DUYURU

Parti üyelerine ve sempatizanlara

1998 yilinda toplanan 10. Kongre, Sovyetler Birligi'nin yikilmasinin ardindan, degisimin bilimsel çözümlemesinin yapilabilmesi için yeterli zaman geçtigini ve partinin bilimsel çalismalarinin da bu alanda istenen olgunluga ulastigini göz önüne alarak, yeni bir parti programi hazirlanmasi ve en kisa sürede 10. Kongreye sunulmasi kararini aldi. (10. Kongre, program hazirlanana dek oturumlarina ara verdi.)

TKP'nin altinci programi taslagi , dünyadaki köklü degisimlerin teorik anlayisinin getirdigi yenilikleri ve bunlara ve teorik çalismalarin derinlesmesine bagli olarak degisen sosyalizm anlayisimizi içermektedir. Bunlarin yani sira, toplumumuzun degisen kosullari dogrultusunda, " ileri demokratik istemler - devrimci dönüsümler" bölümü de yenilenmistir.

Bu arada, devrimci hareket içinden -örgütlü ya da örgütsüz- TKP 6.Program Taslagi’na iliskin olarak gelecek her çesit düsünce, öneri ve elestiriyi tesekkürle karsilayacagimizi ve üzerinde dikkatle duracagimizi belirtmek isteriz.

Yer sorunu nedeniyle, hepsi bu sayimizda yayinlanmayan TKP 6. Program taslaginin devami gelecek sayimizda yer alacaktir.

IÇINDEKILER

GIRIS

1. Çagimiz devrimler çagidir

1.1. Bilimsel-Teknolojik Devrim

Yeni teknolojilerin gelismekte olan ülkelere etkisi

Bilimsel-teknolojik devrimin toplumsal gelisme açisindan sonuçlari

Mekanik emekten elektronige

1.2. isçi sinifinin dünya stratejisi

Sovyet "sosyalizmi": El emeginden mekanik emege

1.3. Emperyalizm ve savas tehlikesi

2. Türkiye'de devlet-tekelci kapitalizmi

2.1. Türkiye kapitalizminin gelisme özellikleri

2.2. Türkiye'de devlet-tekelci kapitalizminin sonuçlari

3. Türkiye'de devrimin karakteri

3.1. Devrimci asama: Ileri demokratik halk devrimi

Devrimin ilk ve temel sorunu iktidar sorunudur

Siyasal devrim gerçek demokrasi sorunudur

Neden “ileri demokratik” ve neden “halk devrimi

3.2. Siniflarin konumu ve devrimde halkin birligi

Burjuvazi

Küçük burjuvazi

isçi Sinifi

Proletarya hegemonyasi ve birlik

4. ileri demokratik istemler-devrimci dönüsümler

4.1. Acil demokratik istemler

4.2. isçi sinifinin acil istemleri

Dis ülkelerdeki isçiler

4.3. Gençlik

4.4. Kadin

4.5. Küçük üreticiler ve kooperatifler

4.6. Ulusal sorun

4 7. Alevilik

Ulusal ve dinsel azinliklarin haklari için savas

4.8. Barisçi-bagimsiz bir dis siyaset için

4.9. Çevre sorunlari

4.10. Ileri demokratik anayasa

Devlet aygitinin örgütlenisinde demokrasi

Siyasal sistemin örgütlenisinde demokrasi

4.11. Genel ekonomik önlemler

4.12. Demokrasi savasiminin ve ileri demokratik halk devrimi programinin mantigi

5. Sosyalizm ve Komünizm

5.1. Komünizmin alt asamasi: Sosyalizm

Sosyalizm Sinifsiz Toplumdur

Sosyalizm meta üretimi olmayan toplumdur

Sosyalizmin baslangiç döneminde meta iliskileri

Sosyalizm komünizme dönüsüm toplumudur

Tek ülkede sosyalizm olmaz

Sosyalist devlet proletarya diktatörlügüdür

5.2. Sinifsiz toplum - komünizm

5.3. Dünya devrimi- kesintisiz devrim

Sosyalizmin sonul zaferi

5.4. Sosyalist demokrasi

Sosyalizmde demokrasi komünizme ilerleyebilmenin zorunlu kosuludur

5.5. Türkiye'de sosyalizm kuruculugu ve sosyalist demokrasi

6. Komünist Partisi

GIRIS

Türkiye Komünist Partisi, Büyük Ekim Sosyalist Devrimi’nin dogrudan etkisi altinda, 10 Eylül 1920’de kuruldu.

Bu program, Türkiye Komünist Partisi’nin 10.Kongre’sinde onaylanan altinci programidir.

Birinci program, 1920’de Bakü’de Mustafa Suphi Yoldas’in liderliginde toplanan Birinci Kongre’de kabul edildi. ikinci programin hazirlanmasi karari, 1926 yilinda, Viyana’da Sefik Hüsnü Yoldas’in katildigi konferansta alindi. ikinci program 1929’da örgütlere sunuldu. 1930’da yayinlandi.

1932’de toplanan Dördüncü Kongre, ikinci Program’in degistirilmesini karar-lastirdi, ancak ‘‘parti yönetiminde uzun süre oportünistlerin program ve tüzük yenilen-mesi önerilerine aldirmamalari’’ nedeniyle, 41 yil bu karar gerçeklestirilemedi. Üçüncü Program, 1973 yilinda parti örgütlerinin o-nayi ile yürürlüge girdi. Üçüncü Program’in fikir liderleri Yakup Demir ve i.Bilen yoldaslar olmuslardir.

Oportünizmin partimize verdigi zarar yalnizca 41 yil programin yenilenmemesi degildir. Birinci Program disinda öteki iki program bir kongreye sunulmamis, kongrece onaylanmamistir. Partimizde 52 yil kongre toplanmamistir.

Partinin oportünizmin elinden çekilip alinmasi için komünistler, 1979 yilinda örgütlü bir kavga baslattilar. 1980 yilinda toplanan TKP I. Leninciler Konferansi, Marksizmi ve Türkiye’yi dogru yansitan bir programin hazirlanmasini ve 5. Kongre’ye sunulmasini kararlastirdi.

1981 yilinda toplanan Türkiye Komünist Partisi Leninci örgütlerinin II. Konferansi bu karari yineledi.

1985 yilinda toplanan 5. Kongre, partimizin Dördüncü Program’ini kabul etti.

Dördüncü Program, Türkiye’de devlet-tekelci kapitalizminin olustugu, yönetici sinifin emperyalistlesme gereksinimine vardigi, yayilmaci egilimlerin belirginlik kazandigi, bu amaçlara erisemedigi için de kapitalizmin çikmazda oldugu, ekonomik-toplumsal açidan sorunlarin ancak devrimle çözülebilecegi bir asamanin programi oldu.

Uluslararasi alanda sosyalist sistemin çökmesi, Dünya Komünist Hareketi’nin dagilmasi gibi olaylar, Türkiye’de yasanan gelisme süreçleri, Dördüncü Program’in saptamalarinin ne kadar dogru oldugunu kanitladi.

1991yilinda toplanan 7.Kongre (6. Kongre 1987’de toplandi), uluslararasi ortamda ortaya çikan degisimi içerecek biçimde programin yenilenmesini istedi. 1992 yilinda toplanan 8. Kongre bu görevi yerine getirdi. Kongre, siyasal çözümleme açisindan, Dördüncü Program’dan bir farklilik göstermediginden gerekli degisikliklerle Dördüncü Program’in 2. basimini kararlastirdi.

