MARKS VE ENGELS’IN ÖZVERISI, MILITANLIGI

YOGUN BIR DEMOKRATIK MÜCADELE


M. KIZILTEPE

Marks ve Engels’in militanliklariyla ilgili yasamlarindan örnekler vermeye çalistigimiz yazi dizisinde son olarak her ikisinin Avrupa’da 1848-1849 devrimlerinin yenilgiye ugramasinin ardindan esen karsi devrim firtinasindan kendilerini kurtardiktan sonra Londra’da baslayan, siyasal göçmenlik yillarinda, ikisinin nasil birbirlerini desteklemek, ilerletmek için örnek bir yoldaslik iliskisi kurduklarini ele almistik.

Dizinin bu bölümünde ise ayni dönemde Londra’da yaptiklari siyasal çalismalari, diger militanlar ve kendi dislarindaki örgütlerle olan iliskilerini vermeye çalisacagiz. Amacimiz, burjuva kökenli kaynaklarin kanitlamaya çalistiginin aksine, Marks ve Engels’in yasamlarinin büyük bir bölümünü, gelistirdikleri isçi sinifinin bilimini pratik yasamin içinde sinamak anlamina gelen günlük devrimci çalisma içinde geçirdiklerini göstermektir. Surasini hiç unutmamiz gerekir ki, ta 1845’lerden itibaren isçi sinifinin, burjuvazinin boyundurugundan kendisini tümden çekip kurtabilmesi için örgütlenmesi gerektigine inanmislar, ve ondan sonraki tüm çalismalarini da bir örgüt çatisi altinda sürdürmeye ugrasmislardir. Ikisinin de, büyük düsünürler olmasinin yaninda, en önemli meziyetleri, kendilerini küçük burjuva entellektüelleri gibi kütüphanelerde yasamlarini, ayaklarinin yere degip degmedigini hiç bilmedikleri fikirleri üretmekle geçireceklerine, bizzat pratik militan eylem içinde fikirlerini sinama cesaretini göstermis olmalaridir. Simdi tekrar dönelim yazimizin konusuna.

Önceden de belirttigimiz gibi, karsi devrimin bastirmasinin ardindan Engels’in kita Avrupa’sindan gemiyle kaçip Ingitere’nin baskenti Londra’ya varmasi 1849 yilinin Kasim ayinin ortalarini bulur. Marks daha önceden Londra’ya vardigindan, dört gözle asagi yukari alti aydir göremedigi yoldasini beklemektedir. Aslinda Engels’i bekleyen sadece Marks degildir. Komünistler Birligi’nin, Avrupa’daki karsi devrimden yakasini kurtarabilen diger militanlari da yavas yavas Londra’ya gelmektedir. Bunlarin arasinda Heinrich Bauer, Johann Georg Eccarius, Georg Iochner ve Carl Pfander gibi önde gelen yöneticileri sayabiliriz. Daha Engels Londra’ya varmadan Komünistler Birligi vakit kaybetmeden yeni dönem çalismalari için kollari sivamis ve yeni yönetici organlarini seçmisti bile. Bu toplantilarin birinde Engels yeniden Komünistler Birligi’nin Merkez Komitesi’ne seçilmisti. Ayrica Karl Schapper ve Conrad Schramm’in disinda, Engels’in Eberfeld’deki ayaklanma sirasinda komutanligini yapan August Willich de göstermis oldugu askeri sanati ve cesurlugu nedeniyle Merkez Komitesi’ne alinmislardi.

Londra’da biraraya gelmelerinin hemen ardindan Marks ve Engels kollari sivayip çalismaya daldilar.

Ikisi de su noktada birlesiyorlardi: Ertelenemez biçimde acil olan iki görev vardi önlerinde: Bunlardan ilki ve en önemlisi partinin yeniden örgütlenmesiydi. (Bu göreve herseyden ötede gelen bir öncelik tanimis olmalari bile tek basina Marks ve Engels’in militan yapilarini kanitlamaya yeterlidir)

Ikincisi de, son iki yilda yasamis olduklari olaganüstü deneyimlerin bir bilançosunu yapmak, gerekli dersleri çikararak bunlari yazili belgeler haline getirerek tüm parti örgütlerinin faydalanmasini saglamakti. Burada ‘‘Par-ti’’ olarak sözünü ettigimiz tabii ki Komünistler Birligi’nden baskasi degildir. Ancak Marks ve Engels’in bu örgütten parti diye söz etmeleri ve de bazi yayinlarinda Komünistler Birligi’ni bu sekilde lanse etmeleri de son derece anlamlidir, bize gönüllerinde hangi aslanin yatmakta oldugunu açik bir biçimde göstermektedir.

