YILDIRIM GIRNELI
Kibrisin Türk Ordusu tarafindan isgalinin üzerinden 24 yil geçti. Isgalle bölünen adada isgalin yarattigi fiili bölünmüslük sürüyor. Geçen 24 yillik sürede uluslararasi platformlarda aranan çözümler hiçbir düzelme saglamadi. Tam tersine geçen 24 yil bölünmeyi pekistirdi.
Bölünmeyi izleyen sürede TCnin destegiyle olusturulan KKTC, ayri bir devlet haline geldi. Her ne kadar da TC hariç, DÜNYA ÜZERiNDE BASKA HiÇBiR ÜLKE RESMi OLARAK TANIMASA DA, KKTC, ayri bir devlet olarak olusumlarini tamamlamistir. Kendi resmi polisi, ordusu, bürokrasisi, seçimli parlamentosu, hükümeti, cumhurbaskani ve yerel yönetimi vardir. Çok partili bir burjuva demokrasisi içinde yasama, yürütme ve yargi organlarina sahiptir. Sinirlari zor yoluyla da olsa çizilmistir ve bu sinirlar 24 yildir korunmaktadir. Hava, deniz limanlarina sahiptir ve topraklari üzerinde hükümranlik haklari vardir. Kendi nüfus cüzdani ve ayri pasaportu vardir. Türkiye disinda bir kaç ülkede daha resmi olarak faaliyet yürüten temsilcilikleri vardir.
KKTC devlet olarak olusumlarini tamamlamistir. Devlet görünüste her tür faaliyetini sürdürmektedir. Dis ülkelerle banka ve ticaret islemleri de sürdürüyor. Duruma daha yakindan bakildigi zaman olan nedir, bunu anlamaya çalisalim.
KKTC, içme suyundan telefonuna, postasindan bütçesine, ordusundan merkez bankasina, hava ulasimindan liman isletmeciligine, egitim sisteminden ticaretine ve para birimine kadar her seyi ile bir noktada gelip TCye baglanmaktadir. Türk ordusunun fiili korumasi altindadir. Distan bakildigi zaman bagimsiz gibi görünmesine ragmen pratikte her açidan yüzlerce çelik halatla Anavatana baglanmistir. Anavatan baglarini koparsa tek basina ayakta durmasi mümkün degildir.
KKTC kendine özgü bir takim özelliklere sahip olarak Türkiyenin bir uzantisi, onun bir parçasi haline gelmistir. Süreç çoktan tamamlanmistir. Askeri açidan büyük stratejik öneme sahip Kibris, Akdenizin ortasinda batmayan bir uçak gemisidir. TCnin, adanin kuzeyinde 35,000 kisilik bir askeri gücü konuslandirilmistir. Kuzey askeri anlamda TCnin bir üssüdür. Yasal hiç bir sinirlamasi da yoktur.
Ticarette en büyük pay TCnindir. Bunun disinda ingiltere basta olmak üzere pek çok ülke ile (israil ve Arap Ülkeleri dahil olmak üzere) ticaret yapilmaktadir. Endüstrisi, hafif endüstri temelindedir. isgalden bu yana, TCnin yaptigi yillik mali kakilarla bütçe açiklarini kapatmaktadir. Resmi para birimi TLdir. TC Ziraat Bankasi ayni zamanda KKTC merkez bankasidir. 200.000 diye belirtilen nüfusunun 1/3 ten fazlasi isgali izleyen dönem ve sonrasinda TCden çesitli vaatlerle oraya getirilip yerlestirilen ve bugün çifte vatandaslik tasiyan TC vatandaslaridir.
KKTC ekonomisi tamamen TCnin katkilariyla ayaktadir. KKTC ekonomik bagimliligin yaninda askeri ve idari olarak da tepeden TCye baglidir.Kendi seçilmis parlamentosu ve parlamentonun çikardigi bir hükümeti olmasina ragmen KKTCyi ilgilendiren sosyal-ekonomik-politik kararlar TCnin Kibrisa yerlestirdigi Kolordu araciligi ile TC tarafindan belirlenmektedir. MGK-KOLORDU-BÜYÜK-ELÇiLiK-KKTC CUMHURBASKANI -VE HÜKÜMETi BiR ELiN BES PARMAGI OLMUSTUR. Yönü MGK çiziyor, ötekiler uyguluyor.