1995 yilinda toplanan 9.Kongre, Türkiye’de meydana gelen degisimleri ve partinin izleyecegi çizgiyi ele aldi. Bu te-melde, parti programinda gerekli degisik-liklerin yapilmasini kararlastirdi. Besinci Program bu degisiklikleri içerdi

1998 yilinda toplanan 10. Kongre, Sovyetler Birligi’nin yikilmasinin ardindan, degisimin bilimsel çözümlemesinin yapila-bilmesi için yeterli zaman geçtigini ve par-tinin bilimsel çalismalarinin da bu alanda istenen olgunluga ulastigini göz önüne alarak, yeni bir parti programi hazirlanmasi ve en kisa sürede 10. Kongreye sunulmasi kararini aldi. (10. Kongre, program hazirlanana dek oturumlarina ara verdi.)

TKP’nin altinci programi, dünyadaki köklü degisimlerin teorik anlayisinin getirdigi yenilikleri ve bunlara ve teorik çalismalarin derinlesmesine bagli olarak degisen sosyalizm anlayisimizi içermektedir. Bunlarin yani sira, toplumumuzun degisen kosullari dogrultusunda, “ ileri demokratik istemler - devrimci dönüsümler” bölümü de yenilenmistir.

1. ÇAGIMIZ DEVRIMLER ÇAGIDIR

Günümüzde kapitalizm, üretken güçleri, 19. yüzyil endüstri devriminde oldugundan çok daha büyük degisime ugratarak devrimcilestirmektedir. Bilimsel ve teknolojik buluslar, emek-yogun üretimi, ekonomik büyümenin motoru olmaktan çikarmistir. Bunun sonucunda, ileri kapitalist ülkelerde endüstri proletaryasinin üretim sürecinde oynadigi rol daralmaktadir. Bazi ülkelerde ise, endüstri isçilerinin sayisinda mutlak azalma vardir. Kapitalizm, teknolojideki devrimler ne-deniyle, dünya kapitalist ekonomisinde bü-yük degisimler yaratmis, küresellesmeyi bambaska bir düzeye yükseltmistir. 1.1. Bilimsel-Teknolojik Devrim Dünya devrimindeki “gecikme”nin, dünya-da ortaya çikan olaganüstü degisimlerin ve Sovyetler Birligi’nin de çözülmesinin altinda yatan temel etken, bilimsel-teknolojik devrimdir. Yeni teknolojiler yalnizca üretim süreçlerinde degisim yaratmakla kalmamakta, toplumsal-ekonomik isleyisleri de etkilemektedir. Yeni gereksinimler ve istemler dogmakta, üretimin ve hizmet sektörünün yapisi degismektedir. Endüstriyel isletmelerin örgütsel yapisinda da ciddi bir degisim vardir. Iletisimdeki ilerleme, genis bir alanda (alis-veris, enformasyon, egitim, pazarlar ve ticaret, kentlerde yasama vb.) büyük bir degisikligin öncüsüdür. Bu gerçekten insancil, özgürlestirici bir teknolojidir.

Elektronik ve bilgi isleme (bilgisayar, telekomünikasyon, yazilimlar ve sistemler), biyoteknoloji ve genetik mühendisligi, yeni maddeler, yeni ve yenilenebilir enerji teknolojileri, teknolojik gelismenin yeni ve sürekli yenilenen bir asamasini temsil etmekte ve ekonomik isleyislerin giderek genisleyen bölümüne yayilmaktadir. Bu gelismeler asil olarak ileri kapitalist ekonomilerde gerçeklesmektedir.

Yeni teknolojilerin gelismekte olan ülkelere etkisi

Ekonomik iliskilerde en önemli degisik-liklerden birisi, az gelismis ülkelerle dünya kapitalizminin merkezleri arasinda olmustur. Geçmiste dogal kaynaklar sunucusu olan az gelismis ülkelerde 1970’lerden itibaren kapitalizmin yayilmasi hizlandi. Bilgisayarlasma, ulasim, enformasyon ve haberlesmede gerçeklesen devrimlerin yardimiyla, uluslararasi sermaye, endüstriyel kapasitesinin giderek büyüyen bir bölümünü dünyanin bu bölgelerine kaydirmaya basladi. Bu süreçte bazi az gelismis ülkeler ekonomik güç merkezleri oldular. Bu ülkeler yalnizca endüstriyel üretimin yeni merkezleri olmakla kalmiyor, hizla büyüyen tüketici pazarlariyla da dünya ticaretinde giderek artan bir öneme sahip oluyorlar. Dünya kapitalizminin merkezlerinde isçi sinifinin endüstriyel bölümü küçülürken, yeni endüstrilesmekte olan ülkelerde büyüyor.

Yeni teknolojilerin gelismekte olan ülkelere etkisi, üretim faktörü kaynaklari, endüstriyel ve teknolojik gelisme düzeyiyle yakindan baglidir. Mikroelektronik teknolojilerin genis ölçüde emildigi Güney-dogu Asya’nin ihracat yönelimli ekonomilerinden, yeni gelismelerin asagi yukari hiç girmedigi Afrika ülkelerine dek bu alanda genis bir çesitlilik vardir.

Dünya kapitalizminde, az gelismis ülkelerin temel ihracati olan ürünler ve minerallerin, örnegin bakir, demir, çelik, seker, pamuk, kauçuk gibi maddelerin yerini sentetik maddeler almaktadir.

Üretim yeteneginde ve ticarette global göreceli avantaj yapisi degismekte ve az gelismis ülkelerin temel avantaji olan ucuz emek avantajinin önemi azalmaktadir.

Yeni teknolojiler, isgücünü üretim disina itmekte, nitelikli isçiyi bile üretimde ise yaramazlastirmaktadir.

Endüstrilesmis ülkelerle yenilenme hizina ayak uyduramayan az gelismis ülkeler arasindaki baglar giderek gevsemektedir. Teknolojik uçurum büyümesini sürdürürse, bu durum, söz konusu az gelismis ülkelerin toplumsal-ekonomik çevrenine ve siyasal kosullarina çok olumsuz bir etki yapacaktir.

Bilimsel-teknolojik devrimin toplumsal gelisme açisindan sonuçlari

Bilimsel-teknolojik devrimin toplumsal gelisme açisindan belli basli sonuçlari söyledir:

Birincisi, toplumsal üretimde insanlarin harcamasi gereken zaman azaliyor. Ancak kapitalizm altinda bunun pratik sonucu isgününün kisalmasi degil, tersine artik deger kitlesinin büyümesi olmaktadir. Böyle olmasina ragmen, tarihsel bir egilim olarak sinif kavgasiyla isgünü de yavas yavas kisaliyor.

ikincisi, üretimde isçiye gereksinim azalirken, makinalara artiyor. Bunun da sonucunda isgününün kisalmasi gerekirken, tersine, issizlik büyüyor. Üretken güçlerin gelismesi, en önemli üretken güç olan insana karsi çalisiyor!

Üçüncüsü, emek sürecinde kafa emegi orani yükseliyor. Bir yanda kafa emegiyle çalisanlarin orani artiyor. Öte yanda eskiden üretim süreci disinda duran çesitli entellektüel ugraslar “üretken emek” içine giriyor.

