ÇAGIMIZ DEVRIMLER ÇAGIDIR-2
TKP 6. PROGRAMIDA STRATEJI, KAPITALIZMIN GLOBALLESMESI GERÇEGINE DAYANMAKTADIR
YILDIRIM GIRNELI
TKPnin 6.ci Programinin ana tezi dünya giderek ilerliyor, iyiye gidiyor, komünizme yaklasiyor düsüncesini yansitmaktadir.
Bilimsel-teknolojik ilerlemelerin dünya çapinda yayiliyor olmasinin ve üretimin yaygin olarak en yeni teknolojilerle yapiliyor hale gelmesinin yol açacagi en belli basli sonuç, sonul hedefi, komünizmi objektif olarak yakinlastirdigidir.
Altinci program da bu bilimsel saptamayi dikkate alan bir strateji belirliyor. Bilimsel-teknolojik gelismelere karsi durmayan bir savas hatti. Bu savas hatti üzerinden sosyalist devrime ulastiracak bir strateji. Yeni programin özü budur.
Kapitalizmin globallesmesi, isçi sinifinin da mücadelede dünya ölçeginde geçerli bir stratejiye sahip olmasi zorunlulugunu her geçen gün daha fazla gün isigina çikariyor.
Bu yazimizda, bu konuyu ele alacagiz.
Bugün isçi sinifinin dünya ölçegindeki genel stratejisi, bilimsel-teknolojik devrim üzerine kurulu bir mücadele stratejisi olmalidir. Altinci Program bunu, bilimsel teknolojik devrimin yayilmasini saglayacak, kapitalist sistemin açmazlarini savasla çözmesine karsi duracak ve halklari bilimsel teknolojik devrimden sosyalist devrime ulastiracak bir strateji diye belirliyor.
Burada anlatilmaya çalisilan iki ana nokta vardir. Sinifin stratejisi öyle yaklasimlar tasimalidir ki:
A. Teknolojinin önüne bir engel olarak çikmayacak, tam tersine yayilmasina yardim edecektir.
B. Kapitalist sistemin açmaz-larini savasla çözmesine karsi duracak, bu nedenle de hiçbir sekilde savas çigirtkanligi, milliyetçilik yapmayacaktir.
iste bu iki çizgiyi mücadelesinin ekseni yapacak, bu çizgilerle çelisen yönelimleri ortadan kaldiracak ve bilimsel-teknolojik devrim üzerinden sosyalist devrime ulasacak bir strateji.
Bu kisaca özetledigimiz iki ana noktaya su dogrulardan variyoruz:
Üretim iliskileri, üretken güçleri kalici olarak durduramaz. Yani her zaman belirleyici olan üretken güçlerdir.
Üretim iliskilerinin üretken güçleri kalici olarak durdurdugu noktaya gelindiginde, o sistem gelismesinin tüm olanaklarini tüketmis demektir ve o noktada sistem olarak çöker.
Günümüzde kapitalizmin bir sistem olarak gelismesinin son noktasina ulastigini herhalde hiç kimse savunamaz. Savunmayi birakalim, ciddi olarak iddia bile edemez. Yani kapitalizm gelismesinin hâlâ sonuna varmamistir. Neden? Çünkü kapitalizm, hâlâ üretken güçleri devrimcilestirme yetenegini sürdürmektedir. Kapitalizm bu devrimcilestirme yetenegini sürdürdügü sürede, kapitalist sistemi hemen basasagi etme beklentileri de geçerli beklentiler degildir.
Bu söylenenden önemli bir sonuç daha çikar: Dünya devrimindeki gecikme öznel degil, nesnel nedenlerden dolayidir. Yukarida belirtilen yetenekten dolayidir.
Unutmayalim ki, kapitalizmin gelismesinin (hem de her günkü evrimci türden gelismesi degil, ziplamali, siçramali, devrimci türden gelismesinin) en önemli yolu, ayni zamanda her gelisinde sistemi bastan asagiya tehdit eden ekonomik krizlerdir.
Kapitalizmin kaçinilmaz olarak dönem dönem girdigi bu krizlerden devrimci yönde yararlanilamazsa, sistemden parçalar koparilamazsa, sistem bu krizi kendini ilerletecek yönde çözer. Ve tüm gelisme olanaklari tükenene kadar da bu böyle sürer.
O zaman da kapitalizmin yapacagi, dünya pazarini alabildigine derinlestirmektir.
Dünya pazarinin alabildigine derinlesmesi demek, ülkeler arasindaki farkliliklarin da azalmasi ve giderek ortadan kalkmasi demektir. Bu da, tek dünya pazarini daha da derinlestirmek, küresellesmeyi yeni boyutlara yükseltmek anlamina gelir. Ters de gözükse, kapitalizm, bu her yeni adimiyla da kömünizmi yakinlastirmaktadir. iste komünistlerin görevi de bu karmasik ve agir gidisi bilinçli bir gidise yöneltmektir.
Unutmayalim, burada isçi sinifinin dünyadaki stratejisinden söz ediyoruz. Bu konuda ancak genelleme olarak konusabiliriz. Bu genellemelerin içini doldurmak, her ülkenin somutunda farkli biçimler alacaktir. Fakat ne yaparsan yap, teknolojik gelismeye karsi durmayacak bir strateji olmalidir.
