Ana Sayfaya Git  Son sayi index sayfasina git...    

PETROLÜN DEGERI,HAYATIN DEGERI

Petrol ve gaz boru hatlari emperyalist ülkelere kan tasiyan damarlar gibidir. Emperyalist ülkelerin son zamanlarda Iran hükümetine yaklasmasinin ve Humeyni’nin basini çektigi Iran uzlasmazlarinin Salman Rüsdü konusunda herhangi bir gelismenin önüne geçmesinin arkasinda yatan da budur.

CEM DERINDER

Bu is gerçekten de bitti mi?

24 Eylül 1998’de ingiltere ve Iran New York’taki BM binasinda Salman Rüsdü için konulan ölüm fermaninin kaldirilmasi anlasmasini imzalarken, yazarin kendisi için kesin bir sonucun basarildigindan emin gözüküyorlardi:

‘‘Tüm söyleyebilecegim, bunun iran’la konsensusla yapildigi izlenimidir. iran’da buna herhangi bir muhalefet var gibi gözükmüyor.’’ (25 Eylül 1998, The Dail Telegrah gazetesi)

Iran Disisleri bakani Kemal Harrazi bildirisinde, ‘‘Iran islam Cumhuriyeti hükümetinin ne böyle bir niyeti vardir, ne de Seytan Ayetleri kitabinin yazari Salman Rüsdü, ya da kitapla ilgili diger kisilerin hayatini tehdit edecek bir eylemde bulunacak, ya da baskalarinin yapmasina da destek vermeyecektir’’ demistir.. (agy)

Birçok haber programinda ‘‘Rüsdü Olayi’’nin bitisi ve Iran ile büyükelçilik düzeyinde diplomatik iliskilerin yeniden canlanacagi ilan ediliyordu. Ancak daha sonra iki önemli sorun belirginlik kazandi. Birincisi, anlasma sürecinde Iran’dan çok ingiliz tarafi yelkenleri suya indirmisti. ingiliz hükümeti yazili degil, sözlü bir bildiriyi kabul ederek daha önceki isteklerinin çogundan vazgeçmisti. ikincisi, Iran politikalari hakkinda azicik bilgisi olan herkes için açik oldugu üzere, Rüsdü’ye yapilan tehdidin Disisleri Bakani tarafindan sözle kaldirilmasi, rüzgâara savrulan diplomatik bir kuru yaprakti. Bildirinin öncesinde de sonrasinda da çatlak sesler duyulmaktaydi. Bu, ayrilikçi Ayetullah Hameni taraftarlariyla, Baskan Muhammed Hatemi’nin daha ilimli tarafi arasinda süre giden savastan bir kareydi sadece. Anlasma, ilimlilar tarafindan bir hamleydi. Uzlasmazlarin denetimi altinda olan Iranradyosu ise, disisleri bakani Harrazi’nin BM’deki pozisyonundan geriledigini ileri süren bir yayin yapti:

‘‘Biz dininden dönmüs Salman Rüsdü’nin durumuyla ilgili olarak yeni bir pozisyon almadik... Aslinda, ingiliz hükümeti iran’la iliskilerini düzeltme karari aldi.’’ (BBC World Servis, 23 Eylül 1998)

Anlasmadan sadece iki hafta sonra iran’in 15.Kordad Vakfi en üst dini görevlilerce yönetilen bir kurum yazarin basi için 2.5 dolar milyon topladi. Ayetullah Hasan Sanayi, ‘‘ben kendim, vakfin baskani olarak fermanin yerine getirilmesi için 300.000 dolar katkida bulunuyorum’’ diye açiklama yapti. Rüsdü’nin davasini savunan bir insan haklari gurubu, Madde 19, hiç sasirmadiklarini iletti. Gerçek su ki hiçbir sey degismedi, Rüsdü hâlâ eski düzeyde koruma altinda.

Bu durumu daha iyi anlamak için Iran’in Rüsdü’ye yaptigi ölüm tehdidinin daha somut sosyal, politik alanda anlasilmasi gerekmektedir. Bu da iran’in yasayan hafizasindaki bazi deneyimlere dikkat çekecek tarihsel bir yaklasim gerektirmektedir.