Bu üç sonuç, harcanmasi gereken emek zamaninin azalmasi, harcanmasi gereken emek miktarinin azalmasi ve emegin niteliginin degismesi, tarihsel bir gidis olarak bazi kavramlara isaret ediyor: Marks’in ölümsüz yapitlarinda sinifsiz toplumu tanimlarken sözü edilen “üretimin en az enerji harcanarak yapilmasi”, “insan yapisina layik üretim” ve “gerçek özgürlük dönemi”. Bilimsel-teknolojik devrimin, üretken güçlerdeki gelismenin zorladigi ve nesnel olarak götürdügü yön, sinifsiz toplumdur.

Dördüncüsü, üretimin toplumsal niteliginin artmasi, mülkiyetin toplumsal temelinin genislemesini zorluyor. Öyle ki, ileri kapitalist ülkelerde “özel mülkiyet” yerine, “kollektif kapitalist mülkiyet” ya da yalnizca “kapitalist mülkiyet” demek daha dogru oluyor. Bu istege devrim yoluyla yanit verilmedigi sürece, kapitalizm bu istegi kendi sinirlari içinde karsilamaya çalisiyor.

Besincisi, üretim o denli karmasiklasiyor ve büyüyor ki, hiçbir ülkenin kaynaklari üretime tek basina yetmiyor, hiçbir ülkenin pazari kendi üretimini ememiyor. Bunun sonucunda, artik ülke çapinda degil, dünya çapinda üretim ve dagitim planlamasi gerekiyor. Buna bagli olarak, sinirlar giderek gericilesiyor, üretken güçlerin önünde engel olusturuyor.

***

Dünya kapitalist ekonomisinde 1970’ lerden bu yana belirginlesen yapisal degisimin en önemli özelligi, üretim ve dolasimin hizla küresellesmesi, uluslarüstü tekellerin rolünün artmasidir.

Ekonominin küresellesmesinin önemli bir göstergesi, dünyada üretilen tüm mal ve hizmetlerin giderek daha büyük bölümünün uluslararasi ticarete girmesidir. Bu durum, ekonomilerin içiçe geçmisligini de artiriyor. Uluslararasi ticaret, ulusal devletlerin faaliyet alani olmaktan çikiyor ve giderek artan bölümü tekellerin mal ve deger akimi biçimini aliyor. Tekellerin dünya çapinda yürüttügü planlama, üretim, dagitim ve tüketim süreci ile karsi karsiyayiz.

Uluslarüstü tekellerin birbirleriyle iliskileri de o denli içiçe geçmistir ki, karar alma merkezlerinin sayisi uluslarüstü tekel sayisindan çok daha azdir.

Giderek artan küresellesme sonucunda, kapitalizmde merkezci egilim güç kazaniyor. Bu durum, merkezkaç egilimleri yok etmiyor, özellikle az gelismis ülke burjuvazisiyle emperyalist burjuvazi arasindaki çeliskiler derinlesiyor. Fakat, bugün dünyada hiçbir burjuvazi, emperyalizmden bagimsiz yasayamaz. Dünya ölçeginde sermayenin genisletilmis yeniden üretimi olmazsa, az gelismis ülkelerde üretim ancak giderek küçülen boyutlarda sürdürülebilir.

Günümüzde, ulusal çerçevedeki kapitalizmin iflasini belgeleyen ve gelecek açisindan büyük önem tasiyan bir yenilik vardir. Dünyanin çesitli yerlerinde bölgesel birlesmeler ve daha önemlisi, Uluslararasi Para Fonu (IMF), Ekonomik isbirligi ve Gelisme Örgütü (OECD), Nükleer Enerji Ajansi (NEA), Uluslararasi Enerji Ajansi (IEA), Gümrük ve Ticaret Genel Anlasmasi (GATT), Dünya Bankasi gibi çok sayida uluslarüstü kurulus ortaya çikmistir. Bunlar, dünya ekonomisini kollektif olarak düzenleyen örgütlerdir. Bunlar, emperyalist dünya kurumlaridir.

Dünya kapitalist ekonomisinin genel gidisine kendisini çok daha hizli uyarlayan finans kapitalle, ulusal devlet (iç pazarin istemleri) arasindaki uyumsuzluk giderek vurgu kazanmaktadir. Uluslarüstü tekellerle ulusal devlet arasindaki çeliski derinlesmektedir. Bu gelisme, sinirlarin giderek gerici bir rol oynadigini, üretim sürecinin giderek dünya çapinda örgütlenmek istedigini bir kez daha gösteriyor.

Buraya dek söylenenlerden su genel sonuç çikar: Degisik ülkeler sermaye guruplarinin birligini temsil eden uluslarüstü tekellerin güçlenmesi, uluslarüstü finans oligarsilerinin gelismesi, bunlarin dünya çapindaki islemlerini düzenleyen uluslarüstü kurumlarin ortaya çikisi, uluslarüstü tekeller arasinda endüstriler, ülkeler ve kitalar için kavganin keskinlesmesi anlamina geliyor. Emperyalistler arasinda dünya ekonomik olarak yeniden paylasiliyor.

Mekanik emekten elektronige

içinde yasadigimiz bilgi çagi, makinalar çagi nin sonu anlamina gelmektedir. Bu çagin içerigi, mekanikten elektronige siçramadir. Elektronik ve modern üretim emegi ortadan kaldirdigindan, deger yasasi temelinde isleyen hiçbir toplumsal formasyon bu üretken teknolojiyi tam anlamiyla kullanamaz. (Sosyalizm ise, ancak böyle bir teknoloji temelinde kurulabilir.)

Üretken güçlerin bir nitelikten ötekine siçramasi, yeni üretken enerji biçimlerine geçis demektir. Yeni üretken enerji biçiminin ögelerinin verili bir tarihsel zamana girisiyle, “toplumsal devrim çagi” baslar. Elektronigin gelismesi, dünyayi tam da böyle bir dönemin esigine getirmektedir. Elektronik, toplumu polarize olmaya ve sosyalizme siçrama için kendini hazirlamaya itiyor. Elektronige dogru bu giderek hizlanan geçis, anlatilamaz derecede zenginlik yaratirken, ayni zamanda anlatilamaz derecede sefalet yaratiyor. Giderek daha fazla isçi kalici olarak issizlesiyor ve mutlak zenginlik ile mutlak yoksullugun arasi açiliyor.

Dünya tarihinde içinde bulundugumuz dönem, ancak, elektronik gerçegiyle ve modern üretken enerjinin bütünüyle birlikte ele alindiginda anlasilabilir. Giderek daha çok toplumda görülmeye baslanan toplumsal kutuplasma ve yikim, komünizme yükselmeye hazirlanan dünyanin son antagonist asamasidir.

1.2. isçi Sinifinin Dünya Stratejisi

Günümüzde, isçi sinifinin dünya ölçegindeki tek geçerli stratejisi, bilimsel-teknolojik devrim üzerine kurulu stratejidir. Bilimsel-teknolojik devrimin yayilmasini saglayacak, kapitalist sistemin açmazlarini savasla çözmesine karsi duracak ve halklari bilimsel teknolojik devrimden sosyalist devrime ulastiracak bir strateji.

Üretken güçler her zaman belirleyici olanidir, üretim iliskileri hiçbir zaman onlari kalici biçimde durduramaz. Kalici olarak durdurdugu noktaya gelindiginde o sistem tüm olanaklarini tüketmis demektir ve sistem olarak çöker. Bugün kapitalizm bu noktaya gelmemistir. Kapitalizmin sonuna varilmamistir. Kapitalizm üretim güçlerini devrimcilestirme kapasitesini sürdürdügü sürece, sistemi basasagi etme beklentileri olgun degildir. Baska bir deyisle, dünya devrimindeki gecikme öznel degil nesnel nedenlerden dolayidir.

