Ana Sayfaya Git  Halk meclisleri index sayfasina git...  

Halkin acil ve yakici sorunlarini çözebilmek amacina uygun gerekli bir mekanizma olan Halk Meclislerinin tarihteki yeri

Halkin Gücü: Halk Meclisleri -XV

MUSTAFA KIZILTEPE

Kerenski kendini istedigi kadar ‘‘siyasetler üstü’’ ve ‘‘Rusya’nin kurtaricisi’’ olarak görsün, aslinda ne burjuvazinin partilerinin ne de koalisyona girmis sol-oportünist partilerin en ufak bir güvenini kazanabilmisti. Durumunu biraz saglamlastirabilmek ve giderek ayaklarinin altindan kayan erki yeniden elinde tutabilmek amaciyla Agustos ayinin ortalarinda Moskova’da tüm siyasi partilerin ve sendikal kuruluslarin katilacagi bir ‘‘Devlet konferansi’’ düzenledi. Ancak bu çabasi da, kaçinilmaz olarak, beklediginin tam tersi sonuç verdi: Devrimci sol siyasetlerle sag burjuva partilerin arasindaki uçurumlar giderek daha da büyüdü.

Geçen yazimizda da sözünü ettigimiz Kornilov ayaklanmasi ve Kerenski’nin bu olayda takindigi tutum, Agustos ayinun sonunda, burjuvazinin erkinin en üst kademelerinde çok ciddi bir bunalimin yasandigini gösteriyordu. Kornilov ayaklanmasinin özü, bir karsidevrim girisimidir ve burada belirtmemiz gerekir ki Sovyetlerin bu tehlikeye karsi takindiklari tutum ödün vermez ve devrimcidir. Aslinda Sovyetlerin bu kararligidir ki halk ‘‘devrimi koruma komiteleri’’ altinda seferber olur olmaz Kornilov’la yan tutan askeri birlikler baskente girmekten vazgeçip dagilmaya baslamislardir.

Eylül ayina böylesin derin bir devrim-karsidevrim ikilemiyle giren Rusya’da durumu devrimin lehine döndürmek isteyen Lenin söyle bir taktige basvuruyordu: Önceden Temmuz ayinda yaptigi bir öneriyi uifak ancak özünde kilit rol oynayan bir kosulla birlikte Bolseviklerin tavri olarak öne sürüyordu. Buna göre, Bolsevikler, Sovyetlere her an hesap vermek sartiyla mensevik ve S.R’lardan olusacak bir hükümeti destekleyeceklerdi, ancak su kosulla: Bu yeni hükümet de bolseviklerin kayitsiz sartsiz ajitasyon yapma özgürlügünü taniyacakti. Bu taktikle Lenin aslinda bir yandan Rus devriminin fazla kan dökmeden gerçeklesmesi için belki de son sansi kullaniyor, bir yandan da zaten bir süredir hem menseviklerin hem de S.R.’lerin içinden çikan çatlaklarin, böylesi umutsuz bir durumda daha da hizlanacagini ve dolayisiyla gerçekten devrime inanmis olup hala mensevik ve S.R.’lerin saflarinda yeralanlari hizla Bolsevik siyasete yakinlastirabilecegini umuyordu.

Lenin’in bu önerisine menseviklerin ve S.R.’lerin verdigi yanit olumsuz oldu. Baslarina neler gelebilecegini sanki tahmin etmis gibiydiler: Burjuvaziyle giristikleri koalisyondan çiktilari ve de tek basina iktidar olduklari halde, halk yiginlarinin ayaklanacagindan ve de tamamen kontrolden çikacagindan ödleri kopuyor, ayaklarinin altindaki zeminin gittikçe kayganlastigini hissediyorlardi. Aslinda bu tavir da onlarin nefeslerinin nereye kadar oldugunu, gerçek devrimcilikten ne kadar uzak olduklarini gösteriyordu.

Bu karisik ortamda ne yapilacagini tartisma ve bir tavir belirlemek amaciyla isçi ve asker köylü meclislerinin merkezi yönetim organlari 14 Eylül’de Petrograd’da bir ‘‘Demokratik Konferans’’ düzenlediler. Bu konferansta bolseviklerin, basta mensevikler ve S.R.’ler olmak üzere diger sol siyasetler arasinda süren çok atesli tartismalari oldu. Sonunda burjuvaziyle koalisyonun sürdürülmesine 829 evet oyuna karsilik 106 hayir ve 69 çekimser oyla karar verildi. Konferans ayni zamanda katilanlarin arasindan bir ‘‘Cumhuriyet Meclisi’’ seçti. Bu Meclisin 338 delegesi devrimci siyasetlerden, 167 delegesi de burjuva partilerden olusuyordu.

