Bu milliyetçilerin dayandiklari temel görüs, üç asagi bes yukari, zaman zaman farkliliklar tasisa da ayni kotalarda bulusmaktadir. Demokrasi saflarinda, devrimci, Marksist, komünist oldugunu iddia eden ama üzeri biraz kazindiginda altindan saf kan milliyetçilik fiskiran çok kesim vardir.
Bu milliyetçilerin dayan-diklari temel görüs, üç asagi bes yukari, zaman zaman farkliliklar tasisa da, söyle özetlenebilir:
Toplumlarda baslica iki çesit iliski vardir. Toplumsal iliskiler ve ulusal iliskiler. Toplumsal iliskiler üretim, dagitim, tüketim iliskileri ile belirlenir. Toplumsal denilince anlasilan sinifsal iliskilerdir.
Ulusal iliskiler ise, bu temele dayanmakla birlikte ondan görece bagimsizdir. Ulusal iliskiler denilince ekonomi, politika, hukuk, bilinç, kültür, ahlak ve etnik özellikler akla gelir.
Yukarida iki paragrafta özetle vermeye çalistigimiz bu anlayisa göre üretim, dagitim ve tüketim sinifsal iliski, ekonomi ve siyaset ise ulusal iliskidir. Sinifsallik (toplumsallik), üretim-dagitim-tüketime hapsedilmis, siyaset de (ulusal iliskiler), sinifsal iliskilerin bir çesit üst yapisi olmustur. Sinifsal iliskiler temelinde ama kendileri ulusal iliski olan bir dizi iliski (ekonomi, siyaset, hukuk, vb) söz konusudur.
Iliskilerin Milliyetçi
Tablosu
sanat, ahlak, bilinç, vb.
Böyle olunca, tabii, örnegin sinif bilincinden, sinif ahlakindan, sinif tutumundan söz
edilemez. Bunlarin yerine ulusal bilinçten, ulusal ahlaktan söz edilir. Ve ancak sinif
iliskilerinin ulusal bilince, ulusal ahlâka etkisi ve onlardan etkilenmesi söz konusudur.
Sovyet Felsefe Sözlügü, toplumsal iliskiler kavramini söyle açiklamaktadir:
Toplumsal iliskiler, insanlarin ortak pratik ve düsüncesel eylemleri sirasinda kurulan
iliskilerdir. Bunlar, maddi ve ideolojik olarak ikiye ayrilir. Maddi zenginligin üretimi,
insan toplumunun varliginin ve gelismesinin temelidir. Bu nedenle, üretim iliskileri, ekonomik
iliskiler, tüm toplumsal iliskilerin en önemlisidir. Tüm öteki toplumsal iliskilerin
(siyasal, hukuksal vb.) yapisini belirler.
Alintidan da görüldügü gibi, milliyetçi sapmalarin ulusal ilis-ki saydigi sey, toplumsal iliskidir. Maddi toplumsal iliskiden (ekonomik iliski) kaynaklanan ise ideolojik toplumsal iliskidir.
Tüm milliyetçi sapmalara gö-re, üretim-dagitim-tüketim temelinde sinifsal iliskiler ve bunlarin üzerinde de, göreceli olarak bagimsiz ulusal iliskiler vardir.
Marksizme göre, bunlarin hepsi toplumsal (sinifsal) iliskiler-ir ve ideolojik toplumsal iliskiler bu maddi toplumsal iliskilerin (ekonomik iliskilerin) temelinde yükselir.
Ekonomik iliskilerin oldugu gibi, herseyin ulusal ya da ulus-lararasi çerçevesinden konusulabilir. Bu, örnegin, söz konusu ülkenin Arjantin degil, Hindistan oldugunu anlatir.
Ulusal da, hersey gibi, ekonomik iliskilerden kaynaklanir. Göreceli bagimsizlik, bir olguyu belirleyici yapmaz. Yukarida sayilan her ögenin göreceli bagimsizligi vardir. Ulus, tüm maddi ve ideolojik toplumsal iliskilerin içinde geçtigi çerçevedir ve kendisi maddi toplumsal iliskiler temelinde ortaya çikmistir.