Her sistem dönem dönem bunalima girer. Bu ayni zamanda gelismesinin yoludur. Kapitalizmin girdigi bunalimlardan devrimci yönde yararlanilmazsa, bunun sonucu, sistemi kendiliginden gelismesine birakmaktir. Kendiligindenlige birakilan hiçbir sistem de, tüm gelisme olanaklarini yitirmeden yikilmaz. O zaman da emperyalizmin kaçinilmaz olarak gidecegi yol, dünya pazarini alabildigine derinlestirmek, komünizmi alabildigine yakinlastirmaktan baska birsey degildir. Komünistlerin görevi, bu sarhos ve agir gidisi, bilinçli bir gidise çevirmektir.

Sovyet “sosyalizmi’’ : El emeginden mekanik emege

Sovyetler Birligi nde basarisizliga ugrayan, sosyalizmin kurulabilmesi için, kapitalizmle gelen gelismis endüstri, maddi bolluk, demokratik kurumlar, ve kültürlü bir toplum gibi ön kosullarin hiçbirisi ortada olmadan girisilen sosyalizm kuruculugu çabasiydi.

Tarih, üretim aletleri teknolojisinin gelismesi temelinde ilerler. Sovyetler Birligi için tarihsel olarak gerekli siçrama, kapitalizmden sosyalizme degil, el emeginden mekanik emege siçrama idi. Gerçekten de Sovyet tarihi, endüstrilesmenin tarihidir. Yani, kapitalizm de, Sovyet “sosyalizmi” de, mekanik emegin ürünlerini dagitmak için ortaya çikan toplumsal formasyonlardir.

Sovyet sistemini komünizmin ilk asamasi olarak tanimlayan kafa karisikligina ragmen, surasi açiktir: Üretken güçlerin kapitalizm altinda mümkün olabilecek en yüksek düzeyi, komünist toplumun ilk asamasina siçramanin zorunlu kosuludur. (Alman ideolojisi)

Uluslararasi isçi ve Komünist Hareketi

Tarihin gidisini kestirme, bilinçli bir gidise çevirme görevi önündeki önemli bir engel dünya komünist hareketinin durumudur.

Uzun bir dönem bir bütün olarak saga kayan Dünya Komünist Hareketi, uluslararasi karsi-devrim dalgasina dayanamadi, çözüldü. Bununla birlikte, dünya devriminin genel ve temel çikarlarinin önüne parçalarin dar ve kisa erimli çikarlarini geçirmeye, oportünizme karsi savas daha büyük önem kazandi.

Bu savasimin maddi güce dönüsmesi ve somut sonuç elde etmesi, dünya devriminin genel çikari dogrultusundaki devrimlerin basarisiyla dogrudan baglidir. Önemli bir zayif halka olan Türkiye’nin komünistleri oportünizme karsi savasin emperyalizme ve burjuvaziye karsi savastan ayrilmayacaginin bilinciyle çalisiyorlar.

Sovyetler Birligi’nin çözülmesiyle bir devir kapanmistir. 19. yüzyilda baslayan sosyalizmin birinci evresi, sosyal-demokrat partiler kendi emperyalizmlerinin suç ortagi durumuna girdikleri için 1914 yilinda sona erdi. Bunu izleyen sosyalizmin ikinci evresi de, uzun bir hastaligin ardindan sosyalist sistemle birlikte öldü.

Bugün sosyalizmin üçüncü evresinin esigindeyiz. Bu yeni dönem, sermayenin uluslararasiligina karsi savasma yetenegine sahip bir enternasyonalizmi gerektirmekte olup, küresel bir sosyalizm perspektifini dayatmaktadir.

Günümüzde, uluslarüstü tekellere karsi ulusal ölçekte örgütlenme ve eylemin yetersizligi açikça görülmektedir. Tüm dünyada isçilerin savasim programi uluslararasilasmistir.

Bugün dünya kapitalist ekonomisinde ortaya çikan degisimlere, müfrezelerin kesimsel çikarlarini degil, sinifin dünya çapindaki genel çikarlarini yansitan ORTAK devrimci yanit gereklidir. Dünya isçisinin ideolojik, siyasal ve örgütsel birligi gereklidir. Ulusçulugun her çesidinin siddetle ezilmesi gereklidir. Bunun ötesinde, basari olanagi yoktur.

Yeni Marksist hareketin dünya ölçeginde mutlaka kendi zamanina, kosullarina ve siyasal misyonuna uygun örgütsel yapilar yaratmasi gerekir.

Bu örgütlenme, merkezi tek bir model içinde olmamali, ülkelerin somut kosullarna göre ortaya çikan degisik örgütlenme ve strateji biçimlerini kapsayabilmelidir. Çünkü dünya, ne en büyük ve güçlü partinin ve ne de partiler çogunlugunun, çesitli partilere haksizlik yapmadan, belirli strateji ve taktikleri dayatabilecegi kadar birörnek degildir.

Her partinin, kendi izleyecegi yola ilis-kin görüslerinde serbest oldugu, global ko-nulari içeren daha genis, daha esnek bir bir-lik.

“Tek ülke, tek sinif, tek parti” ilkesi dog-ru bir ilkedir. Ancak bu ilkenin bir he-def oldugu unutulmamali, yapay ve haksiz zorlamalardan kaçinilmalidir.

***

“Yasayan sosyalizm”in çöküsü, dünyanin her yerinde sol’un krizini derinlestirmistir. (Komünist hareketin krizi Sovyetler Birligi’nin çöküsüyle baslamamistir.) Ancak, Sovyet sosyalizm anlayisinin voluntarist/totaliter yöndeki temel kavramsal hatalarinin anlasilmasi ölçüsünde, bu çöküse yas tutmaya gerek yoktur. “Yasayan sosyalizm”in siyasal örgütlenmelerinin ve ideolojik kurgularinin çöküsü, sosyalizm davasini uzun dönemde ilerletecektir, çün-kü bu çöküs, gerçege dayali toplumsal gelisme sürecinin önündeki engeli kaldirmistir.

Sovyet döneminde komünist hareket Marksist teoriyi büyük ölçüde küçümsemis ve siyasal amaçlara kurban etmisti. Yeni komünist hareketin en önemli görevlerinden birisi, Marksizmi temel kaynaklarindan ögrenmektir.

Bu konuda dikkat edilmesi gereken önemli bazi yönler vardir:

Marks’in yapitlarinin en önemli yönü, sorunlarin çözülebilmesinin bilimsel yöntemlerini ortaya koymasidir. “Bu yolla meselelere bakis bir doktrin degildir, bir yöntemdir..” ( W Sombart’a Mektup, 1895)

ikincisi, “simdiye dek yasamis tüm toplumlarin tarihi sinif kavgalari tarihidir.” (Manifesto) Bu baglamda, içinde bulundugumuz çagda bazi ortak “insani çikarlar”in, sinif kavgasinin üstüne çiktigini söyleyen düsünceyi reddedecegiz. Ortak “insani çikari” savunmanin tek yolu, son çözümlemede, kapitalizmi devirmekten geçer.

Yeni komünist hareket, sinif kavgasi kavramini, ekonomizmden de mutlaka arindirmalidir. isçiler ve kapitalistler arasinda emegin sonuçlari üzerine olan kavga, sinif savasiminin temel yönüdür ama sik sik baska konular da, (irkçilik, savas, demokrasi, kadinin asagilanmasi, devletin dinsellestirilmesi, çevresel sorunlar, vb.) hatta uzun bir dönem için, siyasetin keskin ucu olarak öne çikabilmektedir.

