MARKS VE ENGELS’IN ÖZVERILILIGI, MILITANLIGI

HIÇBIR ZORLUK ONLARI YILDIRMADI

M. KIZILTEPE

Bu yazimizin konusu, merkez organimizin daha önceki sayilarinda ele alindi. ilk kez Komünist Manifesto’nun yayinlanmasinin 150. yildönümünde, ikinci kez ise Küba’da ayni vesileyle düzenlenen bir toplantida partimizin temsilcisinin yaptigi konusma ile yazi olarak çikti.

Hatirlanacagi üzere, Marks ve Engels’in militanliklarini örnekleyerek anlatan her iki yazi da, militanlik örneklerini 1848-1849 devrimlerini kapsayan tarihsel döneme kadar olan süre içinde almis, daha sonrasini kapsamina almamisti.Bunun en önemli nedeni, konunun güncelligi nedeniyle esas olarak anlatilanlari Komünist Manifesto’nun çiktigi ve onu hemen izleyen döneme baglamakti. Marks ve Engels’in militanligi da bu döneme bagli olarak ele alindi. Tabii, kaçinilmaz olarak çesitli yoldaslar su soruyu hakli olarak sormaya basladilar: Peki, 1848-1849 devrimlerinin yenilgisini izleyen gericilik dönemi ve sonrasinda Marks ve Engels militan yasamlarini sürdürdüler mi? Nasil? Örnekleri var mi?

Asagida sundugumuz yazi, bu sorulara kismen de olsa yanit vermek amacini güdüyor. Kismen diyoruz, çünkü bu konuda uzmanlasmis bir tarihçi olmaktan çok uzagiz bir, ayrica böylesi zengin bir konuyu hakkini vererek ayrintilariyla vermege kalktimiz zaman bir gazetenin boyutlarini fazlasiyla asmak durumu dogar, iki... Bu nedenle biz de konuyla ilgili bilgi seviyemizle uygun olarak yoldaslarimizin merakini gidermeye çalisacagiz.

Simdi gelelim konumuza. Marks ve Engels, 1848-1849 dev-rimlerinin yenilgiye ugramasindan sonra militan eylemlerini nasil sürdürdüler? Hatirlanacagi gibi, 1849 yilinin yazinda Avrupa’da, özellikle de Almanya, Fransa ya da Belçika gibi ülkelerde kalmasi olanaksizlasan, daha dogrusu can güvenligi açisindan tehlikeye giren Marks, çözümü geçici bir süre için Londra’ya gitmekte buldu. En azindan orada Britanya kralliginin temsilcileri kellesini simdilik istemiyorlardi! Engels de ayni yilin Kasim ayinin sonunda Londra’ya, italya’dan bindigi bir gemi vasitasiyla ulasti. Bu durumda ikisinin neler yapabileceklerini daha iyi degerlendirebilmek için yasadiklari dönemi ve ortami biraz daha yakindan incelemekte fayda var.

Önceki iki yazidan da hatirlayacagimiz gibi, Marks ve Engels hem Almanya’daki devrimi, hem de Fransa’daki Subat-Haziran 1848 devrimini yakindan izlemis, hatta önemli bir kismini bizzat aktif olarak yasamis insanlar. Avrupa’nin çesitli ülkelerinde devrimci dalganin patlak verecegini çok önceden görüp tüm çalismalarini, komünistlerin ve isçi sinifinin bu gelen dalgayi gögüsleyip yönlendirebilmelerine yöneltmisler, bunun için her türlü özveriyi ve tehlikeyi göz almislar. Bu ortamin dogurdugu bir gerekçe olarak Komünistler Birligi’ne katilip onun programini olusturmasi amaciyla da Komü-nist Partisi Manifestosu’nu kaleme almislar. Manifesto daha dizgiden yeni çikmisken Fransa’da ve de ardindan Almanya’da devrim patliyivermis. Tüm diger Komünistler Birligi üyeleriyle birlikte devrime aktif olarak katilmislar. Devrim her ülkede kanla bastirilmis, ve de ardindan acimasiz bir gericilik dönemi izlemis. Bu ortamin süregeldigi Avrupa’da Londra’ya kendilerini atip canlarini kurtaran Marks, Engels ve diger Komünistler Birligi üyeleri yeniden tüm çalismalari gözden geçirip ortama uygun olarak düzenlemek durumunda kalmislar.

