Uzun bir süredir siddetli bir ideolojik saldiri altindayiz. Kulagini tikasan, gözlerini kapasan yine duyuyor, yine görüyorsun. Saldirinin vesilesi “cumhuriyet”in 75.yili.

75.YIL KUTLAMALARI NEYiN iNCiR YAPRAGIYDI?

EMINE ENGIN

Sahtekarlik düzeyi öylesine yükselmis ki, cumhuriyetin 75. yilinda cumhuriyetin ta kendisi yalandir! Nitekim gerçekte onlar yalanlarini yutturmanin bayramini yaptilar, bizim gibiler de ölmüs cumhuriyetin cenaze törenini........

Uzun bir süredir siddetli bir ideolojik saldiri altindayiz. Kulagini tikasan, gözlerini kapasan yine duyuyor, yine görüyorsun. Saldirinin vesilesi “cumhuriyet”in 75.yili. Bundan öylesine gina geldi ki, biraz tepkisel olsaydik, birseyler bilen ve düsünen insanlar olmasaydik, “yetti be, yasasin padisahlik” diye sokaga dökülürdük. istanbul’da pislik, hayvan lesi, çesit çesit balçik çamur, TV ekranlarinda kanli ceset görüntüleri bol bol görüyoruz ama hiçbiri midemizi bulandirmiyor da, cumhuriyetin 75. yili dendi mi midemiz bulanmaya, fiziksel olarak kusmaya basladik.

Gerçek anlamiyla cumhuriyet, geçmise göre ileri bir devlet biçimi olup, duygularla pek ilgisi olmayan, sosyo-politik bir kavramdir. Zaten bizim midemizi bulandiran da cumhuriyet degil, böyle bir sey olmadigi halde onun adina koparilan ikiyüzlü, sahtekar, yalanci, emegimizi sömürmekle kalmayip duygularimizi da sömürmeye kalkan gürültü patirtidir. Cumhuriyet tanimina zerrece uymayan, aristokrat bir burjuva kesimin (eski aristokratlarda hiç olmazsa zevk, kültür, yetenek, vb. varmis, bunlarda en soysuz vurgunlarla kazanilmis paradan baska dikkate deger hiçbir özellik yok, onun için belki de maganda burjuva kesim demek daha dogru olacak) (galiba bir düzeltme daha yapip, bir burjuva kesimin degil birkaç burjuva kesimin demek gerekiyor) (bir üçüncü düzeltme de kesim sözcügüne iliskin - onun yerine de çete demek daha yerindedir) - birkaç maganda burjuva çetenin - elinde aynen monarsiye benzer bir oyuncak olan bu devletin bayram havasinda kutlanacak hiçbir yani yoktur. Kustugumuz bu devletin sahiplerinin yalanlaridir. Sahtekarlik düzeyi öylesine yükselmis ki, cumhuriyetin 75. yilinda cumhuriyetin ta kendisi yalandir! Nitekim gerçekte onlar yalanlarini yutturmanin bayramini yaptilar, bizim gibiler de ölmüs cumhuriyetin cenaze törenini........

Türkiye’deki devlet nedir, bu gerçekten arastirilmalidir. Fasizm olmadigi açiktir ama cumhuriyet -ulusun egemenligi - ya da demokrasi -çogunlugun iradesiyle yönetim - olmadigi da ayni açikliktadir. Bu sorun kafamizi kurcalamaktadir ama bir yazi degil, belki birkaç kitap konusudur. Bunu bir yana koyalim. Gelelim, yukarida kisaca degindigimiz çerçeveyle de bagli olarak çok ilgimizi çeken bir olaya: Her yerde asili olan “Cumhuriyet Fazilettir” flamalari! Bu flamalari asan, bilindigi gibi, eski Refah’in uzantisi Fazilet Partisi’dir. iste bu yazicigin konusu bu olacaktir.

Elbette cumhuriyet, kralliga vb. göre fazilettir. Ama Türkiye’deki cumhuriyetin fazilet olusu, bu açidan çok Fazilet Partisi’yle bagi nedeniyledir. Yil 1995. 29 Ekim’de bayrak asmayi zorunlu kilan bir karar alindi. Buna ragmen istanbul’da iki elin parmaklarini geçmeyecek kadar bayrak asiliydi. 29 Ekim kimse için bayram degil, isin olmadigi bir tatil günüydü. Yil 1998. 29 Ekim’de önemli, büyük bir azinlik, Fazilet’in olusturdugu seriat vb. tehlikesine karsi “laik ve demokratik cumhuriyetimiz”i korumak için sokaklardaydi. Senaryolara inanmaya tesne olanlar, hemen, iste iyi ya yiginlar seriat tehlikesine karsi harekete geçiyor, diyebilirler. Ama birkaç soru, biraz düsünce, kazin ayaginin hiç de böyle olmadigini istenirse kolayca ortaya çikarabilir.

1985 - 1995 arasinda yasanan bazi seyleri kisa kisa hatirlayalim. Meclis, Ordu’nun Dereleri türküsüyle açilmisti. Bayrak kimseyi duygulandirmadigi gibi, istiklal Marsi için kimse zahmet edip ayaga kalkmiyordu. Köse yazarlari istiklal Marsi’nin “teknik” bir arizasi bulundugunu, hece-müzik uyumsuzlugundan muzdarip oldugunu, “bu nedenle” degismesi gerektigini savunuyorlardi. TV’lerde, radyolarda türkü programlarindan geçilmiyordu. Zaten yasalari islemeyen, birbiriyle ve uygulamayla çelisen, herseyi arap saçina dönmüs olan devlet, iflas etmisti ve bu olgu halkin belleginde de açikça yer etmis, halkin deger yargilari yükselise geçmisti.

