TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ                         
 

Gençlik Mücadelesi Üzerine

A.Kızıltoprak

1. Geçmiş ve Günümüze Dair

Türkiye devrimci hareketi, geçmişte yığınsal bir gençliğe sahip olmanın verdiği rahatlık ve imkânlar ile yıllarca mücadeleyi sürdürüyordu. Ancak günümüze geldiğimizde Türkiye devrimci hareketinin en sıkıntı çektiği konu, (her işte olduğu gibi hammadde sıkıntısıdır) genç kadroları mücadeleye katamamaktır.

Şöyle ki yaşadığımız dönemde şu durumu tespit etmek mümkündür. 68 kuşağına ait olan bir sonra ki gençlik Türkiye de 78’liler diye ortaya çıktı, bir kuşak oluşturdu ve mücadeleyi kucakladı. 78’lilerde ne kadar da bozguna uğrasalar ve ağır darbeler almalarına rağmen Türkiye de 1985’lerden başlayıp 1994’lere kadar uzanan bir süreçte mücadeleyi örüp saran ve devrim davasını savunana bir kuşakları (ya da kitleleri diyelim) vardı. Yani 78’liler de kendinden sonra bir kuşak yarattılar.

İşte tam da burada bir kopuş yaşanmakta, şöyle ki 12 Eylül faşist diktatörlüğünün vurduğu darbeler ilk meyvelerini vermeye başladı ve Türkiye de genç kuşak siyasi duyarlılıklardan uzaklaştı. (Gerçi burada açık olmak gerekirse değil gençlik tüm kitleler devrimci süreçten koptular)

12 Eylül faşist diktatörlüğü insanın insana, insanın topluma ve insanın kendi emek ürünlerine yabancılaşmasını iliklerine kadar hissettirerek gerçekleştirdi. Toplum askeri faşist cuntanın baskısı altında toplumun vermesi gereken toplumsal demokratik ve devrimci mücadeleye de yabancılaştırıldı. Yani öyle bir dönem Türkiye için başlıyordu ki artık ayağa kalkmaya gücü kalmayan bir boksör misali yıkılan Türkiye devrimci hareketine Sovyetler birliğinin yıkılışının verdiği psikolojik yıkıntıda son derece acı ve vahimdi. (Burada özellikle belirtmek gerekir ki bu çöküntü Türkiye’ye özgü değildi, tüm dünyayı saran bir problemdi ve Sovyetlerin verdiği çöküntü ile dara düşmüştü dünyada devrimci hareket ve ideolojik çıkmazlara gömülmenin sıkıntısını taşıyordu).

Yaşanılan bunalımlı yıllara rağmen, Türkiye de marjinal olmaktan ileri gidememiş ve üniversitelerde, semtlerde, alanlarda mücadele içinde savaşmış gençlerin (özveri üzerine kurulun) emekleri yadsınamaz. İşte bu nokta da günümüzde ki mücadelede, devrimci hareketin aşırı özveri ile mi yoksa alternatif bir anlayış ile mi örülmesi gerektiği konusunda düşüncelerimizi açmaya çalışacağız.

2. Gençliğin Mücadele Alanları Hakkında

Devrimci gençlik mücadelenin derin krizler yaşadığı ve çözüm üretmekten uzak kaldığı şu dönemde Gençlik hareketi mücadele alanlarını belirlemede artık netleşmelidir. Yani gençlik bugün içinde savaşıp yaşadığı mücadelesini kitleselleştirip, yığınlara taşıyabilmesi için hangi alanlara açılmalıdır. 12 Eylül diktatörlüğü karşısında püskürtülmüş gençlik ve asimilasyona uğratılmış yığınlar hangi alanlara yönlendirilmeli ki kişiler artık aşırı ödünlerle (*) değil kendi istekleri ile mücadeleye dâhil olsunlar. Yani süreç artık böyle işlemeli. Bugün mücadeleye gelecek bireyler tamamen inanmışlık, gönüllülük ve arzulayıp özveri ile dâhil olmalıdırlar.

