Ana Sayfaya Git  Son sayi index sayfasina git...    

FP GENEL BASKANI RECAI KUTAN HERCAILIK YAPMADI, PARTISININ ‘‘ALEVI’’ ANLAYISINI DISAVURDU

FP’nin Alevilere bakis açisi RP’ninkinden farkli değil ki... Onlara göre Aleviler sapiktir, mülhiddir-zindiktir,kafir rafizidirler ve mum söndürürler; binnar edilmeli, yani yakilmalidirlar! Sivas’ta yakmadilar mi? Yaktirdilar, yaktilar ve yakanlarin avukatligini yaparak apaçik bu korkunç eylemi üstlendiler. Asil ve gizli düsünceleri budur Siyasal Islamcilarin.

HALIL DERVIS

FP Genel Baskani Recai Kutan, Suriye krizi üzerinde partisinin görüslerini açiklarken, ‘‘Suriye’yi bir nevi bir nevi sapik Alevi anlayisi içerisinde olan ve kendilerine Nusayri denilen yüzde 10’luk bir azinlik yönetiyor. Ülkenin yüzde 90’i Sunnidir. Suriye’nin yumusak karni Nusayrilerdir’’ diye konusuyor. Ardindan uyarmalar sonucu sözde söylediklerini düzeltiyor: “Suriye’deki Nusayrilerle bizim Alevi kardeslerimiz arasinda hiçbir benzerlik yok. Onlar sapik anlayis içerisindeler. ikisini karsilastirmak bile bizim Alevi kardeslerimize iftiradir.” Toplumdan çesitli demokratik kuruluslardan tepki görünce, vaktiyle Tayyip Erdogan’in, hem Cemevini yiktirip hem de sikilmadan söyledigi “Ben daha Aleviyim” tümcesini tekrarliyor.

Recai’nin Hercailigi Degil

Bastan sunu vurgulayalim: Kutan’in Nusayrileri sapik nitelemesi, ‘‘Recai’nin hercailigi’’ degil, FP’nin (yani siyasal islamcilarin), Alevilik ve Aleviler hakkinda düsündüklerinin bilinçli disavurumudur. Ama koskoca Alevi toplumundan beklenen kitlesel tepkiyi görmemistir. Hakaret davasi açarak, manevi tazminat istemek yetmiyor. Kitlesel protestolarla, ülke çapinda FP merkez binalari önünde gerekli ders verilmeliydi. Çünkü bu disavurum, Alevi inancina büyük hakaretle birlikte, Alevileri bölmeye ve birbirine hasim etmege de yöneliktir. O dönemde Türkiye-Suriye arasinda yasanan Abdullah Öcalan gerginligini bahane edip, Sünni çogunluk üzerinde, Alevi inançli kisilerin devlet yönetiminde söz sahibi olmalarini tehlikeli sayarak önünü kesmek gerektigi imajini yaratmaktir. Eski partisi iktidardayken Suriye’yi önemli bir islam ülkesi görerek, Baskan Hafiz El-Esad’i yüksek düzeyde ziyaretlerde bulunurlarken, ‘‘Nusayriler sapik Aleviler’’ degildi, simdi mi ‘‘sapik’’ oldular?

Kamuoyunda, Hafiz El-Esad Suriye’sine karsi öfke ve kizginligin kabarip yükseltildigi dönemde, iktidardaki Nusayrilere karsi ‘‘sapik Alevilik’’ suçlamasi, Türkiye’deki koca Alevi (Türk, Kürt, Nusayri-Arap) toplumu aleyhine tehlikeli bir mesajdan baska birsey olamaz. Bu ikiyüzlü davranis, Sünniler arasinda aAlevi düsmanligini körüklemektir.