Üçüncüsü, yeni komünist hareket, kendinden önceki nesillerin neredeyse karakteristigi durumuna gelen volüntarizmi reddetmelidir.

Dördüncüsü, yeni komünist hareket iki pazar teorisi ve izolasyonizmi reddetmelidir. Bu yanlis teori ve ondan kaynaklanan siyasal strateji son tahlilde sosyalist sistemin kendisini yikici bir rol oynamistir. Rusya’nin sinirli kaynaklari temelinde kendine yeterli bir sosyalist sistem kurmasini olanakli gören varsayim yanlisti. 1930’larda kurulan otarsik sistem, II. Dünya Savasi sonrasinda gelen bilimsel teknolojik devrimin kapitalist ülkelere sagladigi ilerlemeye ayak uyduramadi. Bu gelisim kapitalist üretim biçiminde bir devrime yol açti ve izole bir devletin (ya da devletlerin) yarisamayacagi bir sistem yaratti.

Bilimsel-teknolojik devrimin belki de en önemli sonucu, her ülkenin içinde yer almak zorunda oldugu tek bir dünya ekonomisini iyice ortaya çikarmasidir. Gelecek sosyalizm, dünyadan soyutlanmamak zorundadir.

***

Yasadigimiz ve geride birakmakta oldugumuz çag, burjuvazi ya da proletaryanin öncülügünde burjuva demokratik devrimleri çagidir. Bugün, proleter devrimleriyle kapitalizmden komünizme geçis çaginin esigindeyiz.

Dünya kapitalist ekonomisi, sömürüye, zora dayali organik bir hiyerarsidir. Bu hiyerarsinin degisik yerlerindeki ülke topluluklari, emperyalist sömürü sistemi içinde degisik rollere sahiptir.

Bilimsel teknolojik devrimin etkileri altinda, kapitalizmin esitsiz gelisme yasasi uyarinca, dünya kapitalist ekonomik sisteminde degisimler olmaktadir. Uluslararasi isbölümünde, uluslararasi ticaretin yapisinda ve cografyasal dagiliminda, sermayenin ve isgücünün bölgesel yer aliminda yenilikler ortaya çikmaktadir.

Emperyalist ülkelerde bunalimlar siklasmistir. issizlik, üretim daralmasi, zorunlu kisa isgünü, yasamin ayrilmaz parçasi olmustur. Toplumsal hizmetler, emeklilik, saglik sigortasi harcamalari giderek kisilmaktadir.

Rusya ve Dogu Avrupa ülkeleri de bu sisteme derin ekonomik bunalimlariyla, orta derecede gelismis ülkeler olarak katildilar.

Azgelismis ülkelerde issiz ve gizli issiz sayisi yüzmilyonlari asmakta, kapitalizm tarimin geleneksel yapisini çözdükçe, bu sayi artmaktadir.

Dünya kapitalist ekonomik sisteminin ‘‘eski’’ isbölümünde sömürülen ülkeler tarim ve hammadde deposuydu. Simdi ayni sömürü iliskisi kendini endüstriyel düzeyde yaratiyor. Kapitalizmin dünya çapindaki gelismesinde belirleyici olan tüm teknolojik, bilimsel ve endüstriyel dallar bugün de emperyalizmin egemenligindedir. Azgelismis ülkelerin emperyalizme bagimliligi degismemistir.

Azgelismis ülkelerde ortaya çikan endüstrilesme, ekonomik-toplumsal sorunlari çözmüyor, agirlastiriyor. Gelir dagilimi daha dengesizlesiyor. Toplumsal beklentiler yükseliyor ama karsilanamiyor.

Dolayisiyla azgelismis ülkeler ve özellikle gelismenin hizli oldugu orta kusak ülkeleri, çeliskilerin, bunalimlarin odaklastigi bölgeler oluyor. Böyle ülkelerde burjuva demokrasisi uzun süreli yasamiyor. Bu ülkeler dünya emperyalist sisteminin zayif halkalaridir.

1.3. Emperyalizm ve savas tehlikesi

Savaslarin kaynagi emperyalizmdir. Savas emperyalizmin yeni pazarlar elde etme, rekabeti kirma, ekonomik boyunduruk altinda tuttugu ülkelerde egemenligini sürdürme siyasetinin siddet araçlariyla sürdürülmesidir. Emperyalizm için savas, çözemeyecegi toplumsal sorunlardan toplumlari kirarak kurtulma çabasinin da bir aracidir.

Emperyalizmin varligi savas tehlikesinin sürmesi demektir. Sovyetler Birligi’nin ortadan kalkmasiyla birlikte emperyalistler arasi çeliskiler derinlesmekte ve keskinlesmektedir. Savasi önleyebilmenin tek kalici garantisi, kapitalizmi yok etmektedir.

Ancak, 1945 sonrasi dünyada önemli degisiklikler ortaya çikmistir. II. Dünya Savasi ardindan, emperyalistler arasi düsmanliklari geride tutmada sosyalist ülkeler tehdidi önemli bir öge idi. Fakat, dev uluslarüstü bankalarin ve sirketlerin büyüyen rolü ve dünya kapitalizmine giderek artan biçimde aracilik eden yeni dünyasal kuruluslar daha da önemlidir. Sermaye, ulusal karakterini yitirmesine bagli olarak, karsit kapitalist devletleri savasa iten zorlamalari zayiflatmaktadir. Dahasi, nükleer silahlarin savastan caydirici etkisini de dikkate almak zorundayiz.

Emperyalist ülkeler arasinda, tek tek ya da bloklar halinde 50 yildir savas olmadi. Yakin bir gelecekte de böyle bir olasilik gözükmemektedir. Savaslar ve isgaller hep oldu, oluyor. Fakat, ana kapitalist güçler birbirlerine karsi askersel bir tehditte bile bulunmadilar.

Savas tehlikesi ortadan kalkmamistir ama dünyanin yeni kosullari emperyalistler arasi savaslarin “kaçinilmaz” oldugu tezini reddetmektedir.

2. TÜRKIYE’DE DEVLET-TEKELCI KAPITALIZMI

Türkiye emperyalizmin sömürüsü altinda, sermaye, teknoloji ve bilgi açilarindan emperyalizme bagimli, orta derecede gelismis bir kapitalist ülkedir. Yerli finans-kapital devletle içiçe geçerek devlet-tekeci kapitalizmine yükselmistir. Endüstri, büyük bir agirlikla basi çeken sektördür.

2.1. Türkiye kapitalizminin gelisme özellikleri

Halk devrimine yol vermemek kosuluyla, kurtulus savasiyla emperyalist isgalcileri kovmak, pazarini baskasina kaptirmamak Türkiye burjuvazisinin isine geldi.

Emperyalist isgalciler kovulunca, burjuvazi devletin tüm olanaklarindan yararlanarak kapitalizmi gelistirme yolunu tuttu. Ekonomik, toplumsal, siyasal her türlü siddet ve kandirmacayi uygulayarak ilkel sermaye birikimini sürdürdü.

Cumhuriyetin ilk yillarinda devlete 1923 izmir Ekonomi Kongresi’yle oldukça liberal bir siyaset biçildi. Devlet burju-vazinin güçlenmesi için elverisli kosullari ‘dolayli’ yoldan saglamayi üstlendi.