Tahmin edilebilecegi gibi, ortam tam bir gericilik ve karsi-devrim ortami, yenilgi agir. Gerçekten, 1848 yilinin Subat-haziran devrimiyle ilgili olarak bugüne kadar çok yazip çizmedik. Genellikle 1871’deki Paris Komü-nü’nün üzerinde durduk. Neden oldugu gayet açik, dünyanin ilk isçi devleti, topu topu yetmisiki gün için de olsa Fransa’nin baskenti ve kalbi Paris’te erk isçi ve emekçilerin elinde, sonradan gelecek olan devrimler için bir denek tasi niteliginde vb. Oysa 1848 devriminden o kadar söz etmedik.

Aslinda sade biz degil, Fransizlarin çogunda da, Fransa’da tam olarak neler oldugu, özelikle Paris’te, üzerine pek ayrintili bir bilgilerinin oldugunu görmedik. Özünde bunda pek sasilacak bir yan yok. Çünkü olup biteni ne kadar çok eselemeye baslarsaniz, burjuvazinin devrimi bastirmak için isçi sinifi ve emekçi halka ne kadar büyük bir kin ve gaddarlikla saldirdigini görecekseniz. insan kiyimi, Paris Komünü’nü hiç arat-mayacak düzeyde. Tabii durum böyle olunca da sözünü etmek yerine unutturmak, belleklerden silmek politikasi daha uygun gelmis burjuvaziye.

Ancak gelgelim, Marks’in iki yapiti var ki, her ikisi de dünya isçi sinifi yazininin en önemli yapitlari arasinda yer alirlar, hem de tam da bu dönemi (daha dogrusu 1851 Aralik ayinda Louis Bonaparte’in darbe yaparak kralligi yeniden kurmasina kadar olan dönemi) kapsar. Sözünü ettigimiz yapitlardan ilki Fransa’da Sinif Savaslari, ötekisi ise Louis Bonaparte’in 18.Brumaire’i (Brumaire dilimizde Brümer diye okunur. Birinci Fransiz cumhuriyetinin takviminde ikinci ayi olusturuyor ve 22 Ekim’den 20 Kasim’a kadar olan dönemi kapsiyor). Her iki yapitin da yazari Marks.

Bu yapitlarin konumuzla ilgili olmalarinin bir diger yönü de su ki, Fransa’da Sinif Savaslari, Fransa’da 1848 devrimi sürerken Marks’in kaleme aldigi bir dizi makaleden olusuyor. Sicagi sicagina yasanmakta olan olaylari Marks isçi sinifinin biliminin süzgecinden geçirip olanca duruluguyla aktariyor.

Engels’in yazdigi Haziran Günleri adli makalede de 22-15 Haziran tarihleri arasinda burjuvazinin Paris’te isçi ve emekçileri nasil kiyimdan geçirdigini anlatan en çarpici örnekleri bulmak olasidir. Marks ve Engels çesitli kez yapitlarinda Fransa’da meydana gelen devrimci patlamalarin her keresinde ‘‘sonuna kadar, tükenene dek’’ dövüsüldügünü belirtirler. Hiç çekinmeden söyleyebiliriz ki 1848 devrimi de böyle, sonuna dek yigitçe savasilan bir devrim olmustur isçi sinifi açisindan.

Böylesi kanli geçen bir devrimin ardindan kendilerini ingiltere’nin göreceli sakin ortaminda bulan Marks ve Engels ne yaptilar? Karsi devrimin egemen olmasiyla birlikte Avrupa topraklarinda yeni bir devrimci dalganin patlama olasiligi yok denecek kadar azalmistir deyip köselerine mi çekildiler? Tabii ki hayir! Tam tersine, karsi-devrimci dönemin fazla uzun ömürlü olmayacagini, ardindan hiçbir sorunu çözülmemis Avrupa topraklarindan devrimci patlamalarin yeniden gündeme gelecegini her firsatta tekrarliyorlar. Bu dönemde ise vakit kaybetmeden hazirliklarin ta-mamlanmasi gerektigini bikma-dan usanmadan vurguluyorlardi.