Ölümsüz Fetva’nin dogusu

Fetva müslüman bir din lideri tarafindan yayinlanan ve takipçilerinin uymak zorunda oldugu bir yasadir. Kimilerinin, fetva’nin ancak onu veren dini liderin ölmesiyle geçersiz olacagini söylemesine ragmen, müslüman dünyada ve iran’da inanç daha çok fetvanin kaldirilamayacagi yönündedir. Ancak hangisi olursa olsun, bu fetva, fetvayi veren IranSia devriminin lideri Ayettulah Humeyni’nin ölümünden sonra ardindan gelen Ayetullah Hameni tarafindan da tekrarlandi.

14 Subat 1989’da Ayetullah Humeyni Iran radyosundan su konusmayi yapmisti:

‘‘Dünyanin gururlu Müslüman halklarina ilan ederim ki, Seytan Ayetleri adli islama ve Kuran’in peygamberine karsi olan kitabin yazari ve onun yayinlanmasina katilan herkes ölümle cezalandirilacaktir.’’ (25 Eylül 1998, The Times gazetesi)

Genellikle bu fetvanin ‘‘kitabi yayinlayanlari’’ da kapsadigi unutulmakta ve Rüsdü’nün yüksek düzeyde korunma altinda olmasina ragmen, yayina katkida bulunan digerlerinin saldiriya ugradigi, yaralandigi hatta öldürüldügü gözden kaçmaktadir. Kitabi italyancaya çeviren Ettore Capriolo saldiriya ugradi, Norveçli yayinci William Nygaard vuruldu, Japoncaya çevirmeni Hitoshi Igarashi biçaklanarak öldürüldü. Türkçeye çeviren Aziz Nesin vahsi Sivas katliami yanginindan son anda kurtuldu ama 35 kisi canini kaybetti.

Ama Rüsdü ve daha birçoklari, daha önce defalarca islami elestirmelerine ragmen, bu fetva neden verildi? Bu gibi durumlarda tahmin edilecegi gibi, neden, ortamin uygunlugudur. Ayetullah Humeyni ortamdan politik sermaye çikarabilecegini gördü. Kitap ona, Müslüman olmayan dünya ile büyük bir kriz yaratma imkani verdi ve ayni zamanda iran’i da islamin koruyucu lideri durumuna getirdi.Humeyni’nin Salman Rüsdü’nün ölümü için çagrisi bu iki önemli politik amaci yerine getirmek için bir araçti.

Birçok ülkede müslümanlar tarafindan Seytan Ayetleri’ne karsi gösteriler yapilmisti. Humeyni akilli bir sekilde bu radikal enerjiyi topladi.

Bombay’de bir müslüman aileden dogmus olan Rüsdü islamin gözünde sadece kafirlikten degil, döneklikten de suçluydu, dolayisiyla ölüm cezasi uygundu. Rüsdü, kavramsal olarak dogustan müslüman ama dinini degistirmis bir kisiydi, bati ve laik etkiler altindaydi, ingilere’de Cambridge Üniversitesinde islamin temeli üzerine çalismisti.

Bu sözünü ettigimiz radikal enerji nereden geliyordu? Humeyni’nin politik antenlerinin hissettigi bu durumun potensiyel temeli neredeydi?

Suç ve Ceza

Iran’la petrol tartismalarini anlasma yoluyla halletmeyi basaramayan Ingiltere ve ABD, 1950’lerde bir darbe girisiminde bulundular ve Musaddik’in devrilmesiyle iran’la Batili güçler arasindaki iliskiler uzun dönemli olarak bozuldu.

Iki kocaman ciltlik British Petroleum Tarihi kitabinda, MI6 ve CIA tarafindan kotarilan ve sirketin tarihinin en karanlik bölümlerinden biri olan 1953 darbesine ancak birkaç satir ayrilmis olmasi, bu yüzyilin en önemli küçümsemelerinden biri olmali. Sirketin tarihi, BP’nin, gelismenin önündeki en önemli tehlike ve iranlilarin Batidan radikal olarak yabancilasmasinin ana nedeni oldugunu göstermektedir.