Böyle kosullarda, Refah Partisi, hem de “sol” görünen (adil düzen, vb.) laflarla güçlenmeye basladi. Refah ya da Fazilet Peygamberi hangi Allah indirdi? Yukarida sözünü ettigimiz önemli azinligin “laik demokratik cumhuriyetimiz” diye sarildigi devletin ta kendisi indirdi. Devlet erkani, çogu zaman Kuran kursu, imam hatip okulu ve cami biçiminde destek vererek, bazen de güçlendirici, onu “sol” gösterici “baski” uygulayarak onu adeta serada büyüttü. Bu “öcü” olmasaydi, iflas etmis bu devlete sahip çikan da olmayacakti. Bugün “cumhuriyet” adi altindaki devlet bozuntusu gerçekten Fazilet’tir, yani onun kurtaricisi Fazilet’tir.

“Laik ve demokratik cumhuriyetimiz” diye sunulan devlet, gerçekten laik ve demokratik midir ki RP ya da FP’ye karsi ona sarilalim? Bunca Kuran kursunu, imam hatip okulunu, camiyi vb. dedem mi açti? Gençlerin üzerine Allah Allah nidalariyla sürülen askerler komsu devlete mi ait? Bu kadar laikseler neden ezanin sabahin besinde insanlari uykusundan uyandirmasini konu bile etmiyorlar? Neden Diyanet’i devlet yapisi içinden çikarmiyorlar? Bu devletin sözde laik geçinerek RP/FP tabanina karsi uyguladigi ve o önemli azinligin da saksakladigi bütün önlemer gerçekte anti-demokratiktir.

Basi türbanli kizi üniversiteye sokmuyorlar, ama mini etekli, esrarkes, eroinman, kiz kadin alip satan vb. zengin züppeler tipis tipis giriyorlar. Turban siyasal simgeymis! Kiyafet kanununa aykiriymis! Siyasal simge ya da istedigini giyme özgürlügü yok mu? Evet yok ve laiklik adina, olmayan demokrasi biraz daha oyuluyor. Daha çok örnek verilebilir ama vurgulamak istedigimiz su ki, seriat tehlikesine karsi “laik demokratik cumhuriyetimiz”i savunarak alkis yaptigini sananlar, gerçekte anti-demokratik uygulamalara kabul ortami yaratmaktan, saksakçilik yapmaktan baska bir ise yaramiyorlar. Simdi burjuva bayanlar turbanli kizlara nefretle bakiyorlar ve kendilerini laik saniyorlar!

Bugün seriat tehlikesi oldugunu savunanlarin (fasist tehlikeyi unutup) savundugu bir sey daha var ki o da ordunun kesin laiklikten yana oldugudur. Ee, o zaman zaten seriat tehlikesi yok demektir. Var gösterilerek, 12 Eylül’de iskencenin alasini yapan, polisin basedemedigi durumlarda baskinin alasini yapan ordu da temize çikariliyor. Bu tehlike gerekçesiyle ordu bir darbe yapsa, söz konusu “laik ve demokratlar” onu da destekleyecekler! Amma basarili senaryo! insanlari alip, nereden nereye getirdi!

“Laik-demokratik cumhuriyet”, hep savundugumuz gibi, yillardir emperyalistlesme çabasi içindedir (ve bizce artik emperyalistlesmistir). Bunu saglamak açisindan da R/F Peygamberi indirmek zorunda kalmistir. Türkiye’de öylesine igrenç bir sahtekarlik dönemi yasiyoruz ki, dinciler din kardeslerini, Türkçüler Türk asilli halklari Türkiye emperyalizmine yem etmek için gerekliler ve varlar. R/F Peygamber de, maganda burjuva çetelerden birinin has adamidir. Bir süredir çetesiyle birlikte muhalefettedir. Emperyalistlesme, öteki çetenin yolundan, ABD stratejileri dogrultusunda bir yoldan ilerlemektedir ve R/F P biraz itislenmektedir. Buna ragmen, Refah kapatilip da yeni partiye ad aradiklarinda düsündükleri adlardan biri “Yeniden Büyük Türkiye Partisi” olmustu. Türkiye, anti-emperyalist zafer kazandiginda büyük olmustu. Emperyalist zafer kazandiginda da “yeniden büyük” olacak! Yani R/F Peygamber de senaryonun bilinçli figüranidir. Yalnizca su siralarda biraz kuliste kaldi. Kendisine rolünü asmamasi gerektigi hatirlatildi. Ama zaten kendisi de bu süreç içinde Atatürkçü, laik, cumhuriyetçi, demokrat kesildi. Bayraga, istiklal Marsi’na vb. dört elle sarildi.

Bir aralar ikinci Cumhuriyet tartismalari vardi. Sonra, tartisma durakladi. Megersem, is laftan ise döküdügü için duraklamis. ikinci Cumhuriyet uygulamaya sokuldu. 75.yil iste bu dönemeçtir. Bu öyle bir “ikinci” ki, birinciyi mumla aratiyor. Burjuva “cumhuriyet” iyice koflasiyor, magandalasiyor. 29 Ekim’de zokayi yutturduk diye senlik yaptilar! Senlik yapa dursunlar, son gülen iyi güler! Ne zaman, bunu bilemem ama son gülen biz olacagiz!