Partinin yeniden örgütlenmesi konusunda ise yapilmasi gereken en acil isler olarak geciktirmeden bir merkez yayin organi çikarmak, Merkez Komitesi’yle Avrupa’daki örgütler arasindaki iliskileri bir an önce yeninden kurarak düzenli bir biçime sokmak ve gelistirmek, Londra’ya gelen çok sayidaki Avrupali siyasal siginmacilarin çesitli istemlerinin karsilanmasinda onlara yardimci olmak, aralarinda yesermekte olan çesitli küçük burjuva devrimci görüslere karsi ideolojik savasim vermek ve Ingiltere’deki çesitli devrimci-demokratik yigin örgütleriyle iliskiler kurup gelistirmek seklinde öne çikiyordu.

Londra’da siyasal siginmacilar arasinda Alman, Fransiz ve Macarlar en kalabalik topluluklari olusturuyorlardi. Özellikle Almanlar iki büyük demokratik yigin örgütünde toplanmislardi. Aralarinda yakin iliskiler olan bu iki örgüten ilki asagi yukari on yildir faaliyetlerini sürdüren Isçi Egitim Dernegi, öteki ise Agustos 1849’da kurulmus olan Alman Siginmacilariyla Yardimlasma Komitesi’ydi. Bu yeni kurulan dernekte etkin olan küçük burjuva devrimci hareketlerin temsilcileri, Marks ve Engels de dahil olmak üzere Komünistler Birligi’nin ezici çogunlugunun üye oldugu Isçi Egitim Dernegi’yle birlesme karari aldi. Marks ve Engels’le birlikte, yeni olusan demokratik yigin örgütünün yönetim kurulunda Bauer, Pfander ve Wiilich de görev aldilar.

Yeni yönetim kurulunda sekreterlik görevine getirilen Engels, bir yandan dernek üyelerinin içinde parasal yardima en çok gereksinimi olan üyelere destek ve is ararken, bir yandan da Avrupa ülkelerindeki temsilciler ve örgütlerle düzenli haberlesme görevini srdürmekle yükümlüydü. Iyi Ingilizcesi ve bitmez tükenmez enerjisi sayesinde Engels en az 60-70 örgüt üyesini açliktan kurtarip onlara is ve lojman buldu. Bu arada hem kendisinin hem de Marks’in yasayabilmek için paraya gereksinimleri vardi. Özellikle Marks’in ailesinin olmasi onun durumunu çok daha kritik kiliyordu. Önceleri Engels’in babasinin Manchester’deki fabrikasinin yolladigi ufak yardimla geçinmeye çalistilarsa da yetmedi, ve sonunda onlari daha radikal çözümler aramaya itti.

Geçen yazimizda Engels’in Manchester’e yerleserek babasinin fabrikasinda çalismasini, kazandiginin bir kismini Marks’a yollamasini ve bunu tam yirmi yil yapmis oldugunu anlattigimizdan bu konuya yeniden girmeyecegiz. Ancak sunu belirtmemizde yarar var ki, anlasilacagi gibi Engels, sadece Marks’in hayatini kurtarmakla kalmadi, ayni zamanda birçok siyasi siginmaciya da is ve oturacak yer bularak onlari sefaletten kurtardi.

