Sosyalizmin Baslangiç Döneminde Meta iliskileri: Meta-para iliskilerine sosyalizmin ilk dönemlerindeki nesnel gereksinim, sosyalizmin kapitalizmden devraldigi temel üzerinde gelistigi gerçeginden kaynaklanir.

Sosyalizm altinda da, harcanan emegi ve tüketimi denetleme gereksinimi vardir ve tüm özel mülkiyet kalintilari tamamen yok edilene dek, maddesel ve ruhsal zenginliklerde bolluk düzeyine erisilene dek, bu denetimin ve emekçiye saglanan maddi özendiricilerin gelistirilmesi önemli görevler olarak sürecektir. Söz konusu noktaya gelene dek, kendiliginden isleyen süreçler, özellikle emegin dagilimi ve harcanan emek miktari üzerindeki denetimin zayifliginda kendilerini belli ederler. Bu da emegin toplumsal olarak zorunlu ortalama emek zamani ile ölçülmesini son derece zorlastirir.

Ekonomide kendiliginden iliskilerin son derece karmasik ve çok asamali olmasi, belli bir maddenin üretimi için çok sayida üreticinin, farkli isletmelerde ve çogunlukla farkli ve hatta ilgisiz alanlarinda çalisiyor olmasi ve canli ve ölü emegin sürekli olarak farkli oranlarda birlestirilmesi ve yeniden birlestirilmesi, harcanan emek miktarinin dolaysiz olarak emek zamani ile ölçülmesini asiri düzeyde zorlastirir. Elektronik bilgisayar teknigindeki yeni gelismeler, harcanan emek miktarini dogrudan emek zamani ile ölçme olasiligini vermektedir. Ancak, harcanan emek miktarini dogrudan emek zamaniyla ölçmeye geçis yalnizca teknik olanaklarla degil, asil olarak bütünsel ekonomik gelismeyle belirlenir. Bilgisayar teknikleri ancak ekonomik yasamin tümü rasyonel hale geldigi zaman bu amaç için kullanilabilir.

Meta-para iliskileri sosyalizmle uzlasmaz, bu nedenle isleme alani kisa sürede daraltilmak durumundadir. Bunu yapabilmek ise, ülkenin gelisme düzeyine baglidir.

Sosyalizmde baslangiçta meta üretimi sürer. Esyalar, merkezi plana göre meta olarak üretilir ve para karsiligi degisim yoluyla tüketime girer. Ekonomik özendiriciler, ekonomik muhasebe, para, kredi, ticaret gibi unsurlar meta üretiminin unsurlaridir.

Sosyalizmin baslangiç döneminde, daha dogrusu henüz sosyalizm olmayan dönemde meta üretiminin varlik nedenleri nelerdir?

Örnegin, Sovyetler Birligi’nde oldugu gibi, iki sosyalist mülkiyetin biçiminin (devlet-kooperatif) varligi önemli bir nedendir. iki degisik mülkiyet biçimi var oldukça, bunlar arasindaki ekonomik baglantinin dogal yolu meta iliskisidir. Ama neden yalnizca bu degildir. Üretken güçleri hizla gelistirme ve sistemi kendine uygun temeller üzerinde üretme görevi, meta iliskilerinden devlet sektörü içinde de yararlanmayi zorunlu kilar. Devlet isletmelerinin kâr-zarar ilkesine göre çalismasi bunu anlatir.

Sosyalist toplumda baslangiçta deger yasasi isler. Üretken güçlerin göreli az gelismisligi ve ekonominin henüz yetersiz içiçe geçmisligi nedeniyle, çalisma ancak deger yasasi yoluyla ölçülebilir. Deger yasasi olmazsa, bu ilk asamada mallar arasindaki degisim orani bulunamaz. Dolayisiyla, devrimin ilk yillarinda meta üretimi ve deger yasasi, endüstriyi küçük burjuva ekonomiye baglamada yararli bir rol oynar.

Baslangiç döneminde meta üretiminin zorunlulugu, paranin zorunlulugunu da belirler.

Deger yasasi, tüm ögeleriyle birlikte, toplumsal emek dogrudan harcanan emek zamani ile ölçüldügü zaman ortadan kalkar. Sosyalizmin kendini kendi temelleri üzerinde üretmeye baslamasiyla, yani üretken güçler ve üretim iliskileriyle birlikte sosyalizme tam uygun asamaya gelmesiyle, meta-para iliskileri ortadan kalkar. Üretilen seyler meta özelligini yitirir. O zaman, üretim yalnizca toplumsal tüketim için üretilen bir emek ürünü olur, alinip satilan mal olmaktan çikar. Ayrica, sosyalizmin ilk yillarindaki meta iliskileri bile toplumsal mülkiyete dayali özel bir durum gösterir, planli ekonomi içinde isler.

Sosyalizmde, kafa emegiyle kol emegi arasindaki çeliskilerde kendisini disa vuran isbölümünün sürmesi, toplumda çesitli çikar farklarinin varligi anlamina gelir. Çikar farklari, çeliski demektir. Ancak sosyalizmde bu çeliskiler uzlasmaz (antagonist) çeliskiler degildir, çünkü siniflar ortadan kalkmistir. Sosyalizmde siniflar yok olmustur ama farkli çikarlar temelinde aydinlar, bürokrasi ve isçi sinifi içindeki katmanlar arasinda çeliskiler vardir. Sosyalist sistem bu çeliskilerin gelismeyi hizlandiracak biçimde çözümlenebilmesinin nesnel temelini de yaratir. Ne var ki, bu nesnel temel kendiliginden islemez. Zaman zaman öne çikacak çeliskilerin zamaninda görülüp dogru bir siyasetle çözülmesi gerekir.

Sosyalizm komünizme dönüsüm toplumudur

Sosyalizm, kapitalizmden komünizme geçis asamasidir. “Sosyalizm” diye, tarihte kendine özgü bagimsiz yer tutan bir toplumsal-ekonomik yapi, bir üretim biçimi yoktur. Dolayisiyla sosyalizm ancak bir dönüsüm süreci olarak, komünizme referans verilerek tanimlanabilir.