Bagimsizlik için Mücadele

18.yüzyildan itibaren ingilizler, Rusya’nin genislemesi ya da Fransizlarin Hindistan’a ilerlemesi korkusuyla, Iran ve Irankörfezi bölgesinde ticari, diplomatik ve askeri olarak bulunabilmek için yogun çaba sarfetmiserledir. Dahasi, dönemin Sahlari iran’in kaynaklarini dis kontrole birakmak yolunda bir güçlük çikartmadilar. Bu asil olarak kendi yüksek harcamalarini karsilayabilmek için düsünülmüstü ama diger taraftan Iran yöneticilerinin giderek artan batililasma reformlarini dayatmalarinin da bir yoluydu.

Sonuç çürümüs bir kralliga karsi dinsel ve popüler bir tepki ve Batidan oldugu kadar Rusya’dan da gelen istenmeyen dis etkilerdi. Örnegin Nasreddin Sah bir ingiliz sirketine ülkenin tütün ticareti için tekelci bir ayricalik verince, önde gelen dini liderlerden biri olan Mirza Hasan Sirazi tütün kullanimini yasaklayan bir fetva yayinladi ve yasa yaygin bir sekilde kabul gördü.

Muhammed Ali Sah döneminde, 1909 yilinda cumhuriyetçi bir baskaldiri onu Rusya’da sürgüne zorladi. Ruslar ona askeri olarak yardimci oldular ve tahta dönmesini sagladilar ve ardindan da cumhuriyetçilerin umutlari 1907 yilindan varilan bir ingilizRus anlasmasiyla ortadan kaldirildi. ingilizler ve Ruslar buna göre yeniden sekillendirdikleri Iranüzerinde egemenlik ilan ettiler.

Mayis 1901’de zengin bir ingiliz olan William Knox D’Arcy’e, Sah tarafindan petrol arama izni verildi ve 1908’de de petrol bulundu. Bu, bölgede petrolün ticari olarak önemli miktarda ilk defa bulunusuydu dolayisiyla tarihsel olarak önemli bir olaydi. Böylece 1909 yili BP’nin dogusuna tanik old ve ardindan da ingilizIranPetrol sirketi kuruldu. Bu kaynak I. Dünya Savasi boyunca ingiliz donanmasinin yakit ihtiyacini karsiladi. BP’nin açikladigi gibi ‘‘hissedarlik sirketin islerine daha önce olmadigi sekilde bir politik boyut katti’’, 1987 yilina kadar ingiltere hisselerini elinde tuttu ve ondan sonra da küçük bir bölümünü bulundurmaya devam etti.

Tarafsizligini ilan etmesine ragmen Iran savasin etkilerinden zarar gördü. ingilizlerin petrol çikardigi alanlar ingiliz, Rus ve Türk ordulari için savas alaniydi.

Daha fazla ulusal bagimsizlik için halktan gelen istek, ingilizlerden rüsvet alan basbakan Vasik OdDowleh’in, 1919 yilindaki Lord Curzon’un ingiliz Iran anlasmasini kurumlastirmaya çalismasiyla basarilacak gibi gözükmeye basladi. 1919 yilinda Iran Kazaklarindan bir subay olan Riza Han’in zorla Sah’i devirip basa geçmesi ve Sah’in Avrupa’ya kaçmasiyla ingiliz korumasinda bir Iran fikrine karsi muhalefet hareket kazandi. Ancak o da, 1926 yilinda din adamlarinin muhalefeti nedeniyle Atatürk tarzi laik bir cumhuriyet kurma fikrinden vazgeçerek Riza Sah Pehlevi ünvanini aldi. Rus etkilerinden de, Batiyla anlasma yapma tehdidiyle korunmaya çalisti. Ama ayni zamanda Bati etkisini de redderek bir dereceye kadar ulusal bagimsizlik yaratmada basarili oldu.

