Ana Sayfaya Git  Son sayi index sayfasina git...    

 

  GERÇEKTE 1 MAYIS ARTIK MEYDANLARA SIĞMIYOR    MİLYONLARIN BEYNİNDE YÜREĞİNDE KUTLANIYOR 

Burjuvazi,  işçi sınıfına çaktırmadan yaranarak ayakta durma savaşı verirken,sınıf hareketinin muhasebesinde TKP, nicel gücünün çok çok ötesinde, düşünsel, nitel katkısıyla önemlidir. Bunun önündeki engeller düşünülmeli, açıkça tartışılmalı ve giderilmelidir.

1 Mayıs, işçilerin birlik, dayanışma ve mücadele günü olarak anılır. Dünya işçi sınıfı her gün birlik, dayanışma ve mücadele içinde olduğuna ve olması gerektiğine göre, 1 Mayıs’ın bu anlamı semboliktir. Bu sembolikliğin içinde sınıf mücadelesinin bütünsel bir muhasebesini yapmak da önemli bir ağırlık taşır. Dönemecine göre, muhasebe yıllık da, on yıllık da, yüz yıllık da olabilir. 1 Mayıs 2000, kuşkusuz daha geniş kapsamlı bir muhasebe gerektirmektedir.

Görünüş aldatıcıdır

Binyılın dönemecinde, dünyada ve Türkiye’de sınıf mücadelesinin, anlaşılması en can alıcı önem taşıyan özelliği, görünüş ile gerçeğin birbirine taban tabana zıt olduğudur. Gerçekle görüntü hep aynı olsaydı, bilime gerek kalmazdı. Görünüşe takılmayıp gerçeğe ulaşabilmek için bilimsel, yani Marksist bakış açısına büyük bir ihtiyaç vardır.

Görünüşe bakılırsa, işçi sınıfı güçsüz, zavallı bir konumdadır. Grevlerde dünya çapında düşüş var. Sınıf ne alanlara çıkıyor, ne muazzam sol belgiler atıyor. Özellikle, yıllarca sarkık faşist bıyık ile sol kimlikli pos bıyık arasında biçim savaşlarının yaşandığı Türkiye’de, güzel pos bıyıklı işçi sayısında da büyük bir azalma oldu. Uzun saçlı, eli gitarlı işçi gençler türedi. Sattılar bıyık mücadelesini...

Burjuvazi ise ya aptal ve deli, ya da ilericiliğin öncülüğünü ele geçirdi. Bakıyoruz dünya çapında barış, adalet, insan hakları, çevre, doğa vb. vb. diye çırpınıyor. Hep insanlar ölmesin diye, birilerini birilerinden kurtarmak için uğraşıyor ama ne hikmetse oluk oluk kan akıyor. Burjuvazinin Türkiye’deki parçası, durduk yerde demokratikleşme diye kıvranıyor. Demokratikleşmeden yana cumhurbaşkanı çıkarmak için, sanki biz engel oluyormuşuz gibi, ha bre uğraşıyor.

Ne raslantıdır ki, 1 Mayıs’ın hemen öncesinde Milli Güvenlik Kurulu bir açıklama yapıyor ve milletimizin mutlu bir gelecek kurmak için huzur içinde, birlik beraberlik içinde çalıştığının gözlendiğini duyuruyor. Biz de tam, eh, artık deyip, milli birlik için elimizi karanlığa uzatacakken, bir de ne görelim: GalatasarayLeeds maçından sonra bile, köprüden intihara kalkışan Fenerbahçeli, adeta, kör bir kurşuna hedef olmamak için evinde pencerelerden uzakta oturup, gürültü kirliliğine ve kutlamanın vahşiliğine küfür eden milyonlara tercümanlık ediyor. Yani Galatasaray’ın golleri bile ortak bir milli huzur yaratmaya yetmiyor...