Sosyalizm, her çesit özelligiyle yasanacak, “bitirilecek” ve bir sonrakine geçilecek bir “asama” degildir. Sosyalizmden komünizme geçis, sürekli ilerleyen ve genisleyen bir dönüsümdür.

Sosyalizm, içinde kapitalist toplumun kalintilarini tasiyan komünizmdir. Komünizmin ilk asamasinin, devletin varliginda temsil olan kapitalist toplumdan devraldigi kalintilar üç yönde ele alinabilir.

Birincisi, her zaman bir baski araci olan devletin varliginin kendisi kapitalist toplumdan bir kalintidir.

ikincisi, kapitalist toplumun kalintilari bir de, devletin temsil ettigi kafa/kol emegi ayrimiyla belirlenir. Aydinlar, siyasal kadrolar, yöneticiler vb. Bu kesimler komünizme dek kalkmayacaktir.

Üçüncüsü, üretim araçlari üzerindeki devlet mülkiyeti bile sosyalizmde kapitalizmle komünizmin ögelerinin birlikte var oldugunu anlatir. Devlet mülkiyeti, “proletarya devleti” asamasinin belirleyici, en tutarli, komünizme en hizli dönüsümü saglayan mülkiyet biçimidir. Ancak kendisi komünizmin degil, kapitalizmin bir ögesidir. Komünizmin “mülkiyet” biçimi, devlet mülkiyeti degil, tüm bireylerinin üretken emek içine girdigi, toplu üreticilerin ortak mülkiyetidir.

Mülkiyetin kapitalist karak-terini tamamiyla yitirmesi, ya da daha dogru bir deyisle mülkiyetin yok olmasi, ancak isbölümünün ortadan kalkmasi, yani tüm insanlarin üretken emek içine girmesi ile, devletin ortadan kalkmasiyla tamamlanacaktir.

Devlet mülkiyeti, tüm halkin ortak mülkiyetine, komünizme geçiste proletaryanin kapitalizmden alarak kullandigi mülkiyet biçimidir. Tam da bu nedenle, gerileyen kapitalizmle ilerleyen komünizmin kavgasini temsil eder.

Bu kavganin uçlari nelerdir? Devlet mülkiyeti sosyalizmde tüm halkin mülkiyetini temsil eder. Ama temsil eder, kendisi degildir. Bu nedenle, isgücü ile üretim araçlari arasindaki ayriligi tam anlamiyla ortadan kaldirmamistir. isçi, üretim araçlarinin mülkiyetini, kendi adina kullanmasi için devletine vermistir.

Zaten toplumun üzerinde bir kurum olan devlet bürokratiklesirse, isçi sinifindan uzaklasirsa, o ölçüde isgücü ile üretim araçlarinin bütünlesmesi nominallesir, kagit üzerinde kalir. Bu, kavganin eskiye dönük ucudur. Önlemi, riza demokrasisi degil, yiginlarin aktif demokrasisi yoluyla, isçi sinifiyla devletinin bütünlesmesini giderek derinlestirmektir.

Sosyalizmde bu bütünlesmenin nesnel temeli vardir. Üretim araçlarinin proletarya diktatörlügünün mülkiyetine girmesi tarihte ilk kez yiginlarla devlet arasindaki uçurumu kapatma olanagi saglamistir. Emek alaniyla siyaset alanini birbirine baglamistir. Daha da öte, devletin yok olup gitmesi siyasal sorunuyla, isbölümünün kaldirilmasi ekonomik sorununu birbirine baglamistir. Bu da kavganin ileriye, komünizme dönük ucudur.

Bu söylenenlerden temel bir sonuç çikar: Toplumsal yasamin demokratiklesmesi, halkin demokratik pratiginin genislemesi, sosyalizmin, yani proletarya devletinin komünizme, yani devletsiz topluma geçebilmesinin en önemli kosullarindan biridir.

Tek Ülkede Sosyalizm Olmaz

Sosyalizmin kapitalizmin yerini bir dünya devrimiyle alacagi, tek bir ülkenin sinirlari içinde komünizmin de, sosyalizmin de kurulamayacagi düsüncesi, Marksizmin temel hükmüdür.

Sosyalist devrim ulusal bir devrim olmayacaktir. Çünkü kapitalizm, proletaryayi, görevi insanligi özgürlestirmek olan uluslararasi bir sinif yapmistir. Sosyalizm mücadelesinin uluslararasi karakteri, kapitalizmin dogasindan kaynaklanir. Sosyalist devrim, ancak bir dünya devrimi olarak gerçeklesebilir. Sosyalizm ancak kapitalist ülkelerin tümünde ya da çogunlugunda asagi yukari es zamanli bir devrimle zafere ulasabilir.

Bunun iki önemli nedeni vardir. Birincisi, yalnizca ileri kapitalist ülkeler sosyalizm için maddi kosullarin belirli düzeyde olgunlastigi ülkelerdir. Bu ülkelerin ekonomileri büyük ölçüde iç içe geçmis, birbirine baglanmis, birbirine bagimlilasmistir. Bu nedenle, bu ülkelerin birisinde ortaya çikacak devrimci bir gelisme, tüm öteki ülkeleri derinden etkileyecek, o ekonomileri de içinden çikilmaz bir krize sürükleyecektir. ikincisi, burjuvazinin uluslararasi karakteri düsünüldügünde, devrim eger yalnizca bir ülkede iktidari ele geçirirse, yeni devrimlerle beslenmeden uzun süre yasa-yamayacagi kesindir. Tek ülkede komünizm degil, sosyalizm de olanakli degildir.

Kapitalist ve sosyalist ekonomilerin hangi yönünü alirsaniz alin, bu Marksçi saptamanin dogruluguna çikar. Bir ülkede ya da dünya ölçeginde sosyalizmin kurulabilmesi için, ileri kapitalist ülkelerden sistemi degistirmeye yetecek sayida ülkenin birlikte sosyalizme geçmesi zorunludur.