Ne var ki, ülkede yeterli bir sermaye birikiminin yoklugu ve 1929 bunaliminin etkileri, 1932’de burjuva devletini ekonomiye dogrudan katilmak, ‘devletçilik’ (etatizm) siyaseti izlemek zorunda birakti.

Emperyalizmle baglarini hiç öldürmeyen burjuvazi 1950’ye gelirken, yüklüce bir sermaye birikimi saglamisti. Büyük burjuvazi ve baglasigi olan büyük toprak sahipleri bu dönemde emperyalizmle iyice kucaklastilar.

Özellikle 1950 sonrasinda Türkiye’de hizli bir ekonomik gelisme yasandi, ancak bu gelismeye büyük dengesizlikler eslik etti. Bu dönemde, emperyalizmle isbirligi içinde büyük burjuvazi hafif endüstri temelinde hizla tekellesme yolundan yürüdü. Devletçilik siyaseti, sermaye birikimi mekanizmasini harekete geçirme islevini tamamlayinca birakildi. Ama devletin ekonomik eylemleri yok olmadi. Devlet bu kez, büyük sermayenin finans-kapitallesme sürecinde etkin rol almaya basladi.

Kapitalizm Türkiye’de serbest rekabetçi dönemi yasamadan daha bastan tekelci olarak gelisti. Bankalar, devlet ve yabanci sermaye ile birlikte, tekellerin dogusunda ve gelismesinde en önemli rolü oynadi. Bu nedenle tekellesme sürecinin kendisi banka ve endüstri sermayesinin içiçe geçme, yerli finans-kapitalin ortaya çikma süreci oldu. Bu süreç, 1960’ larda ülke ekonomisinde tekellerin agirlik kazanmasini, 1970’lerde finans-kapital egemenligini getirdi. Ayni zamanda sermaye ve mal ihraci olarak disa açilma, emperyalistlesme gereksinimi agirlik kazandi.

1960-70 dönemi, finans-kapitalin egemenlik kurma çabalariyla belirlenir. Bu dönemde, yeniden planlama ve genel olarak hizla artan devlet isletmeleri gözlenmektedir. Devlet, banka, endüstri, yabanci sermaye, ``ordu’’ sermayelerinin karmasi kuruluslar ortaya çikmistir. Türkiye’de ordunun üst katlarini tutmus militarist klik, finans-kapitalle kaynasmistir.

1970’lerde devletin rolü nitelik olarak farklidir. Bu yeni asama, tekellerle devletin her geçen gün biraz daha içiçe geçmesi, kaynasmasi, devletin tekellerin eline geçmesiyle belirlenir. Tekellerin gücüyle devletin gücü tek bir mekanizmada bütünlesmistir. Devlet, tekelci sermayenin genisletilmisyeniden üretim sürecinde somut görev üstlenmis, bu sürecin en önemli parçasi olmustur.

1980’ler ve 90’lar Türkiye kapitalizminin (iç pazar, sermaye ve mal ihraci) dünya ekonomisine yogun biçimde bütünlestigi yillardir. Bu dönemde bir yandan iç pazar yabanci sermaye ve mallara giderek daha çok açilmis(bu durum ülke endüstrisinin rekabet gücünü de gösterir), öte yandan yerli finans-kapital mal ihracini, hem de sermaye ihracini ciddi boyutlara çikarmistir. Ülke ekonomisinin geneli orta derece gelismisligini sürdürürken, finans-kapital guruplari sermaye birikimi, üretim kalitesi, yönetim teknikleri ve küresel bakis açisindan dünya siralamasinda üst siralara tirmanmaktadir.

Finans-kapital, Türkiye’deki orta gelismistabanin üzerinde dogmus, o tabani kendi çikarlarina bagimli kilmistir. Bugün Türkiye’de finans-kapitalin yanisira yaygin bir küçük ve orta kapitalist ve ondan da yaygin bir küçük burjuva üretimin varligi, özellikle de bu sonuncusu, ülkenin orta gelismisliginin önemli bir göstergesidir.

***

Emperyalist isgalcilerin kovulmasina bir köylü devrimi eslik etmedigi için, tarimda kapitalizmin gelişmesi evrimci yoldan oldu. Köylülük, bir karistoprak parçasi üzerinde didinerek, sancili bir süreç içinde ayrişmaya birakildi.

Ondokuzuncu yüzyildan bu yana sürmekte olan Prusya tipi kapitalistlesme ile, endüstride yasanan süreç, kabaca 10 yil geriden tarimda da izlendi. 1950’lerde kapitalist gelisme yolunda bir patlama geçiren ülke tarimina asil gelisme 1960’larda geldi. Bugün tarimda da kapitalist üretim iliskileri egemendir. Finans-kapital tarima da dalmis, Türkiye tariminda tekellesme oldukça ilerlemistir.

Dogu ve Güneydogu Anadolu’da yari-feodal kalintilar yer yer sürmektedir. Ancak kapitalizm bu iliskilerin hepsini kendi isleyisi içine almia, böylece sömürüsünü iyice barbarlastirmistir.

2.2. Türkiye’de devlet-tekelci kapitalizminin sonuçlari

Türkiye’de devlet-tekelci kapitalizmi olusumu Bati’daki sonuçlari dogurmuyor. Emperyalist ülkeler geçmiste emperyalistlesme yoluyla iç savasi, kapitalizmin yikimini önlediler, ama bu sonuç Türkiye için geçerli degildir.

Dünya emperyalist sisteminin bugünkü gelisme asamasinda, Türkiye’nin emperyalistlesebilmesi çok güçtür. Yapilan sermaye ihraçlariyla Türkiye, alt emperyalist, ya da “emperyalizmin atlama tahtasi” olmaktan öteye geçememektedir.

Asiri olgunlasmis olan “emperyalistleserek sorunlari çözme” istegi, bir çesit alt emperyalistlesme ile sonuçlanmis ve bu durum ülkeyi yeni karmasik çeliskiler içine sokmustur. Türkiye finans-kapitali varligini sürdürebilmek için yine asil olarak ülke içinde sömürüyü asiri yogunlastirmak, bu arada iyice keskinleşen sinif çeliskilerini de “bastirmak” zorundadir. Yaygin küçük üretim tabani üzerinde devlet-tekelci kapitalizminin ekonomiye egemen oldugu, finans oligarsisinin devleti elinde tuttugu, emperyalistlesme gereksiniminin karşilanmadigi, üstelik yerli tekellerle içiçe geçmisemperyalizmin her yoldan sömürdügü ve askersel güdümü altinda tuttugu orta derecede gelişmisbir ülke olan Türkiye, ekonomik, toplumsal ve siyasal bunalimlarin kiskacindan kurtulamaz. Türkiye’de kapitalizm çikmazdadir, devrimle çözülebilir bir durum süregendir.

Böyle bir ekonomik yapi sürekli olarak otoriter, fasizan, fasist rejimler üretmekte, kisa süreli yasanan “demokratik” aralar ise burjuva anlamda bile güdük bir demokrasi olmaktan öteye gitmemektedir.

Kapitalizmin çerçevesi içinde ya emperyalistlesme, ya çürüme. Komünistlerin buna yaniti: “Ne emperyalistleşme, ne çürüme, devrim”dir. Devrim Türkiye’de üretken güçlerin gelismesinin önündeki engeli asmak için gereklidir. Emperyalizm ve yerli finans-kapital bagimliligindan kurtulmadan Türkiye’de gerçek bir gelişme yolu açilamaz. Türkiye emperyalizmin zayif halkasi olmaktan kurtulamaz.

