| |
Halklar ve Özgürlükler Platformunun Sunduğu
Halk Anayasası Taslağı Üzerine
Düşüncelerimiz
R. Yürükoğlu,
İşçinin Sesi, Sayı 452, Temmuz 1997
-
Sayı
453,
Ağustos 1997
Halk Anayasası Taslağı, TKP
yönetimi tarafından geniş olarak tartışıldı ve çoğaltılarak, üzerinde görüşme
açılması istemiyle örgütlerimize indirilmesine karar verildi. Anayasa Taslağının
genel mantığını ve ana yönünü ve bunların altında yatan temel anlayışları
gönülden destekliyoruz.
Bu
çalışmanın, Demokratik Halk Cumhuriyeti Anayasası olarak hazırlanması ve
sunulması önemlidir. Türkiye devrimci hareketi, bugüne dek, iktidara gelince
yapacaklarıyla pek ilgilenmemiştir. Dolayısıyla, hazırlıksızdır ve
inandırıcılıktan uzaktır. Bu bir yanıyla da iktidara gelebileceğini pek
düşünmediğini gösterir. Taslak, bu tutumu aşmasıyla çok sevindiricidir.
I. Maddeler Üzerine Düşünceler
Taslakın, yinelemelerden
kaçınmak ve daha kolay anlaşılır olmak için sistematiğinin gözden geçirilmesinde
yarar vardır. (Neden? bölümleri sanırız propagandada yol gösterici
olmak için konulmuştur ve her halde asıl metinde yer almayacaktır.) Böyle bir
yazıda, tek tek maddeler, detaylar üzerinde durmak yararsız ve verimsizdir.
Zaten Taslak da söylüyor: Bu taslak mükemmel olduğu iddiasında
değildir. Halkın çeşitli kesimlerinin ihtiyaçları, önerileri doğrultusunda
yeniden ve yeniden şekillendirilebilir. Dolayısıyla, biz bu yazımızda, daha
genel-ilkesel yönler ve yalnızca bunları ilgilendiren maddeler üzerinde
duracağız. Değinmediğimiz maddelerin tamama yakınıyla uyum içindeyiz.
Özü ve Anlamı
Taslak,
bir demokratik devrimin, siyasal devrimin, erki ele geçirişin ardından kurulacak
yapıyı vermektedir. Bu siyasal devrimin sonunda işçi-köylü-küçük üretici ve orta
üreticinin bir devleti kurulacaktır. Bu devlet, demokratik bir devlet olacaktır.
Erkte işçi sınıfının öncülüğünü, metinde sözcüklerle yer almasa bile, tüm
Taslakın altında yatan varsayım
olarak anlıyoruz. Çünkü, hem bu anayasa adım adım toplumdaki gelişmeleri
yansıtır biçimde değişecektir denmektedir, hem sınıf farklarını kaldırma hedefi
konmaktadır, hem de yine adım adım sömürüyü ortadan kaldırmayı hedeflemektedir.
Yani önerilen Anayasanın mantığı, siyasal bir devrimle gelip, halkın
devletini kurup, ekonomik ve toplumsal adımlarla onu toplumsal bir devrime
dönüştürmektir.
sınıf farklılıklarını en aza indirip giderek de daha eşit, daha özgür bir
düzene ulaşmak doğrultusunda gerekli değişiklikleri yapmak, bu anayasanın özünün
gereğidir. (Taslak)
* Bu
alıntıda iki açıdan önemli ve doğru bir yaklaşım vardır. Birincisi, sınıfları
ortadan kaldırma perspektifi taşıyan bir anayasa olduğunu göstermektedir.
İkincisi, bunu kararnameyle, yasayla ve kısa sürede yapmak gibi bir hedef
getirmemektedir. Ekonominin gelişmesi doğrultusunda uzun bir süreç anlayışı
vardır.
Bölüm 1. Devlet ve İktidar Halk İçindir
Md. 2. Demokratik
Halk Cumhuriyetinde iktidar emperyalizm ve işbirlikçi sömürücü sınıflar dışında
kalan tüm halk sınıf ve tabakalarının demokratik iktidarıdır.
Bu halk sınıf ve tabakaları; Türk, Kürt ulusundan ve tüm milliyetlerden, basta
işçi sınıfı olmak üzere, yoksul ve orta köylülük, tüm çalışanlar, şehir ve kır
küçük üreticileri, esnaflar, sanatkarlar, memurlar, öğrenciler, aydınlar, ulusal
değerini kaybetmemiş, ülkesinin bağımsızlığını ve halkının özgürlüğünü isteyen,
sömürü ve zulme, emperyalizme ve tekellere karşı olan herkestir.
NEDEN? Çünkü, emperyalizm ve ülkemizdeki tekelci burjuvaziden, toprak
ağalarından, tefeci tüccardan oluşan azınlık yönetimi, bugüne kadar uygulana
gelen baskı ve sömürünün kaynağıdır. Emperyalizm ve tekeller, sınıfsal yapısı
gereği sömürücüdür. İktidar emperyalizm ve oligarşinin dışında kalan sınıf ve
tabakalardan oluşur. (Taslak)
* Devlet hiçbir zaman çeşitli sınıfların birlikte devleti olamaz. Dünyada bugüne
dek böyle bir şey olmamıştır (çok kısa süreli, geçici, ikili iktidar türü
oluşumlar dışında), bugünden sonra da olmaz. Devlet erki her zaman tek (ve tüm)
bir sınıfın siyasal erkidir.
Devlet
erki her zaman tek bir sınıfın siyasal erkidir. Bir başka deyişle, diktatörlük
her zaman yalnızca
tek bir sınıfın paylaşılmaz
diktatörlüğüdür. Çünkü devletin kökü, sınıflar arasındaki uzlaşmaz çelişkilerde
yatmaktadır. Devlet, sınıf kavgasının ürünü olduğundan, yalnızca
tek bir sınıfın aracı olabilir. Bu tek sınıf devlet erkini,
toplumun yönetici sınıfı olduğu için elinde tutar.
Devlet
erki her zaman yalnızca
tüm bir sınıfa ait
olabilir. Devlet, sınıfın bir kesiminin değil, tümünün devletidir. Üretim
ilişkilerine egemenliği yoluyla üretken güçlerin dağılımını denetleyen sınıf,
üst yapıda da egemendir. İste bu nedenle, Marks, Engels ve Lenin devleti her
zaman, yönetici
sınıfın diktatörlüğü
olarak adlandırmışlardır, sınıfın bir kesiminin devleti dedikleri
duyulmamıştır. Oysa, burjuvazinin içinde her zaman başı çeken bir kesim (bugün
tekelciler) var olmuştur.
Bir
bağlaşıklıktan söz edilebilir ama mutlaka belirleyici bir gücün çevresinde
bağlaşıklıktan söz edilebilir. Devlet, tüm halk sınıflarının bağlaşıklığı içinde
işçi sınıfının devleti olacaktır. Bu, temenni değildir. Türkiye işçi sınıfı, 25
milyonun üzerindeki sayısıyla ve üretimdeki merkez dişli rolüyle kaçınılmaz
olarak bu rolü alır. Maddenin 2. paragrafında basta işçi sınıfı olmak üzere
denmesi de bu gerçeği dolaylı olarak doğrulamaktadır.
* Neden? bölümü, emperyalizm ve tekeller
sömürücüdür diyerek,
tekel-dışı burjuvazi sömürücülüğün dışındaymış gibi bir izlenim vermektedir.
Dolayısıyla, tekel-dışı burjuvazi de devrim sonrası iktidara ortak olacakmış
gibi bir izlenim vermektedir. Bu, bilinçli bir değerlendirmeyi yansıtıyorsa,
Türkiye devrimini olduğundan geriye, bir Milli Demokratik Devrime, bir çeşit
burjuva demokratik devrimine çeken bir anlayış olur.
Bölüm 2. Ulusal Bağımsızlık ve Dünya Halklarının Kardeşliği
Md. 3. Emperyalizmle
her türlü siyasi, ekonomik, kültürel bağımlılık ilişkisine son verilecektir. (Taslak)
* Amaç
budur ama Türkiye gibi bilgi ve teknoloji üretemeyen, sermaye darlığı çeken,
işgücü ve üründe ciddi nitelik zaafları taşıyan bir ülkede bu amaç ancak uzun
bir dönemde gerçekleştirilebilir. (İleri ülkelerin bir ya da birkaçında
devrimlerin olması, Türkiyeye bu sıkıntıları daha çabuk aştırabilir.) Ya da
hemen gerçekleştirmek isterseniz, Arnavutluk gibi, kendinizi dış dünyaya
kapatmanız gerekir ki bu da son çözümlemede gericilikle eş değerdedir. O
nedenle, bu madde daha dikkatli yazılmalıdır. Zaten Md. 5de, uluslararası
alandaki ekonomik ilişkiler ülkenin kalkınmasına hizmet eder diyerek, bu
gerçeğin görüldüğünü anlatmaktadır.
