| |
İSTANBUL'DA 1 MAYIS 2005
Seyit Rıza Güven
1 Mayıs 2005 İstanbulda görkemli biçimde kutlandı. Saat
9da Kadıköye indiğimizde boğa heykeline giden caddede yasal TKPnin
otobüsünü gözlemledik. Sabah sabah bu işe bir anlam veremedik ama zaman
geçtikçe olayı kavradık, ayrı kürsü kuracaklarmış. Yani, yasal TKPdeki
yoldaşların 1 Mayısta işçi sınıfının en öncü müfrezesi ile kucaklaşmasında
sorun vardı. Parti bu tutumuyla küçük burjuva solların yıllardır işçi
sınıfını ve onun eylemini anlamaktan uzak, disipline gelmeyen tutumundan
farklı davranamadığını göstermişti.
Anladığımız kadarıyla olayın özeti şu: Yasal TKPdeki
yoldaşlar tertip komitesine başvurarak bu 1 Mayısın ABye vuran bir 1
Mayıs olmasını istemişler. (Bu yoldaşlar bizce son zamanlarda pusulayı daha
da şaşırdılar. Bugün öyle bir dünyadayız ki, eski anladığımız anlamda
emperyalizm bile günümüz dünyasını açıklamaya yetmezken, sermaye kendi
ülkesini, kendi devletini bırakıp, pervasızca ve ölçüsüz bir şekilde
dünyada dolaşırken, ABye vurmayı işçilere çok zor anlatırsınız. Yani,
dememiz şu ki, yasal TKP bu politikası ile bir kez daha sınıfın gerisinde
kalmıştır. Kendilerinin o beğenmedikleri sendikacılar bile yasal TKPden
daha ileri tutum almışlar.)
Kemal Okuyanın 1 Mayıs değerlendirmesine bakın, olayı nasıl
yorumladıklarını daha iyi anlarsınız:
Türkiye Komünist Partisi, 1
Mayıs'ta ayrı kürsü kurdu. Kendi iradesiyle ama buna büyük ölçüde
zorlanarak... Bunun gerekçelerini fazlasıyla açıkladığımızı düşünüyorum.
Bunlar herkesi tatmin etmeyebilir, siyasette zaten böyle bir şey
beklenmemelidir. Her siyasi program kendisine uygun bir siyasi tarz yaratır.
Farklı siyasi oluşumların sürekli aynı noktada durmaları mümkün değildir. Bu
nedenle, sendikalist bir programa sahip olan bir partinin sendikalar ne
derse odur yaklaşımı fazla şaşırtmamalıdır. Yön duygusunu yitirip, yalnızca
birlik siyaseti yapan bir başka partinin TKP'ye dönük birliği bozma
eleştirilerinin daha şaşırtıcı olduğu da söylenemez. (Kemal Okuyanın 1
Mayıs değerlendirmesi)
Kemal yoldaşın anlaşılan sınıf ve sendikalar konusunda da
kafası karışık. Birincisi, bir mayıs sendikalist bir eylem değildir,
hiçbir zaman da olmamıştır. 1Mayıs, 1977den beridir katılırız, sınıfın tüm
kesimlerinin katıldığı en yüksek boyutta işçi eylemliliğidir. Oraya işçiler
gelir, sendikacılar gelir, Kürdü gelir, Alevisi gelir, yeşili, yeşil
olmayanı gelir... Yani Kemal yoldaş şunu anlamamış: Sendikalar da, siyasi
yapılanmalar da, sağ görüşlü olan da solcusu da 1 Mayıslarda hep alana
gelir. Dahası, bu 1 Mayıs, son 8-10 yılın en yüksek katılımlı 1 Mayısı
oldu. Türkiye çapında 300 bine yakın emekçi meydanlara indi.
1 Mayıstaki yanlış tutumları bir yana, sendikalara Kemal
Okuyan yoldaş fazla haksızlık etmesin. Marks tam 125 yıl önce bu tartışma
içinde ışık olabilecek şeyler söylüyor:
Sendikalar aslında, kendilerini hiç değilse saf kölelik
koşullarının üstüne çıkarabilecek sözleşme koşullarını elde edebilmek için,
bu rekabeti kaldırmak veya en azından kontrol altına almak üzere işçilerin
kendiliğinden girişimleriyle ortaya çıktılar. Dolayısıyla,
sendikaların acil hedefi, günlük ihtiyaçlarıyla, sermayenin dur durak
bilmeyen saldırılarını engellemeye yönelik uzlaşmalarla yani tek kelimeyle,
ücret ve çalışma süresi sorunlarıyla sınırlıydı. Sendikaların bu faaliyeti,
yalnızca meşru değil, aynı zamanda gereklidir. Mevcut üretim sistemi
sürdükçe de onsuz yapılamaz. Üstelik, tam tersine, sendikaların kurulması ve
birbiriyle birleştirilmesi bütün ülkelerde yaygınlaştırılmalıdır. Öte
yandan, sendikalar, kendileri bilincinde olmadan, ortaçağ belediye ve
loncalarının ve komünlerinin orta sınıfa yaptığı gibi, işçi sınıfının
örgüt merkezlerini meydana getiriyorlardı. Eğer sendikalar, sermaye ve
emek arasındaki gerilla çarpışmaları için gerekliyse, ücretli emek ve
sermaye sisteminin ta kendisini azletmek için örgütlenmiş kuruluşlar
olarak daha da fazla önemlidirler. (K Marks, 1. Enternasyonale sunulan
belge)
Kemal yoldaşın ve partisi yasal TKPnin sendikal mücadeleye
ve onun örgütlülüğüne burun kıvırması yanlıştır. Sınıf siyaseti mi
yapıyorlar yoksa hamam siyaseti mi? Kemal Okuyan yoldaşın konuşmasının şu
bölümü, biraz hamamda bağıra çağıra ama kendi kendine yanık türkü
söyleyenin ve sesim de ama güzelmiş haa diyenin siyasetine çok benziyor:
... (TKP) kendi üye ve yandaşlarını biraraya getirdiği her
gösteri, etkinlik ve eylemi anlamlı kılmakla yükümlüdür. TKP 1 Mayıs'ın
toplam olarak anlamlı hale gelmesi için her yolu denemiştir. Bunu deneyen
başka siyasi yapılar da vardır ve açık söylemek gerekirse bu denemelerden
şimdiye kadar bir sonuç alınamamıştır.
Bu açıdan bakıldığında, 1 Mayıs 2005'te TKP en azından bazı başlıklarda bir
eyleme yüklenebilecek anlamı yakalayabilmiştir. Uzun bir süredir ilk kez 1
Mayıs'tan sonra biz buraya neden geldik denmemiş, başı sonu belli bir
toplantıya katılınmıştır.
En az becerilen ise, kimi iddiaların tam tersine, TKP'nin kendisini
göstermesidir.
Bu da TKP'nin sorunudur.(Kemal Okuyanın 1 Mayıs değerlendirmesi)
Bu sözler sınıftan şikayet eden aydın ukalalığı ve bak
benim sesim ne iyi çıkıyor diyen hamam siyasetçiliğidir, Komünist
değildir. Çünkü Komünist, oraya gelen yüz binlerce işçiye karşı
sorumludur. Komünistler, her ne şart altında olursa olsun sınıf
disiplinini ve eylem birliğini her şeyin üstünde tutarlar. Yasal TKPdeki
yoldaşlar, işin gerçeği şu ki, sözümüz ağır kaçacak ama sınıfın eylem
birliğini bölmüşlerdir. Bu tutumlarına, işçiler tarafından not düşülmüştür.
|
|