Türkiye’de orta yollar geçicidir. Türkiye toplumunun önünde iki yol vardir. Ya halkin asiri sömürüsünü garanti altina alan baskici rejim, ya halkin devrimci enerjisini seferber ederek sorunlarini çözecek devrim.

Böyle bir devrim, Avrupa proletaryasini da toplumsal devrim (sosyalizm) için atesleyecektir.

3. TÜRKIYE’DE DEVRIMIN KARAKTERI

3.1. Devrimci asama: ileri demokratik halk devrimi

Kapitalist bir ülke olan Türkiye’nin önündeki toplumsal devrim asamasi sosyalizmdir.

Türkiye’de sosyalizmin maddi önkosullari minimum bir düzeyde vardir. Bu önkosullar en somut anlatimini devletin ekonomideki rolünde ve devlet-tekelci kapitalizmde bulur.

Devrimin ilk ve temel sorunu iktidar sorunudur

Türkiye’de ana düsman yerli finans oligarsisi ve emperyalizmdir. Türkiye devriminin önündeki adim, halk siniflarinin savas birligi ile bu düsmani erkten alasagi edecek, iktidarin sinif karakterini degistirecek siyasal devrimdir.

Türkiye’nin somut kosullarinda partimizin ileri demokratik halk devrimi olarak adlandirdigi bu devrim, her siyasal devrim gibi, demokratik bir devrimdir. iDHD’nin amaci, nesnel mantigi toplumsal devrime yolu temizlemek, kesintisiz bir süreç içinde sosyalizme açilmaktadir. Toplumsal ruha sahip bir siyasal devrim olmaktir.

Bu nedenle, isçi sinifinin toplumsal devrimdeki ilk adimi, kendisini yönetici sinif konumuna yükseltmektir. Bu da demokrasi savasimini kazanmak demektir.

Siyasal devrim gerçek demokrasi sorunudur

Türkiye’de yasamin her alaninda demokratiklesme toplumsal gelisme için kesin bir zorunluluk olmustur. Ülkemizde anti-feodal çerçeveden çoktan çikmis olan demokrasi savasimi artik ancak kapitalizmden sosyalizme geçis olan bir üst çerçeve içinde verilebilir.

Türkiye’de siyasal devrim sorunu gerçek demokrasiyi yerlestirme sorunudur.

Kapitalizm, demokratik dönüsümlerle degil, ekonomik-toplumsal devrimle yikilabilir. Ancak, demokrasi kavgasini basaiyla vermeyen bir isçi sinifi halkin öncülügünü kazanip iDHD’yi gerçeklestiremez. Dolayisiyla, toplumsal devrime de yürüyemez. Siyasal devrimin basarilabilmesi, devrimin ardindan yeni bir devletin kurulabilmesi halkin çogunlugunun devrim sürecine ve devlet islerine aktif katilimini gerektirir.

Siyasal devrimin toplumsal devrime ilerleyebilmesi de demokrasiyi gelistirmeyle dogrudan baglidir. Kapitalizm, üretim araçlari üzerinden özel mülkiyeti kaldirmadan yikilmaz. Üretim araçlarinin yönetimi için tüm halki devletin demokratik örgütlenmesi içinde seferber etmeden bu alanda hedeflerimizle tutarli sonuçlara ulasilamaz.

Neden ``ileri demokratik’’ ve neden ``halk devrimi’’

Her siyasal devrim, demokratik bir devrimdir. Içerigi, hangi sinifin devrimi olduguna göre degisir. “Burjuva demokratik devrimin içerigi, ülkenin toplumsal iliskilerinin feodalizmden arinmasidir.” ileri demokratik halk devriminin ise, kapitalizmin önündeki engelleri temizlemek gibi bir görevi yoktur. O, finans-kapitale karsidir.

“Burjuva demokratik” devrim genel olarak orta burjuvazinin, özellikle kir burjuvazisinin de isine yarar. ilerici demokratik halk devriminin böyle bir islevi yoktur.

Bunlar ileri demokratik halk devriminin ileri içerigini gösterir.

Devrimimizi gerçek bir ‘‘halk’’ devrimi yapan temel özellik suradadir: iDHD’nin canalici hedefi, siyasal devrim asamasinda burjuva devlet aygitinin yikilmasidir. Kapitalizm kosullarinda, burjuvazinin bürokratik askersel aygitinin parçalanmasi ve yikilmasi, her devrimi gerçek halk devrimi yapan ilk kosuldur.

iDHD’nin ilk adimda gerçeklestirecegi dönüsümler programi, kapitalizmin teorik çerçevesini asmayan ama pratik çerçevesini asan demokratik bir programdir.

Bu nedenle, iDHD programi sosyalizm degildir ama isçi sinifi hegemonyasindaki iktidar altinda artik kapitalizm de degil, sosyalizme dogru dev bir adimdir. isçi sinifi hegemonyasinda iDHD ile toplumsal devrim, tek bir devrimin iki anidir.

Türkiye’de proletarya ülkenin somut durumunun belirledigi baglasikliklar içinde iktidari alacaktir. Her devlet (diktatörlük) bir iktidar blokudur, ancak her devlet tek bir sinifin diktatörlügüdür. (iki sinifin birlikte iktidari kisa süreli, geçici bir durumdur.) Proletarya iktidari alirken, baglasiklari ülkenin durumuna göre degisebilecegi gibi, dünyanin durumuna göre de degisebilir. Türkiye isçi sinifi, ülkenin yapisi ve dünya kosullarina göre belirlenen baglasikliklar içinde iktidari aldiginda, bu proleter devrimdir, proletarya diktatörlügü kurulur.

Türkiye’de tarihsel olarak kapitalizm altinda çözülmüs olmasi gereken sorunlar vardir. Bunlar proleter devriminin açinim kazanmasi, tüm halkin ayaga kalkmasi için kaldiraç olacaktir.

Orta derecede gelismis bir ülke olan Türkiye’de iDHD yalnizca isçi sinifinin ve yoksul kir-kent emekçilerinin (yari-proletarya) degil, tüm orta sinifin (küçük burjuvazinin) da çikarlarini temsil edecektir.

3.2. Siniflarin konumu ve devrimde halkin birligi

Burjuvazi

Türkiye halkinin ana düsmani yerli finans-kapital, emperyalizmle organik olarak baglidir.

Bu baglilik, uluslararasi kapitalist isbölümü ve ekonomik zorunluluklar içinde ortaya çikar.

Geneliyle Türkiye burjuvazisi tekeller üzerinden yürüyen bir iliskiyle emperyalizme bagimlidir. Türkiye sermayesi (tekelci ve tekeldisi) emperyalist finans kapitalin genisletilmis yeniden üretim sürecinin parçasidir.

Bunun sonucu, yerli burjuvazinin elinde toplanan artik degerin bir bölümünün emperyalist sermayeye transferidir, ki bu, yerli burjuvazi ile emperyalizm arasindaki çeliskilerin ekonomik temelidir.

Türkiye burjuvazisinin emperyalizme bagimliliginin mekanizmasi, burjuvazinin çesitli guruplarini degisik biçimde etkilemektedir. Türkiye’de emperyalizme bagimli kapitalizm derinlestikçe, hem kendi içinde, hem uluslararasi alanda isbölümü ve entegrasyon ilerledikçe, burjuvazinin iç çeliskileri de giderek iç ve dis tekelci sermayenin içindeki çeliskilerin izdüsümü olarak ortaya çikmaktadir.