● Bu noktada gençliğin mücadele alanları ilk önce yıllar yılı sıkıntısı çekilen ve ilk devrimci nüvelerin yeşerdiği üniversiteler olmalıdır. Bu tabi ki de öğrenci gençlik için geçerli olan bir çalışma alanıdır. Üniversiteler günümüzde (devlet ya da sermaye gruplarına ait vakıf üniversiteleri olsun) anlayış ve verilen bilgiler nensinde olsun sermaye sınıfının vermiş olduğu bilgileri kitleye iletmektedir. Mesela dünyanın günümüzde yaşanan krizin kapitalizmin kendini yeniden yapılandıracağı gibi sapkın bir felsefe tüm üniversitelerde merkez düşünce olarak algılanmaktadır. Bu sapkın düşünce devlete sahip olanların gençliği ehlileştirip, hala kapitalizme olan umutlarını sürdürmeleri ve keskin kutuplaşmalardan uzaklaştırmak için bir taktiğidir. Ve o kadar organize şekilde bunu uygulamaktadırlar ki devlet bu taktiğini liselerden hatta ortaokuldan itibaren sistematik olarak uygulamaktadır. İşte tüm bu baskıcı ve gerici sözde bilim yuvalarına karşın devrimci gençliğin yoğun mücadele alanı açması söz konusu olmalıdır.

Bahsetmeye çalıştığımız bu mücadele alanına karşın yapılması gereken en önemli unsur üniversitelerde örülecek olan mücadelenin, mevcut mekânlar da ki lise ve dengi eğitim kurumlarında da kitleselleşmeye ve örgütlenmeyi de içerme zorunluluğudur. Çünkü mücadelenin yaşadığı en büyük sıkıntı liseler ile üniversiteler arasında bir şekilde yaşanan savrulmalardır. Öğle ki lise yıllarında bir gençlik ateşi ve hevesi ile yaklaşılan sol sosyalist ya da devrimci harekete üniversiteye gidildiği dönemde ya kopuşlar yaşanmakta ya da düzgün ağlar örülememesi yüzünden yaşanılan savrulmalar söz konusu olmaktadır. İşte bu kopuşu engellemek adına orta öğretimler ve üniversitelilerin mücadelesi ortaklaşmalı ve iç içe örülmemelidir. (Unutmayalım ki bunlar bir üretim bantların önceki ve sonra ki aşamalarıdır.)

İkinci gençlik sorunu ise ülkemizde derin bir yara olan işçi sınıfının genç kitlesidir. Bugün sermaye yapısı ve sanayileşme tarzı olarak hala küçük ölçekli sanayiye sahip olan ülkemizde çocuk ve genç emeğinin hat safhalarda kullanıldığı bu dönemde İşçi gençliğin örgütsüzlüğü ve bu kitleye ulaşılamamasının önündeki engeller hala kaldırılamamıştır. İşte devrimci hareketin içindeki gençliğin işçi gençlik ile buluşmasını sağlayacak alanlar yaratmalıdırlar. Bu ilişki ağının kurulmasına dair yüzlerce alternatif model çıkarılabilir ancak bunun örülmesine dair düşüncelerimizi ileride belirteceğiz. (Ama unutulmamalı ki Türkiye deki mevcut işçi emekçi yığınların çocuklarını teşkil eden bu işçi gençliğin mücadeleye çekilmesinde en büyük rolü oynayacak olan toplumsal ilişkiler yine ailenin örgütlülüğünden geçeceği kanısındayım.)

3. Ne İstenmeli - Nasıl Alınmalı

3.1. Öğrenci Gençliğin Talepleri Ne Olmalı

İşte yukarıda bahsettiğimiz iki alana dair istemlerimiz ne olmalı ve bu alanlarda nasıl savaş edilmelidir. Üniversite gençliğine dair söylenecek sözlerimizden başlayalım.

1. Gençliğin liseden sonra istedikleri bir üniversitede, istediği alanlara dair lisans eğitimi almaları öndeki tüm engeller kaldırılmalıdır. İşte bu isteğin daha sağlam temlere oturması için orta öğretim sistemi ile birlikte temelden değişikliklerin olması söz konusudur. Bu noktada da liselilerin ve üniversitelilerin birlikte mücadelesinin daha sağlam temlerde yükseleceği kanısındayım.

Unutulmamalı ki ülkemizde kolej mezunu burjuva çocukları ile devlet lisesi mezun emekçi ve işçi çocukları aynı yarışta start aldırılmaktadır. Her zaman olduğu gibi üniversite sınavı da baştan kazananı belli olan bir yarıştır.