Bir süredir Kibris ekonomisinin kendi öz kaynaklarini yaratabilmesi için de çesitli çalismalar yapilmaktadir. Bunlardan birisi bankacilikla ilgilidir. KKTC bankacilik yasalarina getirdigi kolayliklarla KKTCde banka kurup çalistirmayi çok kolaylastirdi. Pek çok TC bankasi küçücük bir yer olan KKTCde subeler açti. Onlarca yeni banka kuruldu ve çalisiyor. Bir tür kara para aklama islevi görüyorlar.
Turizm KKTCnin umut bagladigi bir diger önemli sektördür. Yurtdisinda yasayan Kibrisli Türkler ve TC vatandaslari en büyük kolu olusturuyor. Neredeyse 10 aydan fazla günesli döneme sahip olan KKTC bu alan-dan umutlu.
Turizme ek olarak asil olarak da TCde kumarhanelerin kapatilmasiyla kara para aklama mer-kezi olan bu oyun salonlari KKTCye tasindi. KKTC ekonomisine katki yapmasi bekleniyor. Bu alanin ana müsterileri TC vatandaslari ve Ortadogululardir. (israilliler basta geliyor.) KKTC, kara para aklama, sahte dövizleri piyasada temizleme, Avrupada çalinan arabalari temize çikarma, esrar-eroin ve beyaz kadin ticaretiyle de adini duyurmaya basladi. TC, çete-mafya baglantilarini ve ekonomi disi kaynaklarini aktarma amaciyla KKTCyi daha efektif olarak kullanma hesaplari içinde.
Özel üniversiteler. Özel üniversiteler de KKTC ekonomisine önemli katki yapmaktadir. Yabanci dille egitim yapan bu üniversiteler (ingilizce) agirligiyla TC ve Arap Ülkelerinden ögrencilere hitap etmekte olup, konut alaninda da yeni talepler dogurmaktadir. Bu yil YÖKe baglanan bu üniversitelere, Türkiyeden 40,000 yeni ögrenci yerlestirilmesi planlaniyor. Nasil bagimsiz bir ülkedir ki, üniversiteleri de YÖKe baglanmistir!
Bunlarin yaninda Kibrisin bütününün çok ciddi dogal bir sorunu vardir. Su sorunu. Gelecek yillarin olasi en önemli savas nedenlerinden birisi olabilecek suyu KKTC Türkiyeden saglama asamasindadir. Konu ile ilgili ciddi çalismalar yapildi ve yakin gelecekte KKTC Akdenizin altindan geçirilecek su borulari ile su sorununu TCye bagimli olarak çözüyor. Bu yolla getirilecek suyun, Rumlara ve Ortadoguya satilmasi projeleri var.
15 Aralik 1996 nüfus sayimi verilerine göre KKTCde durum söyledir: Bknz. Tablo I
Toplam Yüzde
Genel nufus: 200,537
( Not: Ayni dönemde Kibrisli Rum nüfusu 650,000 dir.)
KKTC uyruklu : 64,440 %81.99
TC uyruklu :31,997 %15.94
Diger ülke : 4,150 % 2.07
KKTC uyruklularda durum söyle: Bknz.Tablo II
Toplam Yüzde
Kibris dogumlu olanlar : 137,398 %68.5
TC dogumlu olanlar : 23,924 %11.93
Diger Ülke dogumlular : 3,138 %0.63
Bu % 68.5 lik oran içerisinde 1974ten itibaren adaya yerlesen Türkiyeli nüfusun KKTCde dogan çocuklarinin da sayildigini düsünürsek, gerçek Kibris kökenlilerinin sayisinin 100,000 dolayinda ya da altinda oldugu ortadadir. Çesitli uluslararasi kaynaklara göre de, 1963te 120,000 olan Kibrisli Türklerin sayisi bugün 80,000 dolayindadir. 1963 ve özellikle 1974 sonrasinda büyük bir yurtdisi göç olayi yasanmistir. Bu veriler de dikkate alindiginda, KKTCde yasayan nüfus içerisinde Kibris kökenliler %40 oranindadir. Böylece, isgalle birlikte ortaya çikan önemli bir sonuç, Kibrislilarin kendi evlerinde azinlik durumuna düsürülmeleri ve isgalci nüfusun adada çogunlugu saglamis olmasidir. Bu sonuç bile Kibrista yapilacak her tür anlasmanin TCnin istegi ve çikarlari ile ne kadar güçlü olarak baglandigini anlatmiyo rmu? KKTC nüfusunun çogunlugu artik Türk vatandasidir. Son günlerde KKTC vatandaslarina bir de TC vatandasligi verilmesi için tartismalar da yapiliyor.