Basta Lenin olmak üzere bolseviklerin ne Demokratik Konferans’tan ne de Cumhuriyet Meclis’inden fazla bir beklentileri vardi. Hatta Lenin partinin Merkez Komitesi üyelerine yolladigi 13 Eylül tarihli gizli mektupta bunu açikca belirtiyor ve gerçek karar merkezinin, Cumhuriyet Meclisi vb. degil, dogrudan dogruya Petrograd’in ve Moskova’nin isçi mahalleri oldugunu anlatiyordu. Tüm parti üyelerini de vakit kaybetmeksizin silahli ayaklanmanin hazirliklarini tamamlamaya çagiriyordu. Izledikleri tutarli sinif siyaseti sayesindedir ki, bolsevikler bir kaç hafta gibi kisa bir sürede hem Petrograd’da hem de Moskova’da bulunan sovyetlerde çogunlugu ele geçirdiler. Mensevikler ve S.R.’lerden geçenler oldugu gibi, diger siyasetler de bolseviklerin önerilerini, sloganlarini kendilerine bayrak edinmislerdi. Bu durumda Lenin’in yeniden öne sürdügü ‘‘tüm iktidar Sovyetlere’’ sloganinda artik sovyetleri bolseviklesmis halk meclisleri olarak anlamak gerekiyordu. Yukarida sözünü ettigimiz, çok ufak da olsa, devrimin kan dökmeden gerçeklestirilmesi olasiligi tamamen yok oluyor ve bolsevikler de hem sovyetler adina hem de onlarla birlikte silahli ayaklanmaya hazirlaniyordu...

Tarihsel olaylari genel olarak ele alip inceledigimizde, insan oglunun geçirdigi dönemlerde sinifli toplumlarda ortaya çikan siyasal krizilerin ardindan gelen olaylar çogu kez olaganüstü bir hizla gelisirler. Bu anlamda Subat 1917’den Ekim 1917’ye kadar olan süre içinde Rus devriminin izledigi yol olaganüstü karmasikliktadir. Siniflarin, halk katmanlarinin giristikleri eylem birlikleri, siyasetlere verdikleri destekler devrimin denek tasina vuruldugunda, yerli yerine oturmus ve sonunda herkes ait oldugu sinifin siyasal temsilcilerinin arkasinda durur olmustur. Bu durumda bolseviklerin Lenin’in dehasinda ve devrimi utkuya ulastirmadaki tutkusunda somutlasan billur sinif siyaseti, sabri ve kararliliklari, bu kadar kisa bir zaman dönemi içinde milyonlarca isçi ve emekçinin bolseviklerin saflarina geçmesine olanakli kilmistir.

Bu söylediklerimizi somut olarak örneklemek istersek, hemen hatirlayalim ki, ta 1917 yazinin basina, hatta Agustos ayina kadar olan sürede ülkede çok az insan bolseviklerin varligindan haberdardi. isçi asker ve köylü meclislerinin ezici çogun-lugunda en küçük devrimci siyasal olusumu onlar olusturuyordu. Ancak büyük sehirlerin fabrikalarinda ve isçi izleniyordu: Partinin üye sayisi Nisan 1917’de 80.000 iken Agustos ayina gelindiginde bu rakkam 240.000’e varmisti bile. Buraya kadar anlattigimiz haliyle, Rus devriminin nasil inisli çikisli dönemeçlerden geçtigini gördük. Dogaldir ki bu süreçlere bagli olarak bolseviklerin de topluma sesleri duyurma olanaklari artti ya da azaldi. Ancak sunu unutmamak gerekir ki, ülkede devrimci durum vardi, derin ekonomik ve siyasal kriz kaliciydi, bir yandan halkin yasam kosullari her gün daha da kötülesiyor, bir yandan da gencecik insanlar cephelerde emperyalist savas ugruna ölüme yollaniyordu. Bu veriler degismiyor, gelen hükümetler ülkeyi bu krizden çikaramiyordu. Bolseviklerin bikmadan usanmadan söyledikleri sloganlar gayet basitti ve halkin en temel istemelerini dile getiriyordu: Baris, toprak, ekmek! Halk da bunlari hiçbir burjuva hükümetin, reformcularla koalisyon da yapsa veremeyecegini anladikça yiginsal olarak Bolseviklerin yillardir sabirla bekledikleri ana yaklasmisti. Gelismeleri ülkede düzenlenen çesitli seçim sonuçlarindan da izlemek olasidir. ister fabrika komiteleri ya da sendikalarin temsilcilikleri olsun, isterse belediyelerin özyönetimlerine seçimlerde olsun oylari hizla artiyordu.

Bu gelisme dogaldir ki en hizli olarak isçi örgütlerinde kendisini açik ediyordu. Örnegin yukarida sözünü ettigimiz Demokratik Konferans’a bakacak olursak, katilan 117 delegenin %38’i mensevik ve sag S.R’lerden olusurken, %58’ini bolsevikler olusturuyordu. Oysa Haziran ayindaki tüm Rusya sendikalarinin konferasinda bolseviklerin oyu %36 civarindaydi.