Londra’da Avrupa’daki karsi devrimin hismindan kendini kurtarmayi beceren epey Alman, Fransiz, Belçikali devrimci toplanmisti. Marks ve Engels bir yandan Komünistler Birligi’nin yeniden çalismalarinin hizlandirilmasini, diger yandan da edindikleri zengin deneyimler isiginda yasanan olaylarin yazili bir dökümünü yapmak istiyorlardi.

Diger bir sorun daha vardi ki, gün geçtikçe kendini daha fazla hissettirmeye baslayacakti. ikisinin de geçinecek paralari yoktu. Engels için sorun o kadar canalici degildi, çünkü bakmasi gereken bir aile yoktu, ayrica tekstil fabrikalari sahibi olan ailesi son çözümlemede yardima gelebilirdi. Marks’in durumu çok daha farkliydi: Hem çoluklu çocukluydu, hem de dönüp yardim isteyebilecegi kimsesi yoktu. Marks’in karisi Jenny Von Westphalen varlikli bir aileden geliyordu, ancak Marks’in basi Avrupa’nin çesitli ülkelerinde siyasal tutumu nedeniyle derde girdiginden beri herkes iliskisini en aza indirmis, bu arada Marks da Avrupa’nin çesitli ülkelerinden sinirdisi edile edile iki-üç valize kalakalmisti.Tabii tüm parasini da bu arada çikarttigi gazete ya da dergilerin finansmanina vermis, parasal sorunlarin, yayinin çikmasinda gecikme yaratmasina izin vermemisti. Simdi ise Londra gibi koca bir kentte parasiz pulsuz ne kadar sürecegi pek belli olmayan bir göçmenlik yasamina kendini hazirliyordu.

Bu dönemde Marks ve Engels’in birbirlerine gösterdigi dayanisma, dostluk, yoldaslik iliskisi herhalde esine ender rastlanan türdendir. Marks, ailesiyle birlikte ufacik bir dairede, çogu kez günlerce patates ve ekmek yiyerek yasamak savasi vermistir. Ancak bu zor kosullarda yaptigi, örnegin Louis Bonaparte’nin 18. Brumaire’ini kaleme almak, ekonomik arastirmalara hiz vermek olmustur.

Londra günlerinin sikintilari

Marks ve Engels’in yasaminda 1848-1849 devrimlerinin ne kadar önemli bir yer tuttugunu yukarida ve önceki yazimizda anlatmaya çalistik. Karsi-devrimin Avrupa’da devrimlerin ardindan estirdigi terör, basta Marks ve Engels olmak üzere tutuklama ya da sinirdisi etme politikasinin sonucu olarak Londra’da önemli sayida Alman, Fransiz, italyan, Macar, Polonyali, isviçreli göçmenler toplanmisti. Evet, Londra’da barikat savasi verilmeyecekti, ancak en az onun kadar ciddi olan bir yasama ve yeniden örgütlenme savasi verilecekti. Marks ve Engels, Komünistler Birligi’nin yöneticileri olarak kollari sivadilar. Bir yandan demokratik yigin örgütü araciligiyla siyasal siginmaci olan militanlarin günlük pratik sorunlarinin halledilmesiyle ilgilendiler, öte yandan da Komünistler Birligi’nin bagrindan yeserme emareleri gösteren çesitli küçük-burjuva siyasal akimlara karsi ideolojik savas vermeye devam ettiler.

Buradan da anlasilacagi üzere, Marks ve Engels’in ister Komünist Manifesto’da olsun, isterse diger yayinlarinda olsun gelistirdikleri isçi sinifinin bilimsel dünya görüsü konusunda Komünistler Birligi’nin içinde fikir birligi yoktu. 1844-1848 yillarindan gelistirdikleri ekonomik-siyasal görüslerini Komünistler Birligi’nin bagrinda egemen kilabilmek için Marks ve Engels’in kiran kirana bir ideolojik savas vermeleri gerekiyordu. Bunu yapabilmenin tek yolu, o ana kadar yazip çizdiklerini 1848-1849 devrimlerinden kazandiklari genis deneyimleri ve dersleri de gözönünde bulundurarak yeniden ele alarak daha da ilerletmek, saglam bilimsel temellere oturtmakti.

