|
10 EYLÜL ANMA TOPLANTISI:
KOMÜNİST HAREKET, KOMÜNİZM VE
SOSYALİZM

İTİBin
düzenlediği TKPnin 86. Kuruluş Yıldönümü Toplantısı
9 Eylül Cumartesi günü saat 13:30da Londrada Clerkenwell Greendeki Marx
Memorial Kütüphanesi Toplantı Salonunda yapıldı.
Konuşmacı
Güven yoldaş toplantıya şu sözlerle başladı:
Yoldaşlar,
Partimizin 86. kuruluş yıldönümü dolayısıyla hepinizi candan kutluyor, dünya
üzerinde devrim ve komünizm uğrunda gözünü kırpmadan canını veren kadın
erkek tüm yiğitlerimizi saygıyla anıyorum.
Konuşmasının giriş bölümünde Güven yoldaş şunları söyledi:
Yoldaşlar,
bu konuşmanın çeşitli zorlukları var. Birincisi, başka akımları ayrı
tutarsak, bizim gerçekten zor bir dönemden geçmekte oluşumuzdan kaynaklanan
sorunlarımız var. Çoğunuz bunlara yabancı değilsiniz. Ayrıntılara
girmeyeceğim. Bizi burada bir arada tutan, birleştiren, ne demir disiplin ne
de koşulların dayatmasıdır. İçimizde komünizme, devrime duyduğumuz inanç ve
ona eşlik eden umut, yılların mücadeleleri içinde birbirimizi çeşit çeşit
özelliklerimizle tanımış oluşumuz ve tam da bu nedenle birbirimize
duyduğumuz güven, sevgi ve saygı yüzünden buradayız.
Evet,
belki bugün bundan on yıl yirmi yıl önceki TKP değiliz. Vurduğumuz yerden
ses gelmiyor, belki çok dinleyenimiz bile yok. Kimi açılardan örgüt bile
değiliz de denilebilir. Gerçekten zor bir dönemden geçtiğimiz açık. Bununla
birlikte, bugün bu toplantıya gelişimiz, nostalji değildir. Adet yerini
bulsun diye bir araya gelenlerden olmadık hiç bir zaman. Dünyanın komünist
geleceğine olan sarsılmaz kanımız, kimi biçimlerini gördüğümüz kimin
hissettiğimiz, kestirdiğimiz sorunları aşma isteğimizdir, bugün bizi bu
toplantıya getiren güçtür.
Zor
dönemin ikinci, bizi aşan yönünü tüm Türkiye komünist hareketinde, bırakın
Türkiyeyi, dünya komünist hareketinde gözlemlemek için kahin olmak
gerekmiyor. Müthiş bir erozyon, komünist hareketleri silip süpürmeye devam
ediyor. Burada komünist hareketler diyorum özellikle. Çok açıktır ki,
komünistler ya da komünistlik iddiasında bulunanlar dışındaki akımlar
konuşmamızın kapsamı dışındadır. Hayatın pratik mücadeleleri içinde ilerici,
devrimci olmak için komünist olmak gerekmiyor. Ama komünist olmak için
hayatı, dünya sınıf mücadelesi alanında olup bitenleri, çelişki yumaklarını
ve gelişme eğrilerini, eğilimleri, toplumsal gelişmenin yasallıklarını
teorik olarak anlama çabasında bulunmak gerekiyor. Sınıf
mücadelesinin sorunlarını Marksist teorik kavrayış olmadan komünist
olunamıyor.
Partilerin
akımların üyelerinin, sempatizanlarının sayısal varlığının desteğinin
azalması tabii ki ciddi bir sorundur. Bazı partiler biliyorum yaşça genç
yoldaşlar İkinci Dünya Savaşını hatırlıyor... Gençlik desteğinin
yitirilmesi, geçici bir durum bile olsa partilerin yığınsal kuvvetlerini
ortadan kaldırmaya yetiyor.
Ama
sorunun asıl önemli olanı bu da değil. Eski KPlerin komünistlik
iddiasındaki hareketlerin hemen hemen hepsi teorik çürüme ve bununla bağlı
çöküş içindedirler.Birinci Dünya Savaşı öncesinde / sırasında II.