Konuya bir örnekle devam edelim. ingilterede 1980li yillarda, Thatcher döneminin ilk yillarinda ülkede çesitli iskollarinda üretime sokulan yeni teknolojilere sendikalar karsi çikiyordu. Karsi çikma gerekçeleri isçilerin islerini kaybedecekleri korkusuydu.
Bu nedenle isçi sinifi büyük mücadelelere girdi, kahramanca mücadele etti ama kaybetti. Ne büyük özveriler içerirse içersin, bu mücadele, gelismenin önünü tikayan, ilerlemeye engel olan bir mücadele idi. Kazansaydi, toplumu geriye götürecekti. Kaybetmesi toplumsal gelismenin yararina oldu.
Tarihin görüp görecegi tek gerçek devrimci sinif olan isçi sinifini böyle bir konuma düsürmek, ilerlemenin önüne çikartmak ve yenik düsürtmek kimin haddidir?
Yapilmasi gereken teknolojiye karsi çikmak degil, is kaybedenlere yeni is olanagi saglama, yeni meslekler ögretme mücadelesi yürütmekti.
Sendikalarin teknolojiye karsi bu sanssiz tepkisi ile, kapitalizmin ilk dönemlerinde makinalara karsi çikip, Boltonda, Manchesterda makinalari kiran emekçilerin tepkisi, zaman farkiyla, ayni seydir. O dönemde emekçilerin makinalara karsi tepkisi nasil tarihe karsi bir savas idiyse, sendikalarin bu tepkisi de öyledir.
isçi sinifi bu yanlis strateji ile, ücretler dahil olmak üzere, kaybetmemesi gereken pek çok kazanilmis hakkini kaybetti ve güçten düstü. Sinifin kayiplari hâlâ günümüze yansiyor.
Dünya Komünist Hareketi Sovyetler Birliginin dagilmasiyla birlikte çöktü. Ama ne yazik ki, daha hala 70 yillik sosyalizmin neden çöktügünü anlayabilmis degiller. Sovyet deneyimi az gelismis bir ülkede yapilan bir devrim ve bütün iyi niyetlere karsin bir çöküsle sonuçlanan sosyalizm amaçli bir devrim olarak ele alinmiyor. Sosyalizm niye çöktüyü anlamaya çalisiyorlar.
Sovyetler az gelismis bir ülke idi. Tarih isçi sinifina iktidari ele geçirme sansi vermisti, iktidari almayacak miydi? Elbette alacakti. Ancak Sovyetlerde olan devrim toplumsal anlamda bir demokratik devrimdi. Sovyetler endüstrilesme devrimi yapmistir. Bir diger deyimle el emeginden mekanik emege geçmistir. Neticede olan, proletarya diktatörlügü altinda burjuva demokratik devrimdir. Sosyalizm kurulmamistir. Neticede bir çesit devlet kapitalizmi ortaya çikti. Fabrikalar devletindi ama devlet isçilerin elinde degildi. Devlet isçilerin elinde olsaydi -ki Sovyetler tek ülke de sayilmaz, nerede ise bir kita- o zaman sosyalizme ilerleyen diye konusulabilirdi. Sovyet devrimi bir endüstrilesme devrimiydi. Olan oydu.
Marks, Alman ideolojisinde üretken güçlerin kapitalizm altinda mümkün olabilecek en yüksek düzeyi, komünist toplumun ilk asamasina siçramanin zorunlu kosuludur der. Sovyetlerdeki durumla Marksin bu degerlendirmesi arasinda uçurum vardir.
Bugünkü anlayisimiz çerçevesinde (tek ülkede sosyalizm olmaz diyoruz), bugün proleter devrimleriyle kapitalizmden komünizme geçis çaginin esigindeyiz diyoruz. Bugünkü endüstrilesmenin, globallesmenin isiginda bunu söylüyoruz. Tesadüfi olarak bir ülkede proleter devrimi olursa çag açildi, açilacak demiyoruz. Çünkü yeni anlayisimiza göre sistemin çöküsü ya toplu geçis ya da toplu geçise yol açabilecek önemde bir devrimle (yani yine topluca) olacaktir.
Uluslararasi isçi ve komünist hareket bugün darmadaginiktir. ideolojik birlik yoktur. Tutum farklari büyüktür. Ezici çogunluk, kapitalizmin globallesmesine karsi ulusalligi savunuyor. Hele gelismis ülke partileri uluslarüstü sermayeye karsi kendi emperyalist devletlerinin yaninda yer aliyorlar. Globallesmeye karsi ulusal devletleri savunmak gerekir diyorlar.
Burjuvazinin globalligine enternasyonal karsi çikmak gerekiyor. Mevcut partiler ulusallikla karsi çikiyor.
Bugün yeni bir kriz var. Asya krizi ile Rusya krizi birleserek dünya krizine dogru ilerliyor. Kriz pek çok ülkeyi de içine çekiyor. Krizin büyüyen bir dünya krizine dogru ilerlemesi yeni olanaklar doguracaktir. Burada firsatlardan yararlanmaktan konusuyoruz.
Dünya komünist hareketi çöktü. Çöküsle birlikte yeni bir dönem baslamistir. Yikintidan yeni bir komünist hareket yaratma görevi var. Dolayisiyle bu çöküs, çöktügü için oportünizme karsi mücadeleyi azaltmadi, tam tersine oportünizme karsi mücadeleyi arttirmistir.