Isçinin Sesinin 468. sayisinda belirttigimiz Vilayetnamedeki alintida da gördügümüz gibi, Kayseri ya da Kirsehir çevresinde, Karaca Ahmetin gözcülügü altinda bir toplanti yapilmaktadir. Ilk dönem Osmanli tarih yazicilarindan Tarihçi Ali, Künh-ül Ahbarda: Ol tarihte Rum erenlerinin söhretli kutbu Karaca Ahmed Sultan idi. Çaginda elli yedibin müridi onun emrindeydi... Sivrihisarda oturan Seyyid Nureddin adinda bir zatin terbiyesinde seccadenisindi... diye yazmaktadir. Sakaayikte ise Horasanda bir sahin, yani bir feodal beyin oglu oldugu ve cezbeye kapilarak Rum ülkesine geldigi belirtilir.
Bu toplantida elli yedibin er ya da mürid biraraya gelmis olabilir miydi? Yoksa bu sayiyi olusturan asiret ve oymaklarin temsilcileri, yani kocalar mi bulunmaktaydi? Bu büyükler kendi kabileleri soydaslari adina konusup tartisip karar aliyorlardi belki. Karaca Ahmet Sultan Gaziyan-i Rum un baserlerinden biri olacakti daha sonra. Toplantida Seyyid Nuredddinin bulunup bulunmadigi açik degil. Ama kizi Fatma Bacinin burada ve görevli bulundugu görülmektedir. Bu Fatma Bacinin daha sonra Alevi-Bektasi literatüründe Hatun Ana, Fatma Nuriye, Kutlu Melek, Kadincik Ana diye anilacagini ve Baciyan-i Rum un basbacilarindan olacagini biliyoruz. (Asik Pasaoglu, agy. S.165)
Yeniden Erenler meclisine dönüp, giristeki sözümüzü genisleterek yineleyelim: Haci Bektasin Rumdaki erenleri ziyarete gelisinin ana amaci, Karaca Ahmed Sultanin 57 bin müridiyle, yani kendisine candan bagli 57 bin kisilik gücüyle, Baba Resulun Suriye ve Anadoluda her kavimden ve her dinden edinmis oldugu 72 bin müridi, yani bu denli insan gücünü birlestirmenin yollarini aramakti. Bize göre, Kirsehir, Kayseri, Sivrihisar-Eskisehir gibi Rumun batisindaki kentlerin çevresindeki Türkmen yiginlarina önder olanlarin -Ahi önderleri dahil-, baskaldiri arifesinde kendileriyle birlesmesinin tezelden saglanmasi gerekiyordu. Genç bilge ve ermis, Ali soylu ve yedinci Imam Musa Kazimdan inme Horasanli Haci Bektas araciligiyla birlesmeye çagriliyorlardi.
Bu büyük toplantinin, Baba Ilyastan daha önce gelen bir haber üzerine yapilmis olmasi da olasidir. Urfa-Samsat, Adiyaman, Maras ve Malatyadan Amasyaya Tokata uzanan bölgelerdeki kaynasma ve gelismelerden de habersiz olamazlardi. Belki de Baba Resuldan gelecek bir heyeti bekliyorlardi.
Haci Bektas Veli kuskusuz, Vilayetnamede anlatildigi gibi buraya ne güvercin donunda ve ne de tek basina gelmis bulunuyordu. Kardesi Mentes ve Baba Ilyasin yanina kattigi bir bölük insanla birlikteydi. Ancak toplantinin gözcüleri onlari görüp, yukarida açikladigimiz üzere gerekli yerleri bilgilendirmislerdi. Söylencesel anlatimda disavurulanlar, gelenlerin hiç de dostça karsilanmadiklarini gösteriyor. Bu gelenlere, çikarci bir yaklasimla karsi koyanlar vardir: Ne yap-mali ki Rum ülkesine girmesin? Girerse ülkeyi elimizden alir. Herkesi kendisine baglar; artik bize ekmek kalmaz. Kanat gerip yolu tutalim. diyorlardi.