Enternasyonal içinde kopan tartışmalarda işçi ve sosyal demokrat partilerin
nasıl milliyetçilik, yurtseverlik ve giderek kendi burjuvazisine destek
verme batağına sürüklendiğini hatırlayacaksınız. Bu bataktan devrimci,
enternasyonalist komünist hareket çıkmıştı. Tarih elbette kendini
tekrarlamıyor, ama hayatın spiral gelişmesi içinde bugün tarihe baktığımız
zaman, benzeri bir durumla yüzyüze olduğumuzu düşünüyorum. Bu kez, KP adını
taşıyan, ya da bu minvalde kendilerini tanımlamış parti ve akımlar,
küreselleşmeye karşı yerelci, sermayenin dünya pazarında değer yasasını
işletme girişimlerine karşı sanki kapitalizmin parçası değilmiş gibi
kapitalist devletten yana, devletçi, bu anlamda kendi burjuvazisinden yana
tavır alan, nasyonal / yurtsever komünist akım ve hareketler halinde
örgütlenmeye çabalamaktadırlar. Biraz daha ayrıntılarsak, ABD liderliğindeki
kapitalist dünyaya karşı Rusya tarafına meyleden, neredeyse Rusyacı
diyebileceğimiz, tekelci devlet kapitalisti Rusyayı sanki Sovyetler
Birliğinin biraz farklısıymış gibi ele alan, sanki Putin yönetimi devrilse
ve yerine falanca Rus partisi gelse, SSCBye, SBKP yönetimi altında yaşanan
düzene geri dönülecekmiş gibi davranan bir anlayış ortalıkta esiyor.
Bilen
bilmeyen çeşit çeşit akım ve hareketlerin Sovyet sosyalizminden, yaşanan
sosyalizm deneyiminden, (nereden bakıldığına bağlı olarak, ya
revizyonistlik yaptıklarından veyahut yeterince reform yapmadıklarından
ötürü) sosyalizmin çöküp gittiğinden bahsettiğini sık sık duyuyoruz.
Biz, çok
da uzak olmayan bir zamana kadar benzeri şekilde düşünüyorduk. Yaşayan
Sosyalizm kitabında biçimsel sosyalizmden, sosyalist çadırdan
bahsettiğimizi hatırlayacaksınız. Sovyetler Birliğine yönelik şiddetli
eleştiri olan bir başka kitapta, Sosyalizm ve Demokraside ise
yapılan yanlış sosyalizm uygulamalarına karşı demokrasi gerekliliğini
vurguluyorduk. Tek ülkede sosyalizmin olmayacağı görüşü ta baştan parti
programımızda yerini almıştı. IV. Programda doğru görüşler ile yanlışlar
koyun koyuna idi.
Rahmetli
RY, en son hazırladığı kitabında, çeşitli önemli sorunlara ışık tutmaya
çalışırken, Sovyet sosyalizmi deneyiminin çeşitli yerel özelliklerini
bizlerin evrenselleştirmekle yanlış yaptığımız yönünde görüşler getirmişti.
Biz,
Sovyetler Birliği henüz bir kuvvet olarak varken eleştiri getirmek ve
çeşitli sorunlara işaret etmekle elbette yanlış yapmadık. Yanlışımız,
SBKPnin, SSCBnin sosyalizm anlayışını, sosyalizm tanımını zımnen kabul
etmek ve böylece daha baştan yanlış bir teorik parkurda koşmak
oldu diye düşünüyorum. Özellikle Yusuf Zamirin yayınladığı üç kitabın
getirdiği açılımların ışığında, geçmişte yanlış yaptığımız kanısındayım.
Öteki yoldaşların da bu görüşü paylaştıklarını sanıyorum. Yanlış teorik
çerçevenin içinde görüşlerimizi geliştirmemize rağmen, Marksı doğru anlama
yönünde özel çaba gösteriyorduk ama bu, ana yanlışı ortadan kaldırmıyordu.
Tersine görüşler içindeki iç çelişkileri artırıyordu.
Bugün biz
Marksa yönelme, üretici güçlerin küresel çapta bugün erişmiş olduğu düzeyi
veri kabul ederek Marksın yazdıklarını yeniden anlamaya çalışma
doğrultusunda adımlar atmaktayız. Aynı şeyi komünist hareketin ezici
çoğunluğu söylemek olanaklı değil. Onlar, sanki eski terane hala geçerliymiş
gibi, yani sosyalist kamp ile emperyalist dünya arasında saflaşma ve çelişki
varmış da onlar sosyalist kampı destekliyorlarmış gibi tutum almaya devam
ediyorlar. Heyhat!