Bu demek degildir ki, tek tek ülkelerde devrim olmaz ve bayragina sosyalizmi yazmaz, proletarya diktatörlügünü kurmaz ve sosyalizme dogru adimlar atmaz. Bunlarin hepsi olur, oldu, olacaktir. Ama bu tekil devrimlere, o yeterlilik noktasi gelene dek yeni devrimlerin eklenmesi zorunludur. Hem de, kapitalizmin gelismis oldugu ülkelerde. Marks, “toplu devrim” derken, bilimsel, ekonomik bir gerçekten yola çikmistir. Paranin, meta üretiminin olmadigi bir toplum kurmaya çalisacaksin, yani basinda da para olacak, meta üretimi olacak ve giderek artan yogunlukta ticaret iliskisi olacak. Bu birbirini dislayan olgular ancak kapitalizmin bir sistem olarak üstünlügünü yeni düzene kaptirdigi zaman bir araya gelebilir.

Eger zaman zaman çikan firsatlar degerlendirilip tek tek ülkelerde isçi devletleri kurulamazsa (kurulduktan sonra da yasatilamazsa), sosyalizme dünya çapinda topluca geçilecektir. Para tek ülkede kaldirilamaz. Piyasa kategorileri, meta üretimi ve degisimi tek ülkede kaldirilamaz. Tek ülkede sosyalizme yürüyüs olur, sosyalizm olmaz, komünizm hiç olamaz. Neden?

Birincisi, Marks ve Engels, yalnizca komünizmi degil, sosyalizmi de, paranin kalkacagi, meta üretiminin ve degisiminin yok olacagi bir toplum olarak degerlendirdiler. Öte yanda, dünyada hiçbir ülke dis ticaret yapmadan, ekonomik yasantisini sürdüremez. Kapitalizmin egemen oldugu bir dünyada, ülke içinde sosyalizm, disariyla dis ticaret! Ülke içinde meta üretimi ve degisimi yok, para kullanimdan kalkmis ama disaridan mal aliyor, disariya mal satiyor! Disariyla her iliski, ülke içindeki düzeni dinamitler. Demek ki, tek ülkede sosyalizm olamaz. Sosyalizme dogru yürünebilir, bazi alanlarda sosyalist dönüsümler gerçeklestirilebilir ama gerçek anlamda sosyalizm kurulamaz.

Üretken güçlerin yüksek düzeyde gelismesi, dünya çapinda insanlar arasindaki evrensel iliskiler için kosuldur. “Yerel bireylerin yerine, dünya-tarihsel, ampirik olarak evrensel bireylerin” geçmesi için kosuldur. “Bu olmadan komünizm ancak yerel bir olgu olarak yasayabilir” ama, “iliskinin her genislemesi, yerel komünizmi ortadan kaldirir”.

“Karsilikli iliskideki her genisleme, yerel komünizmi ortadan kaldirir” ne demektir? Kapitalizmle ne iliskisidir bu? Meta iliskisi. Sosyalizmin baska bir sistemle meta iliskisi, sosyalizmi eritir. Dolayisiyla, komünizmin ilk asamasi olan sosyalizm de dünya-tarihseldir. Baska bir deyiile, tek ülkede sosyalizm olamaz.

Sosyalist devlet proletarya diktatörlügüdür

Sosyalizmin (komünizmin alt asamasinin), içinde kapitalist toplumun kalintilarini tasiyan komünizm olusunun basta gelen göstergesi, bu dönemde devletin varligidir.

Proletarya diktatörlügü (sosyalist devlet) iktidari ele alisin belirli bir yolunun dayattigi sorun degil, devlet olmaktan gelen gerçekliktir.

Devletin baski rolü, kapitalist sinifin ya da siniflarin varligiyla degil, isbölümünün varligiyla baglidir. Sosyalizm proletarya diktatörlügüdür.

Bireyler arasi iliskilerin toplumsal isbölümü yoluyla maddelesmis iliskiler durumunu almasi ve bunlarin düzelenlenme, baski gerektirmesi ancak bireylerin yeniden maddesel güçleri ve iliskileri kendi egemenlikleri altina almalari ve isbölümünü ortadan kaldirmalariyla ortadan kalkacaktir.

Toplumsal isbölümü sürdükçe, çalisma yasamin basta gelen zevki durumuna gelmedikçe, devlete (baski rolüne) gereksinme vardir. Hukuk, is yasalari, mahkemeler, çalisma disiplini, çalisma zorunlulugu, vb., zora dayali emek demektir. Hak kavraminin sürmesi bu zoru anlatir.

Devlet yalnizca düsman siniflara karsi degil, topluma, toplumun tüm bireylerine karsi bir soyutlamadir. Kendine egemen olan sinifin bireylerine karsi da zorlamayi temsil eder.

Proletarya diktatörlügü isçi sinifinin kendi devletini kurmasindan komünizmin üst asamasina dek uzanan süreyi kapsar. Bu sürede kendi içinde degisimlere ugrar, ülke içi ve disinda sinif savasinin gelismesine bagli olarak islevi degisir.

Dünya proletarya diktatörlügü, sosyalizmin her alanda emperyalizme üstün geldigi, geri dönüssüz egemenlik anidir. Tam da bu nedenle, bu asamadan önce hiçbir ülkede devlet ortadan kalkmaz.

5.2. Sinifsiz Toplum - Komünizm

Sosyalizmle komünizm arasindaki temel fark, üretken güç farkidir ama devlet isletmeleri üzerine kurulu bir üretim örgütlenmesiyle, retim araçlarinin tüm topluma ait olmasi üzerine kurulu bir üretim örgütlenmesi ayni degildir. Emege göre dagitim üstüne kurulu bir ekonominin örgütlenmesiyle, gereksinimlere göre dagitim üstüne kurulu bir ekonominin örgütlenmesi ayni degildir. Devlet ekonomisiyle, devletsiz bir ekonomi, kendi kendini yöneten bir ekonomi ayni degildir.