İleri
kapitalist-emperyalist ülke ve şirketlerle ilişkiler kaçınılmaz olarak belli bir
bağımlılık getirecektir. Bilgiyi ve teknolojiyi üreten onlardır. Eşit çıkarlar
işin aldatmacasıdır. Şu da matematik bir doğrudur ki, az ya da orta gelişmiş bir
ülke dışarıdan borçlanmadan kalkınamaz, çünkü temel açmazlarından birisi sermaye
kıtlığıdır. Taslak, fikir olarak borçlanmaya kapıyı kapatmıyor.
Bağımlılık getiren borçlanmalara karşıyız diyor. Ama biliyoruz ki, her
borçlanma bir bağımlılık getirir. Borcun ne denli büyük ise, bağımlılığın da o
denli büyüktür. Sorun, dengeyi bulabilmek sorunudur. Lenin dışarından borç almak
istemedi mi? Kapitalist tekelleri ülkesine çağırmadı mı?
5. Madde işin gerçeğini
anlatıyor: Uluslar arasındaki ilişkiler ülkenin kalkınmasına hizmet eder.
Bölüm 3. Demokrasi ve Halkın Yönetime Katılımı
Md. 12. Demokratik
Halk Cumhuriyetinde yöneten halktır. Halkın yönetime katılımı 4 yılda bir
yapılan seçimlere indirgenemez. Halk yönetime katılma hak ve yetkisini sürekli
olarak ve yerel-merkezi her düzeyde kullanır. (Taslak)
* Bu
madde ve aslında tüm bu bölüm bizim de doğru olarak benimsediğimiz ve partimizin
programına aldığımız görüşlerdir. Biz bu demokrasi anlayışına, aktif yığın
demokrasisi demekteyiz. (TKP IV. Program, 1985)
Md. 13. Halkın
yönetime katılmasının temel biçimi ve kurumu Meclislerdir. Demokratik Halk
Cumhuriyetinde halk, meclisleri aracılığıyla söz ve karar hakkini doğrudan
kullanır. Halk Meclisleri, halkın kendi yönetim birimlerini seçmesi, denetlemesi
ve görevden alabilmesi esasi üzerinde yükselir. Halk yerel, bölgesel, mesleki
her düzeyde meclislerde örgütlenerek ülke yönetimi, ekonomisi, politikası
hakkında politika üretimine, kararların alınması, uygulanması ve denetlenmesi
süreçlerine katılır. (Taslak)
* Meclislerin,
yeni demokratik devletin omurgası, temel erk organı olarak düşünüldüğünü,
Sovyetlere karşılık olduğunu bu madde açık biçimde ortaya koymaktadır.
Md. 14. Halkın
yönetime katılımı temel olarak, Genel Halk Meclisi, Bölge, il, ilçe, Kasaba,
Köy, Mahalle Meclisleri,
İşçi Meclisi, Köylü Meclisi, Gençlik Meclisi, Esnaf Meclisi, Memur Meclisi,
Asker Meclisi, Aydın-Sanatçı Meclisi, Hukukçular, Mimar-Mühendisler, vb.,
çeşitli halk kesimlerinin Meclisleri,
Ve diğer toplumsal, mesleki, sendikal örgütlenmeler ve siyasi partiler
aracılığıyla (abç.) gerçekleşir.
Toplumdaki diğer sınıf ve katmanlar, küçük ve orta işletme sahipleri de benzer
mesleki, siyasi örgütlenmeler (abç.) aracılığıyla söz ve karar haklarını
kullanır, aynı kanallardan yönetime katılırlar. (Taslak)
* Bu
maddede ve ilgili tüm maddelerde aynı yorumu yapacağız:
Taslakta siyasal partilerin işlevi açıkça ortaya çıkmamaktadır.
Taslakın en büyük zaafı, siyasal
partilerin yerinin tam belli olmamasıdır. Siyasal partilerin varlığı kabul
edilmektedir ama bu partilerin oynayacakları rol konusunda hiçbir hüküm yoktur.
Bu maddede halkın yönetime katılmasının zeminleri olarak tüm meclisler, tüm
toplumsal, mesleki, sendikal örgütlenmeler ve siyasal partiler birlikte
sayılmaktadır. Yerel meclislerin ve meslek meclislerinin seçimlerinde siyasal
partiler aday gösterecekler mi, göstermeyecekler mi? Siyasal partiler, tüm
meclisler içinde parti olarak seçimlere girme hakkına sahip olarak ele alınmaz
ise, çok-partili devlet düzeni olmaz, oyun olur.
Md. 15. Siyasi
partiler
(abç.) önceden izin almadan kurulur ve programlarını resmi kurumlara ve
kamuoyuna ilan ederek serbestçe faaliyette bulunurlar. Yurttaşlık haklarına
sahip olan herkes demokratik yoldan siyasetin belirlenmesine katılmak üzere,
siyasi parti kurma, kurulmuş partilere üye olma ve bunlardan çıkma hakkına
sahiptir. Siyasi partilerin tüzük ve programları, faaliyetleri demokrasiye,
ulusal bağımsızlığa, Demokratik Halk Cumhuriyeti Anayasası ilkelerine aykırı
olamaz. (Taslak)
* Bu
madde, yeni düzenin ve devletin gerçek demokratikliği açısından yaşamsal önemde
bir maddedir: Siyasal partilere özgürlük. Hangi koşulla? Faaliyetleri
demokrasiye, ulusal bağımsızlığa, Demokratik Halk Cumhuriyeti Anayasası
ilkelerine aykırı olmamak koşuluyla. Aynı doğruyu bizim programımız da
söyle dile getirmektedir: Devrim devletinin demokratik düzenine karşı
çıkmayan tüm partilere serbest çalışma hakki verilecektir.
Md. 16. Halkın
her düzeydeki örgütlenmelerde seçtiği vekillerini
Geri Çekme hakki vardır.
Geri çekme, seçtiği vekili görevinden alma, demokratik bir yönetimin vazgeçilmez
koşuludur. (Taslak)
* Gerçekten de öyledir ve Paris Komününden bu yana bu istem tüm ilerici
insanlığın inatçı istemidir. Parlamentolar, meclisler, her çeşit temsili organ,
halkın eğilimlerini yansıttığı iddiasındadır ve
meşruluğunun yasal kaynağı bu iddiada yatmaktadır. Ama her sömürücü
sistem gibi, kapitalizmde de bu yansıtma ancak olağanüstü ve ender durumlar için
kabul edilebilir ve ortaya çıkabilir. Yoksa sömürü sistemi işleyemez. Çünkü,
geri çekme, görevin her aşamasında seçmeni doğru yansıtma ilkesinin doğurduğu
bir uygulamadır. Bunun için de kapitalizmde geri çekmenin tam tersi bir uygulama
geliştirilmiştir: Seçilen vekillerin görev süresi boyunca kendilerini seçenlerin
sesini değil, kendi vicdanlarının sesini dinlemeleri!
Md. 17. Demokratik
Halk Cumhuriyeti halkın yönetime katılma hakkini doğrudan kullanabilmesini
mümkün kılmak için bürokrasiyi
en dar sınırlarda tutmayı hedefler. Var olan tüm bürokratik kurumlar da halk
örgütlenmelerinin denetimine açıktır. (
)
NEDEN? Çünkü bürokrasi halkla yönetim arasındaki kopmanın, yabancılaşmanın
doğurduğu bir gövdeden başka bir şey değildir. Bu hantal ve baskıcı gövdenin
ağırlığı halkın üzerindedir. Ondan kurtulmanın yolu, her görevlinin, ister
hakim, ister belediyeci, isterse de devlet mekanizmasının herhangi bir yerinde
olsun, halk tarafından seçilmesi, denetlenmesi ve görevden alınabilmesidir.
Yolsuzluğu, kaytarmayı, halka karşı keyfi ve baskıcı uygulamaları ancak bu
önleyebilir. (Taslak)
* Bürokrasiyi
en dar sınırlarda tutmayı hedeflemek doğrudur. Ve bunun önemli bir yolunun,
halk örgütlenmelerinin bu bürokratik kurumları denetlemesi olduğu, en
önemlisinin de geri çağırma hakki olduğu da doğrudur.