Güven
yoldaş, TKPnin 86. yılı dolayısıyla yaptığı konuşmanın komünizm ve
sosyalizm nedir konulu bölümünü sunarken şöyle devam etti:
Yusuf
Zamirin kitabında da ayrıntılı açıklandığı üzere, ana teorik sorun
komünizm nedir sosyalizm nedir? sorusuna verilen yanıt çerçevesinde ortaya
çıkmaktadır. Şimdi bu konuyu açalım.
Bir kez,
Marksın yazılarında komünizm ile sosyalizm arasında ayrım yapmadığı
anlaşılıyor. Onun kullandığı kavramlar, komünist toplum, komünal toplum,
üretim sürecinin insan tarafından denetlendiği toplum, özgür bireylerin
birliği,
işlerini
ortak üretim araçlarıyla gören özgür bireyler toplumu, üretim araçlarının
ortak mülkiyeti üzerine kurulu toplum gibi kavramlardı. Marks Komünizm ve
Sosyalizmi eşanlamlı kulanmıştı.
Marksın
toplumların gelişmesini üç safhada ele aldığına değinen Güven yoldaş, ilkel
komünal toplumda, doğrudan üretici ile üretim araçlarının birliği var, kıt
ürünlerin eşitlikçi dağıtımı var dedikten sonra, bunu, artık ürünün,
işbölümünün, sınıfların ortaya çıktığı, doğrudan üretici ile üretimin maddi
koşullarının birbirinden ayrıldığı, değer yasasının işlemeye başladığı ve 5
ile 7 bin yıldır gelişip serpilerek sürdüğü düşünülen sınıflı toplum, ki en
gelişmiş halini kapitalist toplumda buluyor. Kapitalist toplumun öteki meta
üretiminden ayırıcı özelliği, ürün daha başından meta olarak, değişim için,
pazar için üretiliyor diye sözlerine devam etti ve toplumsal gelişmenin
doruğunda, değer yasasının işleyişinin ortadan kalktığı, değer ilişkisinin
meta, ücretli emek-sermaye, para, pazar, fiyat, mübadele yani değişim gibi
kategorilerinin ortadan kalktığı, doğrudan üreticiler ile üretimin maddi
koşullarının bu kez kıt kaynaklar ve yokluk temelinde değil de bolluk
temelinde paylaşıldığı komünist toplumun olduğunu vurguladı.
Özetlersek, ilkel komünal toplumun ortadan kalkışı tarihteki ilk inkar
oluyor diyen konuşmacı, tarihin Başlangıç birliği inkar inkarın inkarı
(yeniden birlik) spiralini anlattıktan ve komünist toplumun inkarın inkarı
olduğunu belirttikten sonra, Karl Marksın Gotha Programının Eleştirisinde
komünist (sosyalist) toplum anlatımını uzun bir alıntıyla verdi. Sosyalizmin
komünizm olduğuna, ama kapitalist toplumdan çıkıp geldiği biçimiyle
komünizm olduğuna, bu ilk evrede hakkın hâlâ katkıya bağlı olduğuna,
üreticilerin hakkının sunmuş oldukları emekle orantılı olduğuna ilişkin
Marksın yazdıklarını Yusuf Zamirin Marks Gerçekte Ne Dedi adlı
kitabından aktaran Güven yoldaş, komünizmin ilk evresini daha ileri
evrelerden ayıran asıl unsurun, üretici güçlerin gelişmişlik düzeyi )daha
doğrusu yeterince gelişmemişlik düzeyi) olduğunu hatırlattı.
Buradan
Leninin Devlet ve Devrimdeki Marks yorumunu alıntı (Lenin, Toplu
Yapıtlar, c.25 s.475-476, aktaran Yusuf Zamir) olarak okuduktan sonra,
bu yorumdaki sakatlığa işaret etti ve Leninin komünizmde burjuva devletin
burjuvazisiz kaldığına ilişkin, devletli sosyalizminin doğru olmadığını,
Leninin kendisinin bu yanlışın farkına varıp partinin 11.kongresinde, NEP
tartışmaları çerçevesinde durumu düzeltmeye, çevresini uyarmaya
çalıştığını, ama bunda başarıya ulaşamadığını ifade etti. Bu trajik durumun,
bu önemli yanlışın, Lenin sonrası kuşaklarda bilinç haline geldiğini,
günümüzde hâlâ süregeldiğini gördüğümüz zincirleme yanlışlıklara yol
açtığını söyledi.