Ama Riza Sah da halki ezerek hükmetmeye devam eden bir otokrat olarak kaldi. Toplumda degisiklik saglayan reformlari baski yoluyla uygulamaya çalisti ve din adamlarinin etkilerine de sert bir sekilde karsi çikti. Dolayisiyla Batidan kontrolün büyük bir ksimini geri alan Sah, bu ‘‘modernlesme’’ programiyla bu defa da içerden, uzun süredir yerlesmis olan Bati etkisini devam ettirdi.

Ardindan hicab, ya da peçenin 1936’da yasaklanmasiyla Sah’in laikligine karsi bildik geleneksel degerlere ve dine dogru hareketlenme basladi.

Kadinlar her zaman ahlakin kamudaki yansimasi olarak görülmüstür. Peçenin kaldirilmasi ve erkeklerle beraber kadinlarin da Tahran Üniversitesine alinmaya baslanmasi din adamlari tarafindan ulusun ahlakina yapilan bir saldiri olarak kabul edildi. Kum sehrinde taninmis müftülerden olan, ögrencileri arasinda Humeyni’nin de bulundugu Ayetullah Hüseyin Kumi ve Ayetullah Taki Bafki peçenin kaldirilmasina karsi bir kampanya baslattilar. Riza Sah birincisini Irak’a, digerini de Rey’e sürgüne yolladi.

Sah’a karsi toplumsal direnisi örgütlemede din adamlari hazir bir kanaldilar. iran’daki radikal islamin kökleri belki de kisinin kendine saygi ihtiyaci ve kisinin kendi karakterini dini bir miras olarak ileri sürmesindedir. Belki de Iranhalki bir zamanlar saygin olan ülkelerinin ‘taninmaz bir duruma’ düstügünü hissettiler.

Petrol için savas gerçekten basliyor

Sah, yönetimi için destek saglayabilme çabasiyla 1932 yilinda ingiliz Iran Petrol sirketinin imtiyazlarini kaldirdi. Bunlar bir sene sonra daha küçük bir alani kapsar sekilde ve iran’in hisselerini arttirarak yeniden getirildi. Bu iran’in her ne kadar yabanci teknik yardima ihtiyaci varsa da kaynaklarinin sömürülmesinde pazarlik gücü oldugunu gösterdi.

Ingiltere ve Rusya’yla iliskileri bu denli kopardiktan sonra, ticaret baglari ihtiyaciyla II. Dünya Savasi baslamadan önce Almanya, iran’in en önemli ticaret ortagi haline geldi. 1936’da adi Pers kralligi olmaktan iran’a degisen ülke tarafsizligini ilan etti ama savastan korunmada basarili olamadi. Alman sirketlerini çikarmasi istendiginde reddeden iran’a karsi düsmanlik büyüdü. 1941 yilinda Sovyetler Birligi’nin Almanya tarafindan isgal edilmesi müteffik güçlerin Avrupa ve Sovyet topraklari arasindaki tek geçisinin Iranüzerinden olmasi sonucunu getirdi. Böylece 26 Agustos 1941’de Iranayni zamanda batidan ingiltere ve kuzeyden Sovyetler Birligi tarafindan isgal edildi. Riza Sah tahttan çekildi ve yerini oglu Muhammed Sah’a birakti.

Savastan sonra Amerikalilar ve Ruslar daha Iran halki savasin ekonomik ve sosyal yaralarini sarmaya vakit bulamadan petrol haklari için iran’i bir taraftan digerine çekistirmeye basladilar. Yabanci karsiti duygular artik meclisin dis ülkelere daha fazla petrol arama hakki verilmemesi için yasa geçirmesine imkan tanidi. Ardindan 2’ye karsi 102 oyla kendi petrolünü kendisi çikarma karari aldi. Ancak savasin hemen ardindan Batinin iran’a karsi daha iyilesen tavri ve Rusya ya da ingiltere’ye nazaran cografi uzaklik nedeniyle Amerikan askeri yardimi kabul edildi.