Alevilige böyle bir saldiriyla, Esad’in baskici yönetimi ve Türkiye’ye karsi tavri, onun Nusayri olmasindan ve Alevi inancindan kaynaklaniyormus gibi gösteriliyor. Oysa Heterodoks islam olarak Aleviligin hangi kolu ve hangi türevi olursa olsun, bu inanç sisteminde ‘‘eline, beline ve diline sadik’’ saglam bir bireysel ahlak temel vardir. Yüzlerce yildir kadin ve erkek, esikte oturanla dösekte (postta, makamda) oturani biribirine esit sayan, ‘‘yol sürdürenindir’’ ilkesiyle inanç önderlerini seçen bir demokrasi anlayisi sürdürüldügü gibi, Aleviler ayni zamanda ‘‘ortak çalisip birlikte yiyen, ortak kazanip esit paylasan’’ bir toplumsal anlayisin sahibidirler.

Hafiz El-Esad ise Aleviligin gerçek özüne uygun hareket etmemistir. 60’li yillarin sonlarinda Türkiye’de de sivil-asker bir gurup solun benimsedigi Baas Partisi’nin Sol Cunta! anlayisi bu öze zaten aykiriydi. Esad, 1969’da darbeyle iktidara geldigi andan itibaren de Alevilikten uzaklasmaya baslamisti. iki yil sonra, ‘Serefim ve inancim üzerine and içerim’’ biçiminde baskanlik yeminini ‘‘Allahü Ekber adina yemin ediyorum’’ diye degistirmis. 1974’de Hacca gitmesi, o dönem iranli Ayetullahlardan, Alevilerin Sii olduklarina dair fetva çikartmasi ve Baskan olarak Cuma namazlarina katilmasiyla, laikligi biraktigi gibi, Alevilikten de tamamiyla uzaklasmis bulunuyordu. Bu Ortodoks islami ögeler gösteriyor ki, Suriye yönetiminde gerçek Nusayri Alevi inanci egemen degildir. Öyleyse Recai Kutan’in ‘‘sapiklik’’ saldirisi düpedüz bilinçlidir.

Ve Siyasi Kaza Da Degildir

FP Genel Baskan Yardimcisi Aydin Menderes:

“Sadece trafikte kaza olmaz, siyasette de kaza olur. Maksadi asan birsey oldugu kesin. Kutan’in konusmasindaki temel yanlis, insanlari, devletleri, toplumlari inançlariyla ve ideolojileriyle degerlendirmesidir. Simdi Nusayriler öyle de, Hindulara, Budistlere ne diyecegiz? Bir seyleri, birilerini yüceltmek ya da küçültmek için din, inanç ve mezheplerine, ideolojilerine, siyasal görüslerine bakmayi bir referans olmaktan çikarmak gerekir. Savunulacak bir tarafi yok bu sözlerin…”(Milliyet, 16 Ekim 1998)

Demokratça söylem olarak nitelendirelebilir son cümleler. Bunlari okuyanlar herhalde, söyleyen kisiye en azindan FP’de ne aradigini sormayi, içlerinden geçirmislerdir.

Aydin Menderes, Kutan’in siyasi kaza yaptigini söylüyor. Bir fiziksel kazanin üzücü tahribatini yasamakta olan Genel Baskan Yardimcisi, bu kazanin Alevi toplumu üzerindeki alçaltici manevi tahribatini anlamis olmalidir. Yukaridaki sözlerinde gerçekten içtenlik varsa, Recai Kutan’a, ülkemizde yasayan 2 milyonun üzerindeki Nusayri Alevilerden medya yoluyla özür dilemesi gerektigini söylemis olmaliydi. Bu konuda çaba göstermeliydi. Sanmiyoruz. Gerçi göstermis olsaydi da özür dilemezdi. Çünkü FP’nin Alevilere bakis açisi RP’ninkinden farkli degil ki.. Onlara göre Aleviler sapiktir, mülhiddirzindiktir, kafir rafizidirler ve mum söndürürler; binnar edilmeli, yani yakilmalidirlar! Sivas’ta yakmadilar mi? Yaktirdilar, yaktilar ve yakanlarin avukatligini yaparak apaçik ve korkusuzca bu korkunç eylemi üstlendiler. Asil ve gizli düsünceleri budur Siyasal islamcilarin. Degilse, Recai Kutan özür dileyerek bunu göstermeliydi!