Kaynaklarin hemen hepsinin Karaca Ahmet Sultanin Horasan sahlarindan birinin oglu oldugunu söylemesi, onun gerçekten Bektasin yaslarinda bir beyoglu oldugunu gösterebilir. Belki de Horasandan tanisikliklari vardi. Rumun batisi Karaca Ahmetten soruluyordu ve ayni zamanda bir hekimdi. Kendisine bagli elli yedi bin müridiyle çok büyük bir güçtü. Rakip bir önder tehlikesi her an varolabilirdi. Horasanli Haci Bektas bu sirada devreye sokulmustu. Bizce, Dede Garkinin kendisine gönderdigi Haci Bektas Baba Resulun, çok iyi yetismis, ileri görüslü ve sagduyu sahibi bir bilge; çaginin olaylariyla birlikte bilgilerini de sindirmis bir siyasetçi ve bilgin olarak büyük kesfidir.
Haci Bektas Karaca Ahmet Sultanin kisiliginde bilgi, görgü, inanç ve ikna gücüyle elli yedi bin Rumlu Erenler toplulugunu kendisine baglamis ve pesinden çekip götürmüstür. Zaten Karaca Ahmetin, Orhan dönemine dek yasadigi ve Babailerden oldugunda Osmanli tarih yazicilari hem fikirdirler.
Gerçekte, ayaklanma hazirliklari, hareketin basi ögrenilmis. Baslamadan bitirmek için kurnazca bir yilani bastan ezme taktigi uygulanma yoluna gidilmistir. Anlasiliyor ki, çok bilinçli yapilmakta olan propaganda ve hazirlik asamasi henüz sona ermemis, ayaklanma hareketi Baba Resulun istedigi biçimde olgunlasmamisti. Elvan Çelebinin dizelerinde Sultan Giyaseddinin niyet ve buyruklari söyle yansitiliyor:
( )
Didi ol Kör herze vü hezeyan
486 Söyle kim fitne kildi Sultani
Sultan aydur beglerim kani,
487 Hazir olur kamu gelür yir öper
Aydur iy beglerüm gerek ki sefer
488 Kilasuz düsmenüm belirdü tiz
Ani kirmaga eylemen temyiz
489 Tahtuma tacuma nazar kilmis
Kendüyi hem Resul-i Hak bilmis
494 Tacumi tahtumi diler kim ala
Yani ben olmiyam Melik ol ola
497 Nise ol kasd-i taht u baht kila
Yani benden diler bu mülki ala
498 Varun eyle bunlari garet idün
Söyle kim var durur hasaret idün
499 Bunlara kimse mani olmasun
Öyle varun kim nesne bilmesün
500 Eyle kim cadula imis bunlar
Bilse sizi kirar imis bunlar,
501 Çün vasiyyet bu sureti dutdi
Begler ü lesker-i ahuru gitdi (E.Çelebi, Menakibul Kudsiyye, s.42-44)
Görüldügü gibi Selçuklu Sultani Baba Ilyasin Peygamberligini ilan ettigini ögrenmis. Taci, tahti ve mülkünden olacagi endisesi içerisinde beylerini toplayip, kimseye duyurmadan sessiz sedasiz zaviyesine baskin yapip, Baba Ilyas ve çevresindekilerini yoketmelerini (hasaret idün, diye) buyuruyor. Beyleri ve bir süvari birligini (lesker-i ahuru) Amas-yaya gönderiyor.
Bunu haber alan Baba Ilyas seksen yandasiyla zaviyeyi terkedip Harasna kalesine sigindi ve orada gizlenerek savunma hazirligina giristi. Öbür yandan bir yolunu bulup Kefersudda isyan hazirliklarini sürdüren Baba Ishaka haberci çikarmisti.