* Ancak, maddenin, Neden? bölümü yanlış bir izlenim vermektedir. Bir
örgüt biçimini ve o örgütü yönetenleri anlatan bürokrasiyi, bürokratizmle,
kırtasiyecilikle karıştırıyor gibidir. Devletten konuştuğumuzda bürokrasi, ta
sınıfsız topluma dek sürecek olan, devleti çalıştırmada uzmanlaşmış katmandır.
Halkın seçmesi, geri çağırması (ve taslakta yer almayan, Marksın önerdiği, en
yüksek memurun aylığının nitelikli işçinin aylığını geçmemesi) gibi önlemler,
ondan kurtulmanın değil, onu sınırlamanın yoludur. Bürokrasi (süregen,
hiyerarşik kadro), görevin doğasından gelmektedir. Bürokrasiden kurtulmak, onun
nedeninin ortadan kalkmasıyla olanaklı olacaktır: Devlet yönetiminin bir
uzmanlık işi olmaktan çıkmasıyla. Bu da, çok yüksek bir teknolojik düzeyin ve
genel olarak üretken güçlerde çok yüksek bir gelişmenin toplumun tümünün
bilincine ve işleyişlerine yayılmasıyla; dolayısıyla kafa ve kol emeği
arasındaki çelişkinin tüm yansımalarıyla birlikte ortadan kalkmasıyla ve bugünkü
biçimiyle işbölümünün ortadan kalkmasıyla sağlanacaktır. Bu koşullar da,
devletin ortadan kalkmasıyla eş anlamlıdır.
* Her
görevlinin, ister hâkim, ister belediyeci, isterse de devlet mekanizmasının
herhangi bir yerinde olsun, halk tarafından seçilmesi, denetlenmesi ve görevden
alınabilmesi önerisi yanlıştır. Her görevli seçimle nasıl gelecek? Kaç
yüzbin kişi çalışıyor devlette? Bunların hepsine seçim nasıl yapılacak? Tüm
devlet ve toplum felç olur. Marks da bunu değil,
en yüksek görevlilerin seçimle gelmelerini ve geri
çağırılabilmelerini istemiştir.
Bürokrasinin bir örgütlenme ve bu örgütlenmeyi işleten kesim olduğu doğrusu
burada da karşımıza çıkar. Tüm kadrosu seçimler yoluyla sürekli olarak değişime
uğrayan hiçbir örgüt (ve devlet) varlığını sürdüremez.
Bu
yanlışta, sanırız yukarıda değindiğimiz bürokrasi anlayışının etkisi vardır.
Bürokrasiyi sınıfsız topluma dek kalkamayacak bir şey olarak ele almayınca,
tüm görevlileri seçime bağlayarak bürokrasi sorunu
çözülecektir diye düşünülebilir. Oysa, bu uygulanamaz yöntem uygulansaydı
sonuçlarının ne denli yıkıcı olacağı iyi görülürdü: İnanılmaz bir kırtasiye,
zarar-ziyan, kaos. Bir işleyişin ya da kurumun kaldırılamaması demek, onun
zorunlu olması, almaşığının olmaması demektir.
Bölüm 5. Haklar ve Özgürlükler
Md. 27. Kişi
sanık da olsa dokunulmazlıkları vardır. (Taslak)
* Son
derece güzel ve doğru bir madde. Buna, özellikle yıkılan sosyalist ülkelerde
yaşananları dikkate alarak, su cümlelerin eklenmesini öneririz: Sanıktan
suçsuzluğunu kanıtlaması istenemez. Suçu kanıtlama görevi iddia makamınındır.
Md. 29. İnanç
Özgürlüğü
a) Dini inanç, kişileri ilgilendiren özel bir konudur
b) İnanç özgürlüğünün güvencesi olarak ibadet yerleri korunur. Dini inançları
gereği ibadet yapmak isteyenlere yardımcı olmak için gerekli sayıda din
görevlisinin sosyal güvencesi sağlanır.
d)Dini esaslara dayalı, gerici, sömürüyü esas alan bir devlet kurmak için halkın
dini duygularının istismar edilip araç olarak kullanılmasına izin verilmez. (Taslak)
* Maddenin a fıkrası, modern devletin vazgeçilemez temel taşlarından biri olan
laiklik ilkesini getirmektedir. Ama adı da konmalıdır.
* Maddenin b fıkrası a ile çelişmektedir. Devlet, din görevlilerine sosyal
güvence sağlamamalıdır. Böyle bir uygulama, bugünkü yanlış laiklik uygulamasına
geri döndürür.
* Türkiyenin son yıllarda yasamakta olduğu süreç düşünülürse, bu madde de
yaşamsal önemde bir maddedir. Şeriat devletine ve bunu savunan siyasal partilere
karşı net bir tutum getirmektedir. (Bugünkü TC, yarınki devrim devletinden daha
demokratik olmadığına göre, devrim devletinin anayasasının yasakladığı şeriatçı
partinin
hemen bugün halk eliyle kapatılması
istemini devrimci hareket neden yükseltmemektedir?)
Md. 30. Düşünce
ve Basın Özgürlüğü
Her vatandaş anayasa ve halkın çıkarlarına aykırı olmamak kaydıyla, süreli ve
süresiz yayınların basım, yayın ve dağıtım hakkına sahiptir. Basın, radyo ve TV
gibi tüm iletişim araçları halkın ve onun örgütlü güçlerinin denetimi ve
yönetimindedir.
NEDEN? (
) Demokratik Halk Cumhuriyeti, halkın değişik sınıf ve katmanlardan
oluştuğu, dolayısıyla bu değişik kesimlerin çıkarlarının da, ideoloji ve
kültürlerinin de kendi içinde farklılıklar göstereceği ve bu anlamda farklı
düşüncelere sahip olmasının doğal bir sonuç olduğundan hareketle; bu kesimlerin
çıkar ve taleplerini, ideoloji ve kültürünü ifade eden her türlü düşünceyi ve bu
düşüncelerin serbestçe basın, yayın yoluyla dile getirilmesini güvence altına
alır. (Taslak)
* Maddenin bütünü son derece güzel ve iyi detaylandırılmış. Tüm bu hakların
içinde taşıdığı olasılığın altını daha iyi çizebilmek için, maddeye şu cümlenin
eklenmesini öneririz: Bu haklar ve özgürlükler, azınlık görüşlerin de çoğunluk
olabilmesine izin veren bir anlayışla işler.
* C
fıkrasının ikinci cümlesindeki yönetimindedir sözcüğü, birinci cümleyi
anlamsızlaştırmaktadır. Yayını çıkartan, onun yöneticisidir. Halk, denetim
hakkına sahiptir. Dolayısıyla, o sözcüğün çıkarılmasını öneririz.
* Neden
bölümü, çok sesli toplum ve çok partili siyasal yaşamın doğru bir teorik
açıklamasını ve gerekçesini vermektedir. Ama burada bırakmak eksik olur, çünkü
çok sesliliği, yalnızca değişik sınıf ve katmanların varlığına bağladığı
izlenimini verir. Oysa, aynı sınıf ya da katmanın içinde de çok farklı görüşler
olabilir. (Bu farklı görüşlerin yalnızca bir tanesinin o sınıf ya da katmanın
gerçek toplumsal çıkarlarını yansıttığı söylenebilir, ama toplumsal mühendisliğe
özenmeyeceksek, o farklı görüşlerin tümü de o gün için o sınıf ya da katmanın
içinde bir gerçekliktir. Bu nedenle, cümleye söyle bir ek koyulmasını öneririz:
ve hatta aynı sınıf içinde farklı yanaşımlar olabileceği gerçeğinden
hareketle
Md. 32. Örgütlenme,
Toplanma ve Gösteri Özgürlüğü
a) Basta işçi sınıfı olmak üzere, köylüler, memurlar, küçük esnaflar, kadınlar,
gençlik, vb., tüm halk sınıf ve tabakalarının mesleki, kültürel, sosyal,
siyasal (abç.) her
alanda örgütlenme özgürlüğü vardır. Halk güçlerinin örgütlenme özgürlüğünü
kullanmaları devletçe desteklenir ve özendirilir. (Taslak)
* Bu
fıkra, devrim sonrasında tüm sınıf ve katmanlara siyasal parti kurabilme hakkini
tanımaktadır. Türkiye devrimci hareketi açısından bu ileri anlayışı sevinçle
karşılıyoruz. Kaldı ki, bu hakkin tanınmamasının yıkımı hiçbir biçimde
önleyemediği de tarihsel deneyle ortaya çıkmıştır. Hatta şu da söylenmelidir ki,
bu hakkin tanınmadığı toplumda tüm yanlış görüşler, başka olanak olmadığı için,
devrimin öncü partisinin içine çok daha yoğun biçimde dalar ve onu
yozlaştırabilir.