Ortodoks islamin Sünni seriati Alevileri dinden çikmis, dinsiz (rafizi, mülhid), Sii seriati ise azginlar, asirilar (Gulat) olarak degerlendirerek kafir sayar ve onlara karsi cihadi (din savasini) farz görürler. Emevi’lerden itibaren, Cumhuriyet Türkiyesi’ne gelinceye dek, hangi adlarla olursa olsun, islam ülkelerindeki yönetimler teokratik, yani tanrisal yasalarin uygulandigi din ve seriat devletleriydi. Bu devletlerde (Emevi, Abbasi, Fatimi, iran Selçuklusu, Memlük, Anadolu Selçuklusu, Osmanli…) sürekli egemen yönetim olmus Ortodoks islamin, Heterodoks islam olarak Alevilige (çok sayidaki kollari ve türevlerine) ve Alevilere bakisi hiçbir sekilde degismemistir. islam Devletleri tarihi, Alevi halklarin, hemen hepsi toplu kirimlarla sonlanan, çok sayida inanç özgürlügü ve baskici yönetimlerden kurtulma mücadeleleriyle doludur. Ne Seriat yönetimleri Alevilere karsi cihatlarindan, ne de Aleviler inançlarindan vazgeçmislerdir. Din ve Seriat devletleri baska dinlere ve mensuplarina gösterdikleri hosgörüyü, kesinlikle Alevi halklara göstermemisler. Aleviler hakkinda, inançlarindan dönmelerinden baska hosgörü yolu yoktu. Aleviler de bunu yapmamis, tarih boyu baski, zulüm ve kirimlara ragmen islam seriatina karsi kesintisiz direnmislerdir.

Anayasasinda laiklik ilkesi yer almis ve laik!bir cumhuriyet olarak tanimlanan 21.yüzyil Türkiye’sinde, bir siyasi partinin basi kendi inancinda olmayanlara sapik diyorsa, o parti ortaçagi yasamaktadir. Günümüzün partisi degildir. Basdöndürücü ilerlemelerin teknik ve iletisim araçlarini da kullansalar yüzyilin partisi olamaz.

Kisi ve topluluklari kendi inancinin ölçütleri içinde degerlendirerek suçlayanlar, onlara yasama hakki tanimak istemeyen dinci fasist kafalardir. Recai Kutan ve partisinin hedefledigi seriat yönetimi, tipki Osmanli gibi Alevi toplumuna sünnilestirmeyi dayatacak ve kabul etmedikleri takdirde dinsel fetvalarla cihad ilan edeceginden hiç kusku duyulmasin. Bilinçsizce ya da çikarlari için siyasal islami destekleme yanlisina düsen bazi Aleviler, onlarin bu hedeflerine ulasmasina yardimci olmakta. Öbür yandan, gerici sag siyasetlerle, dinci partinin bu denli güçlenmesine ortam hazirlamis sözde laik devlet yönetimine “Aleviligi monte etmek” isteyen yoldüskünleri de kollari sivamis son hizla kosturuyorlar!

Hele su, kendilerinin de Ali ve Evlatlarini sevdiklerini ileri sürüp, ‘ben daha Aleviyim’ demeleri yok mu? insani çileden çikartiyor bu riyakar söylem! Kutan ve digerleri, daha da ötesinde tüm Sünni müslümanlar; Ali ve Ehlibeyti, evlatlarini nasil Aleviler gibi sevebilirler? Bir kere seriata, kendi inançlarina aykiridir. Alevi inançlilar için bu kisiler birer tanrisal parçadir, kendi zamanlarinin Tanri mazharidir. Her çagda velilerle görünüm alanina çikmayi da sürdürürler. Demek ki Alevilerde Ali ve evlatlarina karsi sevginin de ötesinde derece derece bir tapinma vardir. Ortodoks islam’ da bu, Tanriya sirk kosmak, müsrikliktir. Eger Kutan Ali ve evlatlarini, onlar gibi seviyorsa(!) ve daha Aleviyse dininden çikmistir, buyursun gelsin. Özünü Dar’a çekip arilanir paklanirsa kendisini yine de kabul ederiz; “Yetmis iki millet birdir bize”