Ancak, gelenek ve modernlesme üzerine iran’da kutuplasan görüslerin bir göstergesi olarak 1946’da Fayadani islami adli bir gurup, laikligi savunan ve Sia inancina saldIranünlü bir tarihçi olan Ahmet Kasravi’yi öldürdü. Bir diger anlasma da ingilizIransirketi tarafindan 1949’da yapilmisti ve uluscu muhalefeti daha da radikallestirdi. 1951 Mart’inda Fayadani islami, petrolü ulusallastirma yasasi geçirdi ve bu sirketin ingiliz ortagi ülkeyi terketti. Basbakanlik, ulusallastirma kampanyasini yürüten Muhammed Musaddik’a geçti. Petrol üretiminin düsmesinden ötürü Iranekonomisi hemen zarar görmeye basladi ama kamu destegi Musaddik’in politikalarinin ardindaydi.

Ancak ekonomik baskilar, ingiliz ambargosunun da etkisiyle daha da kötülesti ve bunlar Musaddik’in otokratik güç kullanarak karsi koymaya çalistigi rahatsizliklara etkide bulundu. Meclisin dagitilmasi din adamlarinin daha da yabancilasmasina ve dini etkilerin daha da radikallesmesine sebep oldu.

Iran Ingiltere Petrol sirketi iran’in petrolünü ulusallastirmasini Uluslararasi Adalet Divanina tasidi. Ancak en iyi hukukculari göndermesine ragmen ingiltere davayi kaybetti. iran’in, uluslararasi hukuka karsi davranmadigi söylendi. Zamanin ingiltere Yakit ve Enerji Bakani’nin görüsleri söyleydi:

‘‘Petrol gibi minerallerde Iran’lilar elbette bir telif hakkina sahiptirler ama bu yüzde 50 ya da daha fazlasina sahip olduklari haklari hiçbir katki yapmadan almaktadirlar.’’ (Mark Curtis, Gücün ihritaslari, sayfa.88, 1995)

Ingiliz Iran Petrol Sirketi daha sonraki tesebbüslerinde de Iran’dan istediklerini alamadi ve stratejileri karanliklasarak basbakan Musaddik’i hükümetten düsürmek ve bati taraftari Sah’i basa geçirmek amacina yöneldi. ingiltere’nin Iranbüyükelçisinin Musaddik’in Ulusal Cephe Partisi’sinin en politik bütünlük oldugunu ifade etmesine ragmen.

Amerikalilar ingilizlerin kayiplariyla özel olarak ilgili degillerdi. Ancak ingiltere Amerika’nin bölgedeki soguk savas korkularini kullanarak, bereber Musaddik hükümetini devirmeye koyuldular. Basbakanin tarafsiz tutumu, ‘‘komünistlere karsi zayiflik’’ olarak adlandirildi. ingiltere’nin yeni yaklasimi, Tahran’daki üstü örtülü islerden sorumlu olan MI6 ajani Christopher Woodhouse tarafindan su sekilde açiklaniyor:

‘‘Amerikalilar sorunu ingiliz Iran Petrol Sirketinin konumunu düzeltmek yerine komünizm olarak görürlerse bizimle çalismaya daha istekli olurlar. (C.M. Woodhouse, Birseyler Riskli, sayfa.110)’’

Elbette, Ingiliz hükümeti bu gerçegi örtmek zorundaydi. Disisleri Bakanligi,

‘‘(...) majestelerinin hükümeti uluscu bir Iran’a saldiriyor görüntüsünden her ne pahasina olursa olsun kaçinmalidir (M. Curtis, s.94)’’ diyordu.

Ingilizler ayni zamanda iki önemli tüccar olan Rasidiyan kardeslerle iliski kurdular. Bu ‘‘kardesler’’ operasyonda önemli görevler üstlendiler.

Zenginliklerinin yanisira, iki ayri yetenekleri vardi: Mecliste ve piyasalarda görüsleri etkileyebilirler ve daha da önemlisi Iransiyasetini etkileyen sokak çetelerini harekete geçirebilirlerdi.