Londra’da siyasal siginmacilik döneminin ne kadar sürecegini kimsenin bilmedigi bir anda Marks ve Engels’e o anda günün dayattigi ve ertelenemez nitelikteki çalisma programi böyleydi. Gelgelelim böylesi yogun ve derinlemesine yapilmasi gereken bir çalismayi basariyla yürütebilmek için de zaman ve maddi sorunlardan bagimsiz olmak gerekiyordu. Yukarida da kisaca anlattigimiz gibi, ne Marks, ne de Engels maddi sorunlardan bagimsiz degildi, ikisinin de geçim savasimi vermeleri zorunluydu. Zaman konusuna gelince, Marks ve Engels küçük burjuva liberalleri gibi kendilerini günlük pratik devrimci çalismadan çekip ayirarak degil, komünist militan gibi, yani önce Komünistler Birligi ya da diger demokratik yigin örgütlerinin gerektirdigi çalismayi sürdürdüler, geri kalan zamanlarini da teorik çalismalara ayirdilar.

Maddi sorunlarin ne kadar yakici (özellikle ailesi oldugundan dolayi Marks için) oldugunu daha iyi anlayabilmemiz ve bunun çözümü için de Marks ve Engels’in bir yandan ne kadar yara-tici, bir yandan da ne kadar derin dostluklarinin oldugunu az da olsa açiklamak gerekiyor. Parasizlik özellikle Marks’i daha çok yipratiyor, çünkü hem ailece kalabaliklar, hem de Marks’in ingilizcesi her isi yapabilmek için yeterli düzeyde degil henüz. Hatta bir defasinda ingiz devlet demiryollarinda memur arandigini duydugunda müracaat eden Marks, el yazisinin okunakli olmadigi gerekçesiyle geri gönderiliyor. Bu arada iki çocugu da küçük yasta bakimsizliktan dolayi ölüyorlar. Marks’in üretebilmek için yasamasinin isçi sinifi ve komünistler açisindan yasamsal bir önemi olduguna inanan Engels, Londra’yi terkedip babasinin Ermen ve Engels adindaki sirketinin pamuk dokuma fabrikalarinda yönetim kadrosunda çalismak üzere Manchester’e yerlesmeye karar veriyor. Senelerdir birlikte çalismis iki yoldas için de bu ayrilik kolay degil. Engels tam yirmi yil kaliyor Manchester’da. Sabahtan aksama kadar fabrikada çalisip aksamlari da kendi teorik çalismalariyla birlikte Manchester’deki isçi derneklerindeki faaliyetlerini sürdürüyor. Birbirine gece ve gündüz gibi zit iki çalismayi olaganüstü bir kararlilikla götürmek her babayigidin harci degil. Hem de ailesinin tüm israrlarina, santajlarina ragmen. Engels bunu kendisi için de yapmiyor, Marks’in kapitalizmin ekonomik temellerini derinligine arastirabilmesinin maddi olanaklarini yaratabilmek için yapiyor. Kazandigi maasinin önemli bir kismini düzenli olarak Londra’ya Marks’a yolluyor yillarca, ta ki Marks kitaplarinin satislarindan ve yazdigi makalelerden elde ettigi gelirlerle kendi yasamini finanse edene kadar...

Engels’in özverileri bununla da kalmiyor: 1850 yilinin Kasim ayinin ortalarina dogru Manchester’e yerlesen Engels, maasini alip düzenli ve daha da önemlisi yeterli bir miktarda para yollayana kadar Marks da çalmadik kapi birakmiyor. Bunlarin içinde bir tanesi var ki, hem ortaya çikan ürün hem de Engels’in özverisinin ve de yoldasiyla dayanismasinin ne kadar üstün bir düzeyde oldugunu göstermesi nedeniyle deginmeye deger:

1851 yilinin yazinda Amerika’da basilan New York Daily Tribune gazetesinin uluslararasi haberler bürosunun sorumlusu Charles Dana’a, mektup yazarak gazeteye Marks’in düzenli olarak yazi yazmasini önerir. Öte yandan Amerikan proletaryasina dogrudan seslenebilmesinin olanakli kilanacagini düsünmektedir.