2. Üniversitelerde tüm barınma, gıda ve sağlık ihtiyaçlarının hiçbir sınıfsal farklılık gözetilmeden tüm öğrencilere eşit düzeyde sağlanması talebinde bulunulmalıdır. Aynı istemleri farklı coğrafi mekânlar da eğitim almak isteyen lise öğrencileri içinde talep etmek zorundayız. Örneğin Ziraat konusunda eğitim alıp kapalı tarım denilen seracılık alında pratik ve eğitimi almak isteyen genç şu an için bu işin en gelişmiş yer olduğu Antalya bölgesinde tüm haklara sahip şekilde yönlendirilebilmedir.

Şöyle ki lise eğitimi alan bir genç kendini özgür kılıp belli kalıplar içinde yaşanan ortamlardan sıyrılıp düşüncelerini ve yaratma içgüdüsünü daha özgür kılacak bir ortamda yaşama ihtiyacı duyabilir. İşte bu yaratma ve ilerleme içgüdüsünü özgürce kullanmak isteyen milyonlarca genç için ortak barınma mekânları yaratılmalıdır. Çünkü hepimiz biliriz ki yaşam içinde yaşamınızı ikame eden kişinin kuralları ve tarzına uygun yaşamak zorundayız. İşte bu özgürlükler ancak bu bağımsız gençlik barınma evlerinde yaşayabiliriz de.

Not: Buradan şöyle bir sonuç çıkarmayalım gençlik yaratma adına özgür ortamlarda istedikleri gibi finanse edilecek. Hayır, bu taleplerde bulunup elde etmenin muhakkak belli külfetleri olacaktır nedir oda toplum için günün belli bir kısmını örneğin bir ya da iki saatini çalışarak harcayacaklar. Ama ne olabilir kendi alanlarında çalışmaları sağlanmalıdır.

3. Üniversitelerde yaygın olarak uygulanan mesleki alanlardaki eğitimlerde öğrenci gençliğin teorik olarak tam donatılacağı eğitimleri mesleki pratiklerle endüstri yaşamının içinde birebir örme imkânı sağlanmalıdır. Aynı şekilde lise çağlarında mesleki eğitim alan gençliğin üretimden kopmamaları ve kendi üretim güçlerini yabancılaşmalarına engellemek ve üretimin engin zenginliklerinden kopmalarını engellemek amaçlı pratiğin içine sokulmalıdır. Ancak tamda burada çok ince bir çizgi durmaktadır. Kapitalizmin vahşi saldırganlığı için maliyetleri düşürmek adına (normal bir işçinin çalıştığı işlerde) sözde stajyerlik adı altında artı değer sömürüsünün katmerleştirmek adına faydalanan sermayenin öğrencileri sömürmesine son verilerek yapılmalıdır. Bu üretime dâhil olma sürecinde okullarda oluşturulan öğrenci birlikleri tüm denetim safhalarına dâhil olmalı ve müdahale yetkisine sahip olmalıdır. Bu öğrenci birliklerine gözlemci niteliğinde öğrenci velileri ve sivil toplum kuruluşlarından en az iki üye katılabilmelidir. Ne kadar da böyle bir denetim mekanizmasına alternatif bireyler olsa de sonul kara her zaman öğrenci kitlesine ait olmalıdır.

4. Yaşanmakta olan en keskin sorunlardan biriside işsizliktir. Kapitalizmin gelişen teknoloji ile birlikte yığınları hızla üretim safhasının dışına attığı bu dönemde üniversite mezunları tamamen işsizlikle boğuşmaktadır. İşte genel işçi sınıfı ile mücadele birliği kurulabilecek bir konu olarak öğrenci gençlik işsizlik sorunun çözümüne ülkede ve hatta dünyada çalışma saatlerinin günde üç saate düşürülmesini talep ederek teknolojinin getirmiş olduğu refahı kendi yönüne çevirme talebinde olmalıdır. Kapitalizmin azgın çarkında işsizliğin çözülmeyecek bir sorun olan devrimci gençlik bu şekilde bir tavır ile hem işçi sınıfına olan yakınlığını göstermeli hem de gerçek devrimci bir istemde bulunmalıdır. Yani öğrenci gençlikte artık yeryüzünde üç saat çalışmanın tüm insanlığa yeteceği sloganını bağırmalıdır.

