|
Gençliğin Yolu İşçi Sınıfının
Yoludur
Civan 1986
Bir üniversite
dergisi için hazırlanan, ancak yayınlanamayan bu yazıyı birkaç dil
düzeltmesiyle yayınlıyoruz.
Günümüz gençliği, herkesin dert yandığı, çalışmayan,
okumayan ve üretmeyen gençlik. Babası için sadece tüketen, annesi için
sadece dağıtan, öğretmenleri için de düşünüp üretmeyen, eleştirmeyen günümüz
gençliği. Eleştirilen bu gençliğin neden bu şekilde düşünüldüğünü hiç
düşündünüz mü? Sanırım hayır!
Ülkemizde yaşanan 12 Eylül 1980 askeri darbesi ile o dönemin
gençliğine de geleceğin gençliğine de bilinçli olarak vurulan darbe; bugünkü
gençliğin yaratılmasının temellerini atmıştır. Gelişmekte olan gençlik
birilerinin dikkatini çekmişti. Gençlik birileri için 2530 yıldır sorundu
zaten. Gençliği sorun olarak görenlerin yaptıkları 12 Eylül askeri darbesi,
şiddet kullanarak ve burjuva kültürünü zorla dikte ederek gençliği
yozlaştırmanın yolunu buldu. 80 kuşağının gençleri artık devletin istediği
gibi bir gençlik olmaya başlamıştı. Okumayan, araştırmayan, sindirilmiş bir
gençlik yaratılmıştı.
İşçi sınıfının çocuğu olan, ama beyninde bunu algılayamayan
ya da kabul etmek istemeyen gençlik, televizyonlarda izlediği programlarla
üretimden kopuk; tüketime yönelmiş; düşünme zorluğuna katlanmaktansa
kabullenme kolaylığını benimsemiş; araştırmaktansa dayatılanı öğrenmeği
istemiş; yaşamı yönlendirmekten uzak; sorgulayıp eleştirme bilincini
yitirmiş duruma getirilmiştir. Burjuva kültürünün, televizyon programlarıyla
tüketime yönlendirdiği toplum içinde yığınsal tüketimi en çabuk kabullenen
gençlik oldu. Elbette bu durum sadece televizyon programlarının sonucu
değil. Bugün gençliği dar görüşlü küçük burjuva siyasetlerle yalnız başına
bırakan komünist siyasetler de gençliğin bu durumundan sorumludur. Gençliğe
tartışma mekânları yaratma, onları ileriye ve işçi sınıfı kültürüne
yönlendirme sorumluluğunu yerine getirememeleri de bilinmelidir.
Diğer bir sorun da üniversitelerin kimin için var olduğu ve
kime hizmet ettiğidir. Üniversitelere baktığımızda sermayeye hizmet eden bir
eğitim sistemiyle karşılaşmaktayız.
Gençlik, bu sistemde varolmaya çalışırken, önü tıkanmaktadır
ve giderek bu sistem içinde eriyerek yok olmaktadır. Üniversitelerdeki
çarpık eğitim sistemi nedeniyle, pozitif bilimlerden uzaklaşan gençler zaman
içinde sistemin istediği gibi tek düzeleşmekten kurtulamıyorlar. Dünya
gelişmeye devam ederken üniversitelerimizde hala 12 Eylül askeri
cuntacılarının hüküm sürmesi günümüz gençliğinin durumunu açıklamaktadır.
Darbenin maşası olan rektörlerin, bilgi hırsızlığını meşru kılmasıyla
yetiştirilen gençliğin üniversite sıralarında ne öğrenmesini ne de
üretmesini bekleyebiliriz. İçinde bulunulan durumun temelinde, bu çarpık
sistemde varolmaya çalışan gençliğin, gelecekten umutlarını kesmesi de
vardır. Hep birlikte düşünelim: Yıllarca okuyoruz; en sonunda üniversiteyi
bitirmişiz ve elimizde sadece kocaman bir işsizlik var. Sistem yıllarca
verilen emeğin ödülü olarak işsizliği sunuyor. İşsizliğin kaçınılmaz, çünkü
sermaye sınıfı kendine gereken elemanları ve kadroları yetiştirmekle
ilgilidir. Bunu ülkemizde devlet desteği ile yapmaktadır (Koç, Sabancı,
Bilgi, Yeditepe üniversiteleri gibi) vakıf üniversitesi kılıfı altında.
Devlet işçi sınıfının çocuklarına hakları olan eğitimi vermemekte
kararlıdır.
Gençliğin içinde bulunduğu umutsuzluk çarkında kendine
yanlış yönler seçmesi de ayrı bir sorundur. Umutsuzluk içinde savrulan
gençlikten faydalanan fuhuş mafyaları, uyuşturucu madde satan çeteler
gençliğin bu durumunu kullanıp kendilerine yeni bir gelir kaynağı
yaratmışlardır. Bugün üniversitelerin içine kadar girmiş olan bu mafya ve
çeteler, ne hikmetse, devlet tarafından dokunulamayacak kadar tılsımlılar.
Devlet mafya ve çetele ile uğraşmaktan aciz.
Tüm değindiğimiz konuların temeline bakma zamanı geldi. Bu
sorunların tek sebebi vardır: İçinde yaşadığımız kapitalist sistem. Sistemin
bize sunduğu göstermelik düşmanlardan uzaklaşıp asıl düşmanla, yani
kapitalizm ile savaşmalıyız. Gençliğin kapitalist sistemde kendini koruması
ve gelişmesi için doğru yöne yönelmesi, komünist ideolojiyi (Marksizmi)
öğrenmesi zorunludur. Unutmamız gereken bir ayrıntı daha var: Marksizm bir
bilimdir. Artık tüm dünyada gençlik kurtuluşun sömürüden değil paylaşımdan,
sermayeden değil emekten geçtiğini görmelidir. Gençlik kendini pozitif
bilimlerle donatmalı ve kendini uluslararası insan standartlarına göre
yetiştirmelidir. Gençlik unutmamalı ki kendimizi geliştirmek demek, işçi
sınıfı kültüründen ve bilincinden uzaklaşmak demek değildir. Olması gereken
işçilerin aydınlanması, aydınların işçileşmesidir.
Gelecek işçi sınıfının ellerinde varolacaktır.
24 Mart 2006 |