Bundan 100
yılı aşkın süre önce II.Enternasyonal ekolünde komünizm ve sosyalizm
konusunun tartışıldığını, ama o günlerde üretici güçlerin gelişme
düzeyindeki durum nedeniyle tartışmaların karanlıkta yürütüldüğünü
hatırlatan Güven Yoldaş, Mevlana Celaleddin Ruminin Mesnevisindeki
Karanlıktaki Fil hikayesini şöyle aktardı:
Hintliler karanlık bir ahıra
bir fil getirip halka göstermek istediler. Hayvanı görmek için o kapkaranlık
yere bir hayli adam toplandı. Fakat ahır o kadar karanlıktı ki gözle
görmenin imkanı yoktu. O göz gözü görmeyecek kadar karanlık yerde file
ellerini sürmeye başladılar. Birisin eline kulağı geçti, Fil bir oluğa
benzer dedi.
Başka birisinin eline ayağı
geçmişti, dedi ki: Fil bir direğe benzer. Bir başkası da sırtını
ellemişti. Fil bir taht gibidir dedi. Herkes neresini elledi, nasıl
sandıysa fili ona göre anlatmaya koyuldu. Onların sözleri, görüşleri
yüzünden birbirine aykırı oldu. Birisi dal dedi, öbürü elif. Herkesin elinde
bir mum olsaydı sözlerindeki aykırılık kalmazdı.
Duygu gözü ancak avuca, ancak
köpüğe benzer, avuç bütün fili birden elleyemez ki! Denizi gören göz başka,
köpüğü gören göz başka. Köpüğü bırak da denizin gözüyle bak sen. Köpükler,
gece gündüz denizden meydana gelir, onları deniz harekete getirir. Fakat sen
ne şaşılacak şey, köpüğü görüyorsun da denizi görmüyorsun.
Biz, gemilere benziyoruz. Aydın
denizin içindeyiz de gözlerimiz görmüyor, birbirimize çarpıp duruyoruz. Ey
ten gemisine binmiş, uykuya dalmış adam, denizi gördün ama asıl denizin
denizine bak
Bu hikaye dolayısıyla sosyalizmin
tanımına ilişkin tartışmalara atıfta bulunan yoldaş, bugün 100 yıl önceki
gibi karanlıkta olmadığımızı, ama o dönemde, reel siyasetin teoriye
yansımalarının Marksizm açısından felaket olduğunu Stalin ve onun fikir
babası olduğunu söylediği Troçkiden alıntılarla vurguladı.
Konuşmasının sonunda, Güven yoldaş, şunları söyledi:
Komünizm
pencereden bakıyor, ayağını kapıya dayadı gibi metaforları kullanıyoruz.
Ama dünya pazarında, küreselleşmede durum nedir? Üretici güçlerin
gelişmişlik düzeyinde durum nedir? İşbölümünün yetkinleşmesinde zihinsel
emek- kol emeği, kır-kent ayrımında, enerji üretiminde ve tüketiminde durum
nedir? Ulaşımda durum nedir? Emeğin serbest dolaşımında durum nedir? Bunları
derinlemesine araştırmak zorundayız. Komünizmin önkoşulları için Marks ne
diyordu? Daha doğrusu, kapitalizmin yerine getirmekle yükümlü olduğu
tarihsel görevlerin gerçekleştirilmesinde varılan aşama nedir? Eşitsiz
gelişmenin neresindeyiz ve neden? Sınırların kalkması ne ölçüde
gerçekleşmiş... Bu konularda, Markstaki kaynaklara tekrar tekrar bakmak
gerektiğini hatırlatan konuşmacı yoldaş, Marksın Ekonomi Politiğin
Eleştirisine Katkıya yazdığı Giriş yazısını, Grundrisseden
sermayenin tarihsel misyonunun ne zaman tamamlanacağına dair olan uzun
pasajı, Alman İdeolojisinden komünizm ve devrime ilişkin alıntıları
okudu. Sermayenin uygarlaştırıcı görevinin Marksta burjuva düzeninin
kurulup pekiştirilmesi, kapitalizm olduğunu belirtti. Marksın bütün
yazılarında uygarlık sözünün sivil toplum sözünün kapitalizmle eş
anlamlı kullanıldığına ilişkin görüş getirdi. Komünizmin, yani insanın
kurtuluşunun gerçekleşmesine ilişkin Alman İdeolojisindeki şu
sözlere yer verdi:
İnsanlar,
yeterince yiyecek, içecek, giyecek ve barınak tedarik edecek durumda
olmadıkları sürece özgürleştirilemezler. Kurtuluş tarihsel bir olgudur,
zihinsel bir iş değildir. İnsanın kurtuluşu, tarihsel koşullarla, endüstri,
ticaret ve tarımın gelişmesiyle ve ... (orijinal metin kayıp) ilişkinin
koşullarıyla gelir. (K.Marks, Alman İdeolojisi)
Güven
yoldaş konuşmasını şöyle bitirdi:
Sonuç
olarak yoldaşlar, buraya kadar söylediklerimizden ne sonuç çıkartabiliriz?