Md. 34. a) Çalışmak
her vatandaş için bir haktir. Devlet bu hakkı güvence altına alır. (Taslak)
* Hem de
görev olarak konmalıdır. Çalışmama hakki olamaz, asalaklığı hiçbir toplum
kabul etmemelidir.
Md. 35. Egitim
ve Bilim
b) (
) Her vatandaş için ilk ve orta öğretim zorunludur. (Taslak)
* Türkiyedeki son aylardaki tartışmaların ışığında, sekiz yıllık zorunlu
öğretim hedefi eskimedi mi? Devrim sonrası devlet için hedef zorunlu on bir
yıllık öğretim olmalidir.
Md. 37. Kültür,
Sanat
c) Düşünce, sanat, bilim üretiminin, bu üretime halkın katılımının önündeki
ekonomik, siyasal engeller ortadan kaldırılır; öte yandan, sanat adı altında
yozlaşma ve ahlaksızlığın teşvik edilmesine, halkın paylaşımcı tarihsel
değerlerinin yok edilmesine izin verilmez. (Taslak)
* Maddenin tümünde, halkın gelenek ve kültürü ile Anadolu topraklarının
binlerce yıllık kültürel mirasına doğru olarak vurgu var, ama hiçbir yerde enternasyonalist
kültüre değinilmemektedir. Bu bir eksikliktir.
* Fıkranın son bölümünün nasıl bir endişe ile getirildiğini anlamak olanaklıdır,
ama yine de böyle konması tehlikelidir. Sanatın hangi ürününün yozlaşma ve
ahlaksızlığı teşvik ettiğine kim, nasıl karar verecektir? Bir müzik yapıtında,
bir tabloda, bir heykelde, vb
Bu noktada, halk karar verir demek de yanlış
olur. En iyisi, bu son bölümün metinden çıkartılmasıdır.
Md. 39. Spor
(
) Sporun, meta olmaktan çıkarılarak beden ve ruh sağlığına, insanların
kardeşlik ve kolektif dayanışma ruhuyla yetiştirilmesine hizmet etmesi sağlanır.
Bu amaçla spor halkın doğrudan katılabileceği bir toplumsal faaliyet haline
getirilerek, yaygın spor üniteleri kurulur, kitlesel ve amatör spor desteklenir.
Küçük bir azınlığın değil, geniş halk kitlelerinin spor yapmasının koşulları
oluşturulur. (Taslak)
* Sporu
halka yaymak, amatör sporu desteklemek doğrudur, ama profesyonel sporu ve
sporcuyu kaldırma hedefi doğru değildir. Burada sporun meta olmaktan
çıkarılmasından konuşuluyor, ama hele toplumda meta üretimi sürerken (küçük ve
orta işletmeler yasal), sanat, müzik, edebiyat gibi bir meslek olan spordan para
kazanmayı kaldırmaya yönelmek yanlıştır.
Kaldı ki,
meta üretimi kalktıktan sonra da spor, bir eğlence ve sağlık kaynağı olmanın
yanı sıra, ciddi bir meşguliyet olmayı sürdürecektir. Her dalının bugün ulaştığı
mükemmellik düzeyinde bile spor tam günlük, hatta işgününün sınırı olmayan bir
meslektir.
Sovyetler
Birliğinde, sosyalist ülkelerde profesyonel sporu kaldırdılar. Tüm sporcular
fabrikalara işçi kadrolarına yazıldılar. Bir gün olsun orada çalıştılar mı?
Yalnızca aylıklarını almaya uğradılar. Yani profesyonel spor kalktı, gizli
profesyonel spor geldi. Profesyonelliği kaldırmadılar, kırtasiyeciliği
şişirdiler.
Bölüm 6. Ekonomi
Md. 44. Ekonomi
politikalarının temeli, halkın ihtiyaçları ve çıkarlarıdır. Ekonomiyi bu temelde
düzenleyebilmek için, oligarşik güçlere ait tekeller, onların denetimindeki tüm
üretim üniteleri kamulaştırılacaktır. (Taslak)
* Bu
madde, devrim sonrası yapılacak kamulaştırmaların
ekonomik sınırını,
tekeller diyerek, doğru saptamaktadır. Devrimlerden sonra yapılan birçok
yanlış bu nokta çevresinde döndüğü için bu saptama çok önemlidir. Ancak,
tekellerin denetimindeki tüm üretim üniteleri belirlemesi yanlış anlamaya yol
açabilir. Çünkü, karlı bulunmadığından doğrudan tekel mülkiyeti içine alınmayan,
ama tekellerin tam denetimi altında, sözleşmeyle çalışan çok sayıda küçük ve
orta işyeri vardır. Bu işletmelerin kamulaştırılmasının söz konusu olmadığı,
öteki maddelerin ışığında, açıktır.
Md. 45. Demokratik
Halk Cumhuriyetinde sanayi ve ticaret, tarım ve hayvancılık alanlarındaki temel
üretim üniteleri, yeraltı ve yerüstü zenginlikleri, topraklar
halkın ortak malıdır. (Taslak)
* Temel
üretim üniteleri belirlemesi ekonomik açıdan muğlâktır. Onun yerine, ülke
genelinde ya da bölge düzeyinde etkin üretim üniteleri demek daha
doğru olur.
Devrim
devletinin ekonomik açıdan kamulaştırmayı isteyeceği tek işletme türü, ya ülke
genelinde, ya bölge çapında etkin işletmedir. Bunun ötesi bir işe yaramaz, tam
tersine zarar verir, kırtasiyeciliği arttırır. Dediğimiz çeşit işletmeler
kamulaştırıldığında ise, ülke çapında ekonomi ele geçirilir. Şeker fabrikası
düşünün, bölgenin tümüne egemen, bölgedeki köylünün ne ekeceğini o söylüyor,
tohumu o veriyor, kimyasal gereçleri o sağlıyor, ürünü o topluyor. O fabrika
devletleştirildiğinde, o bölgeye siyasal olarak da, ekonomik olarak da egemen
olunur. Bunun dışında birşeyi hedeflemek doğru değildir.
* Halkın
ortak malıdır yerine, Madde 46daki mülkiyet ve denetimi devlete
aittir demek daha doğru olacaktır. Çünkü, bir işçi-emekçi devriminden sonra
kurulacak olan ve sömürüyü ortadan kaldırma perspektifi taşıyan bir düzende,
hatta sosyalizmde de, devlet mülkiyeti tüm halkın mülkiyetine en yakin
mülkiyettir, günlük anlatımda ikisi aynı anlamda kullanılabilir, ama bilimsel
anlamda aynı şeyler değildir. Devlet mülkiyeti hala tüm halk adına bir uzmanlık
kadrosunun denetimindeki mülkiyettir.
Md. 47. Üretim,
ekonomik ve sosyal dönüşümü sağlayacak, ulusal geliri büyütüp, halkın refahını
geliştirecek tarzda planlı bir
ekonomiye göre düzenlenir. Tekelleşmeye, kartelleşmeye izin verilmez.
Ülke ekonomisini kendi kendisine yetecek bir iç bütünlüğe kavuşturmak için
ekonomi ağır sanayi temelinde geliştirilir, tarım modernleştirilerek sanayiye
girdi olacak şekilde örgütlenir.
Ekonominin planlanmasının ve halkın geçim düzeyinin enflasyon, zam gibi
gelişmelerle bozulmaması için gereken önlemler alınır. Kapitalizmin plansız
ekonomiye dayanan özelliği enflasyonun esas kaynağıdır. Üretim ve tüketim
arasındaki düzensizlik ortadan kaldırılıp, ülke kaynakları rasyonel olarak
kullanıldığında, bölüşüm adaletli olarak yapıldığında enflasyonun koşulları ve
zam yapma gereği de ortadan kalkacaktır.
NEDEN? (
) Halk Cumhuriyetinin ekonomisi
sömürüyü ortadan kaldırmayı
hedefleyen plan ve programlarla yönetilecektir. (Taslak) (abç.)