Ekonomik verilerle ilgili bir örnek aktaralim. KKTC ekonomisi yeni kaynaklar yaratmaya yönlendirilmesine ragmen hala çok büyük agirligiyla her yil TCden aldigi yardimlarla ayakta durmaktadir. TC yardimlari KKTCyi kendisine öylesine muhtaç duruma sokmustur ki her ay sonunda TCden KKTCde çalisan memurlarin maaslarinin ödenmesi için para gelmesi gerekiyor. Paranin gelmesinde dogan en küçük bir gecikmede hiç bir memur maas alamiyor. Bu durumda KKTCli bakanlar Ankara hükümet koridorlarinda bu paranin verilmesi için bir tür dilencilik yapiyorlar.
KKTC yilda 30 milyon dolar TCye ihracat yapmakta, TCden ise yilda 280milyon dolarlik ithalat yapmaktadir. Denge TC yönünde. Ticarette TC diger ülkelere uyguladigi ekonomik kolayliklari KKTCye uygulamiyor. KKTCnin dünyaya açilabilmesi TC üzerinden mümkün oldugu halde bilinçli navlun uygulamalariyla KKTCde üretilen mallar, yetistirilen ürünler TC pazarlarinda bile rekabet edemez hale getiriliyor. TC bir yandan KKTC ekonomisine para basiyor ama diger yandan da KKTCnin ekonomisinin bütün degerlerini (turizm, diger ülkelerle olan ticaretten gelen girdiler vs.) ithalat yoluyla geri aliyor. Yapilan yardim, büyüyerek, Türkiyedeki kapitalistlere geri döndürülüyor. Akilsizca uygulanan Rum ambargosu da bu bagimliligin artmasinda ciddi rol oynuyor. Resmi Kibris Hükümetinin uyguladigi ambargoya dünyadaki pek çok ülke de dahil edildigi zaman zaten TCye bagimli olmanin ötesinde bir yol kalmiyor. En azindan yasayabilmek için baglanmak zorunda.
Bu durum ayrica KKTCden Kibrisli gençlerin her tür yolla göç etmesine de yol açiyor. Son olarak, 23 Nisan 1998de TC ile KKTC arasinda imzalanan yeni bir protokolla (AB sürecine resmi Kibris Hükümetinin dahil edilmesine tepki olarak) entegrasyonun tamamlanmasi hedefleniyor.
ilginç olan bir baska duruma daha örnek verelim. KKTCde burjuva demokrasisinin kurallari çalisiyor. Güçler ayrimi var. Yerel, genel, baskanlik seçimleri zamaninda yapilmaktadir. Kendi polisi, asker gücü var. Ancak her iki güç de, (polisin göreceli bagimsizligi biraz daha fazla olmak üzere) TC güvenlik güçlerine bagli. Örnegin Kibrista TC askerlerinin isledigi herhangi düzeydeki bir suça KKTC polisinin, makamlarinin müdahale, yargilama hakki yoktur. KKTC topraklarinda insandan arindirilmis ve tampon bölgeler olarak adlandirilan bölgelerde ortaya çikan ihlal olaylarinda yetkili yargi organi askeri mahkemedir. Askeri mahkemenin üç kisilik hakiminden ikisi sivil, birisi de askerdir. Verilen kararlar uluslararasi insan haklari raporlarina bile, askerin istedigi yönde oluyor diye yansimistir.
Seçimler de ise durum daha da komiktir. Zaten nüfus içinde Kibris kökenlilerin orani %40a düsmüs. Bu durum oy oranlarina da yansiyor süphesiz. Her düzey-deki seçim sonuçlarinda TC kökenli çogunluk nüfus belirleyici bir rol oynuyor. Yine bu alanda da Anavatanin onayi disinda ne seçilebilmek, ne de kendi programini uygulayabilmek mümkün. Haspel kader bir dönem koalisyona ortak olabilen Kibristaki sosyal demokrat parti bile, TCden farklilik tasiyan çözüm önerileri içeren programini TCnin kabul çerçevesi içerisine budayarak bir süre hükümete ortaklik yapabilmistir.
Cumhurbaskanligi seçimlerinde, Denktasin karsisina çikabilme cesaretini gösteren adaylar tehdit edilmis, seçmenler üzerinde açik baski uygulanmis, isgal ordusu ve onun yerel valilik organi TC Büyükelçiligi, açiktan müdahalelerde ve telkinlerde bulunup her defasinda Denktasin seçilmesini saglamistir.