NusayriArap Alevilerin, Anadolu’nun baska bölgelerinde yasayan Alevilerle ‘‘ilgisi olmadigi’’ yalaninin üzerinde bile durmayacagiz. Ancak, bir Alevi dernegi (istanbul Pir Sultan Dernekleri) baskaninin yaptigi gibi, ‘‘bizim Nusayri Alevilerle benzerligimiz yoktur’’ diyerek bu büyük yanlisi yineleyen bazi Alevilere de, Aleviligi inanç ve tarihsel baglamda çok iyi incelemelerini siddetle animsatiyoruz. Bazi biçimsel nüans farkliliklar nedeniyle kasitli abartmalar yapilarak, Aleviligin bin parçaya bölünmesi amaçlaniyor. Evrenselligine darbe vurulmak isteniyor. Öyle ki, Gazi Üniversitesi’nden bir gurup Türkislam Sentezcisinin temsil ettigi “Türk Kültürü ve Haci Bektas Veli Arastirma Merkezi” yayin organi “Haci Bektas Veli Dergisi”inde bir ögretim üyesinin inceleme yazisinin basligi “Çubuk Yöresi Aleviligi…” olabiliyor. Yörelere, beldelere kadar Alevilik bölünüp farklilastiriliyorsa, ardinda düsmanca kötü niyetlerin varligi sezilmez olur mu?

Bu arada Nusayri Alevi inancinin kökeni ve ilkelerine iliskin kisa bir bilgi geçmeyi de gerekli gördük. Nusayri dostlarimiza da, inanç ve düsüncelerini, gelenekleri ve tapinmalarini, takiyye yapmadan yazarak, anlatarak açiklamalarini en içten duygularimizla rica ediyoruz. Hiç kimsenin kendi dinsel inanci açisindan bakarak, farkli inançlari degerlendirmeye hakki yoktur yirmibirinci yüzyilda. Kutsal sirri saklamak ugruna artik iftiralara ugramaktan kurtulalim

Nusayri Aleviligi Ve Nusayriler

Onuncu imam Alaliyyün Naki’ye (827-868) yakinligi ve onu izledigi bilinen Muhammed b. Nusayri’den (Öl.883) adini almistir, Nusayri Aleviligi. Onlarda Ali Tanrilik makaminda, Muhammed onun Peygamberi, Salman ise ikisi arasinda kapidir. Ali mana (ilk ve gerçek anlam), Muhammed ism (bu gerçegin adi), Salman bab (açiklayan gerçege götüren kapi) olarak nitelendirilir. Bu üçlem Nusayri Alevilerde Ayn-MimSin (A-M-S) baslangiç harfleriyle ifade edilip kutsanir.

En eski Nusayri metinleri olarak bilinen Kitab al-Haft (Yedi Kitap), 12.yüzyilin ilk yarisinda, Suriyedeki kalelerinde, ismaililerin Mustali koluna bagli Tayyibiler’e yenilip onlarin aralarina karismis Nusayrilerden kalmistir. Bu yapit, Mufaddal alSayrafi’ye atfedilen yapitlardan en taninmisi olan “Kitab alhaft wa’lazilla”dir. imam Cafer’in batini görüslerini yansitmaktadir. Hattabilerin bir kolu olan bunlar da imam Cafer’i, Ehlibeyt soyundan ve yasayan imam olarak tanrisallastiriyorlardi. Bu kola Mufaddaliler (Mufaddaliyya) denilmekteydi. (Farhad Daftary, The Isma’ilis, Their history and doctrines, 2.Baski, Cambridge University Press-1992, s.100-101, Dipnt. 53,54)

