TEK SINIF TEK SENDİKA
Günümüzde dünya
ölçeğinde sendikaların kan kaybetmesi sürüyor. Türkiye sendikal
hareketi de bundan nasibini fazlasıyla alıyor. Bunun yanı
sıra, sendikal rekabet de sınıfa zarar veriyor. Işçi sınıfının
en büyük silahı, toplumdaki niceliğidir. Bu silahı doğru
kullanabilmenin anahtarı da, sınıfın genel çıkarlarını
öne koyan, onu ana düşmana karşı mücadeleye yönelten anlayıştır.
Bu doğru yerine oturmadığında, hak kayıpları hızla
artar. Bununla da kalmaz, işçi sınıfının içindeki çelişkiler
yoğunlaşır; bu durum sınıfı yorar ve böler. TKP yıllardır
bu doğru görüşten yola çıkarak, her iş kolunda tek
sendika, ülkede tek konfederasyon önerisini ardıcıl olarak savundu. Profesyonel
sendikacılar bu öneriye hep kulak tıkadılar, sendikal rekabeti,
küçük dükkancılığı hep azdırdılar. Oysa açıkça
görülüyordu ki, bu rekabet, sınıfın genel çıkarlarını
öne çıkarmak yerine, rekabetçilerin öznel çıkarlarını
öne getirdiği için, sendikal hareketin ivme kazanmasını önlüyordu.
Buna karşı ise, sendika bürokratları, kan kaybetmeyi yürürlükteki
yasalara yüklüyorlar ve “bu yasalarla 10 yıl sonra ülkede sendika
kalmaz” diyorlardı. Gerici yasaların mücadeleyi zorlaştırdığı
doğrudur ama bu temel neden değildir. Yaşanan
bu erime süreci giderek öyle tehlikeli bir durum aldı ki, bürokrat
sendikacılar, istemeye istemeye de olsa, birlik konusu öne getirmek
zorunda kaldılar. Ve nesnel yaşamın zorlamasıyla, 27 Ocak
1999’da, Türkiye’deki 6 konfederasyon bir araya gelerek önemli kararlar
aldılar. Bu kararların
en önemlisi, tüm çalışanların aynı iş yasasına
bağlı olmaları ve tüm alanlarda örgütlenmiş tek
konfedeasyon için çalışmayı öne alma kararıdır. Yani,
“tek iş yasası ve tek
konfederasyon.” Yaşam, yıllardık bu belgiyi, çeşitli
eleştiriler altında tek başına savunan TKP’nin hattını
doğrulamıştır. Ancak iş
burada bitmiyor. Şimdi bu hedefin, sendikacıların yer kavgaları
nedeniyle hasıraltı edilmesini önlemek ve
“tek sınıf, tek sendika” doğrusunun yaşama geçmesini
sağlamak gerekiyor. |