Yogun bir demokratik yigin çalismasinin yanisira, Marks ve Engels yukarida sözünü ettigimiz 1849-1849 Avrupa devriminin deneyimlerinin bilançosunu yapip gelistirdikleri yeni görüsleri, örnegin partinin programi olarak kabul edilen Komünist Manifesto’ya yansitma görevinin de bir an önce yerine getirilmesini istiyorlardi. Bu görevin giderek acillesmesinin bir diger nedeni de parti çatisinin altinda, Avrupa’daki devrim deneyiminden sonra kaçip gelen küçük burjuva unsurlar arasinda yesermeye baslayan çarpik görüslere karsi ideolojik savasim vermenin acilligiydi. Parti çatisi altinda yeseren egilim kendisini sanki Avrupa’da devrim yeniden ha patladi, ha patlayacakmis gibi üye ve sempatizanlarin arasinda ajitasyon yaparak parasal fonlar olusturup gidis hazirliklarina baslamakti... Gerçekle yakin uzak iliskisi olmayan bu tutumun somut olarak yaptigi ise yiginlar arasinda umutsuzlugu yesertmekten baska birsey degildi. Engels’i en çok üzen olay ise, Almanya’da Ebersfeld’de sicak devrim savasina katildiginda ona komutanlik etmis olan August Willich’in bu sapmanin basini çekenlerden biri olmasiydi...

Bu gelismelerin ardindan Marks ve Engels, yeni örgütlenme biçimleri Avrupa’da yaklasmakta olan devriminin sinif karakteri ve de komünistlerin izlemeleri gereken taktikler gibi önemli teorik sorunlara açiklik getirmek amaciyla çesitli eserler ürettiler. Engels’in kaleme aldigi, ‘‘Alman Kraliyet Anayasa kampanyasi’’, Marks’in yazdigi ve bir klasik olan ‘‘Fransa’da Sinif Savaslari: 1848-1850’’ ve ikisinin birlikte yazdiklari ‘‘Merkez Komitesi’nin Komünistler Birligi’ne birinci Hitabesi’’ bunlarin en önde gelenleridir.

‘‘Merkez Komitesi’nin Komünistler Birligi’ne Birinci Hitabesi’’, Mart 1850’de, yasanmis olan büyük devrimci deneyimin anilari tazeyken, sicagi sicagina kaleme alinmis bir yapittir. Avrupa devriminde Komünistler Birligi’nin militanlarinin üstlendikleri sorumluluklari nasil basariyla yerine getirdiklerini vurgulamakla baslamakla birlikte, hemen ardindan partinin bundan sonraki çalismalarindan basarili olabilmesi, isçi ve emekçilerin bagrinda örgütlenebilmesi için yeni örgütlenme biçimlerinin tartisilmasina ayrilmistir. Bu belgede diger önemli bir nokta da isçi sinifinin partisinin en bagimsiz (diger sinif ve katmalarin ideolojilerinden) ve de en disiplinli bir biçimde örgütlenmedigi sürece her zaman burjuvazinin kuyruguna takilma tehlikesiyle karsi karsiya oldugunun altinin çizilmis olmasidir. Bu saptamalar bize hem Marks hem de Engels’in yasadiklari iki-üç yillik sicak devrimci pratigin ardindan görüslerini nasil aritip gelistirdiklerini gösteriyor.

Hitabe’nin içinde yer alan diger önemli fikirlere bakarsak, bunlarin arasinda liberal burjuvazinin Avrupa devrimi sirasinda oynadigi dönek ve hain rolün en acimasiz biçimde teshir edilisini görürüz: Marks ve Engels, devrim sirasinda liberal burjuvazinin ve onlarin kuyrugunda giden küçük burjuva demokratlarinin isçi sinifina ve köylülere yol göstereceklerine nasil gerici-militarist güçlere saf tutuklarini degerlendirmemizde bunlar artik en açik seçik gerçekler olmuslardir. Ancak burada 1850’den söz ediyoruz! Isçi sinifinin gelismislik düzeyi bugüne oranla çok daha agir basiyor!Ve tüm bu zorluklara karsin, Marks ve Engels gelecekteki yapilanmanin nasil olmasi gerektigini o günden ve mütevazi deneyimden öngörebiliyorlar!