5. Öğrenci hareketinin önündeki büyük sorunlardan biride bilindiği üzere ÖSS denilen saçmalıktır. Yani aynı şartlarda eğitim almayan binlerce insan aynı sınavda ölçüme tabi tutuluyor. Yani yeryüzünde hangi insana sorarsak soralım böle bir uygulamayı ancak aklıevvellerin yapacağını söyleyecektir bizlere. İşte bizlerde bu sebepten dolayı ÖSS’nin kaldırılmasını koşulsuz ve tavizsiz sermayeye dayatmalıyız. Ama bu istemde bulunmanın en kolay yolu da eğitim alnında tüm bu gerici dayatmaları sermaye adına genç öğrenci kitlesine dayatan YÖK denen gerici ve faşist kurumu devrimciler eli ile lav etmektir.

Öğrenci gençliğin talepleri arsına özerk, demokratik, katılımcı gibi daha binlercesini sığdıra bileceğimiz isteklerimizi bu temellerde yükselte biliriz, kanısındayım.

3.2. İşçi Gençlik için Tespitler

İşçi gençliğin talepleri daha acil talepler olmalı ve daha keskin çelişkiler taşımaktadır. Yazının başında da değindiğimiz gibi Türkiye de küçük ölçekli işletmelerin söz konusu olması genç nüfusun daha fazla sömürülmesine çanak tutmaktadır. Şöyle ki zaten sendikalaşma oranını yerlere süründüğü bir ortamda genç ve bilinçsiz yığınların örgütlenmesi ve savaşa çekilmesi koşulları daralmaktadır. İşçi gençliğin devrimci mücadeleye iştirak ettirilmesi için bir çekim merkezi oluşturması (yani nasıl öğrenci gençlik dernekleri ve alternatif örgütleri ile örgütleniyorsa) gerekiyor. İşte bu çekim merkezi oluşturacak örgütler bulunulan yerelin kültür, ekonomik ve siyasi yapısına uygun ama geniş kesimleri kucaklayan yapılar olmalıdır. Bu yapılanmalarda da yapılabilecek ilk adım diresek teması ile yaşanılan usta çırak ilişkilerinin kırılıp uzlaşmaz çelişkilerin derinleştirilmesi gerekmektedir.

Örneklemek gerekirse bu olayı şu uygun olacaktır kanısındayım. Bir dönem oluşturulmaya çalışan işçi gençliğe ulaşma çalışmalarında bulunduğumuz yerelde kurulacak dost ilişkiler ile tespit edilecek pilot işyerlerinde Burjuvazinin dayattığı kanunları uygulaması için baskı yapılacaktı. Mesela, işyerine sigorta müfettişlerinin baskın yapıp sigortasız çırak ve genç işçilerin sigortalandırılması ve bu olayı meşrulaştırmak gibi. Yani yapılacak eylem aslında burjuvazinin kendi koyduğu yasayı işletmekten başka bir şey değildi, ama bu çalışma bile bir merkez olamaya yeterli gelecekti kanısında idik. Ve bunun için daha dost yüzler ve emekli olmuş işçi yoldaşlar kullanıp, işsiz kalma riski olmayanlardan yardım alınıp aynı zamanda işçi sınıfına dair kişiler ile gençliğin dirsek teması kurulacaktı.

Unutmamak gerekir ki sanayi devriminin ilk yıllarında burjuvazinin hat safhaya çıkan baskıları karşısında işçi sınıfı sadece ortaya çıkan eylemler bazında kurdukları komiteler neticesinde bugünkü durumuna gelmiştir.

3.3. Gençlik Adına Bir Belirleme

Başka bir belirleme ise gençlik adına çok vahim durum arz eden, meslek seçimidir. Evet, biliriz ki bizler yıllar yılı hep istediğimiz mesleği yapıp bu alanlarda uzmanlaşmak isteyen düşünceleri barındırırdık hayallerimizde. Ama sürecin gençliğe dayattığı şey artık tamamen ikiyüzlülüktür bu noktada. Unutmayalım ki eskisi gibi üniversite kazanan öğrencilerin tercih kriterleri artık eskisi gibi değildir, değişmiştir. Tercihleri etkileyen ilk nokta ne kadar işbuluna bilirlik olduğudur. İkinci olarak iş bulabilse bile bu meslek ne kadar maddi gelir sağlayabileceği ve toplumda ne kadar üst seviyelere otura bileceği kriterleridir. Üçüncüsü ise mesleğin ne kadar süreklilik arz ettiğidir. (Bu kriter pek aranmasa da yüreklerde yatmaktadır. Çünkü neoliberal politikaların dayattığı esnek çalışma koşulları artık süreklilik arz eden işleri tarihin çöplüğüne karıştırdı).