Birinci ve
en önemli adım, Marksa yönelmektir. Günümüz kapitalizminin yasalarını,
işleyişini ve çelişkilerini anlamak için Marksı anlamalıyız. İki kapitalist
blok, ya da bloklar arasındaki paylaşım kapışmalarında komünistler olarak
taraf olamayız. Bizim tarafımız dünya işçi sınıfının çıkarlarının tarafıdır.
Öyle olmak zorundadır.
Ekim
Devrimi, büyük bir devrimdi. Açıktır ki, komünistlerin öncülüğünde
gerçekleşmiş bir işçi devrimiydi. Feodal pre-kapitalist - kapitalist
karması ilişkilerin bağrında doğmuştu. Hayat onun önüne kapitalizmin
görevlerini başarmak gibi bir nesnel görev yüklemişti. Bu görev,
komünistlerin işçi sınıfının egemen sınıf olarak yükseltilmesi görevine
baskın çıktı. Komünistlerin görevleri yanlış değerlendirmeleri bu gelişmeyi
hızlandırdı.
Ekim
Devrimi öteki bütün devrimler gibi demokratik bir devrimdi. İşçi sınıfının
öncülüğünde gerçekleşen, işçi sınıfını iktidara getiren ve ama devletin
hızla aslına rücu ettiği bir devrimdi. Üretici güçlerin ve toplumsal
ilişkilerin gelişmemişlik düzeyi bunda esas altyapıyı hazırladı. Maocuların
çok sevdiği bir ifadeyle Çarlık hortladı. Ama Stalinden sonra değil. Daha
Lenin zamanında, Sovyetlerin iktidar organları olarak iğdiş edilmeleriyle
başlayan ve SSCBnin çöküşüyle noktalanan bir süreç içinde...
Yoldaşlar,
herkes kendi önündeki sorunlarla uğraşıyor. Biz de bizim toplumumuzun
önündeki sorunlara bakarak tavır alıyor tutum geliştiriyoruz. Tarımda ve
endüstride çok ciddi sorunlar var.
Teknolojik
düzeyin gelişmesinin tüm toplumsal katlara ve coğrafyaya
yaygınlaştırılmasında sorunlar var. Bölgesel dengesizlik had safhada. Üstüne
üstlük dinamit gibi bir ulusal sorun var. Şeriatçılığın dünya
çapındaki basıncı Türkiyede de hissediliyor. Sorunlar saymakla bitmez.
Ama biz
iktidar partisi, iktidara aday bir burjuva partisi değiliz. Ayrıntılı
meselelerde burjuvaziye ince akıl verecek de değiliz. Bizim aklımız bugün
genel teorik meselelerin çözümü için işçi sınıfına ve onun safında olanlara
öneri yapmaya yetiyor. Yarın daha ayrıntılı önerilerimizi, örneğin sendikal
vb konularda yine işçi sınıfına yapacağız. İktidara aday olduğumuzda
önerilerimizi yine işçi sınıfının konumunu, gücünü ve erkini güçlendirmek
için yapacağız.
Ama bütün
bunlar için bugün Marksı doğru anlamaya ihtiyacımız var.
Yüzyıl önceki gibi karanlıkta değiliz. II. Enternasyonal ekolünün
reformcularından ve devrimcilerinden daha iyi anlayışlar geliştirmek
zorundayız. Konuşmamı Marksın aktardığı bir güzel sözü bir kez daha tekrar
ederek sonlandırıyorum:
Burada bütün kuşkular kovulsun,
Ve burada her türlü korku yok olsun
Dante, İlahi Komedya
Toplantının ikinci bölümünde
tartışmalara geçildi. Tartışmalardan sonra toplantı dağıldı.
|