Birinci çesit örgütlenmeden ikincisine geçis, baska maddi ve üretken kosullar yani sira, emekteki entellektüel ve yaratici içerigin çok yönlü ve büyük bir artisini ister. Ayni zamanda, zenginligin yaratilisinin, çalisma zamani ve harcanan emek miktarina daha az, çalisma zamani içinde harekete geçirilen araçlarin gücüne daha fazla dayanmasini ister. “Ki bu araçlarin etkinligi, bunlari yapmak için gereken dogrudan çalisma zamanina degil, bilimin genel düzeyine ve teknolojinin ilerlemesine ya da bu bilimin üretimde kullanilmasina kosuttur.”

5.3. Dünya Devrimi- Kesintisiz Devrim

Marksizmin kesintisiz devrim anlayisi, siyasal devrimin kapitalist sistem içindeki zayif halka bir ülkede gerçeklesmesini; bu siyasal devrimin basta metropoller olmak üzere, kapitalist sistemi kisa sürede kapsamasini; bunun, zayif halkadaki siyasal devrimi toplumsal devrime (sosyalizmi kurmaya) ilerletmesini; yeni sistemin dünyayi pesine takip sosyalizme sürüklemesini; dünya sosyalizminin durmaksizin komünizme yürümesini, anlatir.

Yani devrim hem nitelik, hem cografi olarak durmadan yol alacak, önce kapitalist sistemi, sonra dünyayi kucaklayacak, dünyayla birlikte sosyalizme, komünizme varacaktir.

Bu söylenenlerde, üç temel fikir vardir: 1. Devrimin zayif halkalardan baslayacagi, 2. Bu devrimin, kapitalizmin metropollerinde devrimi atesleyecegi, 3. Buradan dünyaya yayilacagi ve zayif halkadaki devrimi de sosyalizme ilerletecegi.

Dünya devrimi zayif halkalardan baslayip, metropollere ulasacaktir. Basariyla tamamlanabilmesi, toplumsal devrim olabilmesi için metropolleri kucaklamasi zorunludur. Emperyalizm, bugün artik dünyayi öyle bir sarmis, birbirine üretim düzeyinde öyle bagimlilastirmistir ki, baska türlüsü düsünülemez.

Bu demektir ki, siyasal devrim zayif halkalardan baslayacaktir. Proletarya diktatörlügü, ekonomik olarak zayif bir temel üzerinde kurulacaktir. Öyleyse, hem içeride genis bir küçük burjuva sinifi olacaktir, hem de kapitalist sistemle tek dünya pazarinda ticaret yapilacaktir. Basarinin ölçütü, sosyalizmi kurmak degil, proletaryanin iktidarini korumak ve sosyalist toplumsal devrime dogru, olabildigince adim atmaktir. Dünya devriminin “örgütsel baslangici”ni yapmaktir.

Es zamanli dünya devrimi anlayisi, tek ülkede baslayan ve yayilan devrim fikrini reddetmez. Tam tersine, kapitalizmin isleyisi içinde metropol ülkelerin kendi çeliskilerini öteki ülkelere, özellikle de orta kusak ülkelerine ihraç ettiklerini, bu nedenle de, devrimlerin buralarda baslamasinin daha olasi oldugunu söyler.

Marks ve Engels dünya devrimi anlayisindan hiçbir zaman vazgeçmediler. Bu nedenle, dünya çapinda birlesik devrimci hareket kavrami, Marksizmin merkezi bir özelligi, ama 1930’lardan baslayarak giderek unutturulan özelligidir.

Marksizm, siyasal devrim anlaminda, isçi sinifinin erki ele geçirmesi anlaminda sosyalist devrimin orta gelismis bir kapitalist ülkede gerçeklesebilecegini hiçbir zaman reddetmemistir. Ama bu, dünya-tarihsel bir süreç olarak sosyalist devrimin basladigi anlamina gelmez.

Sosyalizmin Sonul Zaferi

Dünyada devrim yoluyla kurulan proletarya diktatörlükleri, ekonomik üstünlük temelinde yükselen dünya güç dengesi sosyalizm lehine kesin olarak degismeden, tek baslarina basarili olamazlar. Bu proletarya “devlet”leri yalnizca kesimsel basarilardir. Ne zaman ki, dünyanin ekonomik-toplumsal ve siyasal iliskiler agi sosyalist ülkelerin lehine bir agirliga dönüsür, iste o zaman bu kesimsel degil kesin, bütünsel sonuç olur. Bu süreç, dünya proletarya diktatörlügünün giderek olusmasi sürecidir.

Ancak ve ancak dünya proletarya diktatörlügünün olusmasi, sosyalizmin sonul zaferi anlamina gelir. Dünya proletarya diktatörlügü, sosyalizmin her alanda emperyalizme üstün geldigi, geri dönüssüz egemenlik anidir. Tam da bu nedenle, dünya proletarya diktatörlügü, dünyasal anlamda devletin giderek yok olup gitmesini getirecektir. Bu asamadan önce hiçbir ülkede devletin kalkmasindan söz edilemez. (Sosyalizm asamasinda devletin varliginin dis nedeni de buradadir.)

Dünya proletarya diktatörlügünün kurulmasi yeni bir tarihsel çag açacaktir. Kapitalist-emperyalizmin bir sistem olarak çöktügü, savas tehlikesinin ekonomik kaynaginin ortadan kalktigi, insanligin bayragina “herkese gereksinimi kadar” ilkesinin yazilmaya baslanacagi bir çag. Ordular, silahlar, baski aygitlari, emegin zorunlu yapisi, sinirlar bu çagda kalkacaktir. Üretken güçler, kapitalizm altinda kimsenin düsünemeyecegi boyutlarda gelisecektir. Çünkü üretken güçlerin degerlendirilmesinde devlet sinirlarinin egoist, kör engeli ortadan kalkacak, dünya ölçüsünde ekonomik yarar belirleyici olacaktir.