İşte tün bunlar olurken işin bambaşka bir yanı ise şudur ki emekçi çocukları eğer ki bir dershane desteği alıp bir üniversiteye gitme olanağı yakalıyorlarsa ile baktıkları kriterleri bir iş bulup okuya bilme ihtimalinin olduğu yerler ve okullardır. Yani okula giderken bölüm önemli değil alternatif bir üniversite diplomasına sahip olup bulduğu herhangi bir işte çalışmak. Tabi ki de ülkemizin hepsi bu durumda değil hala, çünkü devlet yapısına apışıp bürokrasinin ve devlet memurluğu içinde garantili kitleler hala bahsettiğimiz ilk iki seçeneğe göre tercih etmekteler eğitim yaşamlarını. İşte tüm bunların ışığında söylenebilecek en kötü sonuç şudur ki tamamen yozlaşmış bir toplum ve her türlü kirliliği içinde taşıyan bir gençlik yığını oluşmaktadır. İş yaşamında bir yerlere gelmek için her türlü iki yüzlüğü sergileyen ve bir insanın veremeyeceği ödünleri verip insanın kendine yabancılaşmasının en kötü örneğini sergileyen bir hal almaktadır. Tabi ki kendine yabancılaşan insan topluma doğaya ve kendi emeğine de öz olarak yabancılaşmaktadır.

3.4. Nasıl Bir Hareket İlkesi

Bahsettiklerimizin ardından bu istemlerin nasıl bir örgüt temelinde olacağı sorusuna hemen ilkelerimizi koymalıyız.

a. Tüm çalışmalar sırasında gerek öğrenci gençlik gerekse işçi gençlik hiçbir kapitalist bürokrasi ile uzlaşma karakteri gösteremez.

b. Yapılan mücadele sırasında ne suretle olursa olsun proletaryanın devrimci ve enternasyonal yapısı reddedilemez.

c. Elde edilecek geçici ya da ufak çıkarımlar sureti ile de olsa hiçbir milliyetçi, yurtsever, ulusalcı karakterde yapıyı içinde yeşertip büyütemez veya dâhil olamaz.

d. Ne olursa olsun dünyada gelecek olan komünist ışığa olan inancını yitirmemeli ve komünizme giden yoldan Marksizme olan inancından sapma göstermemelidir.

4. Gençlik Mücadelesine Ortak Olacak Kitleler

4.1. Öğrenci Hareketine İttifak Olabilecek Kesimler

Buraya kadar bahsettiğimiz nokta genel anlamda yazılarla geçiyordu. Buradan sonra bahsedeceklerimi biraz daha somutlaşacak ve gençlik hareketi mücadelesini verirken iç içe olması gereken alternatif yığınları ve örgütlenmelerden bahsedeceğiz. Evet, ilk olarak öğrenci gençliğe dair düşüncelerimizden bahsedelim.

a. Öğrenci hareketi yukarıda bahsettiğimiz mücadelesini örerken, yan yana yürümesi gereken yığınlar öğrenci dernekleri etrafında (alternatif eğitim örgütlenmelerinde) örgütlenmiş öğrenci velileri olmalıdır. Çünkü unutulmasın ki öğrenci velileri de istemeseler de çocuklarının çektikleri bu sıkıntıları dolaylı olarak yaşayan insanlar. Şöyle ki çocuklarının bugün sağlıklı ortamlarda barınması, beslenmesi ve sağlık ihtiyaçlarının tam olarak karşılanıp karşılanmamsı sorunu beyinlerini yoğun olarak meşgul ediyor.