Ayni sekilde 8.yüzyilda, imam Bakir ve Cafer çevresindeki ilk heterodoks islam (Alevi) yorumcusu Abul Khattab ve çevresi tarafindan yazilmis Umm’ul-Kitab’ta Salman al Farisi’nin Salsal sifatiyla Cebrail’in yeryüzündeki Hicab’i (örtüsü), Ali ile Muhammed arasinda Bab (kapi) olarak gösterilmesi ismaili Aleviliginin oldugu kadar Nusayri Aleviliginin de inanç temellerinin Hattabilere dayandigini açiklamaktadir. (Elbetteki tüm kümelesme ve türevleriyle birlikte Heterodoks islam olarak Alevilik, Halife Osman (644-656) döneminde Sabailikle baslamaktadir.) Burada sözünü ettigimiz kitaplar Alevi inanç ve felsefesinin en eski iki yazili kaynagidir. Birincisinin, Nusayri Alevi dostlarimizin ellerinde bulundugundan eminiz. Elyazmalarini seyhler saklayip göstermeseler de, kitabin 1970’de Beyrut’ta ikinci baskisinin yapildigini biliyoruz. Umm’ul-Kitab’in ise 10.yüzyil Pahlavi Farsçasiyla yazilmis kopyalari, iki büyük ismaili ve Sii-Sufizm uzmani tarafindan tarihi ve içerigi açikliga kavusturulmus, yorumlanmistir. Kitabin yazari Abu’l Khattab b. Muhammed, imam Bakir’in hizmetinde bulunan, imam Cafer’in “Benim bilgimin kasketisin. Kendimizi ve sirrimizi sana emanet ediyorum” dedigi kisidir. Cafer’in oglu imam ismailin de ögretmeni, manevi babasidir. Abul Khattab’in bu aile ile iliskisi, Muhammed’in kendi ev halkindan, yani Ehlibeyt’ten saydigi Salmani Farisi’yle olan yakinligiyla aynidir. Diger yandan Nusayri’nin imam Naki ve oglu Hasan ül-Askeri ile iliskileri de ayni yakinlik derecesindedir. Muhammed b. Nusayri de Oniki imamlara açilan (Bab) kapidir.

Bu kitaplardaki birçok bilgi ve kavramlar, imam Cafer Sadik Buyrugu, Haci Bektas Veli’nin Makalat’i, Kaygusuz Abdal’in risaleleri, Sah Hatayi, Pir Sultan, Kul Himmet Virani Abdal vb. Alevi-Bektasi ozanlarinin nefeslerinde, deyislerinde yansimaktadir. Haci Bektas Veli, 13.yy dan beri Anadolu’da ve Balkanlarda yasayan AleviBektasiler için nasil Kutb’ul Evliya, yani veliler ulusu ve serçesme ise, Muhammed bin Nusayri de, 9.yydan beri Kilikya bölgesinde (Adana, Mersin, iskenderun, Tarsus, Antakya) ve Suriye’de, Lübnan’da yasayan Arap Aleviler için (Bünyamin de iran’daki Ahlal Hakk (Kürt) Aleviler için ayni makamdadir) aynidir. Hepsi de Ali donunda, imam donunda yeniden dünyaya gelmis ya da imam’i gözleriyle görüp onun Hücceti (tanigi) olmus velilerdir. Zamaninin yasayan imamlaridir ve tanrisal parçayi tasidiklarina inanilir. Cem’lerde okunan gülbengler ve dualarin sonunda, Hünkar Haci Bektas Veli’den dilekler, muratlar istenip yardim beklenmesi neyi gösteriyor? Alevilik inancinda velilik makami tanrisal makamdir; veli sözcük anlamiyla da tanrinin dostu, arkadasi demektir. Veliden istenen yardim, rahmet tanridan istenmistir. Alevilikte tanrinin insanlasmasi, insantanri birliginin, ya da tanrinin nesnellesmesidir bu.

On birinci yüzyildan itibaren Nusayrilik, Fatimi halifesi al-Hakim’i(996-1021) al-Akl-al kulli, yani yaratici evrensel akil ve son makam olarak tanrisallastiran ve daha sonra Akli Kulli’nin Hamza’da vücut bulduguna inanan Druzi (ya da Drusi, gazetelerde yazildigi gibi Dürzi degil) ögretisiyle karsilikli etkilesim içerisine girmis. Temelde kendisi de Hattabilige dayanan ve Heterodoks islam’in(Aleviligin) bir kolu olarak Druziligin, Nusayrilikle düsünce ve inanç yapilanmalari ve ritüllerinin büyük çapta benzesim göstermesi çok dogaldir. Çünkü yüzyillarca ayni bölgelerde yasamakta ve ayni dili (Arapça) konusmaktalar.