Türdes topluma ancak bu asamada, bu üretim güçleri temelinde ulasilacak ve dünya KOMÜNiZME varacaktir.

5.4. Sosyalist demokrasi

Proletarya diktatörlügünün en uygun devlet biçimi aktif yigin demokrasisidir

Her devlet gibi proletarya diktatörlügü de çok farkli biçimlerde örgütlenebilir. Proletarya devleti çogunlugun devletidir, dolayisiyla içeriginde en demokratik devlettir, ama biçiminde demokrasi de, çiplak diktatörlük de (geçici süreler için) olabilir.

Proletarya diktatörlügü çogunlugun çikarlarini temsil eder. Demokrasi de çogunlugun yönetimidir. Yasanan ortama, partinin izleyecegi hatta vb. bagli olarak içerikle biçim arasi derece derece açilabilir. Proletarya devleti olma içerigiyle, biçim olarak demokrasinin uygulanmasi arasinda açikligin ortaya çikmasi, devletin proletaryanin girisimi disina çikmasi demektir. Uzmanlik dali olmaya devam eden devlet isleyisinin proletaryanin yeterince agirligini koymadigi, aktif olarak katilmadigi bir biçimde yürümesi demektir. Bu bürokratik deformasyondur.

Sosyalizmde demokrasi, çogunlugun yönetimi, en basta, emekçiyi çesitli oyunlarla yönetimden uzak tutan ve onu ezmede araç olan burjuva devletini dagitip yerine proletarya devletini kurarak saglanacaktir. Çogunlugun devletini kurmak baslinasina dünyanin en demokratik kazanimidir.

Ancak bununla bitmez. Amaç çogunluk adina bir gurubun (bürokrasi) degil, çogunlugun kendi yönetimi oldugu için, yalniz eski devlet bürokrasisini yoketmek için degil, yenisinin de halka karsi dönmesini engellemek için önlemler alinacaktir.

Bunlarin yaninda, insanlik tarihinin kazanimlari olan tüm demokratik haklar ve özgürlükler, hiçbir burjuva devletinin veremeyecegi ölçüde emekçi halka saglanacaktir. Böylece çogunlugun yönetimi olan demokrasi, her alanda azinlik görüslerin de çogunluk haline gelebilmesinin olanaklarini içinde tasiyacaktir.

Demokrasi yalnizca oy verme vb. gibi anlasilamaz. Demokrasi sürekli bir fikir olusturma ve karar verme sürecidir. Böyle oldugu için her alanda, her düzeyde genis tertisma olanagi ister. Tartisma ortamini yaratamamis, farkli görüslerin ortaya getirilecegi platformlari olmayan, açik tartismayi kurumlastiramamis bir demokrasi en iyi biçimiyle riza demokrasisi olur. Oysa sosyalizmin geregi aktif yigin demokrasisidir.

Tutarli bir demokrasi (çogunlugun yönetimi), ezilen çogunlugun erki olan proletarya diktatörlügünü gerektirir.Ezilen çogunlugun devleti olan proletarya diktatörlügü de, çogunlugun yönetimi demek olan demokrasiyi gerektirir. Bu nedenle, proletarya diktatörlügünün en uygun devlet biçimi aktif yigin demokrasisidir.

Sosyalizmde demokrasi komünizme ilerleyebilmenin zorunlu kosuludur

a) Sosyalizm toplumsal farkliliklar temelinde çatismali bir toplumdur. Demokrasi ise toplumsal çatismanin daha özgür, daha açik, daha genis örgütlenmesi demektir.

Sosyalist toplumda da, katmanlarin çikarlari en yogunlasmis biçimiyle siyaset alaninda belirlenir. Sosyalist devlet çesitli katmanlarin özel çikarlarini siyasal alanda dikkate almak zorundadir. Bu ancak merkezi isleyisle, her düzeyde (örgütsel, bölgesel ya da toplumsal) yigin girisimini birlestirebilmekten geçer.

b) Devlet mülkiyeti sosyalizmde tüm halkin mülkiyetini “temsil” eder, kendisi degildir. Bu nedenle isgücü ve üretim araçlari arasinda ayriligi tam anlamiyla ortadan kaldirmaz. isçi üretim araçlarinin mülkiyetini kendi adina kullanmasi için devlete verir.

Zaten toplumun üzerinde bir kurum olan devlet bürokratiklesirse, isçi sinifindan uzaklasirsa isgücü ile üretim araçlarinin bütünlesmesi o ölçüde biçimsellesir.

Sosyalizmde toplumun ve üretimin örgütlenmesi ve yönetimi de hala uzmanlik isidir. Üreten-yöneten ayrimi azalarak da olsa sürmektedir.

Devlete egemenlik sorunu, devletin yönetilmesi sorunundan farklidir. Komünizme devrimci dönüsüm asamasinin önemli bir çeliskisi budur. isçi sinifi devlete egemen olmustur ama devleti yönetmeye hazir degildir. Onun adina bu isi yapacak bir kesimi (bürokrasi) kabul etmek zorundadir. Bunlari ne derece denetleyebildigi onun komünizme ne denli ilerleyebilecegini belirleyecektir. Ne derece denetleyebildigi de demokrasinin ne denli uygulandigiyla, isçi sinifi-devlet bütünlesmesinin ne denli derinlestigiyle es anlamlidir.

c) Sosyalizmde isgücü ile üretim araçlarinin bütünlesmesinin nesnel temeli vardir. Üretim araçlarinin proletarya diktatörlügü mülkiyetine girmesi, tarihte ilk kez yiginlarla devlet arasindaki uçurumu kapatma olanagi saglamistir. Emek alaninda ekonomik gelisme de, siyaset alaninda gelisme de artik birbirine dogrudan baglanmistir. Dolayisiyla ekonomi de, devlet de ilerleyebilmek için halkin aktif katilimina bakmaktadir.

Komünizmin ilk asamasinda demokrasinin giderek genisleyen biçimde uygulanmasi, halkin demokratik pratiginin genislemesi ve devletsiz topluma yürüyebilmesinin zorunlu kosuludur.