KKTCde fasist hareket sürekli bir biçimde TC tarafindan beslenmektedir. Geçen yil MHP kongresini darmadagin eden Ülkü Ocaklari Baskani ne garip bir tesadüf ki 1990li yillarda KKTC vatandasligina alinmis ve 1995 yilina kadar da KKTCde güçlü bir fasist hareket örgütlenmesi isinde bizzat çalismistir. Fasist hareket köylere kadar örgütlenmistir.
Büyük çogunlugu ilerici ve sosyalist düsüncelere sahip kisi ve örgütlere yönelik 1989 yilinda baslatilan ve günümüze kadar süren 37 bombali saldiri yapilmistir. Bu saldirilarin tümü de faili meçhul! Yine 1992-96 arasinda KKTCde islenen toplam cinayet sayisi 21. Bunun 8i faili meçhul. Rakam belki küçük ama islenen cinayetlerin nerede ise %40i faili meçhul. Faili meçhullerin arasinda Kibrisli ilerici yazar Kutlu Adali da var. Uzi marka silah ile evinin önünde katledilmisti (Temmuz 1996da). Cinayetten 2 gün önce fasist Abdullah Çatli Kibrista idi. Olayi da TiT (Türk intikam Timleri) üslendi. Uzi silahi-Çatli-TiT faili meçhul bombalama ve cinayetler, Susurluk baglantilarini gözü-müzün önüne getiriyor. Yine 1994 yilinda Güney Kibrista Kibris Kürdistanla Dayanisma Komitesinin Baskani olan bir ilerici Rum, faili meçhul cinayete kurban gitti. Bu olayi, MiTin örgütledigini halk kendi arasinda açikca konusuyor.)
Sadece 1995te her tür masrafi ödenerek bizzat basbakan Çiller tarafindan 3000 fasistin KKTCye gönderildigi ve bu gelenleri de Denktas törenle karsiladi. isgalin yildönümünde sinirda Rum protestocularla kavga edenlerin ve Rum göstericileri öldürenlerin bu fasistler oldugu kavga sirasinda tasidiklari bayraklarindan belli oluyordu. (1996 da da, isgalin yildönümünde, TCden fasistler gemilerle bedava KKTCye tasindi.)
KKTCde Bostanci diye bilinen bölgede yasayan nüfus TCden ihraç edilen Kürt kökenlilerdir. Haziran 1998de fasistler, kahrolsun PKK sloganlari ile bu köyü basip yolda yürüyenleri, evlerinin önünde, kahvelerde oturan Kürt kökenli KKTC vatandaslarini terörize edip, onlarca insani yaralamislardir. Buna benzer olaylar KKTCdeki üniversitelerde de günlük olaylar haline gelmistir.
Tarihinde pek çok defa isgal edilen Kibris, 1878e kadar yaklasik 300 yillik Osmanli yönetimi altinda yasamistir. Ada, 1878de Osmanlinin gerileme dönemine denk düsen dönemde de ingilizlere altin karsiliginda kiralanmisti. TCnin 1923de kurulmasiyla TC Kibris üzerindeki hükümranlik haklarindan vaz geçmis ve ada 1960 yilinda bagimsizligini ilan edene kadar bir ingiliz sömürgesi olarak kalmistir. Kibrista ingiliz sömürgeciligine karsi Kibris halkinin baslattigi anti sömürgeci mücadele, ingiliz emperyalizminin klasik sömürgecilik taktiginin bir sonucu olarak böl ve yönet taktigi çerçevesinde yürütülmüstür. Bu sayede Kibristaki kurtulus mücadelesi daha basindan bölünmüs, bir kesim (Kibrisli Türkler) bu taktikle sömürgecilige karsi mücadelede ingilizlerin yedek gücü durumuna getirilmistir. Anti-sömürgeci mücadelede Kilise ve onun yaninda Rum burjuvazisinin basi çekmesi ile de bu mücadele, Türklere karsi ulusçulugu körükleyen bir diger etken olmustur.