b. İkinci olarak öğrenci hareketi her türlü bilim ve öğrenim sorununa dair akademik istemelerinin savaşını verir iken ülkemizde ki eğitim bilim ve eğitim emekçileri ile yan yana durmalıdır. Çünkü unutulmamalıdır ki eğitim sorunu da diğer alternatif problemler gibi bağlaşıklığı olan problemlerdir. Ama unutulmamalıdır ki bugün Türkiye de eğitim ve bilim emekçilerinin örgütlülüğü sadece sendikal düzeydedir ve buda mücadelede olmaması gereken şekildedir yani paramparçadır. Hem unutulmamalıdır ki bugün ülkemizde memur sendikası olarak geçen KESK genel yapısı itibari ile ilerici vasıflarını yitirmektedir. Üyelerini devlet memurların oluşturduğu bu sendika genel yapısı artık devletle uzlaşmaz çelişkiler taşımamaktadır. Çünkü devletin küresel sermayeciler tarafından tasfiye edilmesi sürecinde (özelleştirmeler ve küreselleşmeye entegre olabilmek ile) bu tür memur kitleleri devletin yanında yer almaktadırlar. Evet., bu düşünce nihayetinde yıllar yılı devrimci, komünist ve ilerici kitlelerin kamulaştırmacı olmayı savunmaktan ileri gelmesinden kaynaklanan bir sorundur. İşte bu sebeplerden dolayı öğrenci gençlik bu alanda bilim ve eğitim emekçileri ile bağlaşıklık sağlarsa en azından devrimci hareketin yanında taraf tuttura bilir devlet yanlılarını. Ve yoğun ilişkiler sağlanırsa devletten pay alıp sınıf bağlılaşıklarına yabancılaşmış olan bu kitlenin öze dönüşü sağlanabileceği konusunda karamsar değilim. Yani burada aktif rolde dinamizmini yitirmemiş ve devrimci karakteri ile savaşa hazır ve yığınları harekete geçirme içgüdüsü ile heyecanlı öğrenci gençliğin önünde zorunlu bir görev olarak durmaktadır. Unutmamak gerekir ki gelen süreç artık net saflaşmaların yaşandığı keskin bir dönemdir.

c. Üçüncü olarak öğrenci hareketi Ülkemizde İşçi sınıfı partisi ve ekonomik örgütü olan sendikalar ile birlikte hareket edip bulundukları üniversitede örgütlü olan (ya da örgütlü olması gereken) emekçiler ile birlikte, zor kullanması gerektiğinde yan yana durabilsin. Bu sendikalarla yan yana ve iç içe girsin ki gerek işçi sınıfı ile olan bağlaşıklığı artsın gerekse zor kullandığı zaman mücadelesinde farklı yelpazelerinde desteğini duyurabilsin.

4.2. İşçi Gençlik Hareketine İttifak Olabilecek Kesimler

Yukarıda bahsettiğimiz öğrenci gençliğin mücadele dostlarından sonra işçi gençlik için gereken mücadele ittifaklarına gelelim. Genel anlamda ülkemizde işçi sınıfının içinde yer alan genç işçiler mücadele içinde yoğunlaşmadığı için önerilerimiz hep örgütlenmelerine dair olmaktadır. Ancak genç işçilerin devrimci bir gençlik mücadelesi içinde alacakları yer elbet ki ekonomik örgütleri olan sendikalarıdır ve asıl mücadele alanları işçi sınıfının partisi olan Gerçek Komünist Partisidir. (Gerçek, diye özellikle vurgulamamızın amacı bugün kendi partilerini Maoculara kaptırıp, iki yüzlülük ile ve hırsızlığı aşikâr hala getirerek Türkiye Komünist Partisi ismini çalan isim hırsızlarının varlığındandır.)

5. Devrimci - Komünist - Genç Vasıfları

Son olarak bahsetmemiz gereken sorun değişen dünyada bahsettiklerimizin yapılabilirlik kazanmasında bizlere birçok artı kazandıracak olan değişen dünyada yeni devrimci- komünist genç tarifidir. Kapitalizmin küreselleştiği ve sermayenin artık sınırları yok saydığı şu dönemde gelecekte Komünizmi örecek olan biz gençlerin yetkinleşmesidir. Yani gelişen dünyada hep bahsettiğimiz sınırların kalkması, Enternasyonal ve uluslar arası mücadele birlikleri gibi kavramları yaşama geliştirmek ve daha hızlı, etkin ve topyekûn hareketi öre bilmek adına üzerimize düşen görevlerimiz var.