Bu dedigimizi daha iyi görebilmek için, uluslarin olusumu hakkindaki bilgimizi tazeleyelim.
Ulus, en basta ortak maddi yasam kosullariyla (ortak toprak, ortak ekonomik yasam, ortak dil) belirlenen, tarihsel olarak biçimlenmis insan toplulugudur. Kapitalizmle birlikte feodal soyutlanmisligin kirilmasi, ülkenin degisik bölgeleri arasinda ekonomik birligin kurulmasi, yerel pazarlarin tek bir ulusal pazara baglanmasi, ortaya çikisinin ekonomik temelidir.
Isbölmüyle birlikte kan bagina dayali klan ve kabile birligi yerini milliyetlere birakmistir. Kapitalizmin, bütünlenmis güvenlikli pazar ve merkezilesme geregi de, ulusal devleti ve ulusu yaratmistir. Bunlar en basit gerçeklerdir ama milliyetçi sapmalar tartismayi buraya düsürmüslerdir.
Marks ve Engels, Komünist Manifestoda söyle diyorlar:
Burjuvazi, nüfusun, üretim araçlarinin ve mülkiyetin daginik durumunu giderek daha
fazla ortadan kaldirdi. Nüfusu birlestirdi, üretim araçlarini merkezilestirdi ve mülkiyeti
birkaç elde yogunlastirdi. Siyasal merkezilesme, bunun zorunlu sonucuydu. Degisik çikarlara,
yasalara, hükümetlere ve vergi sistemlerine sahip bagimsiz ya da gevsek bagli bölgeler,
tek hükümete, tek yasa sistemine, tek ulusal sinif çikarina, tek sinira ve tek gümrük düzenine
sa-hip tek bir ulusa dönüstü.(Marks, Engels, SW, s.113)
Yukaridaki alintida kullanilan ulusal sinif çikari tanimlamasinin da anlattigi gibi, ulusal, sinifsalin çerçevesidir, biçimidir, ortaya çiktigi alandir.
Kaldi ki, dünya kapitalist ekonomisinin bugünkü gelisme düzeyinde, isçi sinifinin savasinin öncelikle kendi burjuvazisine karsi olma, ulusal olma niteligi de giderek azalmaktadir. Bugünkü üretim güçleri ve iliskileri düzeyinde bu tanimlama dar gelmektedir. Bunun böyle olacagini Lenin görmüs ve söyle demistir.
Gelisen kapitalizm, ulusal sorunda iki tarihsel egilim tanir. Birincisi, ulusal
yasamin ve ulusal hareketlerin uyanmasi, tüm ulusal baskiya karsi savasim ve ulusal
devletlerin yaratilmasidir. Ikincisi, uluslararasi iliskinin her biçiminin gelismesi ve
siklasmasi, ulusal sinirlarin parçalanmasi, genelde ekonomik yasamin, siyasetin, bilimin vb.,
yaratilmasidir.
Iki egilim de kapitalizmin evrensel yasasidir. Gelismesinin baslangicinda birincisi agirliktadir. Ikincisi, sosyalist topluma dönüsüme dogru ilerleyen olgun kapitalizmi karakterize eder. Marksistlerin ulusal programi, iki egilimi de dikkate alir ve birincisi, uluslarin ve dillerin esitligini ve bu çerçevede imtiyazlarin kabul edilmezligini savunur. Ikincisi, enternasyonalizm ilkesini ve proletaryanin burjuva ulusçuluguyla, hatta onun en incelmis biçimiyle bile, zehirlenmesine karsi uzlasmasiz savasimi savunur. (Lenin, Ulusal Sorun Üzerine Elestiri-sel Düsünceler, Toplu Yapit-lar. Ing. basim, c.20, s.27)
Iste, Leninin sözünü ettigi ikinci egilim, bugün dünya kapitalizmini belirleyen egilimdir. Sinirlar her yoldan asilmakta, gericilesmektedir. Bu durumda, en incelmis burjuva ulusçuluguna karsi bile ödünsüz bir savas gerekirken, milliyetçi sapmalar, en kabasindan burjuva ulusculugu çagrisi yapmaktadirlar.