* Bu
maddede planlı bir ekonomi ile ülkede zenginliğin arttırılması öngörülmektedir.
Gönülden katılıyoruz.
* Tekelleşmeye izin verilmezden kastin kapitalist tekel olduğu açıktır, ama daha
iyi formüle edilmelidir. Çünkü kamulaştırılan üniteler de tekeldir, devlet
tekelidir. Kamulaştırılan tekel, tekel olmaktan çıkmaz, ama devlet tekeli,
Leninin dediği gibi, halkın çıkarlarına hizmet etmeye başlatılmış tekel haline
gelir.
* İkinci
paragraf geneliyle yanlıştır.
A) Kendi
kendisine yetme hedefi hem taslağın tüm ruhuyla ve çeşitli maddeleriyle
çelişmektedir, hem de günümüz koşullarında geriye çekicidir ve yarın daha da
fazla öyle olacaktır. Kendi kendine yeterlilik diye bir hedef konmamalıdır.
Kendine yeterli bir ülke yoktur. Hele üretken güçlerin ve üretimin giderek
küreselleştiği ve bu küreselleşmenin giderek daha gerçek biçimde komünizmi
hazırladığı ve çağırdığı bir süreçte, giderek dünya ölçeğinde planlamayı
dayattığı bir süreçte, kendine yeterlilik gibi bir hedef olamaz. Bugünün
dünyasında bile kendi kendisine yetme hedefi, dünya çapında kaynakları
verimsiz kullanmakla eşittir.
B) Ağır
sanayi kavramı geneliyle eskimiş ve bir bölümüyle önemini yitirmiştir. Bu
önemini yitiren ağır endüstri bölümü artik Uzak Doğuda, Latin Amerikada,
Türkiyededir. Bu önemi azalan ve orta kuşak ülkelerine aktarılan ağır
endüstrinin yerini bugün bilgi üretimi, teknoloji üretimi almıştır.
Ekonominin I. Bölümü dendiğinde artık akla ilk gelen budur.
I. Bölüm,
üretimin genişleyerek yürümesi için zorunlu olan bölümdür. Uzun dönemde
I. Bölüm, II. Bölümden (tüketim araçları endüstrisi) daha yüksek bir hızla
gelişmiyorsa, ülke genişletilmiş yeniden üretimi sağlayamaz. Yani ülke gelişmez.
Durum böyleyken, emperyalizm eski bildik ağır endüstrileri orta kuşağa gönderdi.
Göz göre göre ekonominin motoru Taylanda, Filipinlere verilir mi? Verilir,
çünkü artik asıl olarak bilgi üretimi, teknoloji üretimi I. Bölümdür. Bugün
eski ağır endüstri temelinde az gelişmişliği kırma olanağı yoktur.
* Üçüncü
paragraf da geneliyle yanlıştır.
A) Enflasyonun esas kaynağı, kapitalizmin plansız ekonomisidir demek o denli
geneldir ki, bir şey anlatmaz. Her belanın son çözümlemede ana kaynağı odur.
Neden enflasyon kapitalizmin daha önceki evrelerinde yoktu? Çünkü enflasyon,
hayali sermaye (fictitious capital) ile bağlıdır, üretimden kopmuş
sermayenin işidir. Spekülatif sermayenin artmasının işidir.
B) Daha
da önemlisi, paragrafın son cümlesinde, üretim ile tüketim arasındaki
düzensizlik kaldırıldığı zaman enflasyon önlenecektir denmektedir. Bu cümle
Anayasa Taslağının yöneldiği dönemin ötesini anlatır. Çünkü, üretim ve tüketim
arasındaki düzensizlik ancak çok ileri bir üretken güçler gelişmesi temelinde,
gerçekten teoride öngörüldüğü biçimde oluşmuş sosyalizmde ortadan kalkma
sürecine girer. Ülke kaynaklarının rasyonel olarak kullanılması ile üretim ve
tüketim arasındaki düzensizliğin kaldırılması ise aynı şeydir, aynı olguyu
anlatır.
Üretim
ile tüketim arasındaki düzensizliğin kaldırılması kolay bir iş midir? Türkiye
gibi sosyalizme hazır olmayan geçiş toplumlarının değil, gerçek sosyalizmi
kurmuş bir toplumun da bir tarih boyunca boğuşacağı nokta, üretim ile tüketim
arasındaki düzensizliği gidermektir. Bu, tam olarak komünizmde düzelecektir.
Plan yapmakla, üretim ile tüketim arasındaki düzensizlik giderilemez. Üretim ile
tüketim arasındaki düzensizliğin
kaynağı, üretken güçlerin gelişmesinin, üretimle tüketim arasındaki
ilişkiyi önceden net olarak
bilemeyeceğimiz bir düzeyde olmasıdır.
Üretim
ile tüketim arasındaki denge şu anlama gelir: Bir üretim süreci öncesinde,
ülkedeki milyonlarca maldan ne kadar tüketileceğini belirleyebilmek ve ona göre
üretim yapmak. (Gerçek planlı ekonomi budur.) Üretken güçlerin (insan da dahil)
o düzeyde gelişmediği, büyük üretim birimlerinin ülke ekonomisinin tümüne egemen
olmadığı durumlarda, bu değerlendirme yapılamaz.
Sözünü
ettiğimiz yüksek gelişme düzeyine gelmemiş, planı gerçekten istemeyen ekonomi
için planlama, uygulaması yalnızca kırtasiyecilik ve emir ekonomisi yaratan bir
olgudur. Hazır olmayan toplumda planlama olanaksızdır ve hatta gerileticidir.
Oysa, sosyalizme dönüşme aşamasına en yakınlaşmış toplumlarda planlama zaten bir
zorunluluk olarak kendisini dayatır. O düzey geldiği zaman planlama
kaçınılmazdır, plansız üretim yapılamaz. Hepimizin karşı olduğumuz kapitalist
tekeller bu planlamayı bugün büyük ölçüde yapıyorlar.
Meta
üretimin ortadan kalkması planlamanın asgari koşuludur. Asgari koşul bu ise,
tekeller nasıl plan yapabiliyor? Çünkü, tekelin içinde meta üretimi kalkıyor.
Örneğin bir matbaa, kalıp yapan bölümü var, baskı yapan bölümü var. Bu bölümlere
sahip olmayan bir işletme kalıp ve baskıyı dışarıda yaptırsaydı, bunlara ayrı
ayrı para ödeyecekti. Ama aynı işletmenin çatısı altındaki iki ünite için
yalnızca işletmeye kalıp alırken para verilir. Kalıbın, matbaanın bölümleri
arasındaki dolaşmasına ayrıca para ödenmez. Bu demektir ki, işletmenin bölümleri
arasında meta değişimi yoktur, işletmeye girenle çıkan arasında vardır. İşletme
ne denli büyük ise, o denli büyük bir alanda meta ilişkisi ortadan kalkar. Başka
türlü olsa tekel de plan yapamaz. Ama bu dediğimiz, tekelin yaptığı planın da
mutlak bir plan olamadığını gösteriyor. Üretim ile tüketim arasındaki dengeyi
tam olarak o da önceden belirleyemez. Meta üretiminin kalkması asgari koşuldur.
Üretim
ile tüketim arasındaki düzensizliğin kaldırılması ile, ülke kaynaklarının
rasyonel dağıtımı ile enflasyon arasında doğrudan bir bağlantı yoktur.
* Neden
bölümünün son cümlesi, mutlak olarak katıldığımız kilit bir cümledir. Ancak
devrimle ulaşılabilecek olan bu Anayasa, sömürüyü ortadan kaldırmayı
hedeflemektedir.
Md. 51. Büyük
tarımsal üniteler olarak düzenlenen tarımsal işletme ve çiftlikler, tarım
işçilerinin denetimi altında planlı ekonominin bir parçası olarak üretime
katılır.
Demokratik Halk Cumhuriyetinde planlı ekonomiye ve halkın ihtiyaçlarına göre
üretim yapan küçük ve orta işletmelere yasal olarak izin verilir. (Taslak)
* Bu
maddeye göre, devrimden sonra uzun bir dönem (çünkü bir iki ay, bir iki yıllık
bir dönem için özgül bir anayasa öngörmek anlamsız olur) küçük ve orta
işletmelere izin verilecektir. Son derece doğru ve gerçekçidir. Keşke, yıkılan
sosyalist ülkeler de bunu yapabilselerdi.
