Ana Sayfaya Git  Son sayi index sayfasina git...   

 



1 Mayıs 2000 Kutlu Olsun!

 

Dünyada ve Türkiye'de emekçiler için öylesine kötü ortamlara, olaylara ve sıkıntılara tanık olunuyor ki, yaşanan toplumsal ilerleme ilk bakışta göze görünmeyebiliyor, yaşamın adeta gerilediği sanılabiliyor. Örneğin, Türkiye'de 1 Mayıs 2000'de yüzbinler, kızıl flamalarla, gür sloganlarla Taksim Meydanı'na akın etmeyecek, öyleyse 1977'nin de gerisindeyiz diye düşünülebiliyor.


Doğrular her zaman gözle görülen yüzeysellikte olsaydı, bilime, bilimsel yaklaşıma hiç gerek kalmazdı. Kalıplara, biçimlere, görüntülere takılmadan, işin özünü yakalamak gerekiyor.


Günümüzde yüzbinler, kızıl flamalarla, gür sloganlarla Taksim Meydanı'na akın etmeyecek ama 1 Mayıs artık on milyonlarca emekçinin beynine,  gönlüne kök salmış durumdadır. 1977'de ayrı duran sendikalar, şimdi 1 Mayıs'ın resmi tatil olması istemini, beraberce ve sanki en doğal hakmış gibi ortaya koymaktadır. Sermayenin sol partileri epey zamandır 1 Mayıs'a sempatiyle bakıyor görünüyorlardı, ama artık neredeyse sermayenin sağ partileri de, Türkeş'in Nazım'dan şiirler okuması gibi, 1 Mayıs yanlısı kesilecekler. Gerçekte, 2000 yılında, işçiler emekçiler olarak 1977'nin çok çok ilerisindeyiz. Sermayenin tek geçerli silahı, işte bu gerçeğin üstünü örtmek, bizim yüzümüzden atmak zorunda kaldığı bazı ileri adımları kendine maletmektir.


Her ileri adımın kaynağında biz varız. Türkiye'ye demokratikleşmeyi dayatan Avrupa Birliği ise, neden 12 Eylül 1980'de zindanlar tıka basa doldurulduğunda, baskı işkence doruğa çıktığında Avrupa devletleri Türkiye'yi sıkıştırmadılar? Neden 12 Eylül uygulamalarını yargıya açacak değişikliklerden şimdi söz ediliyor? Hem de cumhurbaşkanı olmaya aday gösterilen, yıllardır anayasayı uygulama görevini sürdüren kişi tarafından...


Bu gibi olgular, Türkiye'ye demokratikleşmeyi dayatanın, Avrupa Birliği ya da Amerika olmadığını, her yerde demokratikleşmenin tek kaynağı olan dünya emekçileriyle birlikte işçi sınıfımız ve emekçi halkımız olduğunu çok güzel kanıtlıyor. Gücümüzü bıyık, flama, slogan, mitinge katılanların sayısı gibi biçimsel göstergelerle değil, en başta beyinlerdeki düşünce ve gönüllerdeki sevgi ve kararlılıkla ölçmek gerekiyor. Sermaye, bizi sıkıntılar içinde süründürüp günlük sorunlarla oyalarken, bizim gücümüzü bizden daha iyi ölçüyor.


Yeni bir binyılın ve yüzyılın eşiğinde, günlük yaşamımızın giderek kötüleşmesi, sıkıntılar içinde sürünür duruma gelmemiz, küresel emperyalizmin yerli yabancı her türünün, köşeye sıkışmışlıktan, artık yalnızca emeğe değil insanlığa düşman konuma gelmiş olmasının bir yansımasıdır. Buna karşı atılacak en önemli adım, dünya işçilerinin ve emekçilerinin küresel birliği içinde, kendi kollektif gücümüzün farkına varmaktır. Tüm insanlığın, doğanın, bilimin ve sevginin kurtarıcısı olarak işçi sınıfının, gelecek yüzyılda tarihin gidişatına, emek sermaye ayrımının küresel çapta kalkacağı, her bir bireyin mutlu olacağı, her gün 1 Mayıs gibi olacağı için belki 1 Mayıs'ın bile kutlanmayacağı bir insan toplumuna doğru yön vermesi dileğiyle 1 Mayıs 2000 kutlu olsun.

TKP

Merkez Komitesi
Nisan 2000