Sinifli toplumlarda, tüm toplumsal iliskiler, dogrudan ya da dolayli, siyasal bir nitelik kazanir. Fakat öte yanda, devletler ve sinirlar oldugu sürece, siyasal hareketlilik kaçinilmaz olarak ulusal yapilar içinde yürür. Hatta, kapitalizm altinda ulusal, siyaset alaninin disinda da rol oynar. Her çesit düsünce hareketi ayni zamanda ulusal biçim alir. Böyle oldugu için, yüzeysel yaklasildiginda, siniflar ulusu çatisan parçalara böldügünden ve ulus ise farkli siniflari birlestirdiginden(!), sinifsalla ulusalin iliskisi düzgün anlasilamaz. Siniflarin ve sinifsal iliskilerin toplumsal yasamdaki belirleyiciligi kavranamaz.
Burjuva ideologlari, oportünizm ve revizyonizm ve milliyetçi sapmalar bu güçlükten yararlanarak, ulusala sinifsal yanasimi küllemek için ellerinden geleni yapmaktadirlar.
Orta derecede gelismis ülkelerde tekelci sermaye, uluslarasi finans oligarsisi ile siki bag içinde ulusun iradesini hiçe sayar. Onu yok olmaya sürer. Bu durumda isçi sinifi ulusal çikarlari, genel ulusal amaçlari kararli bir biçimde savunan, ulusal sorunlarin çözüm yolunu gösteren bir sinif ve hatta tek sinif olarak ortaya çiktiginda ulusun gözünde büyük bir sayginlik kazanir.
Burjuvazi tarihsel olarak ulusun önderi olma özelligini yitirmistir. Ama bu demek degil ki, her ülkede bu rolü, bu iddiada bulunmayi kendiliginden terkedecektir. Proletarya ulusun önderi sinif olma rolüne yükselemezse, burjuvazi, sövenizmle ve ulusal ve sosyal demagojilerle kendini önder göstermeye, halki kandirmaya devam edecektir.
Bu paragraflarda özetlemeye çalistigimiz temel fikir sudur: Isçi sinifi, ulusal çikarlari ve amaçlari kararli biçimde savunursa, ulusun önderi olur!
Oysa, Marks ve Engels, her yerde, milliyetçi sapmalarin onlara söyletmeye çalistiginin tersini söylerler. Sinif savasimi öncelikle bir ulusun içinde geçtiginden, ilerici sinif, kendi sinif çikarini toplumun (ulusun) çikari durumuna getirmeli, toplumu kendi sinif çikarlari çevresinde toplamalidir derler.
Biri, ulusal çikarlari savunmak, öteki kendi sinif çikarlarini toplumun çikari yapmak diyen bu iki fikir, iki ayri dünya, iki ayri sinif sözcülügüdür. Sonuçta, kilit soru sudur: Hangi sinifin çikarlari ulusal çikari belirleyecektir?
Kendi sinif çikarlarini toplu-mun çikari yapmak fikrini Marks ve Engels, Manifestodan önce, kapitalist gelismenin baslarinda Fransa ve Almanya burjuvazisi için öne sürmüslerdir. Örnegin, 1840larda Almanyada büyük bir issizlik ve yoksulluk vardir. Marks ve Engels, bu yoksulluk nasil yenilecek diye sormus ve söyle yanitlamislardir:
Yalnizca bir yolu vardir: Bir sinif, tüm ulusun ayaga kalkisini kendi ayaga
kalkisina, tüm öteki siniflarin çikarlarinin karsilanmasini kendi çikarlarinin karsilanmasi ve
gelistirilmesine bagimlililastiracak denli güçlenmelidir. Bu bir sinifin çikari o süre için
ulusal çikar durumuna ve bu sinif o süre için ulus temsilcisi durumuna gelmelidir. (Engels,
Almanyada Anayasal Sorun, Marks-Engels, Toplu Yapitlar, Ing. basim, c.6., s.85)
Almanyada bu sinif o gün için burjuvazidir. Böyle oldugu ve burjuva toplumundan söz edildigi için, tüm ulusun ayaga kalkmasindan söz edilebilmektedir. Oysa, burjuva toplumunda isçi sinifi tüm ulusun degil, ancak sömürülen emekçi siniflarin basina geçebilir. Tüm ulus degil, ancak çalisan yiginlar ayaga kalkabilir. Manifestodaki satirlari birlikte okuyalim:
Proletaryanin burjuvaziyle kavgasi, özde degil ama biçimde ilk önce ulusal bir
kavgadir. Her ülkenin proletaryasi tabii ki önce kendi burjuvazisi ile hesabini görmelidir.