Md. 52. (
)
Yoksul köylülük ve küçük üreticiler desteklenmediği taktirde, ortaya yeni
ağaların, tefeci-tüccarların çıkması kaçınılmazdır; halk iktidarı bunun
önlemlerini almakla yükümlüdür. (Taslak)
* Üstteki
maddenin mantıksal bir sonucu olarak gelen, küçük üreticiyi destekleme
anlayışı da çok doğrudur. İşçi sınıfının kır ve kent küçük burjuvazisiyle
bağlaşıklığı, devrimin başarısını ve devrimden sonra gelecek düzenin de kaderini
belirleyecektir. Bu bağlaşıklık çöktüğü için Sovyetler Birliğinde devrimin başı
bağlanmıştır.
Md. 54. Köylülüğün
ekonomik olarak kolektif üretim üniteleri içinde
örgütlenmeleri teşvik edilir
(Taslak)
* Kırda
ve kentte küçük ve orta işletmelere izin ve küçük üreticiye destekten sonra
gelen, köylülüğü üretim kooperatiflerine teşvik etme önermesi de son derece
doğru bir anlayışı yansıtmaktadır: Küçük üreticiyi, hiç bir biçimde zor
kullanmadan, kooperatif üretim biçiminin üstünlüğünü sergileme temelinde gönüllü
olarak kooperatifleşmeye yöneltmek.
(453. sayımızda
Bölüm 7den sonrası devam edecektir.)
Halklar ve Özgürlükler Platformunun Sunduğu
Halk Anayasası Taslağı Üzerine
Düşüncelerimiz - II
R. Yürükoğlu,
İşçinin Sesi,
Sayı 453,
1997
Bölüm 7. Yasama
Md. 56. Demokratik
Halk Cumhuriyetinin en yüksek yasama organı Genel Halk Meclisidir. Genel Halk
Meclisi, bölgesel ve çeşitli halk kesimlerinin içinde örgütlü olduğu
Meclislerin, kendi içinden seçimle belirlediği temsilcilerden oluşur.
Md. 57. Demokratik
Halk Cumhuriyetinde yasama ve yürütme mekanizmalarının oluşmasının esasi;
halkın her kesiminin köylerden, mahallelerden, ilçe, il ve bölge düzeyindeki
meclislere kadar, her düzeyde söz ve karar hakkını kullanıp, temsilcilerini
seçmesiyle aşağıdan yukarıya halkın iradesinin hakim kılınmasıdır. Yani halk,
işçisi, memuruyla, kadını, erkeği, genci yaşlısıyla, Genel Halk Meclisinin
oluşturulmasında hem yerel iktidar organlarında, hem de çeşitli sınıf ve
tabakaların çıkarlarını savunma temelinde oluşturulmuş meclislerde iradesini
ortaya koyacaktır. (
) Demokratik Halk Cumhuriyetinde halkın iktidar olması,
bizzat yasama ve yürütme mekanizmasının bu oluşumunda ifadesini bulur. (Taslak)
* Madde 56 ve 57de önerilenler
üzerinde iyi düşünmek gerekir. Yasama organı olan Genel Halk Meclisini doğrudan
halk değil, alttaki meclisler seçmektedir. Demek ki,
iki dereceli bir seçim sistemi önerilmektedir. (Eğer köy, belediye,
mahalle, ilçe, il ve bölge düzeyindeki meclislere kademe kademe seçim söz
konusuysa, bir alttaki bir üsttekini seçiyorsa, o zaman yönetsel bölümler
açısından 67 dereceli seçim söz konusu demektir.) Oysa, Leninin de sık sık
belirttiği gibi, en demokratik olanı, parti
sistemine dayalı tek dereceli nispi temsil sistemidir. İki dereceli
seçim sistemi tam demokratik bir sistem değildir çünkü bu sistemle seçilen bir
meclisin bileşimi, halkın verdiği oy oranlarının çok dışında oluşabilir. (Hele
yerel ve mesleksel meclis seçimlerine de siyasal partilerin katılacaklarını
düşünürsek.)
Neden tam demokratik değildir?
Çünkü yasama organını halk doğrudan seçmiyorsa, parti sisteminin de varlığını
düşünürseniz, yukarıda oluşacak yasama organı, halkın aşağıdaki oy kullanırken
gösterdiği iradeden çok farklı biçimlenebilir. Ülke çapındaki tüm yerel
meclislerde iki partinin yarıştığını düşünelim. Partinin bir tanesi %45 oy
alıyor ülke çapında, ötekisi de %55. Sonra yerel meclisler parlamentoyu seçiyor.
Yerel mecliste hangi parti çoğunlukta ise, onun listesi çarşaftan yukarı
çıkıyor. O zaman parlamentoda bir tek parti %100 temsil edilecektir. Ama öteki
parti de % 45 oy almış, o yok! Bunlara olanak tanıdığı için tam demokratik
değil. Çok dereceli seçim, demokrasi içinde demokrasiyi sınırlamanın
yöntemlerinden biridir.
Md. 59. Genel
Halk Meclisinin görev ve yetkileri;
Anayasayı değiştirmek; Kanun yapmak; Bakanlar Kurulunun hazırladığı programı ve
bütçeyi onaylamak; Devletlerarası anlaşmaları onaylamak; Halk Meclisi Divanini
seçmek; Genel, kısmi, özel af yasası düzenlemek; Ülke savunması ve anayasal
düzenin korunması amacıyla bölgesel ya da genel savaş hali, olağanüstü
durum, seferberlik ilan etmek. (Taslak)
* Bu madde ciddi eksikler
taşımaktadır. Bu eksiklerin bazıları daha sonraki maddelerde giderilmektedir ama
bu durum sistematik açısından zaaf getirmekte, dolayısıyla belirsizlik
yaratmaktadır:
* Maddeye göre (ve sonraki
maddelere de göre), yürütmeyi yasama
seçmemektedir. (Cumhuriyet
Başkanlık Kurulu ile Bakanlar Kurulundan oluşan yürütmeyi yasama organı
seçmiyor.)
* Yasamanın (Genel Halk
Meclisi), yürütmeyi düşürme yetkisi belirtilmemiştir. Genel Halk Meclisinin
hükümeti düşürme yetkisi olduğunu bir başka maddeden çıkarabiliyoruz, ama burada
söylenmesi gerekir.
Bu madde ile kalırsak,
yürütmenin yasamadan bağımsızlaşması vardır. Yürütmenin yasamadan
bağımsızlaşması, burjuva düzeninin gericileşmesi ile ortaya çıkan bir
gelişmedir. Tüm burjuva anayasaları yasamanın üstünlüğünden konuşur, ama
üstünlük yürütmededir. Burjuvazi gericileştikçe bu eğilim de artar. Bu
benzerlik, Taslaka hiç yakışmayan anti-demokratik bir işleyiş
içermektedir.
Md. 60. Kanun
teklif etme hakkına aşağıdaki kurum, kuruluş ve kişiler sahiptir:
Cumhuriyet Başkanlık Kurulu, Hükümet, Genel Halk Meclisi üyeleri; Bölge
Meclisleri, yerel Halk Meclisleri, çeşitli halk kesimlerinin meclis, sendika,
dernek gibi ülke çapında merkezi demokratik kitle örgütleri; Ülke nüfusunun
Genel Halk Meclisi üye sayısına bölünmesiyle elde edilecek rakkama eşit sayıdaki
yurttaş topluluğu. (Taslak)
* Yasa teklif etme hakkına sahip
kurum, kuruluş ve kişiler arasında
siyasal partiler
sayılmamıştır. Sayılan kurumlar içinde parti temsilcilerinin de var olacağı,
dolayısıyla partililerin de yasa önerebileceği düşünülerek madde böyle yazılmış
olabilir. Yine de, olması gerekeni tam karşılamaz, çünkü siyasal parti bir tüzel
kişiliktir. Tüzel kişilik olarak yasa önerme hakkına sahip olmalidir.
Hele tüzel kişilik olarak
derneği, sendikayı, yurttaş topluluğunu sayıp da siyasal partiyi saymamak, çok
partili siyasal sistem açısından önemli bir eksikliktir. Başından beri siyasal
parti ile ilgili eksikleri topladığımızda, işleyişlerde siyasal partinin
yokluğuna varmaktayız.