Genis örtülü operasyonlar sürerken Musaddik’in güvenlik sefinin öldürülmesini de içeren daha sonraki darbe ‘Operasyon Ajax’ için planlar yapilmaktaydi. Her ne kadar BP tarihçisi bir dipnotta bu suçlamayi reddetse de Mustafa Elm ingilizIranPetrol Sirketinin bu son eylemi tesvik ettigini iddia etmektedir. Darbe CIA ve MI6 tarafindan örgütlenmis genis guruplarin gösterileriyle basladi. O zamanlar bir CIA ajani olan Richard Cottam tarafindan anlatildigi üzere:

‘‘Tahran’in kuzeyinden gelen ve darbede belirleyici olan sokak çetesi ücretli bir guruptu. Bunlar dolar karsiligi tutulmustu ve ödenen paranin mikltari oldukça yüksek olmus olsa gerek.’’ (M. Curtis, s.93)

Amerikalilarin bu karisikliklari, Komünist Tudeh partisinin Moskova’nin tesvikiyle bir baskaldirisi diye propaganda etmesi Musaddik’in halk destegini azaltti ve Sah’a karsi olan düsmanlik umursamazlik haline geldi. 19 Agustos 1953’de Amerika ve ingiltere tarafindan Musaddik’in yerine basbakan olarak seçilen General Fazullah Zanedi yönetimindeki güçler Musaddik’in evini koruyan güçleri sonunda yendiler. Ayni gün Zahedi Musaddik’in yerini aldi ve Sah Roma’daki otelinden çagrildi.

Londra’da ingiltereIranpetrol Sirketinin hisseleri borsada bir anda artti!

Musaddik’i hükümetten devirmeye yardim ettikten sonra Amerikalilar ve ingilizler simdi petrol için anlasma saglayabilirlerdi.

Simdi sirketin adi BP olarak degismis ve Uluslararasi konsorsiyumda iran’la hisselerin yüzde 40’ini alarak anlasma saglamisti ve bu Sah’in düsürülüsüne kadar devam etti.

Çok fazla modernlesme

Iran halkina yapilan hakaret iyice yükseldi ve korkunç totaliter bir yönetimle Sah’in ‘‘beyaz devrimi’’ ona uluslararasi alanda inanilmaz bir ‘‘insan haklari’’ kayidi sagladi. Sah modernlesme ve laik refromlarina devam ederken bireysel söz hakki özgürlügünü kisitlamaya devam etti. Toprak reformu ve kadinlarin özgürlestirilmesi, seçimlerin ne kadar özgür ve açik olmaktan uzak oldugu düsünüldügünde hiçbir sey ifade etmiyordu.

Ancak bu reformlar sürekli olarak otoritelerini kaybettiklerini gören ve müslüman geleneklerinin çöktügünü düsünen dini liderler için çok önemliydi. 1963 Haziran’inda Ayetullah Humeyni siddetli bir sekilde Sah’a saldirdigi konusmasindan sonra ayaklanmalara sebeb oldu. (Salman Rüsdü’nün basina ödül koyan 15.Kordad Vakfi adini bu ilk islami baskaldiridan almaktadir.) Kraliyetin tepkisi sert oldu ve Humeyni 14 yil boyunca Irak’ta sürgüne yollandi. islami direnisin tepkisi de sert oldu, 1965’de Fayadane islami Sah’in basbakani Hasan Ali Mansur’u öldürdü.

Durum elbette, Amerika’da Jimmy Carter’in insan haklari konusunda daha ‘‘hassas!’’ olan baskanligi süresince gösterdigi baskilara ragmen, sosyal ve politik olarak sallantiliydi. Daha liberal olan Ulusal Cephe Partisinin muhalefeti, sürgündeki dini liderin yeni kurdugu islami Devrim Konseyinden daha güçsüzdü ve 1 Subat 1979’da Humeyni Tahran’a muhtesem bir karsilama esliginde döndü.