Isçilerin vatani yoktur. Sahip olmadiklari bir seyi onlardan alamayiz. Proletaryanin
herseyden önce siyasal üstünlügü elde etmesi, ulusun önder sinifi olmak üzere yükselmesi,
kendisini ulus yapmasi zorunlu oldugundan, bu kadariyla o, sözcügün burjuva anlamiyla olmasa
da, ulusaldir. (SW, 124)
Proletaryanin bilinçlenmesi ölçüsünde, su ya da bu fabrikada, su ya da bu iskolunda, su ya da bu bölgede yürüyen kesimsel kavgalar genellesir ve ülke çapinda sinif savasimi durumuna gelir. Proletaryanin sinif savsimini yürüttügü alan, öncelikle erkin burjuvazinin elinde oldugu ulusal devlet sinirlari içindeki alandir. Iste bu nedenle, gerçekte degil, görüntüde, özde degil biçimde, sinif savasimi ulusaldir. Belli bir ulusun sinirlari içindedir.
Millliyetçi sapmalar, prole-tarya ulusal çikarlari savunarak ulusun öncüsü olur diyerek, Manifestonun kendi sinif çikarlarini toplumun yapmak fikrini çarpitmaktadirlar.
Milliyetçiler, bu çarpitmayla birsey daha yapmis olmaktadirlar. Manifestonun en ünlü cümlelerini, Marksizmin temel taslarindan olan, isçilerin vatani yoktur fikrini de kaldirip atmis olmaktadirlar.
Isçilerin vatani yoktur dogrusu, Marksizme Manifesto ile de girmemistir. Bu fikir, Manifestodan önce Fransa ve Almanyada çikan yayinlarda da vardi. Manifesto, noktayi koymustur.
Vatan ve ulus, burjuvazinin tarihsel çikarlariyla (ulusal çikar) bagli kavramlardir. Uluslararasi alanda kapitalist devletlerin, ulusal çikar, ulusal amaç diyerek birbirinin gözünü oymasi da bunun somut bir göstergesidir.
Proletarya, kendisi için sinif olmadigi, ayri sinif oldugu bilincine varmadigi sürece, ulusal sinif devleti, yani burjuva devleti, ona vatan, kendi devleti gibi gelir. Oysa bu, burjuvazinin kendine kurdugu vatandir. Sinifin bilinci yükseldikçe, bu aldatmaca asilir.
Aldatmaca asilir ama sinif savasiminin yürüdügü ulusal çerçeve yerinde durur. Proletarya sinif bilincine tam erdiginde, siyasal erki almaya yöneldiginde de, bu kavgayi önce belirli bir ulusun, devletin sinirlari içinde verir. Önce ulusal sinirlar içinde yönetici sinif olmayi hedeflediginden ulusal bir müfrezedir.
Bu anlamda, proletaryanin tabii ulusal bir görüntüsü vardir. Ancak, proletarya ulusal degil, enternasyonalist bir siniftir.
Kaldi ki, kapitalizmin, gelisimi boyunca iki egilime sahip oldugunu, Leninden ögrenmisizdir:
Baslangiçta, kendi içinde üretim yapan küçük birimleri birlestirerek ve büyüterek tek bir pazar, tek bir ulusal devlet yaratma döneminde ilerici islev gören bir ulusallasma çizgisi vardir. Bu dönemde ulusal sinir büyük bir asama, büyük bir ilerlemedir. Oysa, emperyalizm asamasinda ulusal sinirlar, basta burjuvazinin kendisine, kapitalizmin gerek duydugu pazara yetmez olmustur. Dolayisiyla, kapitalizmin yayginlasip derinlesmesi oraninda ulusal çerçeve, kapitalizmin yayginlasip derinlesmesi oraninda ulusal çerçeve ve ulusal özellikler siliklesmektedir.