Hamza ve ismail b. Muhammed al-Tamimi tarafindan alti kitap halinde düzenlenmis Druzi yazilari Nusayriler için de kutsaldir. Rasail al-Hikma (Akil, hikmet kitaplari) ya da al-Hikma, al-Sharifa adini tasiyan bu kitaplar inanç önderleri Seyhlerin tekelindedir. Okumayanlar, kitaplarin nerede oldugunu ve dogal olarak içerigini de bilmezler. Okuyanlar ise, nerede oldugunu degil ama gerektigi kadarini sadece yola girecek olanlara anlatirlar. Çünkü bu kutsal yazilar ayni zamanda kutsal sirlaridir. inanç yapilanmasinda toplum iki sinifa ayrilir: Birincisi inanç ve tapinma gerçeklerinin içine, yani inandiklari gerçeklere götüren yola girmis olanlar, yani Ukkal (akil’in çogulu, akillilar, bilgin kisiler anlaminda). ikincisi ise, yola girmemis ve kutsal yazilari okumalarina izin verilmeyen toplumun büyük çogunlugunu olusturan “bilgisizler” anlamindaki Cuhhal (Cahil’in çogulu) kesim. Her yetiskin Druzi ve Nusayri, önemli bir hazirlik ve durusmadan sonra yola girebilir. Yola girince, inançsal yasami siki bir biçimde sürdürmek zorundadir. Akillilar arasinda daha fazla bilgi sahibi olanlara, topluluk içerisinde Seyhler olarak, özel yetkiler verilmistir.

Ölüm-ötesi ve Evren üzerinde kapsamli ögretilere sahip olan Druziler ve Nusayriler, Tenasuh’a (Ruhgöçü, yeniden dogus) inanirlar. Ancak Nusayriler Tenasuh inancinda Druzilerden ayrilirlar. Nusayri Alevilere göre, günahkar kisilerin ruhlari, dirilis dönüümünü hayvan vücutlarinda dünyaya gelerek tamamlar. (Farhad Daftary, agy. s.200)

Batililarin metampsychosis sözcügüyle karsiladiklari tenasuh, Nusayri Alevilerinde çok önemli bir inançsal dogmadir: Her inanan kisi, Ali’nin yönettigi gökyüzünde, yildizlar arasindaki alacagi yere ulasmadan önce tam yedi kere beden degistirir, ruhsal dönüsüm yasar. Eger ayiplanmaya layiksa, kabahatlarinin bedelini ödeme tamalanincaya kadar bir müslüman ya da hristiyan olarak yeniden dogar. Ali’ye tapinmamis inançsizlar ise bazi hayvanlarin biçiminde tekrar hayata döner…

Bu ruhsal dönüsümü, AleviBektasi ozanlarinin büyük çogunlugu yazdiklari ‘‘devriye’’ türü siirlerinde islemislerdir. Öyle ki bir çesit, maddenin yok olmadigi, biçim degistirdigi ilkesinin mistik yanilsamasi ya da yansitilmasidir. Ruhsal dönüsüm ya da ruhun ölümden sonra baska bir vücutta geri döndügü ögretisi, öbür dünya ve cennet-cehennem kavramlarini yadsir. Yani ruhlarin öbür dünyada ödüllendirilmesi ve cezalandirilmasi, büyük yargilama günü diye birsey yoktur anlamina çikar. Zaten Heterodoks islamin (Aleviligin) bütün kollarinda Ortodoksizmin yargilama günü, cenneti ve cehennemi nesnel dünyaya tasinmis ve burada olduguna inanilmaktadir. Degisik biçimlerdeki toplu tapinmalarinda, yola giris törenlerinde bu yargilamalar, ödül ve cezalandirilma sonuçlariyla her zaman yasanir. Ruhlarin, insan ve hayvan vücutlarinda dünyaya dönüsleri de ödüllendirme ve cezalandirmanin bir diger dünyasal versiyonudur.