Md. 61. Genel
Halk Meclisinde kararlar üye tam sayısının yarısından bir fazla çoğunlukla
alınır. Genel Halk Meclisinin alacağı tüm kararlar, çıkarılması düşünülen tüm
kanunlar, olağanüstü aciliyet gerektiren haller dışında, halkın ve halk
örgütlülüklerinin tartışmasına sunulacak, ilgili tüm çevrelerden görüş
alınacaktır. (
)
Genel Halk Meclisi, tüm ülkenin, halkın kaderini doğrudan etkileyecek kararların
alınmasında, yasaların çıkarılmasında, bu tartışma, görüş, öneri alma sürecinin
sonunda, her düzeydeki halk örgütlülüklerinin katilim ve onayını esas alır. (Taslak)
* Genel Halk Meclisinin alacağı
tüm kararların, çıkarılması düşünülen
tüm yasaların, olağanüstü haller dışında, halkın ve halk
örgütlülüklerinin tartışmasına sunulması önerisi, mutlaka iyi niyetli, demokrasi
özlemli bir öneridir. Ama kafa/kol emeği ayrımının sürdüğü, yönetimin hala bir
uzmanlık alanı olduğu, dolayısıyla devletin varlığının sürdüğü bir ülkede hiçbir
biçimde uygulanamaz. (Uygulanabiliyorsa, o zaman halk bir de oylayıverir, Genel
Halk Meclisine ne gerek olur? Bunu hem kültür, hem teknik olarak uygulayabilmek
komünizme eşittir. O zaman ama yasama da kalmayacaktır.) Uygulanmaya
çalışılması, düşünülemeyecek düzeyde zarar-ziyan, israf doğurur ve devleti
işlemez duruma getirir.
Taslak
bir yandan bürokrasiyi sınırlamayı, en az indirmeyi hedeflemekte, öte yandan
bazı önerileriyle kırtasiyeciliği inanılmaz derecede arttırma yanlışına
düşmektedir. Devletteki tüm memurları seçimle getirmeyi önererek, yasamada
görüşülecek tüm konuları önce halka sunmayı önererek içinden çıkılmaz bir durum
yaratılmaktadır.
* Oysa, aynı madde, ikinci
paragrafta doğru ölçütü de getirmektedir:
Tüm ülkenin, halkın kaderini
doğrudan etkileyecek kararların tartışılması. Doğrusu budur ve
Leninin de söylediği budur.
Md. 63. Hükümet,
kanun hükmündeki kararları Cumhuriyet Başkanlık Kurulunun onayıyla çıkarabilir.
Almış olduğu kararı Meclisin ilk çalışma gününde kanun teklifi olarak meclise
sunmak zorundadır.
Meclis bu kararı reddederse, ilgili karar yayınlandığı günden itibaren tüm
sonuçları ile birlikte iptal olur. (Taslak)
* Yasa hükmünde karar, yürütmeyi
yasama denetiminden efektif olarak çıkartan anti-demokratik bir uygulamadır.
Demokratik bir anayasada yeri olmamalıdır. 61. Madde
demokrasiyi ifrata kaçırıyordu, bu madde ise yeniden yürütmeyi yasama karşısında
güçlendirmektedir.
* Maddedeki formülasyonla,
işleyiş de arapsaçına dönecektir: Örneğin meclis tatile girdi ve ertesi günü
hükümet yasa hükmünde karar çıkarttı ve yasamda bu kararın sonuçları dogmaya
başladı. Bir ay geçti ve Meclisin ilk çalışma gününde karar, yasa teklifi
olarak Meclise sunuldu. Ama 61. Maddeye
göre, bu konuda Meclis karar almadan önce halk örgütlülüklerinde
tartışılacaktır. Bu süreç ne kadar alır, üç ay mı, altı ay mı? Demek ki, bu
sürede de kararın sonuçları doğmaya devam ediyor, belki hatta amaçlanan tüm
sonuçlar elde edilmiş oluyor. Ondan sonra karar yasalaşmazsa, sisteme verilen
zarar daha da büyüyor. Bir kez, bazı kararlar sonuçlarını doğurduktan sonra
bunları iptal etmek, geri almak son derece güçtür, hatta olanaksızdır. Örneğin,
yasa hükmünde kararla, ülke ekonomisi için yanlış bir teknoloji ithali için bir
dış şirketle sözleşme yapıldı ve çok büyük miktarda bir döviz bunun için dış
bankalara yollandı. Bu sonuç iptal edilemez. Bazı kararları geri almak ise
işgünü, emek, para açılarından olağanüstü zararları göze almayı gerektirir.
Md. 64. Anayasaya
ters düşmeyecek şekilde örgütlenen siyasal partiler, kitle örgütleri,
sendikalar, vb., kuruluşlar her düzeydeki seçimlerde aday gösterebilirler. (Taslak)
(abç.)
* Çok önemli, son derece doğru,
kilit bir madde. Ancak, siyasal partiler her düzeydeki seçimlerde aday
gösterebilirlerse ve Madde 59u
da hatırlarsak, hükümet de parti
hükümeti olacaktır. Partiler koalisyonu, vb., olabilir ama sonuçta
parti hükümeti olacaktır. Oysa, Anayasa Taslağının hiçbir yerinde parti
hükümeti anlayışı yoktur. Bu maddeye dayanarak, bu eksiğin giderilmesini
öneririz.
Bölüm 8. Yürütme
Md. 69. Demokratik
Halk Cumhuriyetinde yürütme görevi Cumhuriyet Başkanlık Kurulu, Bakanlar Kurulu
ve bağlı kurumlar tarafından yerine getirilir.
Md. 70. Cumhuriyet
Başkanı, Genel Halk Meclisi tarafından seçilir.
Md. 71. Cumhuriyet
Başkanlık Kurulu, Cumhuriyet Başkanı ve İsçi, Memur, Köylü, Esnaf, Öğrenci,
Hukukçu, Asker, Aydın-Sanatçı Meclislerinin, üye sayısına orantılı olarak kendi
içlerinde seçimle belirleyip gönderecekleri 14 arası üyeden oluşur. (Taslak)
* Yürütme, Cumhuriyet Başkanlık
Kurulu ile Bakanlar Kurulundan oluşmaktadır. Yürütmenin başını (Cumhuriyet
Başkanı) Genel Halk Meclisi, ama öteki üyelerini (Cumhuriyet Başkanlık Kurulu)
toplumsal kesimlerin meclisleri seçmektedir. Sonuçta, birlikte görev yapacak
olan, tek bir ağızdan konuşması gereken bir kurumun içine çelişki taşınmış
oluyor. Bu oluşum, yürütmeyi kendi içinde farklılaşan, çelişen bir yapı olarak
ortaya çıkarma tehlikesi taşır.
Md. 72. Cumhuriyet
Başkanlık Kurulunun hükümeti kurmakla görevlendirdiği Başbakanın oluşturduğu
Bakanlar Kurulu (Halk Hükümeti), Genel Halk Meclisinden aldığı onayla göreve
baslar. Halk Hükümeti Genel Halk Meclisine karşı sorumludur. (Taslak)
* Md.
59da değindiğimiz eksiklik bu maddede giderilmektedir.
Md. 74. Halk
Hükümetinin görev ve yetkileri: (
)
NEDEN? Çünkü, yürütmenin, yasamanın ve halkın denetiminin dışında bırakıldığı
her sistemde, yönetimin keyfileşmesi ihtimal dahilindedir
Demokratik Halk
Cumhuriyetinde yürütme de, tüm diğer organlar açısından olduğu gibi, halkın,
yerel ve genel meclislerin sürekli denetimine tabidir. (Taslak)
* Neden?
bölümü çok önemli bir noktaya açıklık getirmektedir:
Yürütme, yasamaya ve halka bağımlı olacaktır. Bu, bundan önce
belirttiğimiz endişelerimizin karşısına koyabileceğimiz bir şeydir. Ancak, Neden?
bölümleri, anayasa maddesi değil, propagandada kullanılacak açıklama
bölümleridir. O nedenle, bu anlayışın bir madde ile Anayasa metni içinde
yer almasını öneririz.
Bölüm 10. Adalet Ve Yargı
Md. 84. Demokratik
Halk Cumhuriyetinde yargı organları, Genel Halk Meclisi kararıyla kurulan
Cumhuriyet Yüksek Halk Mahkemesi, Özel Halk Mahkemeleri ve halkın seçimiyle
oluşturulmuş Halk Mahkemeleridir. (Taslak)
* En yüksek mahkeme olarak
öngörülen Cumhuriyet Yüksek Halk Mahkemesini, tümüyle yasamanın (Genel Halk
Meclisi) oluşturması sakıncalıdır. Yargı bağımsızlığı zedelenir. Yüksek
mahkemeyi yasama organı seçerse, yargının bağımsızlığından söz edilemez.