Bugün dünya kapitalizmini belirleyen ikinci egilimin isleyisi sonucunda, dünyanin çesitli bölgeleri arasinda sinif savasiminin kosullari da giderek birbirine yakinlasmaktadir. Degisik ülkelerde sinif savasimi arasindaki farkliliklar azalmaktadir. Böylece, tüm dünya çapinda isçilerin savasimi arasindaki farkliliklar azalmaktadir. Böylece, tüm dünya çapinda isçilerin savasim programi giderek benzesmekte, uluslararasilasmakta ve can alici bir önem kazanmaktadir.
Dolayisiyla bugün dünya ölçeginde staratejik karar yetenegine, yani dünya ölçeginde örgüte sahip birlesik bir güç olarak savasilmazsa, bir ulusun sinirlari içinde proletaryanin kurtulusu giderek zorlasmaktadir.
Artik, ancak degisik ülkelere, degisik uluslara bölünmüs isçilerin savasim ve örgüt birligi gelistikçe, kendi burjuvazilerine karsi yürüttükleri kavga, tekil çatismalar olmaktan çikip anlamli bir savas durumuna gelebilir. Ancak böyle durumlarda, uluslararasi sinif kardesligi kavrami, gerçek anlamini kazanir ve devrimlerin utkusu yakinlasir.
Bu gidisi Marks, Engels daha yasadiklari dönemde görmüsler ve enternasyonalizmi eylemlerinin köse tasi yapmislardir. Onlarin vatani, sinif kavgasinin yükseldigi yer olmustur. Proletaryanin uluslararasi birligini saglamak için büyük çaba harcamislardir. 1846da uluslarin kardesligi belgisinin, tüm ülkelerin proleterlerinin kardesligi belgisine dönüstürülmesini istemisler ve ardindan da I. Enternasyonali kurmuslardir.
Yineleme pahasina da olsa bir daha söyleyelim. Marks ve Engelse göre, sinif kavgasi özde degil, biçimde ulusaldir, çünkü her ülkenin isçisi önce kendi burjuvazisiyle hesaplasir.
Milliyetçi sapmalar ise bunu baska türlü yorumluyor ve isçi sinifi, ulusal çikarlari savunmalidir diyor!
Hatirlayalim, simdilerde wine bar isleten Nabi Yagci, saygideger komünist oldugu dönemlerde bu milliyetçi sapmayi ne güzel dillendirmisti:
Isçi sinifi eger ulusal çikarlarin .... en kararli ve gerçek savunucusu olarak ortaya
çikmazsa, hem enternasyonalist, hem de atesli bir yurtsever güç olarak kendini ortaya koymazsa
öncülük rolüne hiçbir zaman hazirlanamaz.
Böylece, milliyetçi sollar Marks ve Engelsin hiçbir zaman söylemeyecekleri birsey söylemis olurlar: Isçi sinifi ulusal çikarlar, ulusal amaçlar adi altinda, burjuvazinin çikarlarini savunmalidir!
Bir baska noktaya deginecek olursak, isçilerin vatani yoktur sözü, onlar dogup büyüdükleri yerleri sevmezler anlamina gelmez. Tabii severler, mahalleyi de, evi de, bagi da severler. Fakat, isçi sinifi yurtsever degil, enternasyonalist bir siniftir. Onun sevgisi de, ilgisi de enternasyonalist sinif benliginin prizmasindan geçer.
Ülke, sinif savasiminin siyasal, toplumsal, kültürel kosullarinin alanidir. Isçi sinifinin ülkeye ilgisi bununla baglidir. Ancak bu ilgi ve sevgi, hiçbir zaman kendi burjuvazisi ile sinif düsmanliginin ve dünya isçi sinifinin öteki müfrezeleriyle sinif birliginin önüne geçemez. Tam tersine, bunlari besleyen bir içerik tasir.
Bu nedenle, isçi sinifi ülkesini sevse de, yurtsever bir güç degildir ve Leninin dedigi gibi, yurtseverlik komünistin agzina yakismayan bir sözcüktür.