Nusayrilik, Ali tanrisalligina bagli olarak ilk kez Sabailikle ortaya çikan Heterodoks islamin (Aleviligin), en az degisime ugramis ve 1350 yillik batini öze en fazla sadik kalmis koludur. Ancak belirtmek gerekir ki, tarih boyu inacinin felsefesini, kurum ve ilkelerini kendi toplulugunun bir kesimine (Cuhal, yola girmemis olanlar) bile açiklamamayi, ‘sir saklama’ kutsal yaptirimina baglamis. Çok kere yasadiklari topraklara egemen olan baskici Ortodoks inançli (Sii-Sünni,Hristiyan) toplum ve yönetimlere takiyye ile uyum saglamaya gitmistir. Belki de bugün Suriye ve Türkiye’de yasayan Arap halklarindan 3 milyona yakin Nusayri Aleviler, böylesi bir inanç siyasetiyle varligini sürdürebilmistir.

“Kitab Al-Macmu” Ve Nusayrilik

Nusayri ögretilerinin felsefi ayrintilari, Ali inancinin temel ilkeleri ve tapinma kurumlari Kitab al-Macmu isimli anonim kitapta toplanmistir. Yüzyilin basinda R. Dussaud tarafindan, “Nusayrilerin Dini ve Tarihi” (Histoire et Religion de Nosairis, Paris-1900) basligi altinda Fransizca’ya çevrilmis olan bu kitaptan bazi bilgiler geçerek, simdi Nusayri Aleviligini daha yakindan taniyalim:

Nusayriler tipki ismaililer gibi zaman boyutunu, her biri kendi tanrisal mazharina (görünüm alanina çikmis bir tanriya) sahip yedi devreye (dönüsüme) bölerler. (Bu, Harran Sabenlerinin inanç ögretisini andirir; bu ögretide yaratici (tanri), özünde tektir fakat bedenler içinde nesnellik kazanmalariyla artmis ve bu vücutlar dünyayi yöneten yedi gezegen olmustur.) ismaili ve Druzilere göre, her dönüsüm içinde yeni dinin emanet edildigi natik (konusan, bildiren, tebligci) olarak bir peygamber gözükür. Natik, birincisi esas (temel, asil) olan yedi kisilik içinde artis gösterir. Esaslar, ismaili ve Druziler arasinda (Ali disinda) natiklar’a oranla daha asagi derecede görülür. Nusayrilerde ise esaslar (Abel, Seth, Joseph, Joshus, Asaph, Peter-Shemaun ve Ali), natiklar’dan (Adem, Nuh, Yakub, Musa, Süleyman, isa ve Muham-med) daha üst derecede sayilirlar. Yedinci devrin (dönüsümün) esas’i Ali, tanrilasmis ve isa için verilen sifati çagristiran, Ma’na(anlam,düsünce) sifatini tasimaktadir:

“Ali ibn Abu Talib dogurularak dünyaya gelmedi; O tek ve ölümsüzdür, bütün zamanlarda mevcuttu. Onun özü nurdur, isiktir; yildizlar pariltisini ondan alir. O, nurlarin nurudur. Bütün (sifatlardan münezzeh) ve yardimcilardan yoksun oldugu halde o kayalari parçalar, denizleri geri çeker ve isleri, olaylari yönlendirir. imparatorluklari yikan da odur. O gizlidir, kapali degil, yani tanrisal özünün dogasi geregi gizlidir ama bir örtü altinda degildir. O düsüncedir, ma’ na’dir. Ali, konutu (mesken) ve örtüsü (hicab) olan, ism diye çagirdigi Muhammed’i yaratti. Muhammed dönüsünde, onun nurunun nurundan Salman-i Farisi’yi yaratti ve onu Ali’nin (ona açilan) kapisi(bab) yapti. Ona propagandasini emanet etti. (Kitab al-Majmu, Fr.Çev. Dussaud, s.162 vd.)