Mücadele asil olarak Yunan burjuvazisinin aktif destegi ile 50li yillarda yükselmistir. O dö-nemde uluslarin kendi kaderini tayin hakki çerçevesinde yapilan oylamada (ada nüfusunun ¾ünün Rum oldugu dikkate alindiginda) Yunanistanla birlesme karari çikmistir. Enosis adi verilen belgi tam da bunu anlatir. Enosisin öne çikmasi Türk milliyetçiligini de azdirmistir. Enosise karsi taksim siari yükselmistir. Yunanistana baglanma yerine adanin bölünmesi. Bu belgi TCnin çikarlariyla denk düsüyordu. Sonunda Londra andlasmasiyla, ingilizlerin 100 yilligina Kibrista 2 önemli askeri üs elde etmesi karsiliginda, Türkiye-Yunanistan ve ingilterenin garantörlügünde (her üç ülke de sürekli olarak belli oranda asker bulundurmak kosuluyla) 1960 yilinda Kibris bagimsizligini ilan etti. Yeni cumhuriyetin anayasasi öyle yapilmisti ki, kisa sürede sorunlar çikardi. Toplumlarin veto hakkinin olmasi, yönetmeyi ve yeni yasalar çikarmayi zorlastiriyordu. Bu nedenlerle anayasada bir takim degisiklikler yapilabilmesi için baslayan ta-rtismalar silahli çatismaya döndü. Sonuçta 1964e gelindiginde artik araya yeni kan davalari girmis ve küçük ada üzerinde nüfusda savas nedeniyle yer degistirmeler olmus, Türkler bazi alanlarda güvenlik nedeniyle iç özerkligi olan ve iç denetimini sagladiklari bazi özerk bölgeler olusturmuslardi. Türkler bu yeni yapilanma üzerinde, bir özerk yönetim biçimi olusturdular. 1967 yilinda Yunanistandaki fasist darbe sonucunda Enosis yine öne çikti. Yeni çatismalar bu kantonal türdeki özerk bölgelerin daha da çogalmasini ve iç denetiminin güçlenmesini getirdi.
1970 yiliyla birlikte Kibris ekonomisinin yasadigi ekonomik patlamanin da bir sonucu olarak giderek güçlenmeye baslayan Kibris Rum burjuvazisi, Yunanistanla birlesme fikrine karsi bagimsizligini öne çikarmaya basladi. Toplumlar arasinda çatismalarin durdugu ve ekonomik ilerlemeden yavasça Türklerin de pay almaya basladigi bu kisa süre Kibrista halkin refah süresinin de hizla yükselmeye basladigi bir dönemdi.
Ekonominin giderek güçlenmesi toplumlar arasindaki iliskileri de güçlendiriyordu. Hizli kapitalist gelisme, hizla isçi sinifini da isyerlerinde birlestiriyordu. Hafif endüstri temelli fabrikalasma ve insaat sektoründeki patlama sinifi birlestirmeye yol açiyordu. Yerel Türk yönetiminin tüm baskilarina ragmen her geçen gün Türk isçileri de Rum sinif kardesleriyle daha iyi çalisma kosullarinda biraraya geliyor ve ayni sendikada örgütleniyordu.
Yine bu dönemde unutmayalim ki, Türkiye ve Yunanistan devrimci durum yasiyordu. Yunanistanda fasizm çözülme asamasindaydi. Türkiyede 1971 yilindaki fasizm denemesi de gerilemeye baslamisti. Türkiye ve Yunanistanda yükselmeye baslayan devrimci hareket ve sosyalizm fikirleri asil olarak bu ülkelerde egitim gören binlerce genci etkiliyor ve onlarin eli ile kendi ülkelerine ulasip yeni umutlar doguruyordu.
Kibrista isçi sinifi partisi Bolsevik devriminin ardindan kurulmustu. Ancak araya kan girmesi ile 1960 sonrasi dönemde Türklerin siyasete katilimi çok sinirliydi. ilerici Türkler Volkan isimli milliyetçi fasist yeralti örgütü eliyle katlediliyor, halk terörize ediliyordu. 1970li yillar Türklerin de ilerici bir parti kurmalarina yol açti, CTPyi kurdular. (Direkt olarak Türkiyedeki Devrimci mücadeleden etkilenen kadrolar eliyle kuruldu.)
Bu dönemde Kibris Rum kesimi içinde Yunanistandaki fasizmin yardimiyla fasist örgütlenme ve bagimsizlik isteyen Kibris hükümetini destabilize etme çalismalari artmaya basladi. Katliam ve sabotajlar yasamin bir parçasi haline getirildi. Son bir çaba ile Makariosun bagimsiz bir Kibris ordusu kurup, silah gücünü de Yunanistandan bagimsizlastirma girisimine fasist Yunan cuntasinin yaniti Kibrista fasist bir darbe girisimi oldu. 15 Temmuz sabahi baslayan fasist darbe Türkiyenin askeri müdahaleyi baslattigi 20 Temmuz gününe kadar binlerce bagimsizlik yanlisi Kibrisli ilerici Rumu katletti. Darbenin basariya ulasmasiyla birlikte, darbenin ilk günlerinde Türklere zarar vermemek için dikkat gösteren fasist darbeciler, müdahale zeminini de kolaylastiran, Türklere karsi bazi kitle katliamlarina giriseceklerinin ipuçlarini verdiler.