Görünüşe takılmayıp gerçeğe ulaşabilmek için bilimsel bakış açısına, Marksizm’e ihtiyaç olduğunu söyledik. Başka bir deyişle gerçek her zaman aşikar bir biçimde ortada olmayabiliyor. Ama gerçek, yerin yedi kat altında da değildir, her zaman şöyle ya da böyle yansıyordur. Yeter ki biz, neyin nereden nasıl yansıdığını anlayabilelim. Bilim işte bunun için gerekiyor. 16. yüzyıldan beri tanıdığımız burjuvazinin yukarıda saydığımız türden “pozitif” gösterişli uğraşları, büyük bir korku duyduğu işçi sınıfının devasa gücünü yansıtan bir aynadır. Burjuvazi işçi sınıfına çaktırmadan yaranarak ayakta durma savaşı veriyor. Asıl güçsüz ve zavallı durumda olan odur. Asıl büyük güç ise dünya işçi sınıfıdır.

Bıyık savaşlarından beyin savaşlarına

Bıyık savaşlarına geri dönecek olursak. 1970*1980 yılları arasında TSİP Genel Başkanı Ahmet Kaçmaz’ın bıyığı en güzeliydi. Ama n’oldi? Bıyık devrim getirmedi. Güzel bir gelişme yaşıyoruz. Nitelikler artık beyinlerde yüreklerde aranmalıdır. Eskiden faşistleri simgeleyen sarkık bıyık, artık onları simgelemekten çıkıyor. 1 Mayıs da artık yalnızca belirli bir günde, belirli bir alanda belgi bağıran insanları simgelemekten çıkıyor. Evet 50 bin kişi eyleme katıldı ama Türkiye nüfusunun büyük çoğunluğu 1 Mayıs’tan yanadır.

Bu yıl sendikalar resmi tatil istediler, kabul edilmedi. Bu, durumları ters yansıtma oyunudur. Gelecek yıl 1 Mayıs büyük olasılıkla resmi tatil ilan edilecek. Buna mecburlar. Mecbur olduklarını gizlemek için, istendi istendi vermedik, ama haydi verelim deyip, sözde lütuf yapacaklar.

Sosyal bilimlerde bir kural vardır. Birşey bir kez ortaya çıktıktan sonra, çok basitmiş gibi görünür. Gerçekten de ortada çok basit gibi görünen bir durum var. Burjuvazi güçlü numarası çekiyor, bunun böyle olduğunu sergileyici türden oyunlar oynuyor. Yalancı şahitliğini de sol harekete yaptırıyor. Örneğin, faşizm var diyenlere gerçekten faşist gibi davranıyor ki onlar bu fikrin propagandasını yaparak burjuvaziyi ürkütücü göstersinler.

Halk bu numarayı yemiyor, haklı olarak durumları şaşırtıcı, garip buluyor ve dolayısıyla da konturpiyede kalıyor. Böyle bir nedenle halk, yapılan ne idüğü belirsiz baskıya anında karşı çıkamayınca, sol bu kez başlıyor, halk geri, cahil, bilinçsiz diye konuşarak yine burjuvazinin istediği propagandayı yapmaya. Sanal ortam yaratılıyor. Sol, burjuvaziye dönüp de, sen neye güveniyorsun, ezici çoğunluk sana karşı, amma da yüzsüzsün dese, ortam birden gerçeğe dönüşecek. Gerçeğe dönüştüğü anda halkın üzerine polisi de orduyu da süremezler. Ordunun tabanı açıktan halka saldırıyı reddeder, polisi ise halkın elinden “biz bile” kurtaramayız. Polis vatandaş çok zor durumdadır, artık korkudan saldırmaktadır.

Dünya çapında sermaye büyük bir açmaz içindedir. Oyunlarla işini yürütmektedir. Türkiye’de bu daha da geçerlidir. Zayıf halka Türkiye emperyalist olana kadar zincir çürüdü. Dolayısıyla bu kez de o yüzden, yine zayıf halkadır.

Dünyada sayılı birkaç ülke dışında herkes emperyalist oldu ya da olmak üzere. Bu, emperyalist zincirin zayıf halkası kavramındaki özelliklerin emperyalist zincirin tümünde yansımaya başlaması demektir. Iç savaşı önlemek için emperyalist olacaksın sözü artık dünya için geçerlilik kazanıyor. İyi de, nereye doğru emperyalistleşecekler? Merih’i mi sömürecekler?  

Bu ve bunun gibi, dünya çapında önem taşıyan, yoldaşça tartışılması zorunlu olan çok konu var. Var olmasına var da, partide  bazı yoldaşlarımız ne yapıyorlar?

Asıl tartışılması gerekenleri neden tartışamadığımızın açık tartışılması gerekiyor.