Nusayrilik, Ortodoks islamin kelime-i sehadet formülünü, ‘‘Ali ibn Abu Talib’ten baska tanri olmadigina sehadet ederim (Eshedü enne la ilahe illa Ali ibn Abu Talib)’’ biçimine sokmustur. Dussaud, Ali al-A’la (yücenin yücesi, en yüce) ile eski Yunanlilarin Adonis adini verdikleri eski Fenike tanrisinin Elyum (en yüce) sifati arasinda bir karisim olabilecegini varsaymaktadir. Ona göre Nusayriligin Ali (ma’ na,gökyüzü), Muhammed (ism, günes), Salman (hicab,ay) Tanrisal Üçlüsü, Hristiyanlik Üçlüsünden daha eski Suriye-Fenike kültleri, özellikle Palmyra (Medain) tanrilarini animsatir; gök tanrisi Ba’al Shamain, günes tanrisi Malakbel, ay tanrisi Aglibol… Nusayriligin yola giris törenlerinde tanrisal üçlü Ayn, Mim, Sin basharfleriyle temsil edilir… Kitab al-Macmu’ya göre Muhammed’in yarattigi ‘‘kiyaslanmaz essiz’’ Besler, devirlerinde dünyayi yaratan bes gezegendir…Nusayriler akilli ruhlari olmayan kadinlarin ölümsüzlügüne inanmazlar. içki kullanmanin caiz olduguna inanirlar. Yola giris törenlerinde sarap önemli rol oynar. Bu arada belirtmek gerekir ki, yola girmemis Nusayriler arasinda Khodhr (Hidir-ilyas, Hizir), yola girmisler arasinda Ali’nin oldugu kadar benzersiz mükemmellikte bir tanri adidir.

Ayrica Nusayriler de kendi aralarinda dörde ayriliyorlar: Yabanci etkilere açik ve kendi disindakilerle en fazla iliskisi olan (adlarini Ali’nin el-Haydar (arslan) sifatindan alan) Haydariler, Samaliler, Kalaziler ve Gaybiler. Samaliler, gökle aynilastirdiklari tanri Ali’nin, Muhammed’i temsil eden günesin içinde oturdugunu (sarayinin güneste oldugunu) ileri sürerler. Yukarida belirttigimiz gibi bu inanç (ide) eski Palmyra tanrisi Ba’al Shamaim’iGrekler bu tanriyi Helios (Günes) adiyla almislardirçagristirmaktadir.

Samaliler, günesle aynilastirilmis ve isik araciligiyla Ali ile birlesmis fakat görünüm alanina ayri çikan Muhammed’e tapinmalari daha fazla ayrintilanir. Kalaziler ya da Kamerilere göre de ay, Ali’nin sürekli oturma yeridir; siirlerle ve sarapla kutlarlar. Dolu alarak, kendi mecazi dilleriyle (söylemleri içinde) ayla çok yakin dostluga ulasirlar. Bazi yazarlar bu ay inancinda da eski Suriye ay tanriçasi Astarte’nin izleri oldugunu ileri sürerler. Kalaziligin kurucusu Seyh Muhammed ibn Kalazi’dir. Dördüncü grup olan Gaybiler ise, tanri Ali’nin görünüm alanina çiktigi, sonra da gözden kaybolduguna inanirlar. Simdiki zaman da gayib (görünmez) dönemidir. Böylece onlar Tanriyi (Ali), görünmezliginden dolayi, digerlerinde oldugu gibi gökyüzü ile, havayla aynilastirmaktadirlar.l

NOT: Nusayriler’e iliskin bazi kaynaklar:

1 Al-Nawbakhti, al-Firak, s.78;

2- Al-Kummi, al-Makalat, s.100-101;

3- Al-Askari, al-Makalat, s.15

4- Al-Majmu, traduct. R. Dussaud, Histoire et Religion de Nosairis, Paris-1900

5- René Basset, “Nusayris” ERE Vol.3, s.417-419

6- Louis Massignon, “Nusayri’nin Bibligorafyasi”, s. 913-922; “Nusayris” EI Vol. 3, s.963-967: “Les Nusayris”, L’Elaboration de l’Islam, s. 109-114.

7- Heinz Halm, Die Islamisch Gnosis, Munich-1982, s.284-285

8- W. Kadi, Alawi, EIR Vol. 1, s.804-806