Ancak gel gör ki Marks, dügmeye bastin mi yazi çikaran türden degil Engels gibi, makale yazmasi ekonomik arastirmalarina ayirdigi degerli zamanin önemli miktarini alip götürüyor. Dahasi, Marks’in o andaki ingilizce bilgisi gazete makalesi yazacak düzeyde degil! Ne yapacak? Tabii imdada yetismesi için Engels’e sesleniyor. Ona alelacele yazdigi mektupta kendisine Almanya’da devrimle ilgili ingilizce bir makaleyi dergi için yazip yollamasini istiyor.

Engels sabahtan aksama kadar babasinin fabrikasinda çalismasina, aksamlari da kendisini yakindan ilgilendiren askersel stratejiler, felsefe, yabanci dil ögrenme (Engels tam 14 dilde yazi yaziyor ve konusabiliyordu) çalismalarina kendisini vermesine ragmen yoldasina yazdigi cevapta istenen yazinin ufak bir çerçevesini, içerigini istiyordu, o kadar. Ardindan da 1852 yilinin Ekim ayina kadar süren zaman içinde tam 19 makale yaziyor Engels, New York Daily Tribune için! Yazilar, Marks’in adiyla yayimlaniyor, ancak bunlari Engels’in yazdigini ikisinden baska kimse bilmiyor! Sözünü ettigimiz makaleler seneler sonra, 1996’da ‘‘Almanya’da Devrim ve Karsi-Devrim’’ basligiyla bir kitap olarak yayimlandi. Bildigimiz gibi dünya isçi sinifinin biliminin bas yapitlarindan biridir, ‘‘Almanya’da devrim ve karsi-devrim’’.

Engels’in bu gazeteye Marks adina yaptigi katkilar sadece bu 19 makaleyle de kalmiyor: 1861’e kadar süren on yil içinde, Marks’ in istegi üzerine, 120’den fazla makale yaziyor Marks imzasiyla. Bu yazilarin bazilarini Charles Dana bas makale olarak da kullaniyor, ancak Engels’in adi hiçbir zaman geçmiyor... Bunun disinda Marks’in bizzat kendisinin yazmis oldugu çesitli makaleleri de Almanca’dan ingilizce’ye çevirip yoldasinin maddi kosullarinin iyilesmesine katkida bulunuyor.

Bu olaganüstü tempodaki çalismayi o zamanin kosullarinda degerlendirip tartmamizda yarar var: ne telefon, ne faks, ne de elektronik posta var! Marks Londra’da, Engels ise Manchester’de yasiyor. Engels’in belli zaman süresine son derece itaat etmesi gerekiyor islerin düzenli yürüyebilmesi için: Yazilarin, çevirilerin belli günlerde belli saatlerden önce postaya verilmesi gerekiyor ki ertesi günü Marks’in eline geçsinler, Marks onlari degerlendirsin ve de imzalayip vakit kaybetmeden Liverpool kentinden Amerika’ya hareket edecek olan vapurun posta servisine ulastirabilsin. Engels bu zaman sinirlamalarina uyabilmek için çogu kez sabahlara kadar çalisip ertesi günü babasinin fabrikasinda çalismaya gidiyor, tüm dinlence ve hafta sonlarini Marks ile birlikte basladiklari arastirmalarla geçiriyor. Tabii bu arada sik sik görüsemedikleri için de yogun bir mektuplasma gidiyor, her konuda ve toplam yirmi yil boyunca! Marks ve Engels’in yazismalarini Lenin, ‘‘Marksizmin servet hazinesi’’ olarak niteler. Gerçekten de öyledir, hemen her konuda karsilikli fikir alisverisinde bulunmuslar, görüslerini gelistirmislerdir.

Marks ve Engels’in militanligiyla ilgili konulara ayirdigimiz yazinin bu bölümünde agirlikli olarak karsi-devrimi izleyen bir-kaç yil içinde yasam zorluklarina karsin iki komünist militanin vermis oldugu örnek savasimi, kisisel yasamlari biraz fazla öne çikarma egilimi de öne katarak ele aldik. Bundan sonraki yazimizda ise ayni dönemde Londra’da karsilastiklari örgütsel ve diger zorluklara karsi verdikleri savasimi sunacagiz.