Md. 92. Genel
Halk Meclisi, tüm bakanlıklar, bunlara bağlı tüm organlar ve buralardaki tüm
görevliler ile tek tek vatandaşların yasalara uyup uymadığını gözetmesi
göreviyle Cumhuriyet Başsavcılığı Kurulunu seçer. (Taslak)
* Yasama ve yürütmenin
karşısında yargının bağımsızlığı 92. Md
ile bir darbe daha almaktadır. Cumhuriyet Başsavcılığı Kurulunu da tümüyle
yasama organı oluşturmaktadır ki, bu da sakıncalıdır.
Bölüm 11. Halk Ordusu ve Polis
* Bu bölümde, halkın
silahlandırılması konusu var, askerlik konusu var. Bu iki konu da Marksın
üzerinde önemle durduğu maddelerdir, ama devrimci hareketimizde yaygın olmayan
görüşlerdir. Tümüyle katılıyoruz.
Bölümün üst başlığı
en doğru anlayışı yansıtmaktadır: Halkı
en iyi savunacak güç halkın kendisidir. Halk ordusunun ve halkın savunmasının
esasi halkın silahlandırılmasıdır. Partimizin programı da bu doğruyu söyle
belirtmiştir: Herkesin silah taşıma
hakkını yasama geçirir biçimde halk milisi örgütlenmesi sağlanacaktır. Silah
üretimi ve dağıtımı proletaryanın bilgisi ve denetimi altında olacaktır. Ordu
cephaneliklerinin tümü işçi kolektiflerinin bekçiliğine devredilecek, fabrika ve
işyerlerindeki işçi kolektifleri tahrip gücü yüksek modern silahlara sahip
olacaktır.
Zorunlu askerlik de Marks için
en demokratik uygulamalardan biridir. Düzenin güvencesi olan işleyişlerden
biridir.
Md. 99. Cumhuriyet
Ordusu, tüketici değil, üreticidir. Ülkedeki üretim faaliyetlerine asli görevi
olan askerlik hizmetlerini engellemeyecek şekilde katılır ve halkla iç içe
yasar. (Taslak)
* Bu bölümde eleştireceğimiz bir
madde, 99. Mddir. Tüketici
değil üretici tanımlaması zorlamadır. Hiçbir devlette ordu gerçekten
üretici olamaz. Ordu, üretimin dışında bir insan grubudur. Birkaç ağaç dikmek,
birkaç yolu grayderlemek bu gerçeği değiştirmez. Ordu, gerçekten üretici olmaya
yöneldiğinde, asli görevini yapamaz.
Tükettiğinden fazlasını üreten,
hatta tükettiği kadarını üreten bir ordunun, ordu olmasının olanağı yoktur. Ya
bahçıvandır, ya askerdir, amatör general olamaz. Tükettiği kadarını üretecek
kişi 68 saat üretim yapmak zorundadır, ondan sonra askerlik yapamaz.
Bölümün öteki maddelerinde küçük
profesyonel bir ordu kadrosundan ve bunun yanında tüm halkın askerlik
hizmetinden söz edilmektedir. O zaman ordunun üreticiliği su anlama da
gelebilir: Zorunlu askerlik yapan yüzbinler, askerlik süresince asil olarak
üretimde çalışacaklardır. Böyle ise, hiç kabul edilemez. Bu, bedava emek,
angarya, sömürünün en büyüğü demek olur.
Md. 103. Askerlik,
erkek ve kadın her Demokratik Halk Cumhuriyeti vatandaşı için bir yükümlülüktür
(Taslak)
* Bu maddenin getirdiği zorunlu
askerlik uygulaması, çok kişinin inancının tersine, en demokratik
uygulamalardan birisidir. Buna kadınların katılması, daha da ileri bir adimdir.
II. Genel Değerlendirme
Buraya dek ana hatlarıyla ele
alıp görüşlerimizi sunmaya çalıştığımız Halk Anayasası Taslağını, klasik
jargonların ötesinde,
esnek, gerçekçi ve geniş görüşlü bir
çalışma olarak değerlendiriyoruz. Bu yargımızın birkaç örneğini hemen
belirtelim: Devrimden sonra sınıf farkları konusuna yaklaşım (Özü ve Anlamı
bölümü). Dış ekonomik ilişkiler ve dış borçlanma konusuna yaklaşım (Md. 5 ve
6). Kıbrıs sorununun, ada halklarının kendi kaderini tayin hakki
temelinde çözümünün istenmesi (Md. 10). Devrimden sonra küçük ve
orta işletmelere izin (Md. 51). Siyasal partilere özgürlük ve çok partili
sistem (Md. 15 ve ilgili öteki maddeler).
Bunun yanı sıra,
Taslakta gördüğümüz
temel zaafları söyle sıralayabiliriz:
1. Siyasal sistem içinde
partilerin tuttuğu yer ve işlev belirsizdir. Bunu, Taslakın en önemli
zaafı olarak değerlendiriyoruz.
2. Orta işletme sahiplerinin
(orta burjuvazi ya da tekel-dışı burjuvazi de denmektedir) de, devrim sonrası
hükümetinde yer alacağı izlenimi verilmektedir.
3. Bürokrasi konusu yeterince
net değildir.
4. Kamulaştırmanın ekonomik
siniri muğlâktır.
5. Kendi kendine yetme hedefi
yanlış ve içe kapatıcıdır.
6. İki dereceli yasama organı
seçimi tam demokratik değildir.
7. Ülke çapındaki yürütmeyi,
ülke çapındaki yasama organının seçmemesi yanlıştır.
8. Yargının yasama karşısındaki
bağımsızlığı kusurludur.
9. Yasa hükmünde kararname tam
demokratik değildir.
Anayasa Taslağının
en önemli doğruları olarak da, şu yaklaşımları belirtmek isteriz:
1. Taslakın halkın
tartışmasına sunulması çok güzel, çok önemli bir uygulamadır.
2. Bu anayasanın, devrimle
gelecek bir düzenin anayasası olduğunu söylemek, demokrasiyi devrimle bağlamak,
Türkiye için kilit bir yaklaşımdır. Türkiyede demokrasi bir devrim sorunudur,
devrim de demokrasi sorunudur.
3. Anayasa Taslağının,
devletin örgütlenmesi alanında taşıdığı en önemli doğruların şunlar olduğunu
düşünüyoruz:
*
Halkın katılımının altının çizilmesi. Aktif bir demokrasi ve bunun
ayrılmaz bir parçası olarak geri çekme hakki.
*
Meclisler örgütlenmesi.
*
Çok partili siyasal sistem.
*
Yürütmenin yasamaya ve halka bağlı olması.
4. Anayasa Taslağının,
ekonominin örgütlenmesi alanında taşıdığı en önemli doğruların şunlar olduğunu
düşünüyoruz:
*
Sosyalizme uzun bir geçiş süreci öngörülmesi.
*
Sınıfların ortadan kalkmasının, voluntarist müdahaleyle değil, ekonomik
gelişmeyle ve ekonomik önlemlerle olacağı anlayışı.
*
Kamulaştırmanın sınırı tekeller ve tarımda büyük kapitalist işletmelerdir
anlayışı.
*
Sömürüyü derhal değil, bir süreç içinde kaldırma hedefi, ama KALDIRMA
hedefi. Dolayısıyla, doğru bir siyasal devrim ve toplumsal devrim anlayışının
varlığı.
*
Küçük ve orta işletmelere izin.
*
Küçük üreticiye her yönden destek: Türkiye gibi bir ülkede bu bağlaşıklık
bozuldu mu her şey biter.
Böyle bir anayasa metninin, bağımsız,
demokratik, ulusların ve halkların özgür olduğu, emeğin, adaletin, onurun en
yüce değer sayıldığı, halkın yönettiği bir ülke için bir Halk Anayasası
Taslağının tartışılması, devrimci hareketimiz ve yarınlarımız açısından bir
umut kaynağıdır. Ancak, yararı yalnızca yarınlarla da sınırlı değildir. Taslak
üzerinde yürüyecek yaygın, gerçek, sözünü sakınmayan ama yapıcı bir tartışma,
hem devrimci hareketi, hem emekçi halk kesimlerini
günün görevlerine odaklaştırmada, yapay farklılıkları ortadan
kaldırmada ve güçlü bir birlik hareketi yaratmada da paha biçilmez bir işlev
görebilir. Hazırlayanları kutlamak gerekir.
|
|