Ardindan Batida ve Doguda laik ülkelerle Sah zamaninda kurulmus diplomatik baglar zayifladi. Ayetullah’in dis politikasi ‘‘ne dogu, ne bati’’ idi: Fanatik bir umutsuzluk içinde iranlilar bir çesit bagimsizlik ilan ettiler.

Bu korkunç dönem boyunca, islami Devrim tarafindan reddedilene kadar BP kosullardan yararlanmayi bildi.

Bati basininda Sah zamanindaki politik kurbanlara yapilanlar ve özellikle Sah’in gizli polisi SAVAK’in eylemlerinden hiç söz edilmez. Bunlar düsünüldügünde Ayetullah Humeyni’nin Salman Rüsdü’ye karsi fetva çikarmasi paranoid bir delinin bos laflari degil, belki de onun inancina bir ingiliz vatandasi tarafindan yapilan saldiriya karsi bir tepki gibi gelmektedir. Bu anlamsizlikta bir anlam sezebiliriz.

Savas çekismesi sürüyor

Iran, islam Devriminden bu yana Batinin 1 numarali düsman! rejimi haline geldi. Ekonomik yatirimlar Batinin iran’a karsi kullandigi en önemli silahlari oldu. Ancak bunlar ekonomik ve politik güçler istediginde ya kaldirildi ya da yumusatildi.

Bütün gelismeler öyle gösteriyor ki, ingiliz emperyalistlerinin son zamanlarda Iranhükümetine yaklasmasinin ve Humeyni’nin basini çektigi Iranuzlasmazlarinin Salman Rüsdü konusunda herhangi bir gelismenin önüne geçmesinin arkasinda yatanin bu oldugudur.

Ingiltere’nin biraz da kendini begenmiscesine beklentisi, basini baskan Hatemi’nin çektigi ilimlilarin etkinlik kazanacagidir. Ilimlilar, daha çok Amerika’nin petrol ambargosu yüzünden iyi durumda olmayan iran’in ekonomik durumuna pragmatik bir yaklasim sayesinde batiyla ticari iliskilere daha açiklar.

Özellikle eski Sovyetler Birligi cumhuriyetlerinin rezervlerinin batiya açilmasi konusunda son diplomatik gelismeler yine petrol etrafinda gelismektedir. Burada sorun bir yere kadar rezervleri kullanabilmek ama daha da önemlisi her kim bunu satin alacaksa oraya nasil tasinacagi Bati Avrupa, ABD, Dogu Asya.

Petrol ve gaz boru hatlari emperyalist ülkelere kan tasiyan damarlar gibidir. Sovyetler zamaninda petrol kuzeye, Rus boru hattiyla tasinmaktaydi. Simdi Ruslar buralardaki kontrolü kaybedince büyük batili petrol sirketleri kaynaklari baska taraflara akitmak niyetindeler. ABD, israil baskisi altinda hem Iranhem de Rus topraklari kullanilmadan bir boru hatti kurulmasina karar verildi, birisi Türkiye’den, digeri de kuzeye dogru Rusya üzerinden geçecek.

Avrupa Birligi, ABD’den daha az Irankarsitidirlar. Almanya önemli ilerlemeler katederken ingiltere Rüsdü olayi yüzünden Iranile kârli ticaret iliskilerinden geri kalmisti. Ingiltere’nin Iran hükümetiyle görüsmelerinde, Avrupa Birligi’nin bölge petrolünün tasinmasinda daha diplomatik politikalarini benimsedigi gözlenmektedir.

Bütün bunlar arasinda iran’da insan haklari gasplarindan çeken insanlarin kaderi (Uluslararasi Af Örgütünün bile belirledigi üzere) unutulmaktadr.

Ingiltere’nin ekonomik ve stratejik yarari ve BP’nin ekonomik çikarlarinin önde geliyor olmasi kimse için süpriz degildir.

Dahasi, BP’nin Iran’da Ekim 1998’de bir fuara katildi. isaretler insan haklarinin politikadan sonra geldigini, bunun da dünya ticaretinin ardinda kaldigini göstermektedir.