Ibn Bibinin tanimlamasina göre, büyük çogunlugu Siyah libasli, kizil börklü ve ayagi çarikli Türkmenler idi bunlar heterodoks islam (Alevi) inançliydilar. Yolun üzerinde bulunan yerlesim alanlarini yakip yikarak, talan ederek ve Baba Ilyasin peygamberligini kabul edip kendilerine katilmayanlari öldürerek ilerliyorlardi. Ilerledikçe sayilari da artiyordu. Malatya valisi Muzafferuddin Alisir Selçuklu ve hristiyan parali askerlerden bir orduyla Baba Ishaki karsiladi. Yapilan meydan savasinda yenildi ve tüm agirligini birakarak Malatyaya geri çekilmek zorunda kaldi. Kürt ve Germiyanlardan olusturdugu ikinci bir orduyla Elbistan ovasinda saldirdiysa da, Baba Ishakin yeni katilimlarla güçlenmis ordusu tarafindan bozguna ugratildi.
Amasyaya dogru, karsi koyanlari öldürerek, engellenemez biçimde ilerliyorlardi. Sivasi alip Igdisbasi Hurremsahi ve diger beyleri de öldürdüler. Babailerin bu basarisi karsisinda bölgenin gayrimemnun halklari da onlara katildi. Sivas çevresinde yasayan Karamanli ve Canik ve Sinop çevresinde konar-göçer yasayan Çepni Türkmenleri de onlara katildilar. Talanlardan ve ganimetten pay almak isteyen issiz güçsüz, yoksul guruplar, herkes katiliyorlardi. Babailer Tokati aldiktan sonra Amasya bölgesine girdiler.
Bu sirada Sultan Giyaseddin Keyhusrev II korkusundan baskent Konyayi terkedip Kubad-abada çekildi. Haci Mubarizüddin Armagansah kumandasinda büyük bir ordu Amasyaya gönderilmis bulunuyordu. Bu ordu Amasya kalesinde savunma durumunda olan Baba Resulu tuzaga düsürerek savunma gücünü kirdi. Simon de Saint Quentinenin anlattigina göre çok kanli çarpismalar oldu. Selçuklu ordusunun silahlariyla yaralanmayacaklarina inandirilmis müritleri yakinlarini kaybettikçe Baba Ilyasa sormaya baslamislardi. O da Tanriya: Tanrim ne yapiyorsun, uyuyor musun sen? Hani bana söz vermistin!diye sitemde bulunuyordu. Armagansah bu kusatmada Baba Ilyasi yakalatip Amasya kalesine astirir. Ayrica savas meydaninda mizrakla ya da bogularak öldürüldügüne dair farkli görüsler vardir. Elvan Çelebi ise, yakalanip hapse atildigi ve kirk gün sonra Bozati duvar yararak onu kurtarip göge uçurdugunu anlatmaktadir.
Baba Ishakin kumandasi altinda Babai kuvvetleri Tokattan Amasyaya ulastiklarinda Baba Resulun kalede sallanan cesediyle karsilasinca çilgina dönmüslerdi. Aylardir onu görmek, ona ulasmak için yatagini yakip yikan, silip süpüren bir sel gibi Amasyaya akmislardi. Baba Resulallah! Baba Resulallah! diye bagirarak saldirip Armagansahin ordusunu darmadagin ettiler ve kendisini yakalayip öldürdüler. Arkasindan artik Konyanin yolunu tutmus bulunuyorlardi.
Giyaseddin Keyhusrev bu büyük yenilginin ardindan, Erzurumdaki sinir boyu kuvvetlerini, Emir Necmeddin kumandasinda Babailerin üzerine sevketti. Alti gün içinde Sivasa ulasan bu ordu Türk, Gürcü, Kürt ve Frank askerlerinden olusturulmustu. Sivastan Kayseriye, oradan da Kirsehire geçen Selçuklu ordusu Babaileri beklemeye basladi.
Babai kuvvetleri, Baba Ishakin baskumandanliginda Kayseriye yaklastiklarinda, Ziyaret adi verilen yerde Selçuklu ordusuyla yaptigi kisa bir çatismayi da kazandiktan sonra Kirsehire dogru ilerlemeyi sürdürdüler. Elvan Çelebi Kirsehir yakinlarinda Kendek civarinda kisa bir çarpismadan daha sözetmektedir.