1963te çatismalari doruguna çikartan, o dönem Kibrista görevli bir Türkiyeli subayin esi ve çocuklarina karsi yapilan katliamda, bunu yapanlarin Türkler oldugu bu gün daha rahat söyleniyorsa, 1974te Türklere karsi yapilan bazi katliamlari da fasist yeralti Türk örgütlerinin müdahale olsun diye yaptiklari yönünde ciddi kuskular vardir.
Türklerin can güvenligini saglamak ve darbe ile devrilen yasal Kibris Hükümetini yeniden göreve getirmek için yapilan Türk müdahalesi bu tür katliam girisimleri nedeniyle, 16 Agustos 1974te daha büyük olçekli bir ikinci müdahaleyi yaparak ve bunun sonucunda da nüfus degisimini de saglayarak (bu arada binlerce Rumu teslim aldiktan sonra topluca katlederek) bu günkü sinirlari çizmis oldu.
Sosyal demokratlar emperyalist yüzlerini bir daha göstermisler ve operasyonun amacinin artik degistigini ve yasanan katliamlardan sonra iki halkin artik bir arada yasayamayacagini ve adanin da artik fiilen bölündügünü açiklamislardir.
Vatandaslarinin can güvenligini saglamak ve yasal hükümeti isbasina getirmek amaciyla baslayan askeri harekat kisa sürede bir isgale dönüsmüstü. Fetihçiligin de getirdigi tarihsel geleneklerle halkin ve Kibris ekonomisinin isgal bölgesinde kalan olanaklari çok kisa sürede talan edildi. isgali dönüssüz kilmak için de Rum nüfustan bosaltilan evler ve is yerleri bir kismi Kibrisli Türklere (bazilarina savasta gördükleri zarar karsiligi, bazilarina da gösterdikleri kahramanliklar karsiliginda) ve savasta yer alan Türk askerleri ve ailelerine, Türkyeden buraya göçü de tesvik edecek biçimde dagitildi. Kibris halkinin Türkiyeden en az üç kez yüksek olan kisi basina düsen geliri, Türkiye düzeyine çekildi. Büyük zarara ugrayan Rum kesimi ise isgalden bir kaç yil sonra gelir düzeyiyle isgal öncesi dönemi yakaladi, bugün ise kisi basina düsen yillik geliri 14,000 dolar dolayindadir.
Verilere bakalim: Bknz. Tablo III
Kibrista iki toplumun karsilastirmali verileri
Rakkamlarin sol tarafindaki Guney Kibris'i, sol tarafindaki Kuzey Kibris'i anlatmaktadir.
1994 Kisi B.D.G.(Dolar)11,350-3,000> Büyüme Orani %5 - Rakkam yok Enflasyon %5-%212 Issizlik %2.7-rakkam yok
1995 Kisi B.D.G.(Dolar) 12,500 -3,300 Büyüme Orani %5-%2.7 Enflasyon %2.6-% 72 Issizlik %2.6
1996 Kisi B.D.G.(Dolar) 13,580-3,450 Büyüme Orani %1.9-%-1.1 Enflasyon %3-% 87 Issizlik %3.1
Kibris Rum ekonomisi asil olarak servis endüstrisi ve turizme dayaniyor. Manifaktür üretimi azalma egrisi izliyor. Tarim ise çok küçük bir yer tutuyor. (GSHnin % 21ini turizm sektörü sagliyor. Toplam isgücünün % 27si bu sektörde çalisiyor. Çalisma saatleri özel sektörde 39 saat, kamu sektöründe kisin 37.5 yazin ise 35 saattir. Asgari ücret 1996da 484 dolar idi. Sendikali çalisanlarda ise bu miktar çok daha yüksektir. Toplam çalisanlarin % 80i sendikalidir.