İlk olarak;

a. Çok iyi derecede bir yabancı dil bilmek zorundayız. (Bugün için tüm dünya halklarının entegre olmasından dolayı bu dil şimdilik İngilizce olarak karşımıza çıkmaktadır.) Bir yabancı dili bileceğiz ki yurt dışında var olan alternatif komünist hareketler hakkında enformasyonumuz olsun ve dünyadaki mücadele ağından kopmadan eş zamanlı hareket yeteneğini geliştirelim.

b. Çok yüksek derecede bilgisayar hâkimiyeti ve internet kullanmalıyız. Günümüzde bilimsek teknolojik devrimin en büyük armağanlarından birisi internettir ve sermayenin tahakkümü altında iken bile dünyayı bize sunmaktadır.

c. Teknolojiden sınırsız faydalanmak zorundayız. Evet dostlar, dünyanın bugün gelmiş olduğu sınır artık son noktadır. Şöyle ki çağımız kapitalizmden komünizme geçiş çağıdır, bu demektir ki yeryüzünde üretimin gelişebileceği kadar ileri gittiği demektir kapitalimin altında. Bundan sonra ilerlemesi ancak ve ancak komünizmde mümkündür. İşte bizler kapitalizmin sınırlı geliştirebildiği teknolojiyi bile son sınırına kadar kullanıp yaşamın kolaylıklarını halkada teşhir etmeliyiz.

d. Evet, bir başka edinmemiz gereke özellikte meslek konusundadır Günümüz insanın edinmesi gerek en büyük özellik ise en az bir meslekte danışılacak kadar uzmanlaşmaktır. Öyle ki gelişen dünyada alternatif olarak türeyen bu kadar meslek arasından birinde uzmana olmamız ve birkaç meslek hakkında da bilgi sahibi olmamız gereklidir. Unutmayalım ki bizim toplumda sevilen ve aranan insanlar olmamız çekim merkezi olan örgütler yaratmamıza daha yardımcı olacak özelliklerimiz olacaktır.

e. Son olarak diye bilirim ki gençlik mücadelesinden geçip gelen ve yaşamı sürecinde komünist devrimci mücadelede kopmadan ilerleyen insanlar olacağımız için bir bilim dalında uzmana olamayacağımız aşikâr olsa da derinlemesine bilgi sahibi olmamızın bizlere yaşamda çok fazla getiri sağlayacağı kanısındayım. Unutmayalım ki gelişen dünyada bugün kapitalizmin fütursuz kullanması sonucu doğanın yok olması karşısında yürütülen mücadele de bizlere yardımcı olacağı kanısındayım. Şöyle ki dostlarımızın bir çoğunun ekoloji hakkında bilgi sahibi olması ve mücadelede ki daha teknik noktalara alçım getirip mücadeleyi bu şekilde örmesi verimli olacağı kanısındayım. Yani bizler artık entelektüel kimlik taşıyan insanları yargısız infazdan kaçınıp bir şekilde devrimci mücadele için dâhil etmeliyiz. Artık bu savaş tüm insanoğluna malolması gereken bir savaştır ve herkes dâhil edilmelidir.

Sonuç Olarak

Sonuç olarak gençlik mücadelesine kendi penceremizden bakmaya çalışırken eksiklikler olabileceği kanısındayız. Çünkü bugün gençliği incelerken sokaklarda yaşayan ve rehabilite edilmesi gereken binlerce gençte bizim gencimiz ve onların sorunlarına dairde birkaç söz söylememiz gerekirdi. Ancak tüm hepsi hakkında yazamasak da sonuçta söyleyecek sözümüz tektir. Tüm isteklerimizin bu sitemde  (Kapitalizmde) karşılanması mümkün değildir. Yani bizler kapitalizmden bize veremeyecek olduklarını istiyoruz ve istediklerimizi almak içinde tek çarenin devrimden geçip Ancak ve ancak komünizim’de mümkün olduğundan zerre kadar şüphe duymuyoruz. İşte komünizme kadar Marksizmin bize tuttuğu ışıktan ayrılmadan ve bu yolda kazanana kadar gideceğimize eminiz.

Yaşasın Marksizmin ışığında savaşan Komünistlere,

Selam olsun yeryüzünü tekleştiren Marksistlere,

10 Ağustos 2007


(*) Unutmamalı ki Türkiye gerçeğinde yapılan siyasette bir dönem örgütler ve örgütleri temsil eden bireyler sempatizanlarını yanlarında tutabilme adına kişisel, örgütsel birçok ödünler vermişlerdir.