtlarında kullandığı kavram ve kategorileri esas alan eleştirel okulun yazarları bu kavram ve kategorilerin o günkü anlam ve değerleri üzerinden analizlerini ve eleştirilerini gerçekleştirirler. Bu kavram ve kategorleri bir anlamda dondururlar, birbirinden soyutlarlar, birbirlerine kapatırlar. Marks’ın daha sonraki yapıtlarında bu kavram ve kategoriler için biçim ve içerik yönünden yaptığı değişiklikleri veya kattığı zenginlikleri dikkate almazlar. Bu tutum eleştiri kavramı için de doğrudur.

7. Kaba, mekanik determinist temelde marksizmi bir bilim olarak kabul eden görüşlere karşı başlangıçta haklı ve yerinde bir tavırla karşı koymaya çalışan eleştirel gerçekçilik, bu konumunu kısa zamanda yitirdi ve septik kritisizme kaydı. Bilimsel ve devrimci olmayan eleştirinin yerini hastalıklı kuşkuculuk aldı. Tek Boyutlu İnsan’la kendi sonunu ilan etti.[3]

Bu gruptakilerin büyük bir çoğunluğu giderek bilime, bilimsel olan her şeye kuşkulu yanaştılar. Tarih ve Bilim yok sayıldı. Marks’ın erken yapıtlarını eleştirici nitelendirerek eleştirel marksizmi kurguladılar. Engels’i ve Marks’ın son yapıtlarını ‘bilimsel’ buldular. Bilimsel Marksizme kıyasıya saldırdılar. Yanlışa karşı doğruda duramadılar başka bir yanlışın içersine yuvarlandılar. Saçmalığın ve anlamsızlığın derin idealizminde debelenip durdular.

8. Eleştirel marksistler, yeni model teori ve paradigmaların yaratılması yönünde post-yapısalcılık, post–modernizm ve yapı-sökümcü akımlarla küçük burjuva aydınlar üzerinde hatırı sayılır bir etkinlik kurdular. Ancak marksizm direnişi ve yeniden yükselmeye başlamasıyla eleştiriciler, bilimselliği zorunlu olarak kabul ettiler. Eski konumlarını terk etmeksizin marksizme dönmeyi, Marks’ın temel kavram ve kategorilerini yeniden kullanmayı önerdiler. Tam da işini bitirdiklerini sandığı Marks’la, Marksizmle yeni sentezlere, uzlaşmalara gitmeyi hedeflediler. Frankfurt Okulu’nun kurtuluşunu bu tavırda gördüler.[4] Hatta bazıları marksizmin eleştirel ve bilimsel olduğunu ilan etti.[5]

Marks’tan öğrenme ve Eleştirici Okullar konusunda kısa ve genel bir değerlendirmeden sonra asıl konumuza dönelim: Yusuf Zamir, Gerçekte Ne Dedi?

 

[1] Demir Küçükaydın, Tarihsel Maddeci (Marksist) Din, Ulus ve Üstyapılar Teorisine Giriş, <Köksüz İnternet Dergisi> [Geri]

[2] Hans G. Ehrbar, Critical Realist Argument in Marx’s Capitalx <Utah University> [Geri]

[3] İngilizcesi için bkz: <H. Marcuse>; Türkçesi için bkz. <İdea Yayınevi> [Geri].

[4] Douglas Kellner, ‘Critical Theory and Crisis of Social Theory’, <Univ.Texas Arlington> [Geri]

[5] Mihailo Marković, Marx and Critical Scientific Thought, <The Autodidact Project>; Alvin W. Gouldner, The Two Marxisms, <Pfeiffer University> [Geri]