KKTCde ise ekonominin asil olarak Türkiyenin yardimlarina dayandigini daha önce belirtmistik. Bunun yaninda Güneye kiyasla daha düsük turizm ve göreceli olarak daha büyük tarima dayali ekonomisi var. Fabrika üretimi ise zayiftir. isgücünün önemli miktari kamu sektöründe çalisiyor. Çalisanlarin % 50-60 dolayi (özel+kamu) sendikali olup 1996 yili ortasinda asgari ücret 150 dolar dolayindaydi. Ancak niteliksiz isgücü için aylik ortalama 267 dolardi. Yüksek enflasyon nedeniyle 2 ayda bir artis sistemi uygulanmaktaydi (1996 yilinda). Çalisma saatleri kisin 38, yazin ise 37 saat olarak belirlenmis olup buna uyulmaktadir. KKTCde, % 25ini Türkiyeden getirilen geçici isçilerin olusturdugu bir kaçak isgücü vardir. Bu isçiler hem düsük ücretle, hem de her an sinir disi edilme tehlikesi dolayisiyla çok kötü kosullar altinda çalistirilmaktadirlar. Bu durum, KKTCde halen var olan Türkiyeli Kibrisli ayrimini da iyice körükler hale gelmistir. Kaçak isçi akini sinif hareketinde de benzer sorunlar dogurmaktadir.
isgal ve onu izleyen talan ve Türkiyeden nüfus aktarimi adadaki bölünmeyi kalicilastirmak için yapilan bir uygulamaydi. isgalden kisa süre sonra, önce geçici bir Federe Türk devleti kurulmus, 1983 yilinda da Rumlar anlasma istemiyor diyerek, Türkiyenin istegi ile, Bagimsiz KKTC ilan edilmistir. O gün bu gün bölünmüslük, geçen süre içerisinde bilinçli olarak derinlestirilerek sürdürülmüstür. Bu gün de Türkiyeye resmi ilhak konusulmaktadir. 23 Nisan 1998 TC-KKTC arasinda imzalanan bütünlesme deklerasyonunun ardindan TC Hükümeti adina açiklama yapan Bülent Ecevit, KKTC sonsuza kadar yasayacaktir. Ancak savunma ve dis iliskilerini TC yürütecektir diyor.
1959 ve 1960 yilinda inzalanan Zürih ve Londra Andlasmalari ile Kibrista sömürgecilige son verilmis ve 3 ülkenin (Türkiye-Yunanistan-ingiltere) garantörlügünde Bagimsiz Kibris Cumhuriyeti ilan edilmisti. Anayasal degisiklikler amaciyla baslayan tartismalar toplumlar arasi çatismalara dönüsmüs ve 1974 yilinda önce fasist darbe (15 Temmuz 1974) ve 5 gün sonrasinda da Türkiyenin isgali olmustu. (20 Temmuz 1974.)
isgalin ardindan ilk ciddi toplumlar arasi andlasma, 1977 ve 1979 yilinda Makariosla Denktasin vardigi andlasmadir. Bu andlasmalara göre 2 toplumlu, 2 bölgeli federal bir Kibris Cumhuriyetinin kurulmasi kabul edilmisti. Geriye detay noktalarin görüsülüp, baglanmasi kaliyordu.
O günden bu güne köprülerin altindan çok sular akti. Makarios bu andlasmalardan bir süre sonra öldü (zehirlenerek öldürüldügü söylendi.) Denktas ise hala KKTCnin cumhurbaskani. Prensip olarak çerçevesi baglanmis andlasmanin ne halse bir türlü detaylari baglanamadi ve sonuçta 1983te Kibris Türk Federe Devleti bagimsizligini ilan etti ve adini KKTC olarak degistirdi. O gün bu gündür de yeni Türk tezi, 2 devletli bir güçsüz ada modeli oldu.
Son dönemde Ortak Pazar üyeligi ile isler iyice kizisti. Bir de buna S300 füzeleri krizi eklendi. Kibrisin (Güneyin) önümüzdeki yildan itibaren AB üyeligi sürecinin baslatilacagi ve bu durumda KKTCnin dislanacagi için buna tepki olarak KKTC, Türkiye ile entegrasyon karari aldi. O da bu süreci isletiyor.