5.3. Türkiye’de sosyalizm kuruculugu ve sosyalist demokrasi

Her uygulama gibi sosyalist Türkiye de sosyalizmin evrensel özelliklerini ve toplumumuzun gelisiminden kaynaklanan özellikleri birlikte barindiracaktir.

Sosyalizm kapitalizmin gelistirdigi taban üstünde, ondan ileri bir asamadir. Türkiye’de sosyalizmin kurulabilmesi için gerekli minimum taban vardir. Ancak gelismis-yaygin üretken güçlere dayali gerçek sosyalizmi kurmak uzun bir tarihsel süreç alacaktir. Türkiye’de sosyalizm kuruculugu devrimi yapmaktan daha zor olacaktir.

Türkiye’de özel mülkiyetin ortadan kaldirilmasi, üretim iliskilerini toplumda var olan üretken güçlerin ancak bir bölümüyle uyumlu duruma getirecektir. O bölüm kapitalist makinali üretimin var oldugu alandir. Bu nedenle ve özellikle üretken güçlerin en hizli biçimde gelistirilmesine zaman tanimak için çesitli kapitalist mülkiyet biçimlerinden geçici olarak yararlanilacaktir. Buna bagli olarak, tekeller disindaki özel isletmeler, uzun bir sürede ve adim adim devletlestirilecek, kollektiflestirme hareketi özellikle yavas ve gönüllü yürütülecektir. Kapitalist ülkelerden egemenlik haklarimiza karisma olusturmayan kredi kullanilacaktir.

Türkiye toplumu kendi içine kapatilmayacak, halkimizin tüm dünya ile dogrudan tanismasi her yoldan tesvik edilecektir.

Türkiye’de sosyalizm zaman içinde üretken güçlerin gelismesine, üretim biçiminin olgunlasmasina, kültürel düzeyin yükselmesine paralel olarak partinin bilinçli-aktif çabasiyla her geçen gün gelisecektir.

***

Proletarya diktatörlügü, hem çogunlugun çikarlarini temsil ettigi için, hem tüm kapsamiyla demokrasiyi varsaydigi için demokratik burjuva devletinden bin kat daha demokratiktir.

Türkiye’de sosyalist demokrasi açisindan kisa ve orta dönem farklari yaninda uzun dönem farklarini da dikkate almak gerekir. Uzun dönem farklari, ancak kusaklar boyu çalisma içinde kapatilabilecek farklardir. Bunlar azgelismislik-gelismislik farklaridir.

Türkiye toplumunda demokratik yan çesitli tarihsel-kültürel-ekonomik- toplumsal-uluslararasi nedenlerle geride kalmistir. Bu geri kalisin önemli bir göstergesi olarak sivil toplum çok cilizdir. Sivil toplum örgütlenmelerinin, devlet islevlerinin ve toplumsal yasamin her alaninda giderek daha fazla yer tutmasi gerekir. Sosyalist demokrasi ancak böyle saglanir, gelistirilir, haklar yiginlarin aktif katilimi-denetimiyle yasama geçebilir.

Sivil toplum, ekonomik gelisme ve kültürel gelisme, üçü birlikte Türkiye’de proleter demokrasisini sosyalizme yakisan bir düzeye ulastiracaktir.

Partinin, Türkiye toplumunun demokratik gelismesinin bilinçle önünde yürümesi gerekir, çünkü demokrasi sosyalizmin, demokrasinin kendini yadsiyacagi sinira dek genisletilmesi ise komünizme geçisin vazgeçilmez kosuludur.

Komünizm ülke çapinda büyük ölçekli üretimin olabilen en yüksek merkeziligini gerektirir ve varsayar. Ancak, sosyalist ekonominin gelismesine paralel olarak merkezi otoritenin etkinligi, merkezilesme arttikça, tabanin etkinligi, demokrasi de artmak zorundadir. Tabanda yaratici eylem, yeni kamu yasaminin temel unsurudur. Canli, yaratici sosyalizm, Türkiye halkinin kendi ürünü olacaktir.

Proletarya diktatörlügünün en uygun devlet biçimi olan aktif yigin demokrasisi programimizin Türkiye’de ilk anda ne derece uygulanabilecegi, devrim sirasi ve sonrasi kosullara baglidir. Ulasmak istedigimiz budur. Tüm engelleri asarak kuracagimiz budur.

6. KOMÜNiST PARTiSi

TKP Türkiye isçi sinifinin öncü örgütüdür

Türkiye Komünist Partisi, Marksizm-Leninizm ve proletarya enternasyonalizmine bagli komünistlerin gönüllü birligi, isçi sinifinin ideolojik-siyasal öncüsü olan bir sinif partisidir.

Komünist partisinin proletaryanin bir bütün olarak çikarlarindan öteye çikari yoktur. isçi sinifinin burjuvaziye karsi savasinin çesitli gelisme asamalarinda her yerde ve her zaman hareketin bir bütün olarak çikarlarini temsil eder.

TKP tüm isçilerin partisidir

Komünistler her zaman proletaryanin en büyük, en güçlü, en merkezi birimlerde örgütlenmesinden yanadirlar. Ayri örgütlenmeyi zorunlu kilan nesnel kosullar yoksa, proletarya tek partide örgütlenir. Bu proletarya enternasyonalizminin geregidir.

Bir hareket, ayni devlet siniri içindeki isçilerin örgütsel birligini savunmuyorsa burjuva ulusçulugundan kopmamis demektir.

Türkiye’de nesnel kosullar tüm uluslar ve ulusal azinliklar proletaryasinin Türkiye çapinda tek bir partide örgütlenmesini zorunlu kilmaktadir.

TKP enternasyonalisttir

TKP, tüm uluslardan isçilerin sömürüyü yok etme ve sinifsiz toplumu yaratma kavgasinda ideoloji, siyaset ve örgüt birligi demek olan enternasyonalizme simsiki baglidir.