Ancak her nedense A.Yasar Ocak bunu görmezlikten gelmistir. Bu bölümde Babai seflerinin, bir toplanti yaptiklarini ve basindan beri hareketin içinde olan Haci Bektasi sonu yaklasmis ayaklanmanin disina çikarma karari aldiklarini görüyoruz. Bizzat Babai askerlerin yigit basku-mandani Haci Bektasa bu karari bildirerek, onun Kendeke çikip Bereket Haciyi ziyaret etmesini, onun yanina gitmesini istemistir.
Babailer Kendekten sonra Malya ovasina ulasmislardi. Bütün agirliklarini, sürülerini, kadin ve çocuklarini bu düzlükte bir araya topladilar. Malya ovasina gelmis olan Selçuklu ordusunun baskumandani Emir Necmeddin, yardimcilari Behramsah Candar, Gürcü Zahiruddin Sir idi. Bin kisilik 3000 altina kiralanmis zirhli Frank sövalyelerinin basinda ise Ferdehala (ya da Frederic) bulunuyordu.
Sonunda Selçuklu feodal sultanliginin, bütün güçlerini seferber ettigi koskoca ordusuyla (12 bin ile 60 bin arasinda rakam verilmektedir), Babai halk güçleri (3 bin ile 6 bin arasi rakamlar verilmektedir) 1240 yilinin Kasim ayi baslarinda Malya ovasinda karsi karsiya gelmislerdi. Yine Saint Quentinli Simomun verdigi bilgiye göre Babai halk güçleri, iki ay içerisinde inançlari ugruna hayatlarini hiçe sayarak, Selçuklu feodal kuvvetlerine karsi tam 12 meydan savasi kazanmis bulunuyordu. Bu nedenledir ki, Selçuklu askerleri Babai güçlerinin, Türkmenlerin savasçi siddetinden korktuklari kadar, aralarinda yayilmis olan Baba Resulun mucizelerinden de çekiniyorlardi. Onlardan 4 veya 10 kat daha fazla olmalarina ragmen saldiriya geçmeye cesaret edemediklerini söylemektedir bütün kaynaklar. Burada, büyük Babai önderi Ishakin aralarina casuslarini sokup, onlari yanlarina çekme propagandasi rahatlikla sezilebilir. Belki bir süre daha geçseydi askerlerin, silahlarini feodallere çevirmesi bile olasiydi. Iste bunun zamaninda farkina varan beyler, bin kisilik, belki daha fazla olan parayla tutulmus zirhli frank sövalyelerini öne sürdüler. Babailer, oklari ve kiliçlarinin etkili olamadigi demir donlu askerler karsisinda saskinlik içerisinde geri çekilmeye baslamislardi.
Daha ilk saldirida Babai halk güçlerinin kayip vererek bozgun yasamalari yüzünden, Selçuklu askerleri arasindaki Babai propagandasi kirilmis ve koca ordu kumandanlarinin emirlerine uyarak savasa giristiler. Yapilan bu çok kanli savasta, Ibn Bibiye göre 4 bin kisi öldürüldü. Malya ovasi Kizil börklü, siyah libasli ve ayagi çarikli Türkmenlerin kaniyla kizila kesti. Savas meydaninda sag kalan kadinlar ve çocuklar savas tutsaklari olarak galipler tarafindan paylasildi, satildilar. Savas sonrasi bes yil boyunca kogusturmalar sürdü, zindanlar Babailerle dolduruldu. Ayna Dövle gibi yakalanip da Babailigini yadsimayanlarin derileri yüzülüp, tulum çikarilarak saman basildi. 1246dan sonra sag kalan, gizlenmis Baba Ilyas halifeleri Sulucakarahöyükte Haci Bektas Velinin çevresinde toplandilar. Bu yillarda en en büyük hizmeti, Baciyan-i Rum (Anadolu Ba-cilari) örgütü görmüstür..