Basta ABD ve ingiltere olmak üzere çesitli ülkelerinin ve BMnin Kibris sorununun barisçil yollarla çözümü için pek çok girisimi olmustur. Bu girisimler sürüyor. En azindan gazetelere yansiyan bilgilerden, bu yolda bir arpa boyu yol alinmadigi ortada. Ayrica, Yunanistan ile Türkiye bir de Kibris yüzünden devamli savasmakla birbirini tehdit ediyorlar. Hele son füze krizi bölgeyi iyice isindiracaga benziyor. Güneye yerlestirilecek Rus yapimi füzeler ve bunlarin radar sistemleri ile Akdenizde her tür uçusu kontrol altina alabilecek olan Güney Kibris böylece bir de diger radar sistemlerini de bozabilecek. S300 füzeleri ile Türkiyenin Güney bölgeleri menzile girmis oluyor. Türkiye hemen füzeleri vuracagini açikladi. Simdilerde ise füzeleri etkisiz hale getirebilecek bir karsi gücü Kuzeye yerlestirebilecegini açikladi. Agustos sonunda Rus füzelerinin adaya gelmesi bekleniyor. Bu bekleyis Akdenizde güçler dengesinin degismesini istemeyen ABD ve ingiltereyi de huzursuzluga itiyor. Çünkü, füzeler araciligi ile Rusya da Akdenize açilmayi planliyor. Yani adada ve çevresinde büyük güçlerin hegemonya savasi sürüyor.
Her iki toplum içerisinde ilerici çevreler, BMlerin de destegi ile, toplumlar arasindaki karsilikli alis verisi, görüsmeler, ziyaretler, Güneye günü birligine çalismak için gitmeler, konserler araciligiyla ve yurtdisinda çesitli vesilelerle iki halki biraraya getirmeye çalisiyorlar. Unut-mayalim, sinir çizilmesinin üzerinden 24 yil geçti. O gün dogan çocuklardan ne Türkler Rumlari, ne de Rumlar Türkleri gördü. Yüzlerce yil birarada yasamis olan iki toplumun yeni nesilleri artik ayri yasayan ve geçmisi bilmeyen insanlar olarak büyüyor. Birlikte yasamis olduklarini annelerinden, ninelerinden dinliyorlar. Bütün bunlar da sorunun çözümünde objektif zorluklar olarak her geçen gün artiyor.
Akdenizin ortasinda halklarin birada kardesçe baris içinde yasadigi bir ada olmasi gereken Kibris bu gün taraf ülkelerin çikarlari ve milliyetçi duygular temelinde bölünmüstür. Yasanan savaslar Kibris halkinin ikiye bölünmesini saglamistir. Bu gün adanin 1/3 ünden fazlasi TCnin kontrolu altindadir. Kendi halkini inleten TC elbette Kibrisa özgürlük götüremez. Kuzey Kibris giderek içte bir noktaya kadar özerk ama tamamen TCnin kontrolunda ve giderek TCye resmi olarak katilma asamasina gelmistir. TCdeki her gelisme KKTCyi de etkiliyor. Türkiye devrimci haraketinin kendi ülkesindeki basarisi KKTCye de yansiyacak ve halktan yana gerçek çözümlerin buraya da gelmesini saglayacaktir. Türkiyeli devrimci ve komünistler kendi ülkelerindeki sömürgeci burjuvaziyi alasagi etmek için savasirlarken, kardes Kibris Türk ve Rum halklarinin özgürlük mücadelelerine de büyük katki yapacaklardir. Kibris sorununun çözümü bu açidan kopmazcasina Türkiyedeki sinif mücadelesinin gelecegiyle de çok yakindan baglidir. Enternasyonalist komünistlerin görevi, halklarin özgürce kendi geleceklerini belirleyebilecegi ortamlari yaratabilmek için de kendi burjuva düzenlerini yikip yerine halk ikdidarlari kurmaktir.
iste bunun bilincinde olarak bir kez daha Kibristaki isgali lanetliyor, her tür emperyalist müdahalenin son bulacagi, emperyalist üslerden ve askerden arin-dirilmis, halklarin kendi geleceklerini özgürce belirleyecekleri bir Kibris için mücadele bayragini yükseltelim.
isgalin 24.üncü yildönümünde Kibris ve sorunda taraf olan Yunan halklariyla enternasyonalist dayanismayi yükseltmek gerek.
Anti-sömürgeci mücadelenin de, isgalci ülkedeki sinif hareketiyle koordineli yürümesi gerekiyor. Ortak düsmana birlikte vurmak zafer olasiligini büyütür. Kibristaki devrimci güçlere ve Türkiye devrimci hareketine bu açidan ciddi bir sorumluluk düsüyor. Sömürgecilige karsi mücadele ile devrim mücadelesinin savasim birligini saglamak günün önemli görevlerinden birisidir. KKTCde yükselecek ve sinif hareketi ile koordineli ilerleyecek bir mücadele metropolde de krizlere yol açabilir. Görevimiz büyüyerek ve genisleyerek sürüyor.