Sözünü ettiğimiz önemli konuların bir bölümü Sosyalizm Nedir kitabında dile getirildi. Kitaptaki fikirler yanlışsa eleştirilmelidir, doğruysa, zincirleme, programatik birçok yargı gözden geçirilmelidir.

R.Yürükoğlu’nun Büyük Dönemeç başlıklı yazısı da çok önemli bazı konuları gündeme getirmektedir.

Hem kitabın, hem yazının ana fikirlerine şiddetle katıldığım halde, konunun daha da gelişmesi, ya da gerekçelendirilmesi açısından tartışılmasında yarar gördüğüm birçok yan var. Bu da çok doğal. Ama bazı yoldaşlarımız, bilerek bilmeyerek, yersiz konularla bu tartışmanın önünü tıkıyorlar.

Bir kez, komünist kişi ve gurupların çoğunun İşçinin Sesi kadrolarından beklediği, sınıf hareketinin önünü açıcı fikirlerin, dayatma biçiminde değil, tartışılabilirliğin dinamizmi içinde getirilmesidir. Bu haklı ve iyi bir beklentidir. Bunun önündeki engeller neyse herkesçe bilinmeli ve giderilmelidir.

İkincisi, sınıf hareketinde en başta fikirsel düzeyde olmak üzere, her açıdan çok önemli rolü olmuş bir örgüt neden kendinden beklenenleri yerine getirmekle (örneğin RY’nin yazdıkları) getirmemek (örneğin yazılanların tartışılması yerine hiç yeri olmaması gereken konuların gündeme getirilmesi) arasında bocalıyor? 1 Mayıs 2000’de sınıf mücadelesinin muhasebesi bizim partimizdeki durumlar dışlanarak yapılamaz.

Üçüncüsü, 1974’ten beri İşçinin Sesi’nde doğru ya da yanlış, ama her durumda en temiz fikir namusuyla yazı yazdım, bundan sonra da ancak böyle yazabilirim. Fikir namusum, tartışılması gerekenlerin neden tartışılamadığının açıkça tartışılması yönünde baskı yapıyor. Bu nedenlerle, kendimce bir başlangıç yapacağım. 

Bir yazı çıkıyor, artık legal çalışmanın gerekli olduğunu dile getiriyor. Buna fikirsel düzeyde olumlu ya da olumsuz fazla bir tepki gelmiyor, ama şöyle bir olay oluyor: Eski sempatizanlardan bir vatandaş yazıyı okuyor ve çok beğeniyor. O akşam içki içiyor ve sarhoş olarak, yanındakilere, legal parti kurup sizden hesap soracağız türünden birşeyler söylüyor. İçkinin etkisiyle söylenen bu söz, orada bulunan biri tarafından bir başkasına aktarılıyor ve oradan da dönüp “siz bizden habersiz legal parti kuruyormuşsunuz” diye geri geliyor. Fıkra bile olamayacak kadar trajikomik bir olay.

Ayrıca, hepimiz bir konuda yargıya varmadan önce iyice  araştırıp öğrenmekle yükümlü değil miyiz? Gereksiz yere gündeme sürüklenen başka konularda da aynı haksızlığın yapıldığının farkında değil miyiz? Haksızlığa karşı haklılık için mücadeleye soyunmuş bizler böyle haksızlık yaparsak, bu halk bize neden ve nasıl güvensin?

Açıkçası, 10. kongreden bu yana, parti olarak, son derece önemli  zaman ve enerji kaybettiğimizi düşünüyorum. Ancak kanımca o konular da eğer noktalanmayacaksa açıkça tartışılsın. Tartışılsın ki tükenip son bulsun.

“Asıl tartışılması gerekenleri neden tartışamadığımızın açık tartışılması gerekiyor” dedim. Ben gündeme getirilen yersiz ve mesnetsiz konular yüzünden asıl önemli konuları tartışamadığımızı söylüyorum.

1 Mayıs’da muhasebe yaparken böyle bir yazı yazarak,  TKP sınıf hareketinin muhasebesinde, nicel gücünün çok çok ötesinde, nitel, düşünsel katkısıyla önemlidir diyorum ve bu katkının önünün tıkanmaması dileğiyle tüm yoldaşların 1 Mayısı’nı kutluyorum.