‘‘Merkez Komitesi’nin Komünistler Birligi’ne Birinci Hitabesi’’nde ayrica isçiler, yaklasmakta olan devrimde eger küçük burjuva demokratlari devlet erkini ele geçirirlerse silahlarini birakmamalarini ve örgütsel yapilarini korumalarini salik veriyorlar. Öyle ki, ayni ikili erklerde kurulan paralel örgütlenmeler gibi, isçilerin ve emekçilerin kendi devrimci hükümetlerini, belediyelerini olusturmalarini, baska kimseye güvenmemelerini ögütlüyorlar.

Hitabe ile ilgili olarak son söyleyecegimiz de belgenin en son cümlesi: ‘‘Sürekli devrim!’’ Marks ve Engels bu çagriyla isçilere su mesaji vermek istiyorlar: Yaklasan devrimde küçük burjuva demokratlarinin devlet erkine el koymasiyla yetinmemiz mümkün degildir, devrim mantiksal sonu-cuna ulasincaya kadar, küçük burjuva demokratlarinin karsi koymasina ragmen, devrimi ileriye götürmek gerekir.

Hitabe’nin basilmasinin ardindan bir kaç ay geçmeden, 1850 Haziran’inda Merkez Komitesi Ikinci Hitabeyi yayinladi. Bu belgede, geçen kisa zaman sürecinde Komünistler Birligi’nin nasil hem Londra’da, hem de Avrupa’nin çesitli ülkelerinde yeniden örgütlenip düzenli bir çalisma içine girdigini vurguluyordu. Parti sayisal olarak büyük bir artma göstermemisti. Kita Avrupa’sinda, gericilik döneminin tüm sertligiyle sürdügü bir ortamda bu ola-gandi, ancak illegal çalismaya agirlik verilen ülkelerde bile, basta Almanya olmak üzere, genis isçi ve emekçi çevresi partinin görüslerinin egemen oldugu isçi kulüplerinde bir araya gelebiliyordu.

1850 yilinin baharinda Komünistler Birligi’nin yöneticilerinin elde ettikleri basarilardan bir digeri de gerek Ingiliz kökenli ‘‘Chartist’’ hareketinin temsilcileriyle olsun, gerekse Fransiz kökenli ‘‘Blanqui’’ci hareketin temsilcileriyle osun, derin görüs ayriliklarina karsin iyi iliskiler içine girebilmis olmalaridir. Komünistler Birligi’nin Merkez Komitesi adina, gerek Marks ve Engels olsun gerekse Engels’in Alman devriminde askeri komutanligini yapmis olan Willich bu iliskilerin gelistirilmesinde kilit rol oynadilar ve en önemlisi Devrimci Komünistlerin Dünya Dernegi’nin Kurulus Belgesi’ne hepbirlikte imza attilar. Bu uluslararasi dernek çok uzun ömürlü olmadi, ancak gelecekte kurulacak olan 1.Enternasyonal’in (Uluslararasi Isçi Dernegi adiyla kuruldu) ilk adimlarini olusturdugu da açiktir. Ayrica yazimizi ilgilendirdigi ölçüde, Marks ve Engels’in ne yapmayi hedeflediklerini göstermesi açisindan önemlidir. Birakin ülke düzeyinde komünistlerin birligini savunmayi, bunu dünya çapinda gerçeklestirmek için ugrasan insanlarin militan ruhlarini görmemek için ya kör olmak, ya da kasitli, bilinçli olarak bunu yapiyor olmak gerekir.

Bütün bu yogun yigin çalismalarinin yaninda Marks ve Engels dünya isçi sinifinin yazinina kazandirdiklari en önemli yapitlarin bir kismini da ekliyorlar, ve bu çalisma için de Partiden en ufak bir ayricalik da talep etmiyorlardi. Zaten günlük yasamin her aninda bu fikirlerle yasadiklarindan kaleme almak ve de daha ilerletmek onlar için o kadar zor da olmuyordu. Bunlara bir de tutkuyu ve inanci ekledigimizde ortaya çikan, gerçekten örnek alinasi yasamlardir. Gel gelelim, ayni inanca sahip olmayan, sicak devrimci savasin kaçinilmaz olarak örgüte çektigi bazi militanlar çok geçmeden, göçmenlik yasamini da kaldiramadiklarindan örgütten kopmaya gitti. Bu dönemin anlatimini da gelecek yazimiza birakiyoruz.