Bir diger çapici örnegi de Moskova kentinin DUMA seçimlerinin sonuçlarindan verebiliriz: (Bknz: Tablo I)

-Tablo I-

Katilan sol partiler

a. S.R.’ler

b. Mensevikler

c. Bolsevikler Oy sayisi

Haziran

a. 374.885

b. 76.407

c. 76.407

Eylul

a.54.374

b.15.887

c.15.887

Yuzde olarak Haziran

a.58

b.12

c. 12

Yuzde olarak Eylul

a.14

b. 4

c.51

O. Radkey, ‘‘The Election to the Constituent Asembly of 1917’’, Cambridge, Massachusettes, sayfa 53.

Bu örnegin önemi, kuskusuz ki, isçi sinifi ve emekçi halkin bir sendikal örgütüne degil, burjuva partilerinin genellikle cirit attigi, senelerce devrimci siyasetlere kapali olan bir kurum için yapilan seçimler olmasindan ileri geliyor.

Sanli Ekim devriminin basariya ulasmasinda en önemli etkenlerden biri süphesiz siyasal ya da stratejik anlamda en önemli diye adlandirabilecegimiz isçi, asker ve köylü meclislerinde bolseviklerin çogunlugu ele geçirmis olmasidir: Önceki yazilarimizda da sözünü ettigimiz devrimci kent Cronstadt’ta Bolsevikler daha Mayis ayinda çogunlugun destegini kazanmislardi. 100 bolsevik delegeye karsilik 75 sol-S.R., 12 enternasyonalist-mensevik, 7 anarsist ve 90 civarinda partisiz devrimci delegeler olusturuyordu Sovyeti. Öte yandan Finlandiya’da da bolsevikler isçi ve asker meclislerinin çogunda çogunlugu ele geçirmislerdi. Askerlerin bu dönemde tavirlarina bakacak olursak, Baltik filosuna bagli olan birliklerin emri Petrograd’da devletten degil, Sovyetten aldigini görüyoruz. Ayrica Kuzey cephesinin en iyi ordusu olarak bilinen 5.ordunun yönetim komitesinde de Ekim ayinin ortasindan itibaren bolsevik subaylarin çogunlukta oldugunu görüyoruz.

Kisacasi, Ekim ayiyla birlikte bolsevikler halk meclislerinin bagrindaki temel siyasal güç haline gelmis bulunuyorlar. Ülkenin her yerinde bunun gerçeklestigini söylememiz olasi olmasa da en önemli endüstriyel merkezlerde, dolayisiyla da en önemli vebüyük kentlerde durum buydu. Devrimci isçi, asker ve köylülerin ortak sloganlari olan ‘‘tüm iktidar Sovyetlere’’, artik özünde ‘‘tüm iktidar bolsevik Sovyetlere!’’ anlamina kavusuyordu. Böylece isçi ve emekçi halka izledigi siyaseti benimsetip Lenin’in taktik dehasi sayesindedir ki, düsmana en vurulmasi gereken anda vurmasini becermisler ve de ilk kez komünistlerin önderliginde burjuvaziyi alasagi edebilmislerdir.

Buraya kadar söylediklerimizin önemli bir kesimini kaçinilamaz olarak bolsevik parti ve Lenin’in 1917 Rus devriminde sovyetlere karsi izledikleri siyaset olusturdu. Konumuzun aslinda halk meclisleri oldugunu animsayan yoldaslarimiz çerçevenin disina çiktigimiz seklinde hakli sayilabilecek bir soru yöneltebilirler. Unutmayalim ki, bizim gerçek amacimiz tarih dersi yapmak degil (bilgi seviyemiz gözönüne alindiginda zaten böyle bir seye kalkismamiz abes olur), halk meclislerinin nasil ortaya çiktiklarini tarihsel olarak inceledikten sonra, onlarin bagrinda izlenmesi gereken siyasetin özünü anlayabilmekti. Bunun da en güzel örnegini Bolsevik Parti tarihi vermemis midir? Yanlislariyla, dogrulariyla izlemis olduklari siyaset bir kez tarih sahnesine basariya ulasmistir, çünkü devrim gerçeklesmistir. Kisacasi son derece zengin bir deneyim hazinesini olusturmaktadir. Bu yazi dizisinin diger kisimlaridan da benzeri halk meclisleri deneyimlerinin diger ülkelerde, hatta çogunda devrimin degil, karsi devrimin üstün geldigi durumlarda, nasil gerçeklestirildigini ve biz Türkiyeli komünistler olarak bunlardan ne gibi dersler çikarmamiz gerektigini arastiracagiz. Ancak bunu hep bolsevik gözle irdeleyecegiz, liberal tarihçi gözüyle degil...