Tekelci sermaye ile tekeldisi sermaye, tekelci kapitalizmin egemen oldugu yapinin parçalaridir. ikisi arasinda çeliskiler oldugu gibi, yarar iliskisi de vardir. Aralarindaki çeliskiler bu yarar iliskileri içinde dogmaktadir.

Bu durum, tekeldisi sermayenin bir bütün olarak tekelci sermayeye karsi direnisini olanaksizlastirmis, siyasal birligini kirmistir.

Türkiye’de tekeldisi burjuvazi devrimci degildir, devrime karsidir. Halk siniflarinin saldirisi siddetlendikçe, bu kesimin daha büyük bölümü giderek daha aktif biçimde karsi-devrim saflarina geçecektir.

Türkiye’de tekeldisi burjuvazi demokrat degildir. Türkiye’de liberalizm ile demokratlik birbirinden ayrilmistir. Tekeldisi burjuvazinin liberalizmi tekeller karsisinda nefes alabilme isteginden dogar ve hem ekonomik, hem de siyasal alanda iyi örgütlenmis bir kurallar sistemi (yasalar vb.) isteginde somutlasir.

Türkiye’de tekeldisi burjuva liberalizminin demokratliktan ayrilmis olusunun göstergeleri, onun emperyalist siyasete olan gönüllülügü, tekellere ve dolayisiyla fasizme karsi tutarli bir savas vermekten uzak olusu, Kürt halkina karsi sövenist tutumudur.

Türkiye’de tekeldisi burjuvazi anti-emperyalist de degildir.

Tekeldisi burjuvazi sömürülen degil, sömüren bir kesimdir.

Türkiye’de tekeldisi burjuvazinin bu özelliklerini görmek, onu tekelcilerle ayni kefeye koymak degildir. Tekeldisi burjuvaziyle emperyalizm ve tekelci burjuvazi arasinda önemli çeliskiler vardir ve bunlarin toplumsal siyasal yasamda oynadiklari bir rol de vardir.

Tekeldisi burjuvaziyle sinirli ve geçici uzlasmalar yapilabilir. Ancak, böyle uzlasmalarin “anti-tekel, anti-emperyalist” baglasiklik gibi bir anlami yoktur.

Sinif savasi çözümleyici ana yaklastiginda, egemen sinif içinde, hatta bastan sona tüm eski toplum içinde çözülme öyle belirgin bir durum alir ki, egemen sinifin küçük bir bölümü sinifiyla baglarini koparip, gelecegi elinde tutan sinifa katilir. Bu tarihsel yargi Türkiye için de dogrudur. Ülke devrim anina yaklastikça tekeldisi burjuvazinin çogunlugu ve etkin siyasal güçleri karsi-devrim safinda aktif yer alirken, küçük bir kesim halk saflarina geçecektir. Bu gerçek ne genel yargiyi degistirir, ne de komünistlerin siyasetlerini bu kesim üzerinde kurmalarini gerektirir.

Komünistlerin tekeldisi burjuvaziye karsi taktiginin birinci ve temel yönü onu halk siniflarindan soyutlamak, ikinci yönü, onu ana düsman olan tekelci burjuvazi ve emperyalizmden tarafsizlastirmaktir.

Küçük burjuvazi

Türkiye’de kirsal alanlarda oldugu gibi kentlerde de yogun bir küçük burjuva yigin bulunmaktadir. Bürokrasi ve aydinlarin büyük çogunlugu da küçük burjuvazi kapsami içinde yer almaktadir.

Finans-kapitalin, üstünde durdugu tabani, küçük ve orta üretimi çikarina uygun yönde biçimlendirmesiyle, geleneksel küçük burjuvazi hizla erimekte, proleterlesmektedir. Öte yandan, eriyen geleneksel küçük burjuvazinin yerini yenisi ve finans-kapital agi içinde örgütlenmisi almaktadir. Bu iki yönlü etki, küçük burjuvazi içinde çeliskili süreçler yaratmaktadir. Genelinde tekelci burjuvazinin bu sinif üzerine etkisi bunalticidir. Türkiye’de kent ve kir küçük burjuvazisi (Kürt halkinin genis bölümü de içinde olmak üzere) nesnel olarak halk siniflarinin özgürce örgütlenebilecekleri bir demokrasiden yanadir.

Küçük burjuvazi devrimimizin temel bir sorunudur. isçi sinifi küçük burjuvaziyi kendi yanina kazanmadan devrimi gerçeklestiremez. Bunun için, küçük burjuvazinin tekellere ve emperyalizme karsi olan çikarlarini savunmak, genis küçük burjuva yiginlar üzerindeki burjuva etkileri kirmak sonuç belirleyici önem tasir.

isçi Sinifi

Kapitalizmin iki temel sinifindan biri, tüm zenginliklerin gerçek yaraticisi olan isçi sinifi, Türkiye’de sayisal olarak en büyük siniftir. Ayrica üretimde tuttugu yer nedeniyle toplumdaki agirligi sayisiyla da ölçülemez denli büyük olan isçi sinifi, kapitalizmin tek devrimci sinifidir.

Tarim isçileri de içinde olmak üzere Türkiye isçi sinifi devrimin ideolojik, siyasal, örgütsel, askersel öncüsüdür. Ülke kosullari bunu gerektirmektedir.

Finans oligarsisi emperyalizmle bir olmus, tüm ülkeyi sömürüyor. Buna karsi endüstri proletaryasi tüm sömürülenlerin hakkini savunma, onlara kurtulus yolunu gösterme ve kurtulus için ortak savasi yönetme görevini, toplumsal gelismenin bayragini tasiyor.

Türkiye proletaryasi yalnizca kendi çikarlarini savunarak, dört bir yaninda yürüyen haksizliga, sömürüye, zulme seyirci kalarak tarihsel görevini yerine getiremez. Onun tarihsel gücü, her çesit baskinin, ezginin, sömürünün ardicil düsmani olmaktan gelmektedir. isçi sinifinin bu can alici görevini kavramasi ve yerine getirmesi, devrim sürecinde proletarya hegemonyasini kurmasi anlamina gelir.

Proletarya hegemonyasi ve birlik

isçi sinifinin gerçek siyasal birligi, onun kendi partisi olan, Marksizm-Leninizm ve proletarya enternasyonalizmi temelinde çalisan komünist partisinde, onun sinif siyaseti çevresinde olusur.

Proletarya hegemonyasi, isçi sinifinin iradesini öteki sinif ve katmanlara benimsetmesidir. Bu, yasamda, isçi sinifi partisi ve onun çevresini saran örgütler araciligiyla gerçeklesir.

TKP’yi, onun savas yolunu olabildigince genis yiginlara maletmek, isçi sinifi hegemonyasini saglamanin en önemli aracidir.

isçi sinifinin hegemonyayi saglamasi, yiginlarin önüne geçebilmesi için, varolan güçlerin tutarsizligini yiginlara gösterebilmesi, kendisini ayirabilmesi gereklidir.

Baglasiklarin yetersizligini yiginlara göstererek onlarin gerçek sinif kavgasina yönelmelerini saglama, ayni zamanda devrimi ilerletme sorunudur.

Hegemonya ile birlik çelismez. Tam tersine hegemonyayi gerçekten saglayacak güç olmadan kalici birlikler kurulamaz. isçi sinifinin basi çekecek güçte olmasi, basarili birlik için bas kosuldur. (Devami gelecek sayimizda yer alacak)