Proletarya enternasyonalizmi ülkedeki proleter savasimin çikarlarinin, dünya ölçüsündeki ayni savasimin çikarlarina bagli kilinmasini zorunlu tutar.

isçi sinifi çikar ve amaçlarinin enternasyonal birligi anlayisi ulusal sinirlar içindeki hareketten kendiliginden dogmaz. Bu nedenle, TKP isçi sinifina proletarya enternasyonalizmi fikirlerini asilamak, ulusçulukla uzlasmasiz savasmak görevini inatla yürütür. Dünya isçi ve komünist hareketinin Marksçi-Leninci temeldeki birligine zarar veren akimlarla savasmayi görev bilir. Ulusçulukla, oportünizm ve revizyonizmin derin baginin bilincindedir.

TKP, dünya proletaryasinin, dünya ölçüsünde strateji ve örgütlenmeye sahip olmasi gerekliligine inanir. Bugün merkezi bir uluslararasi örgütlenme olmadigindan, komünist partilerinin bagimsizligi ile komünist hareketin Marksizm-Leninizm ve proletarya enternasyonalizmi temelinde birligini bagdastirma sorunu daha büyük önem tasir. TKP, dünya devriminin çikarini her zaman, herseyin üstünde tutar.

Proletarya enternasyonalizmi, her komünist partisinin önüne öncelikle ülkesinde devrimi yapmak görevini koyar.

TKP Leninci örgütlenme ilkelerine baglidir

Propaganda ve ajitasyon: Komünistlerin bas ve degismez görevi, sistemli, çok yönlü, ilkeli propaganda ve ajitasyon yürütmektir. Burjuva ideolojisine karsi sürekli ve tutarli savas, devrimin önkosuludur.

Merkez organ: Parti propaganda ve ajitasyon çalismasini merkez organ temelinde yürütür. Merkez yayin organi, “yalnizca kollektif bir propandaci degil, ayni zamanda kollektif örgütçüdür.”

Merkez organin dagitim agi çevresinde örgütlenme, merkez organ temelinde egitim, partimizin sürekli ortak eyleminin temelini olusturur.

Hücre ilkesi: Komünist partisinin temel örgütsel birimi hücredir. Hücre tüm parti üyelerinin içinde yer almalari gereken tek birimdir. isyeri ve yerlesim esasina göre kurulan temel örgüt, partinin emekçi yiginlarla en yakin, en genis iliskisini kurar.

Profesyonel devrimciler örgütü: Ayni zamanda üyelerinin kendini egitmis, devrimci savasin özel sanatlarini ögrenmis, yasaminin tümünü partisine adamis profesyonel devrimciler olarak yetismesi için çalisir.

Endüstriyel yogunlasma: Partimiz özellikle isi devrimcilerin yetismesine önem verir. Bu, isçi sinifi içinde, fabrikalarda örgütlenmeyi basa almayi getirir. Parti bunu endüstriyel yogunlasma ilkesine göre yapar. Örgütlenmesini kilit fabrikalarda ve statejik iskollarinda yogunlastirir.

Elestiri- özelestiri: Bireysel ve kollektif düzeyde elestiri-özelestiri, komünist partisinin birligi, gelismesi, büyümesi için ilk kosuldur. Amaci partinin isçi sinifina, insanliga hizmet yetenegini sürekli olarak güçlendirmektir. Elestiri, elestirilen bireyi ya da kollektifi yikmak degil, partinin ortak amacina katkisini arttirmak amacini güder. Elestirilen tutumun sinifin ve partinin çikarlarina neden uymadigini gösterir. Burjuva ve küçük burjuva etkiler sürekli olarak partinin üzerinde basinç yapar, partiye sizar. Bireylerin ya da kollektiflerin raslantisal hatalari, düzeltilmezse egilim, hatta sapma durumunu alabilir. Elestiri-özelestiri bu tehlikeye karsi en etkin silahlardan biridir.

Partide kadin-erkek ayrimi yoktur: Partide kadin-erkek ayrimi yoktur. Erkek komünistler esitligi pratikte uygulamali, kadin komünistler uygulanmasinda israrli olmalidirlar. Böylece partinin savasim gücünün sinirlari genisler.

Legalite- illegalite: TKP, gizlilik-açikligi, legalite-illegalite ile birbirine karistirmaz. Legal partinin de, illegal partinin de çalismasi degisik derecelerde gizli ve açik çalismalardan olusur. Agir illegalite kosullarinda çalisan partimiz, burjuva toplumunda en illegal olan budanmamis ideolojisini, siyasal tutumunu en açik biçimde ortaya koyar.

Özgürlük: Burjuvazi komünist partisine devrim yapma özgürlügü tanimaz. Devrimini yapmamis komünist partisi, burjuva yasalligin sinrlarindan bagimsiz olarak, devrimci amaca yönelik savasimi kadar özgürdür.

Yönetim örgütlenmesi: Komünist partisi yönetimi partinin ideolojik-siyasal-örgütsel öncüsüdür. Güvenilir ve yetenekli, profesyonel olarak egitilmis, uzun bir deneyim okulundan geçmis, uyum içinde çalisan liderler olmaksizin modern toplumda hiçbir sinif kararli bir savasim yürütemez. Hiçbir hareket, sürekliligini saglayan kalici bir yönetim örgütlenmesi olmadan yasayamaz. Partimiz yönetim kadrolarinin her düzeyde yönetim ve çalisma biçimlerini modernlestirmelerine büyük önem verir. Bu, profesyonel devrimciler örgütü olabilmenin geregidir. TKP’de bilimin ilerletilmesinde parti yönetimi sürekli ve agirlikla rol alir.

Kadro anlayisi: Kadrolar, o kadrolari olusturan bireylerin eksikleri ve yanlislari düzeyinde degerlendirilmez. Bir kadronun ileriligi ya da geriligi, o kadronun toplumsal gelismenin dayattigi görevleri önüne koyup gerçeklestirmek için çalisip çalismadigiyla belli olur.

Örgütlenmenin semasi yoktur: TKP, Leninci örgütlenme ilkelerini pratikte uygular. Somut örgütlenme biçimleri açisindan, örgütlenmenin degismeyecek bir semasi olmadigi gerçeginden hareketle, yapisini yeni kosullara sürekli olarak uyarlar.

TKP demokratik-merkeziyetçidir

Komünist partisi, demokratik merkeziyetçi bir isleyise sahiptir. Legal ortamlarda çalisan partilerde demokrasi daha genis olur, illegal ortamlarda ya da sicak çatisma ortamlarinda çalisanlarda merkezilik öndedir. TKP de illegal çalisan bir partidir ve demokratiklik yönü asil olarak merkez komitesi ve üstü (MK, Siyasal ve ideolojik Bürolar, Kongre) için geçerlidir.

Ancak, geçmis deneye bakildiginda bu genellemelerin pratigi belirlemedeki yetmezligi ortadadir. Ülke yöneten ya da en legal ortamlarda çalisan partilerde bile demokratik yön son derece geri kalmistir. Nesnel ortama uymayan merkeziyetçilikler (uyanlara sözümüz yok), liderlerin en kötü yönlerini öne çikardi ve entellektüel konformizmi besledi.

Lenin’in genis görüslülügü ve demokratligi, bu egilimlerin çogunu, kendi yasam sürecinde denetleyebilmisti. Ayrica o siralarin nesnel ortami da bu çesit örgütlenmeyi hakli kiliyordu. Ama komünist hareketin tüm deneyimine bakarsak görürüz ki, mutlak ya da mutlak’a yakin bir gücü devralmis insanlarin anlayisina dayanan bir örgüt, degisme kapasitesini ve kültürü için can alici önem tasiyan demokratik normlari hizla yok etmektedir.

Bugün, anti-demokratik egilimlerin yeniden yaratilmamasi için bizleri egitebilecek önemli bir deneyim birikimi olusmustur. Bundan yararlanmaliyiz. Yeni komünist hareket, en illegal, en çetin kosullarda çalisan partilerin bile demokratik yönlerini gelistirmeninin yollari üzerinde düsünmelidir.

TKP illegalite kosullarinda partinin yukaridan asagiya örgütlenmesi ilkesine baglidir. Partiye yoldasça güven göstererek çalisacaklar parti saflarina katilir.

TKP, demokratik-merkeziyetçilik ilkesini benimser. Savasmak isteyenler için demokratikligini zamana, yere, yaptigi ise uygun olarak biçimlendiren merkeziyetçi ve demir disiplinli örgütlenme gerekir.

illegal partide islevlerin ayrimi ve karsilikli denetim, yerel örgütlerin kendi alanlarinda özerkligi, merkez yönetim organinin seçimle isbasina gelmesi, tartisma, parti kongre ve toplantilarinin yiginlara açilmasi demokratikligin dayandigi ilkelerdir.

Komünist disiplin: Komünist disiplin, ideolojik birlik, dogru siyaset ve yiginlarla bag temelinde gelisir.

isçi sinifinin örgütlenme gücüne inanan, karsilikli saygiya dayanan disiplin, savasimda yetki ve sorumluluk devrini, giriskenligi arttirir.

TKP ve sendikalar

Parti ve sendikalar ayni sinifin farkli örgütleridir.

Komünistler sendika ile parti arasindaki sinirlarin yokedilmesine, sendikalarin partinin görevini üstlenmesine de, partinin sendika görevlerini üstlenmesine de karsidirlar. Böyle tutumlar hem sendikalari, hem partiyi güçten düsürür.

Komünistler sendikalarin er ya da geç kendi görüslerini benimseyecegini bilirler, gelecegin kendi düsüncelerine ait olduguna inanirlar ve sendikalari bölmez, sürekli ve güvenli Marksist propaganda yürütürler.

Komünistler sendikalarin örgütsel bagimsizligini, siyasette partiye bagimliligini savunurlar.

Komünistler sendika içi demokrasiyi, üyelerin sendikalarda söz ve karar sahibi olmasini, kendi örgütlerini denetlemelerini isterler. Sendikalarda siyasal görüsler nedeniyle tasviyecilige karsidirlar.

Komünistler sendikal birligi gözetirler. isçilerin büyük sendikalarda toplan-masindan yanadirlar. Kapitalizm kosullarinda sendikalarin bölümüslügünün bitmeyecegini de bilirler.

Komünistler, sendikalarda, yönetiminde kimin olduguna bakmadan aktif çalisma yürütür, burjuva görüslerin isçi sinifi içinde zehir saçmasini önlemek için savasirlar. Ücretli kölelik sistemi yikilmadan hiçbir sendikal istemin kalici olarak elde edilemiyecegini anlatirlar. Tüm ekonomik, sendikal ve demokratik istemleri ana göreve baglarlar.

Komünistler sendikalara savasim hedefi olarak kapitalizmin ve sinif savasinin ulastigi geliskinlik düzeyine uyarli hedefler gösterirler. Gerçekçi istem, ne burjuvazinin verebilecegi kadariyla ne de isçi sinifinin o anda alabilecegi kadariyla sinirli degildir. Toplumsal gelismenin çikarlarina uygun olarak saptanmis istemdir.

TKP ve din

Komünist partisi açisindan din kisisel sorun degildir. Komünist partisi dinsel inanç biçiminde ortaya sürülen bilinç yoksunluguna, bilgisizlige kayitsiz kalmaz, ateist propaganda yapar.

Partimiz, isçi sinifinin kapitalizmin güçlerine karsi kendi savasimi ile aydinlanmadikça, ateist propagandanin, isçi sinifini bu yolda yeterince aydinlatamayacagina inanir. Yiginlarin sermaye egemenliginin her türlüsüne karsi savasimina öncülük eder. Ateist propagandayi temel görevine, sömürücülere karsi sinif savasimini gelistirmek görevine baglar.

Partimiz, dinsel inancin sinif savasiminda öteki sinif kardesleriyle birlikte yer almaya engel olmadigina inanir.